..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Güzel birşeyin fazlası harika olabilir -Mae West
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Söyleşi > Hilâl Erboyacı




21 Kasım 2011
Türk Edebiyatında Sonbahar/ XXI. Uluslararası Kıbatek Edebiyat Sempozyumu  
Türk Edebiyatında Sonbahar/ XXI. Uluslararası Kıbatek Edebiyat Sempozyumu

Hilâl Erboyacı


XXI. Uluslararası Kıbatek Edebiyat Sempozyumu/ Edebiyatta Sonbahar


:AGEH:

Birinci Bölüm



‘’Türk Edebiyatında Sonbahar ‘’bahsine geçmeden önce bir şarkıyı hatırlayalım birlikte. Ben yaşlardakilerin ya da benim yaşıma aşağı yukarı yakın olanların unutamadığı Yıldırım Gürses’e ait bir şarkı:

Düşen bir yaprak görürsen
Beni hatırla demiştin
Biliyorsun ben seni
Sonbaharda sevmiştim

Her sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarda
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma


Öyle ya güfteler de edebiyatın bir parçası. İnsan duygularını biçimlendiren zaman, mekan kavramlarının yanı sıra, yaşadığı olayların bıraktığı psikolojik etkileşim de zamanı ve mekanı değerli/ değersiz kılar. Yıldırım Gürses’in şarkısında Sonbahar, sevgiliyle güzelliklerin yaşandığı mutlu bir mevsimdir. Bu nedenle sonbaharın bıraktığı duygular, özlenen ve hatırlanan güzelliklerdir.

‘Sonbahar ‘ deyince Türk edebiyatının önemli romanlarından söz etmeden geçmek olmaz. Örneğin ‘’Eylül’’… Mehmet Rauf’un edebiyatımıza kazandırdığı ilk psikolojik roman olarak kabul görür. Romanın ana kahramanları Suat ve Süreyya’nın mutluluk arayışları; Suat’la, Süreyya’nın en yakın arkadaşı Necip arasında başlayan platonik aşk; Eylül ayında Suat’ın Necip’ten uzaklaşıp, sonbaharla özdeşleştirilerek yaprak dökümü yaşadığı bir acıya dönüşür. Zamanın ‘’Eylül’’ olarak belirlenmesi tesadüfî değildir. Bildiğiniz gibi, bu büyük aşk köşkte çıkan yangında, Necip’in canı pahasına kendini alevlerin arasına atmasıyla sonlanacaktır.

Bir başka roman, Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü… Ali Rıza Bey’in hazin sonunu anlatmaya gerek yok sanırım. Teker teker hüsrana uğrayan çocuklarının ve ailesinin sonbahar yaprakları gibi dökülüşünü Ali Rıza Bey’in yavaş yavaş tükenişiyle anlatır roman.

Tuna Kiremitçi’nin son günlerde adından çok söz edilen’’Selanik’te Sonbahar’’ adlı romanı, bir ulusun doğmasını engelleyecek bir suikastı işler. O suikasta uğramasa lider olacak bir asker ve gerçekleşmesi ölüme bağlı bir aşk... Atilla, Fikriye ve Lütfiye…’Dışarıda bulutlu, ruhları ezen bir sonbahar. İçinde mektuplar, dışında elma, i-pod ve ıvır zıvır olan çantamla babamın canlı halini son kez gördüğüm yere doğru hızlı hızlı yürüyorum.’ Tuna KİREMİTÇİ, ‘Selanik’te Sonbahar’ romanında Sonbahar temini postmodern bir bakış açısıyla tüm kahramanlarına yükler.. Paşa da dahil olmak üzere üzerlerinde dolaşan bulutlar bunaltıcıdır. Romanda Atatürk’süz bir Türkiye’nin ve Cumhuriyeti inşa edememiş bir ulusun geri kalmış bir Osmanlı olarak sürdüğünü, bir müddet manda yönetimi ile yönetildiğini ve sonra kendi haline bırakıldığını ve kendini yönetemez bir ülke haline geldiğini görüyoruz.

