Zaman
Zavallı Cameros, yüce bir dağa adını vermelerinden bu yana kaç çizgi geçti acaba? Şimdi hangi petrol atığında fani bedenin?
"Kitaplar, sessizliğin çocukları ve belleğin anneleridir. — Umberto Eco"
"Kitaplar, sessizliğin çocukları ve belleğin anneleridir. — Umberto Eco"
Altmış beş yaşlarında, hayatının boşa geçmişliğinin verdiği bunalım ve ölüm korkusu ile acı çeken bir doktorun iç dünyasına açılan, okurken kendinizden birer parça görebileceğiniz, karamsar temalı biröykü...
(yazı ile ilgili yorumlarınızı yazarsanız sevinirim)
Köydün işinde üylerdin, tas koralardın arasında caman, bızık bir col bardı. Ceri kayaman tasman toluydu. Köy tavdın tibinde boldugundan bolsa kerek köydün köbü yeri bulay tasman kaya edi. Bu coldun üstünde kuytu bir cerde eki bala pısgan fısıltaşıp bişiyler gonuşupyatırlardı.
öyle şeyler giriyorki insanın hayatına zaman zaman; elde tutmak, dilde tutmak, gönülde tutmak öyle zorki ;
zoru başaran insanlara ithaf olunur.
Uzaklarda bir yerlerde hatırlanıyor olmanın verdiği mutluluk var üzerimde. Kilometreler ötesinden gönderilen sevgi selini haber veren melodi heyecanın en duygulusunu yaşatmaya yeterli. Buralarda karanlık ürkütücü, doğduğum şehrin sokaklarına benzemiyor köşe başları. Elimdeki küçük kitabın sayfalarına saklanıyorum beni de götürsün en şiddetli aşkların yaşandığı o ülkeye diye.
Seyre dalıyorum tam önümdeki bahçenin geçmişe karışmış yüzyıllık nadide ağaçlarını... Kimi sararmış, kırılmış anılarla dolu dallarını rüzgara satmış, kimi dimdik, kimi de yaslanmış aslında olmayan duvara.
Noktalama işareti olsaydım mutlaka üç nokta olurdu adım. Hani, başı belli, sonu bilinmeze açılan.
muebbetmuhabbet.com adlı sitenin üyesi olan iki kafadar, site forumlarının dar kalıplarını yırtarcasına, doğaçlama bir hikaye yazmaya karar verirler. Yazarlardan "hoverkraft" olanın askere gitmek zorunda kalması ile yazının bitirilmesi bana, juanjuan'a kalmıştır.
Bir boşluğa düşüş anı gibi… Yanı başımdaki nesneler insanlar mı akıyor, ben mi düşüyorum? Ya içimdeki o duygu karmaşasına ne demeli? Bir suçluluk duygusu yapışmıştı yakama. Bir hırsla sıkıyordu boğazımı…
Gelirken bir gül almıştımda bana gülümsemiştin, hani sana doğru gelirken hayattan ödünç bir nefes almıştım, insanlar vardı çevremde ve hepsi birine veya birşeylere karşı sevgi besliyordu. Duygular vardı aşkın yanında yanlızlık,umutsuzluğun yanında umut...
Yalnızlıgın sefası nasıl olurki sürülsün,SÜrülseydi Tanrı yaratırmıydı Ademle Havvayı..
Bir insanın ölmeden hemen önce hissedebileceklerine dair erçekten hoş bir öykü.bi okuyun derim ben...
Köşeyi döndü. Bu yolun hiç anlamı yoktu, öylesine geçilirdi meydana kadar. Evin sokağına geldiğinde bir kez daha düşündü bu ölme işini. Ölmeliydi belki de bu aralar. Eve gidecekti, evin önünde bir ambulans, mahalleli kadınlar kapıda, hepsini yarıp usulca geçecekti aralarından, “çekilin” diyecekti, “yol verin, ben kendisiyim” O sırada
Çok soğuk bir kompartımanda, hücrelerinin yavaş yavaş ısı durumuna uyum gösterdiğini hissederken camdan baktığında güneşi görebilmek fakat sadece görebilmek. Isısını hissedememek...
Evladım, kalbime istediğinizi yapın; ama Mehlikamın oturduğu odaya asla girmeyin! dedi. Cerrahlar birbirlerine baktılar; omuzlar ve kaşlar yukarı kalktı ve indi. İşlerine koyuldular ardından.
Devinimin bu kadar güçlü olacağını kestirememişti kız. Kaç gün olmuştu ki karar alalı? Karar alınır mıydı, verilir miydi, sıkıldı kız bu sorudan da, ne anlamsızdı. Günler mi, asırlar mı? Yine arasını telafuz edememişti işte. Ya gün vardı ya da asırlar, aylar ve yıllar hiç olmamıştı ki.
Ah bu yorgun bacaklar!… Hani kısacık bir yürüyüşte yorulurdunuz. Şimdi bu güzel yerlerde nasıl da koşarsınız? Bu orman sizleri de çok etkilemiş. Ya şimdi o yerlerde olsak yine böyle koşar mısınız? Yoksa… Yoksa iki adımdan sonra yorulur, otobüse doğru yolunuzu mu değiştirirdiniz?
Pencereye doğru yanaştı, kalın perdeyi çekti, içeri ışık girdi, umudu yaptırıyordu bunu ona, biliyordu. Tül perdeyi çekmedi, öyle öğretilmişti. Mahrem hayatlar tül perdelerini hiç açmazdı. Mahrem bir hayatı var mıydı, galiba yoktu ama kimse bundan söz etmek istemiyordu.
Geceye masalını okumuş, uyuduğuna emin olduktan sonra da yorganını üzerine kapatmış ve son olarak odanın ışığını söndürmüştü. Ay ise makyaj tazelemek için yüzünü dönmüştü. Artık emin olabilirdi kafasından geçenleri kimsenin göremediğine ve duyamadığına.