Tatilin son günü daha sabahından farklıdır. Aynı oda, aynı manzara, aynı masa vardır ama hepsinin üzerinde görünmez bir kapanış duygusu dolaşır. Daha kahvaltı bitmeden dönüş yolunu düşünmeye başlarım. Eşyalar henüz yerindedir, fakat zihnim onları toplamıştır bile.
İnsan bazen bulunduğu yerden ayrılmadan önce ayrılır.
Son günün ağırlığı biraz buradan gelir. Yaşadığım anın içine, onun biteceği bilgisi karışır. Deniz hâlâ önümde olabilir, sokaklar hâlâ aynı sıcaklıkta durabilir, fakat ben artık orada bütünüyle değilimdir. Bir yanım eve dönmüş, ertesi günün sorumluluklarının arasına yerleşmiştir.
Güzel olan şey bitmeye yaklaşınca daha görünür olur.
İlk gün sıradan gelen balkon, son gün kıymetlenir. Her sabah geçtiğim yol, ayrılacağım anlaşılınca hatıraya dönüşür. İnsan sahip olduğu şeyi her zaman değerli bulmaz. Onu kaybetmeye yaklaşınca dikkat kesilir.
Eksilme ihtimali, dikkati keskinleştirir.
Bu yüzden tatilin son günü yalnızca bir dinlenmenin bitişi değildir. Fark etmeden alıştığım küçük bir hayatın da sonudur. Başka bir yatakta uyumuş, başka saatlerde kalkmış, günümü başka kurallarla yaşamışımdır. Kısa süreliğine de olsa kendime farklı bir düzen kurmuşumdur.
Sonra o düzenin kalıcı olmadığını hatırlarım.
Belki asıl hüzün tatilin bitmesi değil, başka türlü yaşayabildiğimi görüp buna veda etmektir.
Tatil sırasında daha yavaş yürüyebildiğimi, sabahı acele etmeden karşılayabildiğimi, her saatin içine görev yerleştirmeden de var olabildiğimi fark ederim. Günler boyunca kendime daha az emir vermişimdir. Son gün gelince eski hayatımın sesi yeniden duyulur.
Yarın erken kalkılacak.
Dönüş yapılacak.
Bekleyen işler var.
Bu cümleler geleceğe ait olsa da bugünün havasını değiştirir.
Zihin yaklaşan sorumluluğu erkenden yaşamaya başlar. Henüz hiçbir iş başlamamıştır ama beden toparlanır, omuzlar sertleşir, dikkat daralır. Gelecekteki düzen, bugünkü serbestliğin içine girer.
Tatil bitmeden çalışma hâline dönmeye başlarım.
Bunu kendimde çok açık görüyorum. Son günü değerlendirmek için daha fazla şey yapmak isterim. Bir kez daha denize girmek, son kez sevdiğim yere uğramak, dönüşten önce güzel bir yemek yemek… Sanki günü yoğunlaştırırsam bitişin zararını azaltabilirim.
Fakat güzelliği zorla çoğaltmaya çalıştığımda huzuru kaçırırım.
Son günün her dakikasına anlam yüklemek, onu yaşamayı zorlaştırır. “Bunun tadını çıkarmalıyım,” düşüncesi, tadı çıkarmanın önüne geçer. Kendimi iyi hissetmeye zorladığım anda, iyi hissetmediğim her anı kayıp sayarım.
İnsan mutluluğu göreve dönüştürdüğünde, onu taşıyamaz hâle gelir.
Son günlerde yaşadığım huzursuzluğun bir kısmı da budur. Güzel bir dönemin güzel bitmesi gerektiğini düşünürüm. Tartışmamalı, yorulmamalı, keyifsiz olmamalıyım. Son hatıra kusursuz olmalıymış gibi davranırım.
Oysa hayat kapanışlarda bile düzenli davranmaz.
En sevdiğim tatilin son günü canım sıkılabilir. Yorgun olabilirim. Bir aksilik yaşayabilirim. Bu, önceki günlerin değerini azaltmaz. Fakat zihnim son anlara gereğinden fazla anlam yüklediğinde bütün deneyimi son sahneyle değerlendirmeye başlar.