Pınar Kür’ün ‘’Sonuncu Sonbahar’’ adlı romanı; Erhan Bener’in denemelerini topladığı ve ince bir mizah anlayışıyla yazdığı ‘’Sonbahar Yaprakları’’; Yılmaz Karakoyunlu’nun Şeyh Bedrettin’i anlatan ‘Serçe Kuşun Sonbaharı’; 6-7 Eylül Olayları’nı, Rum, Ermeni, Yahudi azınlıkların ülkelerini terk etmek zorunda kalışlarını, kendine has üslubuyla roman kurgusu içinde anlattığı ‘Güz Sancısı’ Sonbahar temasını içselleştiren eserler arasında sayılabilir.

Sait Faik Abasıyanık, ‘’Bir Sonbahar Akşamı’’ öyküsüne: ‘’ Nedir bu kuş, bilmem ki? Sonbaharda bulutlar turunç renklidir Sonbaharda yapraklar konuşur Lodoslu İstanbul denizi ne baş döndürücü şeydir! ‘’diyerek başlar. Maksadı sadece bir bıldırcını anlatabilmektir. Bir bıldırcına olan sevdasını, tutkusunu… Öyküsünü şöyle bitirir:’’Sensiz sonbaharın ne tadı olabilir? Bir adamın, onları iplere dizmiş götürdüğünü gördüğüm zaman, içimde ürpertiler belirir "Milyonla geride bıraktıkları fedailere rağmen, acaba gidecekleri yere gidebilirler mi?" derim’’ Sonbahar, Sait Faik için bıldırcına olan tutkusuyla güzelleşir; Sonbahar, hüzne değil, tutkuya işarettir.



Tüm bu eserlerin ‘Sonbahar’ temine yaklaşımında yazarın kişisel bakışıyla biçem kazanan bir farklılık arz ettiğini görüyoruz. Roman ve öykünün durum ya da olay perspektifinde hüzün, ölüm, yaşlılık, çöküş anlamına gelebileceği gibi mutluluk, özlem, güzellikler, yaşama aşkı gibi anlamlar taşıyabileceği anlaşılıyor. Bir imparatorluğun, bir ailenin, yaşamın, fikrin, aşkın giriş- gelişme- sonuç bölümlerinden, gelişme bölümünün sonundan sonuca varan ince bir çizgidir Sonbahar… Düşen kızıl ve sarı yapraklarsa bu anın resmedilmesinde, sembolleştirilmesinde can alıcı bir im olarak karşımıza çıkar. Tıpkı akşamın gelişini ifade eden tan vakti gibi…

************************************************************



İkinci Bölüm

Halk Şiirimizde ve Divan Şiirimizde Sonbahar

Şiire gelince; Sonbahar temasının Halk Şiirimizden çok Divan Şiirimizle içselleştiğini ve daha çok kullanıldığını görüyoruz.

Karacaoğlan’ın şu dizelerinde gördüğümüz gibi:

‘Aşam dedim, karlı dağlar başından
Yüce dağlar koç yiğide dağ m’olur
Ağrır bedenim, sızlar yaralarım
Bu yarayı çeken yigit sağ m’olur’ ….ya da:

‘İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye’….

gibi dizelerinden de gördüğümüz gibi kış teması; acının, sıkıntının, mutsuzluğun, umutsuzluğun sembolüdür.

Erzurumlu Emrah’ın şu dizelerinde:

‘’Gene bahar oldu, açıldı güller

Bülbülü Şeydalar bağlarda gezer

Bir saçı Leyla’ya meyil verenler

Elbet mecnun olur, dağlarda gezer…’’



Ya da Gevheri’nin şu dizelerinde:

‘’Tazelendi âlem nevbahar oldu

Gel sevdiğim senin ele gidelim

Açıldı her taraf sebzezar oldu

Gel efendim Şam’a doğru gidelim’’

gördüğümüz gibi ilkbahar ve yaz mevsimi umuda daha açıktır. Bülbülün güle tutkusu ancak bu mevsimlerde dillenir, şair de bülbülle hemdem olmanın zaman zaman hüznünü zaman zaman mutluluğunu bu mevsimlerde yaşar.



