Erzurum Kitap Fuarı Açıldı!
Erzurum'da ilk defa açılan kitap fuarıyla ilgili bir tanıtım yazısı.
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
Erzurum'da ilk defa açılan kitap fuarıyla ilgili bir tanıtım yazısı.
Ormandaki vahşi hayat bile daha masum duruyor yanımızda.Oradaki yasa mağlup ve galip üzerine kurulu iken,kalanlar daha tutarlı ve net bir şekilde yaşamlarına devam ediyorlar.Markalarınız vahşi çığlıklarınız naralarınız olmuş, ideolojileriniz en tepedeki zümrenin önünüze yem olarak attığı sanal rahatlatıcı bir marmelat.
İnsan her aynaya baktığında geçmişine bakar bence. Aynada gördüğü yüzü ona geçmişini gösterir, bakışlardaki mana, yüz hatlarının duruşu ve çizgiler… Hepsi maziden bize birer hatıradır aslında.
Ayaklarım beni ara sokağa yönlendirdi yine. Bu defa sıkı giyiniğim. İllâki çiseleyen yağmurda yürüyeceğim. E bugün, nedense başka güzel geliyor bana.
suskunluğum, sessizliğim, yokluğum, varlığımın ortadan kayboluşundandır. kelimeler kendisini saran hecelerin ortasından geçen binlerce soru işareti ile anlamsızlaşıyor.
Masalını almak elinden bir çocuğun, düşlerini çalmak, masal anlatacak annesini almak elinden bir bombardımanda ya da hayallerinin peşinde koşarken sokakta gelip bulmak onu belki bir şarapnel parçası belki bir kurşunla… Büyüklerin dünyasında yaşanırdı tüm bunlar, masallara inanmayan büyüklerin dünyasında…
Bir gün derin uykudan uyanıverirsin, etrafına şöyle bir bakınırsın. Ezberin bozulmuştur, hiçbir şeyin o güne kadar bildiğin gibi olmadığını görürsün. Bir pencere açılır ufkunda, bambaşka, herşey bambaşka... Karşı evin çatısında soluklanan martılara takılır gözlerin, sılanın kokusu buram buram doldurur göğüsünü. Nerede o hasret durağı, düşünmek istersin, bir tek
Yaşanmışlık iz bırakır!
Şey olan her ne var ise zamana muhtaç... Ve zamandır aslında bütün "şey"lere bir hal eki takan.
Günlük hayatın zorluklarına ve kayıplarına rağmen umudu koruma çağrısı yapan, içimizdeki çocuğu yaşatmanın önemini vurgulayan samimi bir deneme. Yazar, modern yaşamın eksiltici etkilerine karşı direnirken, hayatın güzel yanlarını görmeyi ve kendi doğrularımızı yaşatmayı öneriyor.
Bir kapı aralığından bakıp gelsem çocukluğuma
Tanır mı beni gözlerimden ?
Derler ya ; kaybolursanız çocukların gözlerine bakın
Ama benim çocukluğum kayboldu
İçinde masum bakışlarım ve hayallerim de vardı
"Hayat Üstüne..." yaşamın kısalığı ve zorluğu üzerine düşündüren samimi bir iç döküş. Yazar, hayat yolculuğundaki dönüşümünü anlatıyor: utangaç bir gençlikten özgüvenli yetişkinliğe, sonra iflas sonrası içine kapanmaya. Zaman kavramı, bekleme sanatı ve beklentilerin tehlikeleri üzerine derinlemesine bir düşünce akışı sunan, hayatın karmaşık doğasını sorgulayan içten bir metin.
Herkesi rahatlatan ve bazen açıkladığı bazense hiç açıklayamadığı o kadar çok şey varki bu dünyada.
Sevginin tek dili yoktu. İşte anlaşıyorlardı. Sevildiğini ve kabul edildiğini biliyordu sanki. Sevgi evrenseldi. Sevgi şiir gibiydi. Sevgi ilham gibiydi. Aniden gelivermişti.
tek bir gün bile özgür bir nefes olurdu, çünkü bu esaretten başka bir şey değil
Zeus musun ya da herkül kendini onlardan sanıyorsun mitoloji tıpkı tarih gibi yalanları yutturma sanatı siz konu bütünlüğünü kıçınıza sıkıştırın...