Evdeki Gizlilik
Ceren Nazlı, Bartu, Can ve İlayda çok iyi beş arkadaştı. Ceren’in köpeği Yumuş , Nazlı’nın kuşu Şeker, Bartu’nun tavşanı fındık, Can’ın baykuşu Bembeyaz ve İlayda’nın faresi Tatlı.
"Edebiyat, hayatın aynasıdır... öyle ki bazen o aynayı kırıp bir de kendi yansımamıza şaşarız." - Oscar Wilde"
"Edebiyat, hayatın aynasıdır... öyle ki bazen o aynayı kırıp bir de kendi yansımamıza şaşarız." - Oscar Wilde"
Ceren Nazlı, Bartu, Can ve İlayda çok iyi beş arkadaştı. Ceren’in köpeği Yumuş , Nazlı’nın kuşu Şeker, Bartu’nun tavşanı fındık, Can’ın baykuşu Bembeyaz ve İlayda’nın faresi Tatlı.
O günü iple çekiyordum. İlk önce bakkala gitmemle başlamıştı her şey. Bakkalda bir kâğıt vardı. Üstündeyse palyaçolar. Dokuz Nisanda sirk geleceği yazıyordu
Teyzesi, sokak kapısını açan Seda’ya ‘ bak sana ne getirdim’ diyerek bir paket uzattı. Sevinçle paketi kaparak teyzesine bir öpücük gönderip en yakındaki odaya daldı.Paketten çıkan kitapları oradaki yatağın üzerine koyup incelemeye başladı. Şimdiye kadar gördüklerinden çok daha büyük, ciltli, kapakları son derece güzel ve parlak iki kitap.
Bir hikâye anlatacağım, Kemal’in hikâyesi. Onun bir arkadaş arama serüveni.
Günlerim neşe içinde geçiyordu. Annem de onunla olan ilişkimi kabullenmiş, izin vermişti; "Evin içine olmaz ama, akşamları bahçemize alabilirsin" diyerek...
Bu yıl dördüncü sınıfa gidiyordu. Sınıfta tek yabancı oydu. Öğretmeni Bay Paul’ü beğeniyordu. Kendisine derste çok yardımcıydı. En çok matematik dersini seviyor ve başarıyordu.
O gün okul çıkışında buluşup, olay hakkında konuşacaktık. Okula gittiğimde her zamanki gibi o gıcık müdürümüzü görecektik. Eski müdürümüz olsaydı… Şimdi bize iyi davranırdı. Bunu söyleyen Aylin idi. Emre: Bence bu müdürde bir tuhaflık var.
Bir süre sonra, karıncaların tek sıra halinde metrelerce alana yayılmış oldukları bir düğün törenine denk gelmişler. Onca karıncanın içinde bir tek kanatlı karınca varmış ve o da Çapgöz'ün dikkatsizce üzerine basması sonucu kumlara gömülüp kaybolmuş.
Karısı:Allah, Allah!demekle yetindi önce. Bu nasıl bir müşteri ki, yoksa goca tanrımın bir lütfu olsa bu gerek! Emanetçi, Ben demiştim, bu kadın ermiş.diye. Ama inanan yok şu kasabada.
Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum o zamanlar. Daha küçüğüm. Bir çöp kutusunda saklanacak kadar. Komşu kızıyla evcilik oynayarak, ten temasının seks olduğunu sanacak kadar. Ve seksin, ne olduğunu bilmeyecek kadar!
Akşam okuldan dönerken içimde bir his bu gece garip şeyler olacağını söylüyordu bana. İşte servis şoförümüz Harun şu sivilce suratlı 6.sınıf öğrencisi Mehmet’in ukalaca konuşmalarına fitil olmuş dalgınlıkla yola çıkan zavallı kara bir kediyi tekerlekleri altına almıştı bile. Ayrıca köşe başındaki dilenci amca her zamanki yerinde değildi. Eve
İlk başlarda çok yüzsüzdü, şımarıktı arkadaşım. Bakmayın sonradan onu bu kadar çok sevdiğime. Gelir-gelmez, her yere girip çıktı izinsizce. Sonra da benden kaçmaya başladı. Kısa bir süre sonra da, iyice alıştı. Bu kez de, ne yiyip içiyorsam, o da yiyip iç
çocukluğunuza yada imrendiğiniz anlarınıza döneceğiniz bir öykü umarım okumaktan keyif alırsınız...
Özellikle kocaman bebeğin o küçük burundan nasıl düştüğüne takılıp kalıyorum.
Şimendifer ailesinin ikiz çocuklarını mahallede tanımayan yoktu.Onlar, insanlar tarafından genellikle,yaptıkları haylazlıklarla bilinirlerdi.Turunç Mahallesi sakinleri,bu küçük yumurcaklara kızsalar da, yine de mahallede onların varlığı neşe vericiydi.Şimdi,bu iki yumurcağın sihirli dünyasına girmeye hazır mısınız ? :)
Pembe elbisesi bayrama yetişmişti. Çok seviniyordu.Annesi , elbiseyi yetiştirmenin gururu yüzünden okunarak ‘pek de yakıştı’ dedi.Rugan ayakkabılarını giymekle uğraşırken annesine sevgiyle bir göz attı. Bilekten bağlı rugan ayakkabıları pırıl pırıl parlıyordu. Elbisesinin altına giydiği, özenle kolalanmış dantelli ‘ jüpon’ un her deviniminde çıkardığı hışırtı kulaklarında, mutluluktan içi içine