Erzurumlu Emrah’ın:

‘’Hazan ile geçti gülşeni butsan

Eyler dertli bülbül zâr garip garip

Haraba yüz tuttu bezmi gülistan

Ağla şimden geru var garip garip…’’

gibi bazı örneklerinde işlenen ‘hazan’ konusu çok yaygın olmamakla birlikte yine hüznü, acıyı ve ayrılığı anlatır.

Divan Şiirimize gelince, ‘hazan’ yine hüznün sembolüdür. Özellikle kasidenin nesip bölümlerinde ‘Hazaniye’ adını alan Hazan, betimlemelerle canlılık kazanır. Örneğin Fuzulî:

Kat’ edip fasl-ı hazân âb-ı revân şirâzesin

Nüsha-i gül-zârın evrakın perişan eylemiş

(Hazan mevsimi, akarsuyun gidişatını bozup gül bahçesi kitabının yapraklarını perişan etti.) derken Sonbahar yağmurlarının gül bahçelerini dağıttığını söyleyerek farklı ve suçlayıcı bir bakış açısı geliştirir.

Bağdatlı Ruhî de şu beytiyle hak verir Fuzulî’ye:

Âşiyânsuz n ’eylesün gülşende bülbül Rûhiyâ

Derd-mendün eylemiş bâd-ı hazân evin harâb

(Ey Ruhî bülbül gül bahçesinde evsiz barksız ne yapsın? Zavallı, dertli bülbülün evini hazan rüzgârı harap etmiş)

Çünkü Divan şiirinde gül ve bülbül, olmazsa olmaz mazmunlardandır. Gülün ve bülbülün perişan olması hazana karşı duyulan öfkenin nedenini oluşturur. Zaman zaman ‘köhne bahar’ diye adlandırılır Sonbahar.

Keçecizâde İzzet Molla:

‘’Bir mevsim-i bahârına geldik ki âlemin

Bülbül hamûş, havz tehî, gülistan harâb’’

( Bu alemin öyle bir bahar mevsimine geldik ki, bülbül suskun, havuz boş, gül bahçesi harap.) diyerek zamandan şikayetini köhne bir baharla açıklar.



Nabî’nin:

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem baharın görmişüz

Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmişüz

(Biz bu dünya bağının hem hazanını hem baharını görmüşüz, biz sevincin de kederin de zamanını görmüşüz.) diyerek hazanla, hüzün ve acıya işaret etmesi Sonbahar mevsimine yine aynı anlayışla baktığının ifadesidir.

Halk şiirinin doğaya açık, yalın ama derin felsefi bakışı içinde kış ve yaz aylarının daha keskin çizgileri ortaya koyması; Divan şiirinin ise sevgiliye, aşka, tasavvufa, sosyal olaylara bakışındaki ince, zaman zaman karmaşık, zaman zaman aşikâr bakış açısını sonbahar, köhne bir bahar oluşuyla daha güzel ortaya koyar.

*****************************************************************

Üçüncü Bölüm

Belki de Türk şiirinde Sonbahar teması Batı Edebiyatı etkisinde gelişen Türk şiirinde gerçek değerini Sembolist ve Empresyonist anlayış içinde bulur. Sembolistlerin hayata bakışlarındaki karamsarlık, sembollerle dış dünyayı betimleme ve algılama arzusu için sonbahar en uygun mevsimdir.

Paul Verlaine, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği şiirinde sembolizmin Sonbahara bakışının en güzel örneklerinden birini verir:


‘Hâtıralar, ne istersiniz benden?… Sonbahar… Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar .Güneşten ölgün ve soluk bir ışık vurmada. İçinde poyrazlar esen sararmış ormana. Yapayalnızdık, yürüyorduk, türlü hülyalarda, Saçlarımız ve düşüncelerimiz rüzgârda. Çevirip güzel gözlerini bana: “Hangisi? En güzel günün” diye sordu o billur sesi. Bir melek sesi kadar tatlı, o kadar derin. Hafif bir gülümseyiş cevap verdi sesine, öptüm ellerini, ibadet edercesine.’

— Ah! İlk çiçekler! Ne güzel kokuları vardır! Ne kadar sevimli bir mırıltıları vardır! Sevilen dudaklardan çıkan ilk evet’lerin!

