"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Sırat'ın Gölgesinde

yazı resim

Erzurum'un taş sokaklarında kar yağıyordu. Hafız Süleyman, ellerini arkasında kavuşturmuş, medresenin dar koridorunda ileri geri yürüyordu. Yetmiş iki yıldır bu koridoru bilirdi — her taşın sesi, her eşiğin yüksekliği. Ama o gece ayakları sanki yabancı bir zeminde dolaşıyordu. Öğrencisi Tarık kapıda duruyordu. Yirmi üç yaşında, Ankara'dan gelmiş, üniversitede felsefe okumuş bir gençti. İki haftadır sabah derslerine devam ediyordu; soruları keskin, sesi ise her zaman saygılıydı. Ama bu akşam getirdiği soru, Hafız'ın beklediği türden değildi. "Hocam," dedi Tarık, "Sırat Köprüsü Kuran'da geçmiyor. Bunu nasıl açıklarsınız?" Hafız Süleyman durdu. Pencereden dışarı baktı. Kar, sokak lambasının sarı ışığında yavaş yavaş düşüyordu — sanki acele edilecek bir yeri yoktu. "Otur," dedi sonunda. Tarık karşısına geçti. Masanın üzerinde eski bir Kuran, bir defter, bir çay bardağı. Gözlerini Tarık'a dikmeden "bu soruyu kaç kişi sana sordurdu?" diye sordu Hafız. "Kendim soruyorum hocam." "Biliyorum. Ama soruyu ilk kez duyan gibi soruyorsun. Demek ki cevabı tam düşünmemişsin." Tarık sessiz kaldı. Hafız oturdu. Çayını aldı, bir yudum içti, sonra masanın üzerindeki Kuran'ı eline aldı ama açmadı. Sadece tuttu. "Ben sekiz yaşında babamın dizinde Kuran öğrendim," dedi. "Babam köylüydü, okul görmemişti. Ama Sırat'ı bana o anlattı. 'Kıldan ince, kılıçtan keskin' dedi. Ben de o gece uyuyamadım. Sabaha kadar düşündüm, ya düşersem diye." "Sonra ne oldu?" "Sonra büyüdüm. Okula gittim. Kur'an meali okudum. Ve bir gün bir hocam bana şunu sordu: 'Zümer'in 71. ayetini oku.' Okudum. 'Şimdi 73. ayeti oku.' Okudum. 'Köprü nerede?' dedi." Tarık öne eğildi. "Ne dediniz?" "Suçtum." Hafız hafifçe güldü, ama gözlerinde hüzün vardı. "Sayfaları ileri geri çevirdim. Dedim ki, elbette bir yerde geçiyordur, belki farklı bir suredir. Sonra anladım ki hayır. Yoktu. Köprü, Kuran'da yoktu." O gece Tarık eve dönerken kafasında o soru dönüyordu. Yoksa neden herkes inanıyor? Aklına annesinin sesi geldi. Küçükken namaz kılmayı unuttuğunda, "Dikkat et, Sırat'tan düşersin" derdi. Korkuyla büyümüştü o köprüden. Rüyasında görmüştü bazen — karanlık, uçsuz bucaksız bir boşluğun üstünde, iplik kadar ince bir şerit. Ve ayakları kayıyordu. O köprüyü hiç sorgulamadan kabul etmişti. Çünkü herkes söylüyordu. Ertesi sabah tekrar okula geldi. Bu sefer elinde bir defter vardı, üzerine notlar almıştı. "Hocam," dedi, "dün gece araştırdım. Zerdüştlükte Çinvat Köprüsü var. İyiler için geniş, kötüler için daralıp keskinleşiyor. Sümer'de Hubur Nehri var. İskandinavya'da Bifröst. Hintlilerde Vaitarna. Hepsinde aynı imge: geçilmesi gereken, tehlikeli bir yol." Hafız başını salladı yavaşça. "Ve bunların hepsi," diye devam etti Tarık, "İslam'dan önce. Yani..." "Yani insan zihni ölümü hep böyle hayal etmiş," diye tamamladı Hafız. "Bir geçiş. Bir sınav. Bir köprü ya da nehir. Bu evrensel. Hiçbir kültüre özgü değil." "Peki bu imge İslam'a nasıl girdi?" Hafız kalktı, raftan eski, ciltleri yıpranmış birkaç kitap aldı. Masaya koydu. "Yüzyıllar