"Yazdıklarımın okunmaması için o kadar çok uğraşıyorum ki, en sonunda okunur hale geliyorlar." – Franz Kafka (kurgusal)"

İnsan Neden “Doğru Zamanı” Arar?

yazı resim

Bir şeyi yapmak istediğimde, önce zamanını düşünürüm. Şimdi mi, sonra mı, biraz daha bekleyince mi? İçimdeki istek ne kadar açık olursa olsun, onu hemen harekete dönüştürmek yerine koşulların kusursuzlaşmasını beklerim.

Daha sakin olduğumda.

Daha hazır hissettiğimde.

Biraz daha güçlü olduğumda.

Hayat düzene girdiğinde.

Bu cümlelerin hepsi makul görünür. Zaten insan kendisini en çok mantıklı gerekçelerle erteler. Açık korkular daha kolay fark edilir. Gerekçeye dönüşmüş korkular ise karakter gibi taşınır.

“Doğru zaman” dediğim şeyin bazen gerçekten uygun bir an olduğunu kabul ediyorum. Her karar aceleyle verilmez. Her söz hemen söylenmez. Hazırlık, ölçü ve sabır insanı gereksiz zarardan korur.

Fakat beklemek ile saklanmak birbirine benzediğinde, insan kendi niyetini yanlış okuyabilir.

Ben bunu kendimde sık görüyorum. Bir konuşmayı yapmam gerektiğini biliyorumdur. Söyleyeceklerim de bellidir. Yine de uygun anı beklerim. Karşımdaki daha sakin olsun, ortam daha rahat olsun, ben cümlelerimi daha iyi kurayım isterim.

Sonra günler geçer.

Koşullar değişir ama konuşma yapılmaz.

Demek ki beklediğim şey uygun an değildir.

Reddedilmeyeceğim bir andır.

Oysa böyle bir zaman yoktur.

İnsan bazen doğru zamanı değil, sonucu kontrol edebileceği bir zamanı arar.

Bu mümkün olmayınca beklemeye devam eder.

Belirsizlik karşısında zihnim ilginç bir oyun kuruyor. Hareket etmediğim sürece kötü bir sonuç almamış sayılıyorum. Başvurmadığım işten reddedilmemiş, açmadığım duygudan karşılık görmemiş, başlamadığım işte başarısız olmamış oluyorum.

İhtimal bozulmadan kalıyor.

İnsan bazen umudu korumak için hayatı erteler.

Çünkü gerçekleşmemiş şey kusursuz kalabilir. Zihnimde yazacağım kitap başarılıdır, başlayacağım iş anlamlıdır, konuşacağım insan beni anlayacaktır. Hareket ettiğim anda gerçeklik devreye girer. Eksikler, yanlış anlamalar, sınırlar görünür olur.

Hayal, hayatla karşılaşınca biçim kaybeder.

Ben de bazen biçimi bozulmasın diye hayali yaşamam.

Bunun korkaklık olduğunu söylemek kolay. Fakat mesele yalnızca cesaret eksikliği değil. İnsan, kendisi hakkında taşıdığı anlatıyı da korumak ister. Bir şeye başlamazsam, başarısız biri değilimdir. Henüz fırsat bulamamışımdır. Denememiş olmak, yetersiz olduğumu öğrenmekten daha güvenli gelebilir.

Bu savunma insanı acıdan korur.

Aynı anda hayattan da uzaklaştırır.

Doğru zamanı ararken aslında kusursuz bir ben de aradığımı fark ediyorum. Daha bilgili, daha sakin, daha disiplinli, daha etkileyici biri olmalıyım. Bugünkü hâlimle başlayınca eksiklerim görünecek diye düşünüyorum.

Oysa başlangıçların çoğu biraz eksik görünür.

İnsan başlamadan hazır olmaz.

Başladıkça hazırlanır.