Sembolizm edebi akımının önemli isimlerinden Charles Baudelaire, ‘’Alıp Götüren Koku’’ adlı şiirinde:

‘Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker
Dalarım, gözlerimden mesut kıyılar geçer
Hep aynı günün ateşi vurur sularına’ …

derken sonbaharın ve akşamın gizemini büyülü bir atmosfere çevirir, sözcüklerle resmeder.

Paul Verlaine:

‘ŞİİR SANATI
Musiki, her şeyden önce musiki;
Onun için tekli mısradan şaşma.
Kıvrak olur, erir havada sanki;
Ağır aksak söylenişe yanaşma.
Kelime seçerken de meydan senin;
Bile bile bir nebze aldanmalı.
Dumanlısı güzeldir türkülerin;
Öyle hem seçik olsun hem kapalı.
Güzel gözler tül ardında görünsün
Gün ışığı titremeli şiirinde
Ak yıldızlar maviliğe bürünsün
Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde… ‘

şiirinde flu bir resimden, derinden ruhumuza işleyen bir musikinin büyüsünü sonbahar mevsiminin sisli ve bulutlu havası içine yerleştirir.

Bizim edebiyatımızda Sembolist akımdan etkilenen; Ahmet Haşim, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar v.b. isimler bu konuda en çarpıcı örnekleri verirler:

Ahmet Haşim’in:

‘Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...



Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?



Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...’



şiirinde Sembolistlerin hayata bakışı ve gizemi sonbahar ve akşam sembollerini kullanarak

en çarpıcı biçimiyle ortaya çıkar.

Ahmet Muhip Dranas:



Yağmur, Gül, Eller, adlı şiirinde:



‘Yel yapraklarımı savurur,
Dört yanım yağmurla örtülü;
Güz vaktim gerçek ya, ne yağmur!’

diyerek yağmurla sonbaharı özdeşleştirir.



Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş şiiriyle Sonbahar, acıtır içimizi:



‘Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?’



Ahmet Hamdi Tanpınar Sonbahar adlı şiirinde:



"Durgun havuzlara işlesin bırak
Yaprakların güneş ve ölüm rengi,
Sen kalbini dinle,ufuklara bak.
Düşünme mevsimi inleten rengi
Elemdir mest etsin ruhunu yeter
Eser rüzgarların durgun ahengi.
Yan yana sessizce mevsimle keder
Hicrana aldanmış kalbimde gezin
Esen rüzgarlara sen kendini ver."



diyerek hüzünden ve melankoliden uzaklaştırır Sonbaharı. Sonbahar gelse de hayat hissettiklerimizden ibarettir. Duygularımız ve yüreğimiz güzelliklerle dopdolu olursa mevsim bu güzellikleri etkileyemeyecektir. Şu ana kadar olan tespitlerimizin içerisinde altını çizmemiz gereken bir söylem bu. Tabiatı algılayış biçimimizdeki öznellik de buradan kaynaklanmaktadır.

Parnasizm’in temel ilkesi gerçekçiliktir. Şairin bütün amacı doğada var olan güzellikleri gerçekçi şekilde aktarmaktır. Bu nedenle Sonbahar Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘Sonbahar’ şiirinde gördüğümüz gibi aşikâr gözlerimizin önünde resmedilir.

‘Fani ömür biter,bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.

Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.’

1940 sonrası şiirimizin önemli isimlerinden biri de Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Bedri Rahmi, aynı zamanda bir ressam olduğu için şiirlerini yazarken bol renkli, canlı betimlemeler kullanır. Biçim ve konu yönünden Garipçilere yakın bir anlayış içinde; ancak bir resim estetiğinde şiirler yazar. Doğa ve insan doğal ve yerli bir atmosferde birliktedirler şiirlerinde. Sonbahar onun şiirlerinde şöyle biçimlenir:

‘Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yâr yâr ….Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar’

‘Sonbahar Geliyor’ adlı şiirinde ise Cahit Külebi serçe için duyduğu endişeden söz ederken, somutla soyut arasında lirik bir anlayışla şairane bir gezinti yapar:

Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Rüzgâr başka çeşit esecek
Yağmurlarla ıslanacaksın.

Halbuki ne kadar sıcaksın!