boyunca," dedi, "sözlü rivayetler aktarıldı. İnsanlar anlattı, vaizler anlattı, dedeler anlattı. Kültürler temas etti — Arap yarımadasında yaşayanlar Zerdüşt geleneğini biliyordu, Sümer mirasını biliyordu. Bu imgeler, farkında olmadan dini anlatıya karıştı. Hadis literatürüne girdi. Ve zamanla... Kuran'mış gibi algılandı." "Ama hadisler de..." "Hadislerin hepsi uydurmadır" dedi Hafız hızla. " Zümer açık söylüyor: inkâr edenler bölük bölük cehenneme, takva sahipleri bölük bölük cennete. Doğrudan. Arada bir köprü yok." Tarık bir an durdu. "Peki A'râf?" Hafız'ın gözleri hafifçe parladı. "İşte bu iyi soru." A'râf meselesini bir saat konuştular. Hafız anlattı: Kelime "urf" kökünden gelir. Yüksek yer, tepe, sınır hattı. Cennet ile cehennem arasında yüksek bir eşik. Ama üçüncü bir yer değil — kalıcı bir mekan değil. Oradakiler cennet ehlini tanıyor, onlara selam veriyor. Ateş ehlinden Allah'a sığınıyor. "Yani geçici bir an," dedi Tarık. "Bir eşik. İki sahil arasındaki su değil — iki ülkeyi gören bir tepe. Ve bu tepe, hiçbir zaman Kuran'da 'köprü' olarak tanımlanmamış." "Ama insanlar A'râf'ı köprüyle birleştirmiş." "İnsanlar anlatmak ister. Görselleştirmek ister. Soyutu somutlaştırmak, zihnin doğasında var. Bu iyi bir şey de olabilir, tehlikeli de. Tehlikeli olan, o somutlaştırmanın zamanla vahyin önüne geçmesi." Tarık defterine bir şeyler yazdı. Sonra başını kaldırdı. "Hocam, siz bunu insanlara söylüyor musunuz?" Hafız sustu. Uzun süre sustu. Sonra pencereye döndü. Dışarıda kar durmuştu. Sokak ıssızdı. "Söylediğim oluyor," dedi. "Ama dikkatli söylemek lazım. Çünkü insanlar bu köprüye inanarak büyüdü." Üç ay sonra Tarık İstanbul'a döndü. Yanında götürdükleri arasında o defter vardı — ama asıl götürdüğü, kafasında şekillenen yeni bir bakış açısıydı. Din adına söylenen her şeyin Kuran'a olan mesafesini ölçmek. Atalardan geleni sorgulamak, sormak, araştırmak, okumak. Bir akşam arkadaşlarıyla oturuyordu. Biri "Sırat Köprüsü'nden geçemeyenler..." diye bir cümle kurdu. Tarık duraksadı. Eski Tarık hemen katılırdı sohbete. Yeni Tarık bir an için o köprüyü gözünde canlandırdı — ama bu sefer köprünün altında bir zemin yoktu. Çünkü o zemin hiç kurulmamıştı. Kuran onu koymamıştı oraya. Sessizce "Aslında bu konu ilginç," dedi. "Kuran bu konuda ne söylüyor, hiç baktınız mı?" Masadaki dört kişi ona döndü. Ve sohbet başladı. Erzurum'da kar yeniden yağıyordu. Hafız Süleyman, medresenin koridorunda yine yürüyordu — ellerini arkasında kavuşturmuş, aynı taşların üzerinde. Ama bu sefer adımları sanki daha hafifti. Masasına oturdu. Kuran'ı açtı. Zümer Suresi, 71. ayet. Okudu. Sonra gülümsedi — kendi kendine, sessizce. Yetmiş iki yıldır bildiği bu ayeti, sanki ilk kez okuyormuş gibi okudu. Köprü yoktu. Ama yol vardı. Kuran'ın çizdiği, net ve doğrudan bir yol. Ve bu yeterdi.

KİTAP İZLERİ

Kendi Işığına Yürü

M. Kemal Sayar

Karanlığın Ortasında Bir Işık: Kemal Sayar'dan Toplumsal Travmaya Edebî Bir İlk Yardım Türkiye'nin kolektif bilincinin pandemi, ekonomik krizler ve depremlerin derin yaralarıyla gölgelendiği bir çağda,
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön