"Yazmak, aslında hiçbir zaman yazmamayı başarmanın en zor yoludur." - Franz Kafka (Kurgusal)"

Kutsallık Zırhı: İslam Tarihinde Akıl Hastalığının Evliyalaştırılması ve Dinin Mistisizme Kayışı

yazı resim

İslam medeniyeti tarihinde akıl hastalarına yönelik tutum, çelişkili bir ikiliği barındırır. Bir yandan Osmanlı bimarhanelerinde müzik, su sesi ve aromaterapi ile uygulanan tedavi yöntemleri, dönemin Avrupa'sındaki zincirleme ve şiddet uygulamalarına kıyasla son derece insancıl bir yaklaşımdır. Öte yandan, aynı toplumsal yapı içinde bazı akıl hastaları "meczup evliya" olarak kutsallaştırılmış, onların sanrıları ve tutarsız davranışları dini bilgi kaynağı olarak yorumlanmıştır.
Tıbbi Tanı Yeteneğinin Olmadığı Bir Çağda "Kutsallık Zırhı"
Orta Çağ ve erken modern dönemde nörobilim, psikiyatri ve modern tanı araçları bulunmuyordu. Şizofreni, bipolar bozukluk, otizm spektrum bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk gibi kavramlar henüz tanımlanmamıştı. Dolayısıyla toplum, açıklanamayan davranışları yorumlamak için elindeki tek araçlara başvurdu: dini-mistik çerçeve.
Osmanlı Tıbbının Farkındalığı
Osmanlı tıp geleneği, bu durumları tamamen görmezden gelmedi. Gevrekzâde Hafız Hasan Efendi gibi hekimler, akıl hastalarını muayene ederken şu belirtileri kaydetmiştir:
- Gözlerdeki aşırı kanlanma veya donukluk
- Kronik uykusuzluk (insomnia)
- Vücut ısısındaki dengesizlik
- "Kelime salatası" tarzı konuşma (düşünce bozukluğu)
- Öz bakım kaybı (self-neglect)
Bu kişiler "sevda" (melankoli) veya "mizaç bozukluğu" teşhisiyle bimarhanelere yatırılıyordu. Müzik makamları (özellikle rast, hüseyni, uşşak), su sesleri, bahçe terapisi ve özel diyetlerle tedavi ediliyorlardı. Bu yöntemler, modern psikiyatrideki "çevresel uyaranların azaltılması" ve "meşguliyet terapisi" ile büyük benzerlik gösterir.
Çelişki: Aynı Kişi Hem Hasta Hem Evliya
İşte burada asıl sorun ortaya çıkar: Aynı toplumda bazı akıl hastaları hastaneye yatırılıp tedavi edilirken, bazıları türbeler yapılarak kutsallaştırılıyordu. Aralarındaki fark neydi?
Cevap şudur: Eğer kişi, toplumsal otoriteye (sultana, ulemasına) meydan okuyor, sıra dışı sözler söylüyor ve "halka dokunmaz" bir hava yaratıyorsa, o kişi "evliya" kabul ediliyordu. Eğer sadece tehlikeli veya toplumsal düzeni bozuyorsa, bimarhanede tedavi görüyordu. Bu ayrım, tıbbi değil, toplumsal-politik bir tercihtir.
Vakalar: Psikiyatrik Analiz

  1. Behlül-i Dânâ: Psikotik Bozukluklar ve Delüzyonel Sistem
    Tarihsel Anlatı:
    Harun Reşid'in kardeşi olmasına rağmen sarayı terk etmiş, mezarlıklarda kerpiçlerle evler yapmış, kemikler ve taşlarla konuşmuş, halka ve hükümdara "akıl dolu ama deli görünümlü" dersler vermiştir.
    Modern Psikiyatrik Değerlendirme:
    - Kendi kendine konuşma ve objelere anlam yükleme: Şizofreni'nin "işitsel halüsinasyonlar" ve "referans sanrıları" belirtileri.
