Kestane Masalı
"Bunlar da pişti nine!...Ben soymaya başlıyorum hadi sen dünkü masalın devamını düşün..."
Hayatımın en doyumsuz anlarıydı onlar. Bir tabak kızarmış, soyulmuş kestane ve ninem...
"“İnsanlara gerçeği söylemek istiyorsanız onları güldürün; yoksa sizi öldürürler.” — Oscar Wilde"
"“İnsanlara gerçeği söylemek istiyorsanız onları güldürün; yoksa sizi öldürürler.” — Oscar Wilde"
"Bunlar da pişti nine!...Ben soymaya başlıyorum hadi sen dünkü masalın devamını düşün..."
Hayatımın en doyumsuz anlarıydı onlar. Bir tabak kızarmış, soyulmuş kestane ve ninem...
Başarısız... Beceriksiz... Yetersiz insanlar...
Başarılı... Becerikli... Yeterli kişileri eleştiriyorlar hep!
Neden mi yapıyorlar?
Hasetlerinden? Evet...
Saplantılı egolarından? Evet...
Yazma yetisi insana verilmiş en büyük ödülken, diğer taraftan sonsuz bir yalnızlığı gerekli kılışı çok acımazsız geliyor. Akademide öğrenciyken bir Hocam şöyle demişti; Hayatta bir şeyi istiyorsanız bir başkasından vazgeçmelisiniz. Hepsi birlikte olmaz.
Sıcak... Çok sıcak ! Haziran ki; alışkın değilim bu ay da, böylesi sıcağa. Çünkü Haziran, tatlı bir geçiş ayı. Baharın, bir meltem yumuşaklığında yaza geçişi... Öyle olmasına öyle de fakat bu yıl; bir meltem yumuşaklığında geçmedik de bahardan yaza, yazın ortasında bulduk birdenbire kendimizi. Hem öyle ki; sersemletici
…şimdi otur…uzan biraz… avuçlarıma doldur ağrılarını…
…uzan biraz…ve dinle…
…sana mavi masallar anlatacağım…hiç duymadığın…
Kendi doğallığıdır insana en yakışan... Ne dekoltesi göğüsün... Ne de, dikkat çekmek için kapanmalar...
Kabul etmek gerek, insanın doğasında bir çekicilik var... Samimiyet, ki, ne dekoltelere, ne dudak büzüp, göz süzdürmelere bedel...
Sokaklar, caddeler, evler, çocuklar ve ıslak yavru kediler. Savunmasızlığına, terk edilmişliğine, acınası hallerine ve soğuk kaldırım taşlarına bakmalıyım kentin, ilk kez görüyormuşçasına. Yaralarına dokunmalıyım tek tek, keşfetmeliyim. Parçalara yüzümü sürmeliyim, karışmalı gözyaşlarımız.
Önyargılarından kurtul insan
Kalbinde merhamete yer aç
Ruhunu zenginleştirmek senin elinde
Zihnini fukaralıktan kurtar!
“Beri gel, daha beri, daha beri/ Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?/Bu hır gür, bu savaş nereye dek?/ Sen bensin işte, ben senim işte… Dünyada nice diller var, nice diller/ Ama hepsinde anlam bir/ Sen kapları, testileri hele bir kır/ Sular nasıl bir yol tutar, gider/ Hele birliğe
Bir su damlası denize düştüğünde kendini umman sanır. Sonra anlar ki bir hiçtir derya içinde. Dalgayla dalga, denizle deniz, güneşle buhar olsa da özünde çektiği acı birdir. Bir boşluğu doldururken, boşluk da kendisi olmuştur. İçindeki boşluğu bir başka boşlukla doldurmaya çalışanlar, bu dünyadan bomboş gitmiştir.
Eski özdeyişleri şöyle bir irdeleyelim..bakalım ne çıkacak taşın altından..sıcak yaz günlerine nazire yaparcasına !!!
Tavşan moku gibi yaşıyorsun sen kardeşim. Ne kokuyor, nede bulaşıyorsun. Kendini cam bir fanusa kapatmışsın. Sonra temiz hava gelmiyor diye şikâyet ediyorsun. Yalnızlık bu kadar kara, kirli ve çirkin bir şey değildir.
Sesimi duyurmak için bağırmak yerine, küçük harflerle konuşmanın ruhumu rahatlattığı bir dönemdeyim.Geçici bir büyümüşlük halimidir nedir bilemiyorum ama en azından bu sıralar büyüdüğümü hissediyorum.
...Sarılıp birbirlerine keyifle ağladılar; adamın topladığı üzümleri takıp oltanın ucuna kırmızı balıklar yakaladılar…
Modern hayatın getirdiği yorgunluğun içten bir anlatımı. Beklentiler, baskılar ve zorunluluklarla dolu bir dünyada, içimizdeki çocuksu merakın ve hayallerin nasıl köreltildiğini samimi bir dille ifade ediyor. Bir zamanlar hayatın küçük detaylarında bulduğumuz mutluluğun uzaklaşmasını ve gündelik yaşamın koşturmacasında kaybolan benliğimizin hikâyesini anlatıyor.
güzelle çirkinin, yalanla gerçeğin, söz ile özün birbirine karıştığı dünyada, yumuyorum gözlerimi gördüklerim karşısında ve açtığımda geçmese de birşeyler, kazandığımı görüyorum hiçbirşey kaybetmeden....