Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi
Evren de seslerimiz yankılanıyor ve bizi buluyor aslında.. kötü
düşüncelerimiz, isyanlarımız, beddualarımız hep bize dönüyor..
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Evren de seslerimiz yankılanıyor ve bizi buluyor aslında.. kötü
düşüncelerimiz, isyanlarımız, beddualarımız hep bize dönüyor..
Belki bu yüzden, bir gün aydınlatır diye, ışığı sakladım... Kaynağında, Ruhumda sakladım.
Nazım Hikmet, Abidin Dino'dan mutluluğun resmini istediği gibi, benden de mutsuzluğun resmini isteseydi şayet resimden sıfır derece anlayan ben eminim o kadına ve adama bakarak "mutsuzluğun resmi" diye bir resim çizebilirdim...
Bazıları bu dünyada bulunur, bazıları ise kaybolur. Bazıları yaşar, bazıları ağlar, bazıları ise yazar. Seni yazdım ağaçların her birine. Seni anlata anlata tüm ormanı dolaştım. Eğer neler yazdığımı merak edip ormanda dolaşsaydın, kaybolurdun. Sonra beni saçına dağ çiçeklerini takmak için bekler bulurdun. Oysa sen yaşamayı değil, orada burada
Bir yıl bitip, başka bir yıla merhaba dediğimiz bu günlerde dileklerim sizler için :)
Ya baskasini konusmak yasak olsaydi? Sessizlik sagir eder miydi kulaklarimizi? Ne yapardik? Yasak olsaydi konusmak baskasini. Sadece birkac dakika uzerine dusunsenize.
Yaşadığınız herşey içinde siz zaten varsınız.İstesenizde istemesenizde.
Yıkılan umutların tekrar yeşeriyor, her şey güzel olacak diyorum her şey içimden...
Zaman, her şeyin ilacı olan zaman, türlü bahanelerle ızdırapları çoğaltan zaman, acıttığı kadarda acıyı dindiren zaman bence en büyük günahkar sensin şuan...
Yansımalar gerçeğin kendisi değil. Üstüme düşen bakmak istediğim üzerime yağan beyaz partiküller gibi.
Kanser kelimesi, her duyanın irkilerek dinlediği, lanetli bir kelime gibidir. Hastalığa yakalanmamış olanların burun kıvırarak uzaklaşmaya çalıştığı, ancak hastalığa yakalanmış olanların da kafalarında ölüm tamtamlarının çaldığı korkunç bir travma gibidir. Her iki yaklaşım da bana göre yanlıştır.
Sen bu ıssız ve kocaman bozkırları bilmezsin. Ay düşen anızların soğuğunu, söğütlerin hüzünlü bakışlarını görmemişsindir. Gece upuzundur buralarda. Kerpiç damlar üstüne çullanır garibanın. Yalnızlık iliğine işler gecenin.
Kuşlar, hilkatin incileri. Onlar, gökyüzünde süzülürken de dallarda cıvıl cıvıl öterken de. Sükut ederken de güzel. Her kuş, bir kavrama remiz olsa da biz Süleyman değiliz ne fayda. Ancak; onların adları etrafında efsaneler düzer, türküler yakar; anlatır, söyler , dinleriz. Onlar da dile gelir sevinçlerimiz, enînlerimiz.
"Parker'ın söylemediği ama söyleyebileceği bir alıntı üzerinden, gündelik hayatın tekdüzeliğine ve süregelen varoluşun yoruculuğuna dair düşünceli bir metin. Sahte alıntıların bazen gerçeklerden daha dürüst olabileceğini savunurken, dünyanın dönmeye devam etmesi karşısındaki kolektif hissimizi ve bu sürekliliğe karşı hissettiğimiz o içten 'peki?' sorusunu inceliyor."