İnsan bazen uzun bir hikâyeyi son cümlesine haksızca teslim eder.
Son günün ağır gelmesinde dönüşün kendisi kadar, döndüğüm hayatla ilgili hislerimin de payı var. Eğer günlük düzenim beni yoruyorsa, tatilin bitişi yalnızca bir yerden ayrılmak değildir. Kendimi ihmal ettiğim bir düzene yeniden girmek anlamına gelir.
Bu durumda hüzün tatil sevgisinden daha fazlasını anlatır.
Belki de bana hayatımla ilgili bir şey söylemektedir.
Dönmek neden bu kadar zor?
Neye dönüyorum?
Hangi sorumluluk beni gereğinden fazla daraltıyor?
Tatil sırasında özlemediğim hayatın içinde neyi değiştirmem gerekiyor?
Bu soruları eskiden hemen sustururdum. Herkes tatilden dönmek istemez, derdim. Bunu sıradan bir isteksizlik sayardım. Oysa bazı duygular yalnızca o ana ait değildir. Yaşam biçimim hakkında sessiz bir rapor sunarlar.
Bir yere dönmek sürekli ağır geliyorsa, sorun her zaman ayrıldığım yerde değildir.
Bazen döndüğüm hayat bana fazla dar geliyordur.
Yine de tatili sürekli kaçış gibi görmek de kolay bir açıklama olur. Günlük hayatın tamamını kötü, tatili bütünüyle özgürlük saymak gerçeği sadeleştirir. Çünkü tatildeki ben de benim, eve dönen ben de.
Bir yerde daha rahat olmam, orada gerçek benliğimi bulduğumu kanıtlamaz. Sorumlulukların azalması, bedenimin dinlenmesi ve karar sayısının düşmesi içimdeki daha yumuşak tarafı görünür kılar. Bu taraf uydurma değildir.
Ama koşullardan bağımsız da değildir.
İnsan kendisini en rahat hâliyle tanımlamak ister.
Oysa karakter, yalnızca yük taşımadığı zaman ortaya çıkan hâli değildir. Yükün altında kendisine nasıl davrandığı da karakterinin parçasıdır.
Bu yüzden tatildeki sakinliğimi eve götürmenin yollarını düşünürüm. Aynı manzarayı götüremem. Günleri sonsuza kadar boş bırakamam. Fakat hayatımı bütünüyle zorunluluklardan ibaret kurmak zorunda da değilim.
Belki tatil bana yeni bir hayat vermiyor.
Mevcut hayatımda eksik bıraktığım şeyleri gösteriyor.
Yavaşlık.
Boşluk.
Temas.
Uyku.
Amaçsızca yürümek.
Bir günün verimli olmadan da tamamlanabileceğini bilmek.
Bunlar lüks gibi görünür. Oysa insan zihni sürekli tetikte kaldığında dünyayı daha sert yorumlamaya başlar. Dinlenmek yalnızca enerji toplamak değildir. Gerçekliği yeniden daha geniş görmeye başlamaktır.
Yorgunken her şey kesinleşir.
Sorunlar büyür.
İnsanlar daha tahammül edilmez görünür.
Gelecek daha karanlık gelir.
Dinlendiğimde aynı hayatın başka ayrıntılarını fark ederim. Demek ki dünya her zaman değişmiyor.
Bazen ona bakan sinir sistemi değişiyor.
Bu bilgi bana güç veriyor. Çünkü tatilde hissettiğim ferahlığı mucize saymak yerine, hangi koşullarda ortaya çıktığını görebiliyorum. Bedenime alan açıldığında, zihnimden sürekli performans beklenmediğinde, kendimi daha taşınabilir hissediyorum.
O hâlde mesele yalnızca tatile çıkmak değil.
Gündelik hayatı sürekli tahammül edilmesi gereken bir yere çevirmemek.
Son gün aynı zamanda kontrol edemediğim bitişlerle ilişkimi de açığa çıkarır. Güzel bir şeyin bitmesini istemem. Süreyi uzatmak, dönüşü ertelemek, bir gece daha kalmak isterim. Bitişi kabul etmek yerine onunla pazarlık yaparım.