    - Gerçeklikle bağın kopması: Mezarlıklarda yaşama, kerpiçlerle anlamsız yapılar inşa etme → Dezorganize davranış.
    - Sosyal normların reddi: Sosyal iletişimin tamamen kopması → Negatif semptomlar (alogia, avolisyon).
    Kritik Nokta: Behlül'ün sözleri, sonradan derlenip "Behlül-i Dânâ Menakıbı" adıyla kitaplaştırılmıştır. Yani bir psikotik hastanın tutarsız cümleleri, yüzyıllar sonra "hikmet kaynağı" haline getirilmiştir.
  2. Pazarola Hasan Efendi: Ekolali ve Obsesif-Kompulsif Bozukluk
    Tarihsel Anlatı:
    II. Abdülhamid döneminde İstanbul sokaklarında sadece "Pazarola!" diyerek gezer, esnafın dükkanlarına girerdi. Gelmesi "bereket" sayılırdı.
    Modern Psikiyatrik Değerlendirme:
    - Stereotipi (tek kelime tekrarı): Anlamsız kelime veya hareketlerin sürekli tekrarı. Otizm spektrum bozukluğu veya Şizofreni'nin katatonik formunda görülür.
    - Sosyal iletişim yeteneğinin kaybı: Sorulara yanıt veremiyor, karşısındakinin gözüne bakmıyor, sadece "Pazarola" diyor → Ağır sosyal iletişim bozukluğu.
    - Öz bakım kaybı: Yırtık kıyafetler, saç sakal bakımsızlığı, düzenli beslenememe → Self-neglect (genellikle Şizofreni veya ileri Demans'ta görülür).
    - Rutin dışına çıkamama: Her gün aynı rotada gezme → Obsesif-kompulsif davranışlar.
    Nörolojik Bulgu:
    Kaynaklar, Hasan Efendi'nin prefrontal korteksinde (karar verme ve sosyal uyum merkezi) hasar olduğunu ima eder. Bu bölgedeki hasar, kişinin planlanmış davranışlar sergilememesine, sosyal normları anlayamamasına yol açar.
    Kritik Nokta: Bu kişi bugün yaşasaydı, acil psikiyatri servisine başvurulur, muhtemelen antipsikotik ilaç tedavisi ve sosyal rehabilitasyon programına alınırdı. Ancak o dönemde esnaf, onun dükkanına gelmesini "uğur" saymıştır.
  3. Şekerci Salih Efendi: Katatonik Belirtiler ve Depresif Stupor
    Tarihsel Anlatı:
    Eminönü sokaklarında perişan halde dolaşır, bazen günlerce bir köşede hareketsiz dururdu. Kimseyle konuşmaz, hiçbir şey istemezdi.
    Modern Psikiyatrik Değerlendirme:
    - Katatonik belirtiler: Uzun süreli hareketsizlik (stupor), dış uyaranlara yanıtsızlık.
    - Mutizm: Konuşma yeteneğinin kaybı.
    - Öz bakım kaybı: Yıkama, tıraş olma gibi temel bakım rutinlerinin tamamen terk edilmesi.
    Bu tablo, Katatonik Şizofreni veya ağır Depresif Stupor halinde görülür. Kişi, dış dünyayla bağlantısını neredeyse tamamen kesmiştir.
    Kritik Nokta: Halk, onun sessizliğini "dünya kelamını terk etmek" olarak yorumlamış, hareketsizliğini "derin tefekkür" olarak algılamıştır. Oysa bu, beynin motor ve motivasyon merkezlerinin işlev kaybıdır.
  4. Hamza Sultan: Dezorganize Şizofreni
    Tarihsel Anlatı:
    Çankırı sokaklarında yarı çıplak, perişan halde dolaşan, anlamsız sesler çıkaran figür. Türbesi akıl hastaları tarafından ziyaret edilir, şifa umulur.
    Modern Psikiyatrik Değerlendirme:
    - Dezorganize giyim: Mevsime uygunsuz, uyumsuz kıyafetler.
    - Dezorganize davranış: Planlı bir yaşam yok, sokakta kontrolsüzce dolaşma.
    - Mırıltılar, anlamsız sesler: Düşünce dağınıklığı, konuşma bozukluğu.
    - Sosyal izolasyon: Hiçbir sosyal ilişki kuramaması.
    Bu tablo, Dezorganize (Hebefranik) Şizofreni tanısını akla getirir. Kişi, en temel yaşamsal organizasyonu (barınma, beslenme, giyinme) yapamamaktadır.
    Paradoks: Bugün bu kişi psikiyatri kliniğinde tedavi görürdü. Ancak tarihte türbe yapılmış, halk ondan "şifa" beklemiştir.
  5. Otman Baba: Grandiyöz Delüzyonlar ve Dini Şizofreni
    Tarihsel Anlatı:
  6. yüzyılda yaşamış Bektaşi-Kalenderi geleneğinin önemli figürü. "Vilayetname-i Otman Baba" eserinde anlatılan kerametleri ve sözleri.
    Modern Psikiyatrik Değerlendirme:
    - Grandiyöz (büyüklük) sanrıları: "Ben Ali'yim", "Ben Muhammed'im", hatta "Ben Tanrı'yım, alemleri ben yarattım" gibi ifadeler.
    - Dini delüzyonlar: Kendini nebi veya ilahi varlık olarak görme. Modern psikiyatride "religious psychosis" (dini psikoz) olarak adlandırılır.
    - Dezorganize yaşam: Gençliğinde çıplak gezme, sarp dağlarda yaşama, toplumsal kurallara uymama.
    - Koprolali benzeri durum: Çevresindekilere sürekli küfür etme, saldırgan davranışlar.
    - Şeriat kurallarını reddetme: Namaz, oruç gibi ibadetleri tamamen reddetme, kendini "vaktin sahibi" ilan etme.
    Nörobilimsel Açıklama:
    Bu tür "evrenle birleşme", "tanrısal güçle dolma" hisleri, Temporal Lob Epilepsisi veya Hiper-religiyozite (aşırı dindarlık takıntısı) ile ilişkilendirilebilir. Beynin temporal lobunda aşırı elektriksel aktivite, kişide mistik deneyimler oluşturur.
    Kritik Nokta: Otman Baba'nın davranışları ve iddiaları, İslam'ın tevhid (Allah'ın birliği ve benzersizliği) inancıyla çelişir. Ancak halk, bu çelişkiyi "velinin makamı o kadar yüksek ki, şeriat onu bağlamaz" şeklinde yorumlamıştır. Bu, dinin özündeki rasyonalitenin kaybolması ve bir akıl hastasının sanrılarının din haline gelmesi demektir.
    Bimarhanelerin Tanıklığı: İlaç ve Tedavi ile Geçen "Keşif"
    Osmanlı bimarhaneleri, bu tartışmanın en önemli kanıtını sunar. Eğer bu kişilerin yaşadıkları haller gerçekten "manevi keşif", "Allah ile buluşma" veya "ilahi bir makam" olsaydı, tıbbi müdahale ile değişmemesi gerekirdi.
    Ancak kayıtlar şunu gösterir:
    - Bu kişiler bimarhanelere yatırıldığında, müzik terapisi (makam tedavisi), su sesleri, aromaterapi, özel diyetler ve çevresel düzenlemelerle sakinleşiyorlardı.
    - Modern tıpta bunlara "psikotik atağın çevresel uyaranların azaltılmasıyla yatıştırılması" ve "duyusal uyaran terapisi" diyoruz.
    Sonuç: Eğer bu haller biyolojik değil, manevi olsaydı, beyin kimyasını etkileyen müdahaleler sonuç vermezdi. Ancak veriyordu.
    Dinin Tahrifinde "Meczup" Otoritesi: Aklın Değersizleşmesi
    Kur'an, sürekli "düşünmek", "tefekkür etmek", "akletmek" vurgusunu yapar. Ancak meczup evliyaların kutsallaştırılması, bu denklemi tersine çevirmiştir:
    > "Bir kişi ne kadar akıl dışı davranıyorsa, Allah'a o kadar yakındır; çünkü aklı onu artık bağlamaz."
    Bu mantık, şu sonuçlara yol açmıştır:
  7. Alimlerin Yerini Meczupların Alması
    İslam toplumunda bilgi otoritesi, Kur'an'ın yeterliliği ve akıl yürütme üzerinde uzmanlaşmış alimlere aitti. Ancak meczup evliyaların popülerleşmesiyle:
    - Halk, alimlerin rasyonel açıklamalarından ziyade, meczupların anlaşılmaz sözlerine anlam yüklemeye başladı.
    - "Şathiyye" adı verilen, tutarsız ve çelişkili sözler, "gizli bilgi" olarak yorumlandı.
    - Bir psikotik hastanın "kelime salatası" (word salad) olarak adlandırılan tutarsız cümleleri, dini bilgi kaynağı haline geldi.
    - Hadislere, mezheplere uyuldu. Cemaatler kuruldu.
  8. Hadis ve Bilgi Kirliliği
    Bazı meczupların sözleri, zamanla hadis veya hikmet olarak nakledilmeye başlandı. Oysa bu kişilerin söyledikleri, beyin kimyasındaki dengesizlikten kaynaklanan sanrılardı.
    Örnek: Bir meczubun "Kemikler konuşuyor, bana sırlar anlatıyor" demesi, işitsel halüsinasyon ve referans sanrısıdır. Ancak bu söz, sonradan "Veli, ölülerin dilinden anlıyor, gaipten haber veriyor" şeklinde mistikleştirilmiştir.
  9. İslam'ın Rasyonel Zemininin Erozyonu
    İslam'ın ilk dönemlerinde "ilim" (bilgi), akıl ve gözlem üzerinden inşa edilirdi. Ancak meczup kültünün yaygınlaşmasıyla:
    - Din, "akıl ile anlaşılan" bir sistem olmaktan çıktı.
    - "Gizem", "kehanet", "büyüsel düşünce" merkeze yerleşti.
    - "Evliya" kelimesi, "bilge" anlamından çıkıp "akıl hastası ama korunması gereken" anlamına kaydı.
    Kalenderilik: Kurumsallaşmış Delilik
    Otman Baba ile birlikte, bu "meczup" hali bireysel bir hastalık olmaktan çıkıp bir toplumsal alt kültüre dönüştü: Kalenderîlik.
    Dört Darb (Çar-darb)
    Kalenderî dervişleri, saç, sakal, kaş ve kirpiklerini tamamen kazırlardı. Modern psikiyatride bu tür vücut kılı kazıma veya kendine zarar verme eğilimleri, bazen vücut dismorfik bozuklukları veya ağır obsesif-kompulsif bozukluklar ile ilişkilendirilebilir.
    Mübahilik ve Melamet
    - Hiçbir kuralı tanımama (mübahilik)
    - İbadetleri küçümseme
    - Toplumun nefretini bilerek üzerine çekme (melamet)
    Bu grup, sosyal normları sistematik olarak reddetmiştir. Modern sosyolojide bu, "antisosyal alt kültür" veya "marjinal topluluk" olarak tanımlanır.
    Kritik Nokta: Toplumun en alt tabakası (evsizler, marjinaller) için Kalenderîler, kurulu düzene kafa tutan dokunulmaz bir sığınak oldu. Bir akıl hastasının padişaha hakaret edebilmesi ve ceza almaması, halkın gözünde "Allah tarafından korunduğunun" kanıtıydı.