Edebiyatımızda Maviciler adı verilen grubun en önemli ismidir Atilla İlhan. Atilla İlhan’ın sosyal realizminin egemen olduğu şiirlerde duygu ve romantizm ön plandadır. ‘Adım Sonbahar’ bunlardan biri:

‘Nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar’

Sosyal Gerçekçi’lerin en önemli ismi olan Nazım Hikmet, gerek manzum öykülerinde gerekse destanlarında, Türkçenin olanaklarını zorlamış, eski ve yeni edebiyatın tüm öğelerinden yararlanmış, özellikle son dönem şiirlerinde insan sevgisine ulaşan, özümlenmiş bir şiir anlayışı geliştirmiştir. ‘Güz’ şiirinde:

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...

Bir bunaltı ve sıkıntı edebiyatı olan Varoluşçuluk da Sembolizm ve Empresyonizm kadar konu ve duygu itibariyle sonbaharı işlemeye ve imge olarak kullanmaya müsaittir. (Demir Özlü’yle ilgili tespitlerini Sayın Metin Turan dile getirecekler.) Ben İkinci Yeni şiirinin sonbahara bakışından kısaca söz etmek istiyorum:

Egzistansiyalizmin yani Varoluşçuluk akımının izlerini taşıyan özellikle İkinci Yeni şiirinde de Sonbahar temi farklı biçimlerde işlenir:

Cemal Süreyya kendi biçemiyle anlatır Sonbaharı :

Sevdiğin kentlerin selamı sanki
Sülüs kamyon şoförleri
Kufi hamallar

Anılar hep sonbaharda gibidir
astrakan gecede
süt yıldızlar

Ne varsa yarım kalmış, geleceğindir
Bir kez girilmiş sokaklar
Açılmamış kapılar

Bilir misin iki kökeni var hüznüniyetinin:
çiçek durumu aşklar,
yaprak düzeni siyasalar.

Turgut Uyar’da ölümü çağrıştırır Sonbahar:

Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum

Bir el yağmurla dokunacak omuzuma

Bir çift göz, bir davet, bir kalp

Çoluğu çocuğu terk edeceğim.

Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak



Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak

Toprak ve insan kokularıyla,

Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için

Başımı alıp gideceğim.



Sezai Karakoç Hz. Muhammed’e seslenişinde ömrün son günlerini benzetir sonbahara :



yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
çatı katlarında bodrum katlarında
gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
hep kanlıca’da emirgan’da
kandilli’nin kurşuni şafaklarında
seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da



Şiirimizde konusu, imgesi ‘Sonbahar’ olan o kadar çok örnek var ki… Bu isimlere ekleyebileceğimiz o kadar çok isim…



XXI. Uluslararası Kıbatek Edebiyat Sempozyumu/ Edebiyatta Sonbahar

17.11.2011




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın söyleşi kümesinde bulunan diğer yazıları...
Hayallerim ve Ben

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Türk Edebiyatında Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk)
Dinle Neyden Duy Neler Söyler Sana
Türk Edebiyatında Dine Bağlı Egzistansiyalizm/ Varoluşçuluk
Mehmet Akif Ersoy'u Anarken
Bayburtlu Zihni
Kutadgu Bilig
Bâkî (16. Yy)
Ali Şîr Nevaî (15. Yy)
Türk Dil Bayramı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Erteledik [Şiir]
Har Elinden [Şiir]
Kutsi ve Asi [Şiir]
Yirmi Birinci Asra Hicviye [Şiir]
Sessiz Kahramanlarımız [Şiir]
Orantısız Güç [Şiir]
Nerede Ölmeden Önce Ölüm [Şiir]
Üç Çocuk / Üç Can [Şiir]
Yapay Tanrılar [Şiir]
Çanakkale'de Zafer Muştulanmıştı [Şiir]


Hilâl Erboyacı kimdir?

Yaşam söz üzerine kurulmuş. Yazı sözü kalıcı kılmış. Bir Edebiyat neferi olarak seksenli yıllarda başladığım serüvenime bir iz bırakmak ve geleceğe katkıda bulunmak üzere çıktım. . Bir hoş sada bırakabilirsem ne mutlu. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Türk şiirinin tüm isimlerinden etkilenmiş olmam mümkün..


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |


İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2014 | © Hilâl Erboyacı, 2014
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.