Bu cümleyi kabul etmek içimdeki düzen arzusuna ters düşüyor. Önce güven, sonra hareket istiyorum. Hayat çoğu zaman bunun tersini veriyor. Önce adım atıyorum, güven sonra oluşuyor.

Cesaret korkunun yokluğu değildir.

Korkuya rağmen kendine verdiğin talimattır.

Bunu öğrendiğimde beklemenin her zaman olgunluk olmadığını gördüm. Bazen beklemek, kaygının saygın görünümüdür. Dışarıdan ölçülü, sabırlı ve temkinli görünürüm. İçeride ise kararın doğuracağı sorumluluktan kaçıyorumdur.

Çünkü seçim yaptığım anda başka ihtimaller kapanır.

Bir yolu seçmek, diğer yolların yasını da kabul etmektir.

İnsan bu yüzden doğru zamanı arar. Yanlış seçim yapmaktan değil yalnızca, seçtikten sonra geri dönememekten korkar. Kapıları açık tutmak özgürlük gibi görünür.

Fakat sürekli açık kapılar arasında beklemek, bir yere varmak değildir.

Kararsızlık da bir karardır.

Yalnızca bedeli daha geç görünür.

Kendimdeki gecikmelerin bir kısmı, çevrenin bakışından doğuyor. Başlamak istediğim şey yalnızca bana ait olmaktan çıkıyor. İnsanlar ne düşünür, başarısız olursam nasıl görünürüm, fikrimi değiştirirsem tutarsız sayılır mıyım?

Kalabalığın görünmeyen gözü içimde yaşamaya başlıyor.

Kimse bir şey söylemese bile kendimi onların ölçüsüne göre izliyorum. Böylece kendi zamanımı başkalarının onayına bağlamış oluyorum.

İnsan bazen başlamaz.

Çünkü henüz alkışlanacağından emin değildir.

Oysa gerçek kararlar çoğu zaman seyircisiz verilir. İçeride sessizce büyür ve dışarıdan bakıldığında erken, geç ya da anlamsız görünebilir.

Kendi zamanını seçmek, anlaşılmama ihtimalini de kabul etmektir.

Bu kolay değil. Çünkü insan yalnızca doğru karar vermek istemez. Kararının doğru olduğunun başkaları tarafından da görülmesini ister.

Fakat görünür onay ile içsel doğruluk aynı şey değildir.

Bunu geç öğrendim.

Bazen herkes erken dediğinde başlamak gerekir.

Bazen herkes devam et dediğinde bırakmak.

Kendi zamanını duymak, kalabalığın ritminden ayrılabilmektir.

Yine de her dürtüyü iç ses sanmıyorum. Acele de korku kadar yanıltıcı olabilir. Bir şeyden kaçmak için alınan karar, cesaret gibi hissedilebilir. Yoğun bir duygunun içinde verilen hüküm, hakikat gibi görünebilir.

Bu yüzden artık kendime yalnızca “Hazır mıyım?” diye sormuyorum.

“Beklemek bana ne kazandıracak?” diye soruyorum.

Cevap somutsa bekliyorum. Bilgiye, güce, zamana ya da güvenliğe gerçekten ihtiyaç varsa gecikme anlamlıdır.

Fakat cevap yalnızca “Daha iyi hissedeceğim” ise dikkat kesiliyorum.

Çünkü insan her zaman iyi hissederek hareket etmez.

Bazen doğru davranış, iyi hissin önünden yürür.

Ben uzun süre duygularımın izin vermesini bekledim. Kaygım azalsın, isteğim netleşsin, içim tamamen rahat etsin istedim. Oysa duygular karar vermek için değerli bilgi taşır ama kesin emir vermez.

Korkmam, yanlış yolda olduğumu kanıtlamaz.

Rahat hissetmem de doğru yolda olduğumu.

Duygu pusuladır.

Direksiyon değildir.

Bu ayrım beni daha sağlam yaptı. İçimdeki korkuyu küçümsemiyorum ama ona hayatım üzerinde sınırsız yetki vermiyorum. Kaygı konuşabilir.