Fakat bazı şeyler kötü oldukları için bitmez.
Süreleri dolduğu için biter.
Bunu kabul etmek benim için kolay değil. Çünkü güzel olanın devam etmesi gerektiğini düşünürüm. Biterse eksik kalmış gibi hissederim. Oysa bir deneyimin değerli olması, sonsuza kadar sürmesini gerektirmez.
Geçici olan şey değersiz değildir.
Bazen değerini tam da geçiciliğinden alır.
Tatilin son günü her ayrılığın küçük bir provası gibidir. Odayı son kez kontrol ederim. Geride bir şey bırakıp bırakmadığıma bakarım. Eşyalarımı toplarken orada geçirdiğim günleri de görünmez biçimde kapatırım.
İnsan ayrılırken yalnızca eşyalarını toplamaz.
Orada kim olduğunu da yanında götürmeye çalışır.
Fakat her hâlimi bavula koyamam. Bazı duygular mekâna aittir. Bazı sakinlikler o ışıkta mümkündür. Bunu kabul etmek kayıp gibi görünse de aslında gerçekçidir.
Her güzel şeyi kalıcı hâle getirmek zorunda değilim.
Bazı deneyimler bana yerleşmek için değil, beni genişletmek için gelir.
Son günün ağırlığını artık hemen kovmaya çalışmıyorum. Hüzün geldiğinde tatilin başarısız olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine, ayrılmak zor geliyorsa orada gerçekten bulunmuş olabileceğimi anlıyorum.
İnsan hiç bağ kurmadığı yere veda ederken ağırlaşmaz.
Ağırlık, bazen yaşanmışlığın kanıtıdır.
Yine de bu duygunun günü ele geçirmesine izin vermiyorum. Henüz bitmemiş bir şeyi, bitecek diye erkenden kaybetmek istemiyorum. Dönüş saatine kadar orada kalmaya çalışıyorum.
Geçmişe çevirmeden önce yaşamak.
Bunun göründüğünden daha büyük bir disiplin olduğunu biliyorum.
Zihin vedayı erkenden başlatır çünkü yaklaşan kaybı küçük parçalara bölerek daha taşınabilir hâle getirmeye çalışır. Fakat acıyı azaltmaya çalışırken kalan zamanı da tüketir.
Kendimi korumak için yaptığım şey, bazen beni korumak istediğim güzellikten uzaklaştırır.
Bu yüzden son gün içimdeki telaşa sakin bir sınır koyarım.
Döneceğim.
Evet.
Bu bitecek.
Ama henüz bitmedi.
Bence kendinden emin olmak biraz da budur. Bitişi inkâr etmeden, onun erken gelmesine izin vermemek. Geleceği bilip bugünü ona teslim etmemek.
Tatilin son günü ağır gelir çünkü iki hayatın arasında dururum. Biri kapanmak üzeredir. Diğeri yeniden başlayacaktır. Ne bütünüyle burada kalabilirim ne de henüz öbürüne dönmüşümdür.
Eşikler insanı yorar.
Çünkü kim olduğunu bir anlığına belirsiz bırakır.
Yine de dönüş yoluna çıktığımda tatili kaybetmiş olmam. Orada yaşadığım yavaşlık, dikkat ve ferahlık tamamen geride kalmaz. Bunları günlük hayatımda korumak benim sorumluluğuma dönüşür.
Gerçek dinlenme, tatilde iyi hissetmek değildir.
Döndüğünde hayatına neyi farklı taşıdığındır.
Son günün bana bıraktığı asıl soru da bu:
Dönmek istemediğim için mi üzülüyorum, yoksa döndüğüm yerde kendime yeterince yer açmadığım için mi?
Cevabı bildiğimde hüzün kaybolmuyor.
Ama yön kazanıyor.
Tatil biter.
Ben bitmem.
Bavul kapanır, oda boşalır, yol başlar.
Yanımda götürmem gereken şey manzaranın kendisi değildir.
O manzaranın karşısında kendime gösterdiğim hâlidir.