    Merhamet mi, Manipülasyon mu?
    Şimdi başa dönelim: Akıl hastalarının "evliya" kabul edilmesi gerçekten bir merhamet örneği miydi?
    Merhamet Yönü (Olumlu)
    - Şiddet uygulanmadı: Akıl hastaları dövülmedi, zincire vurulmadı (Avrupa'daki gibi).
    - Toplumsal koruma: "Kutsal emanet" olarak görüldüler, yiyecek verildi, korundu.
    - Bimarhaneler: İleri tedavi yöntemleri uygulandı.
    Tahrifat Yönü (Olumsuz)
    - Sanrılar din haline getirildi: Psikotik bozukluklar "keşif" olarak yorumlandı.
    - Aklın otoritesi sarsıldı: "Ne kadar deli, o kadar veli" mantığı yaygınlaştı.
    - Kur'an'ın yerini rüyalar ve hadisler aldı: Rasyonel din algısı, mistik sanrılara dönüştü.
    - Hadis kirliliği: Akıl hastalarının sözleri "hikmet kaynağı" sayıldı. Hadisleri kabul edenlerin sayısı arttı.
    Beyin Kimyası ile Din Arasındaki Sınır
    Bu vakalar, şunu göstermektedir:
  10. Tarihi kaynaklarda "meczup evliya" olarak anılan veya meczup denilmeyen birçok kişi, modern psikiyatrik kriterlere göre ağır ruhsal bozukluk belirtileri göstermektedir. Şizofreni, bipolar bozukluk, otizm spektrum bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk gibi tanılar, bu figürlerin davranışlarını açıklamaktadır.
  11. Osmanlı tıbbı bu durumların farkındaydı ve tedavi ediyordu. Ancak toplumsal algı, bazı akıl hastalarını "kutsal" kabul ederek onlara "dokunulmazlık zırhı" giydirdi.
  12. Bu durum, İslam'ın rasyonel temellerinin erozyonuna yol açtı. Din, akıl ve bilgi üzerinden inşa edilen bir sistem olmaktan çıkıp, sanrılar ve mistik yorumlara dayalı bir gizeme dönüştü.
  13. Merhamet ile tahrifat arasındaki ince çizgi: Akıl hastalarına şiddet uygulanmaması, onların korunması olumludur. Ancak onların sanrılarının "din" haline getirilmesi, hem dinin özüne hem de bu kişilerin gerçek ihtiyaçlarına ihanettir.
    Bugün, nörobilim sayesinde, beynin hangi bölgesindeki hangi dengesizliğin hangi davranışları ürettiğini biliyoruz. Dopamin fazlalığının sanrılara, serotonin eksikliğinin depresyona, frontal lob hasarının sosyal normların kaybına yol açtığını anlıyoruz.
    O halde şunu kabul etmeliyiz:
    Tarihteki "meczup evliyalar ve diğer evliya denilen kişilerin büyük kısmı", muhtemelen Allah'a yakın insanlar değil, beyinlerinde biyolojik dengesizlik yaşayan, tıbbi yardıma muhtaç bireylerdi. Toplumun onları koruması güzeldi, ama onların sanrılarını din haline getirmesi, hem İslam'a hem de bu kişilere haksızlıktı. Gerçek merhamet, hem akıl hastalarını korumak hem de dinin Kur'an'ın yeterliliğini kabul edip akıl üzerinden inşa edilmesini savunmaktır. Üçü birlikte mümkündür ve olmalıdır.

KİTAP İZLERİ

Nohut Oda

Melisa Kesmez

Melisa Kesmez’in ‘Nohut Oda’sı: Eşyaların Hafızası ve Kalanların Kırılgan Yuvası Melisa Kesmez, üçüncü öykü kitabı "Nohut Oda"nın başında, Gaston Bachelard'dan çarpıcı bir alıntıya yer veriyor:
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön