Güneşin Battığı Yerde
Buradan herkes mutlu, herkes kaygısız… Bense, bilinmeyen bir meçhule yolculukta, biraz korku dolu, biraz endişe…
"Yeni yıl kararları mı? Ben daha geçen yılın kahvesini bitiremedim." - Franz Kafka"
"Yeni yıl kararları mı? Ben daha geçen yılın kahvesini bitiremedim." - Franz Kafka"
Buradan herkes mutlu, herkes kaygısız… Bense, bilinmeyen bir meçhule yolculukta, biraz korku dolu, biraz endişe…
Mekanların, akışkan olmaktan çok dalgalarla hareket eden zamanın hangi noktasında durulup bakıldığı önemsizleşmiş, insanın insanı arayış öyküsünde... Dünyanın koca bir sahne gibi algılanışı sadece ortam değiştirip, aynı kalmış özünde.
çok yazdığımı düşünürken bunun acaba bir boşalma mı olduğunu düşündüm. Biriktirdiklerimizin dışavurumu olmalı dedim.
Merak etmeli miyim ve bilmeden nasıl olacak?
Öğrendiklerimi kimlerle paylaşmalıyım?
İlk kan ve anne.
İnsan aşk ile doğardı. Şiirler gibi. Aşk ve acının birleşiminden doğan insanın alnına ilk annesinin kanı değerdi.
Her tren ilk gardan başlar yolculuğuna ve son durakta durup bir sonraki yolculuğuna başlar.
Yaşam ırmağı gürül, gürül hızla kopürdeyerek akarken, bizler kısır bir döngü içerisinde kendi hapishanemize kendimizi mahkum etmişsek ; buna da yaşamak diyorsak, kendimizi kandırmıyormuyuz acaba ?
Yardımsever bir insandı. Liseye geçtiğimizde okul tiyatrosunda oynuyordum. Yurtta kalıyordum. Hafta sonu olduğu için yemek olmazdı. Paramız da bitmişti. Yanımda tiyatroda beraber rol aldığımız Murat Özsoykal arkadaşım vardı. Beraber, Güzin Hocanın evine gittik. Hocam, biz okul tiyatrosundayız. Prova için kaldık. Yurtta kalıyoruz. Ama yiyecek bir şeyimiz kalmadı. dedik.
Bizim olmasını çok istediğimiz bir şeyi almak...Alabilmek… “Benim” diyebilmek. Ne aradığınızı biliyorsanız şayet, onu hep istiyorsunuz. Bulamadığınızda , onun yerine koyduğunuz başka bir şey, onun yerini ne alabiliyor ne doldurabiliyor...
Sosyal ve demokrat zihniyetinin temsilcileri asla statükoyu savunamazlar.
Şayet savunurlarsa, kendilerini bir açmazın girdabına hapsederler.
Sosyallik, ahenksizliği reddeder.
Bir anne hayal edin. Bebeğine bakmak için her şeyi göze almış, gece uyumamış, yememiş yedirmiş, onunla sevinmiş, onunla gülmüş, tehlikelere bir kartal gibi kol kanat germiş,onun eğitimiyle sonuna kadar ilgilenmiş, okutmuş, başarılı olmasını hayal etmiş.
Ve tam mutluluğunu göreceği zaman kaybetmiş canını..
Ne hisseder
O gün, kaldığı yerden okuyarak ezanı devam ettiren küçük çocuğun Reis/Erdoğan olduğunu filmde de çok açık belirtiyor. Zira sahnenin tam orasında davudi bir ses:
“...minareleri, sen, ezansız bırakma Allah’ım!”
O ses; Reis’in sesi…
Meğer Reis, taa o günden beri susturulmak istenilen ezanı
İma ettiğimiz konu, karşımızdaki kişi tarafından her türlü yönden algılanabilir. Bizim söylemek istediğimizin dozu, karşı taraf için ucu açıktır.İma edilen konu her seviyede değerlendirebilir . Dolayısı ile, aslında, ima etme yolu ile karşımızdaki kişiye daha çok zarar veriyoruzdur.
"Herşeyin etrafında dönmek için, herşey olmak için tüm kaleler yıkılır... Ve unutulur, ne yazık, unutulur: koskocaman okyanusun içinde minicik bir hücreden ibaret olmanın gerçeği... Elde olanların hiçbir hükmünün olmadığı unutulur... "
Saçlarımı döktüm..Tel tel..Ve mi telinden şarkı çaldım yokluğa..Kimseler yoktular..
Beni çok da güzel alkışladılar.. Sessizlik..Boşluk..Yokluk..
Gaye Boralıoğlu