Kavuşmanın Anlamsızlığı
Saat ona inat edercesine yavaş ilerliyordu... Oysa o aksın, geçsin, gitsin ya da gelsin istiyordu aslında...O gelsin...
"Herkes ölümsüzlük ister, ama kimse sabah 02:00'de uyanıp çalışmak istemez." - Douglas Adams"
"Herkes ölümsüzlük ister, ama kimse sabah 02:00'de uyanıp çalışmak istemez." - Douglas Adams"
Saat ona inat edercesine yavaş ilerliyordu... Oysa o aksın, geçsin, gitsin ya da gelsin istiyordu aslında...O gelsin...
Perdeler davetsiz bir yelle salındı, dışardan hanımelleri geldi ve Semiha'nın gözlerini bahar şefkâtiyle usulca sildi.
Bu insanoğlu böyledir zaten. Konuşması gerektiği zaman susar. Kalması gerektiği zaman gider. Ve en acısı, sevmesi gerektiği zaman kaçar!
Gerçekten korktuğu için değil aslında, korkması gerektiğine inandığından...
Sen soldan yürüdün hep, kalbin olduğu yerden. Benim seçimim büyük akciğerden yanaydı, ne de olsa sıkı sağcıydım.
Ne olduğunun önemi var mıydı sahi, yoktu elbette. Mutluydu, hem de hiç yaşamadığı kadar. Gözlerindeki nemli küçük ışıltı süzülerek mum ışığına düştü. Adam bakamadı bu sefer. Gözlerini kaçırarak en kolay olanı yaptı ve bakışlarını kadehine çevirdi. Çok geçmeden de cam kadehte raks eden aleve takılıp gitti.
Derin bir sessizlikle zor yutkundum.Oysa ne güzel bir aşkları vardı.Güzel bir yuva kurup mutlu olacaklardı.Küçük bir evleri,evlerinin avlusunda çocukları olacaktı.Tüm düşüncelerim allak bullak oldu.Hani bir yanımdan vuruldum.Yer sofr
Bir İstanbul şarkısından koparıp
Sarmaladım seni dizelerime.
Harmanlanmış türkülerden aparıp
Katık yaptım seni şiirlerime.
Evin, kocaman dağ hiddetinde heybeti, sırrı, gören gözler için durgun sular keyfiyetinde aşikâr olan efendisi, Dilşikâr nasıl bir gönül avcısıymış bir gün olsun merak etmedi. Oysa Dilşikâr perdeleri gönül gözüyle birer birer indirdi. Nedir o öfkeli dağın arkasındaki durgun su, biliverdi.
Tanrım!!! verdiğin yürekle sevdim....
Tuttum ta benliğime oturttum ..
Bir umut kırıntısı gözlerimde.
Yürüyorum durmadan suskun ve sessiz
Ne kadar dönüp dolaşsam yinede
Akşam eve döndüğümde başının izinin kaldığı, kokunun sindiği yastığa tüm özlemimle sarıldım. Ardından gözyaşlarımın eşliğinde, geride bıraktığın tüm eşyaları bir odaya topladım ve o odaya senin adını verdim.
Bilirsin bu şehir benim için sendin. Koca İstanbuldun benim için. İçinde herşeyi barındıran koca bir ana kucağı. Bilmeden ne çok anlam yüklemişim varlığına.
Uzun zamandır yaptığı gibi saymaya başlamadan hızla kalktı; hemen banyoya gitti; duşa girdi. Sıcak suyun, vücudundan kayıp gitmesini izledi bir süre. Ama sayılar, sulardan daha hızlı hareket ediyordu. Bir, iki, üç,beş, dokuz derken, on sekizde durdu beyni