Son kararı ben veririm.

Kendinden emin olmak da zaten budur. Hiç tereddüt etmemek değil, tereddüt varken de yönünü koruyabilmek.

“Doğru zaman” bazen geçmişe bakınca kolayca seçiliyor. Sonradan her olayın bir mantığı varmış gibi anlatıyorum. Şurada başlasaydım, burada bekleseydim, o gün söyleseydim diyorum.

Fakat geçmişin bilgisiyle bugünün belirsizliğini yargılamak kolay.

O gün elimde bugünkü sonuç yoktu.

İnsan karar verirken yalnızca bildikleriyle hareket eder. Sonradan ortaya çıkan bilgiyi eski hâlime karşı delil olarak kullanmam adil değildir.

Kendimi sürekli geçmişten yargıladığımda, gelecekte karar vermekten daha çok korkarım.

Çünkü hata yapmak yalnızca hata olmayacaktır.

İçimdeki mahkemede karakter kusuruna dönüşecektir.

Bu yüzden kararlarımın sonucundan önce, kendime nasıl davranacağımı belirliyorum.

Yanılırsam ne yapacağım?

Kendimi aşağılayacak mıyım?

Yoksa kararın sorumluluğunu taşıyıp yeniden yön mü seçeceğim?

İnsan hata yapmaktan çok, hata yaptığında kendisine dönüşecek kişiden korkabilir.

Kendi içimde güvenli bir yer kurduğumda, doğru zaman saplantısı azalıyor. Çünkü yanlış bir kararın beni bütünüyle yok etmeyeceğini biliyorum. Düzeltirim. Öğrenirim. Gerekirse geri dönerim.

Her karar kader değildir.

Bazıları yalnızca yol bilgisidir.

Bazen de doğru zaman gerçekten geçer. İnsan bunu kabul etmek istemez. Kaçırılan fırsatları kutsallaştırır, “O gün olsaydı her şey farklı olurdu” diye düşünür. Böylece bugünkü sorumluluğu geçmişteki bir ana bağlar.

Oysa kaçırılmış bir zamanın yasını tutabilirim.

Ama ona taşınamam.

Geçmişteki kapının kapanmış olması, bütün kapıların kapandığı anlamına gelmez.

İnsan bazen tek bir fırsatı hayatın tamamı sanarak kendini cezalandırır.

Ben artık kaybettiğim zamanları inkâr etmiyorum. Bazı şeylere geç kaldım. Bazı sözleri zamanında söylemedim. Bazı başlangıçları korkumla boğdum.

Bunları kabul etmek beni küçültmüyor.

Gerçek güç, geçmişini kusursuz göstermekte değil, ondan kaçmadan bugüne dönebilmektedir.

“Doğru zaman” arayışının altında çoğu zaman garanti isteği var. Doğru anda başlarsam incinmeyeceğimi, başarısız olmayacağımı, pişmanlık duymayacağımı sanıyorum.

Hayat bu sözleri vermiyor.

Doğru karar bile acı verebilir.

Doğru vedada bile özlem olur.

Doğru başlangıçta bile korku bulunur.

Bir şeyin zor olması, yanlış olduğu anlamına gelmez.

Ben artık zamanı kusursuz koşulların birleştiği bir an olarak görmüyorum. Doğru zaman, bazen korkuma rağmen sorumluluk alabildiğim andır.

Her şey hazır değildir.

Ben de değilimdir.

Ama beklemenin beni büyütmediğini görürüm.

İşte o zaman hareket ederim.

Çünkü hayat, hazır olduğumu kanıtladığımda başlamıyor.

Başladığımda beni hazırlıyor.

Doğru zaman bazen gelmez.

Ben ona doğru giderim.

Ve insanın gerçek zamanı, korkusunun sustuğu an değil; korkusu konuşurken kendi sesini ayırt edebildiği andır.

Yorumlar

Başa Dön