Sessiz Buluşma
Bir an gök yüzü yarılıyor, her yer aydınlanıyor... İçimde birşeyler kopuyor... Ardından acıklı korkutucu bir ses... Şimşek çakıyor...
"Kendi mezarını kazmak için en iyi kürek, 'Ben zaten biliyorum' demektir." - Terry Pratchett (kurgusal)"
"Kendi mezarını kazmak için en iyi kürek, 'Ben zaten biliyorum' demektir." - Terry Pratchett (kurgusal)"
Bir an gök yüzü yarılıyor, her yer aydınlanıyor... İçimde birşeyler kopuyor... Ardından acıklı korkutucu bir ses... Şimşek çakıyor...
O gün, kaldığı yerden okuyarak ezanı devam ettiren küçük çocuğun Reis/Erdoğan olduğunu filmde de çok açık belirtiyor. Zira sahnenin tam orasında davudi bir ses:
“...minareleri, sen, ezansız bırakma Allah’ım!”
O ses; Reis’in sesi…
Meğer Reis, taa o günden beri susturulmak istenilen ezanı
Buradan herkes mutlu, herkes kaygısız… Bense, bilinmeyen bir meçhule yolculukta, biraz korku dolu, biraz endişe…
Ben kırık-dökük haldeyim yine bu gün.
Emaneten bir sevinç almak istedim bu günden, ama olmadı, ben de sımsıkı sarıp sarmaladığım ellerini koydum göğsüme ne kadar öyle kaldım hatırlamıyorum.
Her tren ilk gardan başlar yolculuğuna ve son durakta durup bir sonraki yolculuğuna başlar.
yaz mevsiminde iskenderun akşamlarına doyum olmuyor. sahilde dolaşmak terapi etkisi yaratıyor. günün yakıcı sıcağının yerini, insanı kuşatan bir zamanların işlek fenike kıyılarının serinliği alıyor
Yaşam ırmağı gürül, gürül hızla kopürdeyerek akarken, bizler kısır bir döngü içerisinde kendi hapishanemize kendimizi mahkum etmişsek ; buna da yaşamak diyorsak, kendimizi kandırmıyormuyuz acaba ?
Hani şu öldürme merakı içinde olan, insanoğlunu anlatan karakter vardı ya, evet raskolnikov, ondan tutun da denizlerin korkulu rüyası gürgen balığına kadar, hepsi burada yaşamakta. Birde, bana yalnız derler. Küçük diye alay ettikleri bu çatı katı, bir çok hayat barındırıyor içinde.
Çoğunluğa uyduğumuz zaman, bizde görevimizi yapmanın rahatlığı içerisine gireriz. Çünkü çevre tarafından onaylanırız, çevre ne der korkusu ortadan kalkmıştır artık. İnanmadığımız, içimizden gelmediği halde, sırf etraf ne der korkusuyla yaşamımızı sürdürüyorsak, kişiliğimizden, özgürlüğümüzden bahsetmek ne derece doğru olabilir.
İnsanın yaşadığı bu zaman dilimi belki saniyeliktir fakat insanı çok farklı ve otantik ortamlara götürüyor.
Neden böyle oluyor, pozitif bilim olgusunu hiçe sayarcasına, zaman faktörüne meydan okurcasına dik durabiliyor.
İma ettiğimiz konu, karşımızdaki kişi tarafından her türlü yönden algılanabilir. Bizim söylemek istediğimizin dozu, karşı taraf için ucu açıktır.İma edilen konu her seviyede değerlendirebilir . Dolayısı ile, aslında, ima etme yolu ile karşımızdaki kişiye daha çok zarar veriyoruzdur.
İlk kan ve anne.
İnsan aşk ile doğardı. Şiirler gibi. Aşk ve acının birleşiminden doğan insanın alnına ilk annesinin kanı değerdi.
Bir anne hayal edin. Bebeğine bakmak için her şeyi göze almış, gece uyumamış, yememiş yedirmiş, onunla sevinmiş, onunla gülmüş, tehlikelere bir kartal gibi kol kanat germiş,onun eğitimiyle sonuna kadar ilgilenmiş, okutmuş, başarılı olmasını hayal etmiş.
Ve tam mutluluğunu göreceği zaman kaybetmiş canını..
Ne hisseder
çok yazdığımı düşünürken bunun acaba bir boşalma mı olduğunu düşündüm. Biriktirdiklerimizin dışavurumu olmalı dedim.
Bizim olmasını çok istediğimiz bir şeyi almak...Alabilmek… “Benim” diyebilmek. Ne aradığınızı biliyorsanız şayet, onu hep istiyorsunuz. Bulamadığınızda , onun yerine koyduğunuz başka bir şey, onun yerini ne alabiliyor ne doldurabiliyor...
Merak etmeli miyim ve bilmeden nasıl olacak?
Öğrendiklerimi kimlerle paylaşmalıyım?
Yaşar Kemal