Belkisi Yok Gel Artık
Yada sı yok gel artık
Gel ki gelişinle bitsin her şey
Ne belkiler olsun gelişinde ne de yada lar
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
Yada sı yok gel artık
Gel ki gelişinle bitsin her şey
Ne belkiler olsun gelişinde ne de yada lar
Ondan bahsetmek istiyorum ama zor geliyor. Ne biliyim onun hakkında sadece yazı yazmak hoşuma gitmiyor işte.
Bir çam ağacının gövdesinde çam sakızı, denizin en karanlık yerinde ışık saçan bir balık, bir zeki kadının beyninde düşünce, bir şairin yüreğinde imge, bir çocuğun ağlayışında gözyaşı, bir ülke coğrafyasında metropol, bir adada palmiye, bir fakirin evinde sımsıcak çorba, bir zenginin evinde antika, senin ise sadece sevgilin olmak
İlk gelen her zaman kalıcı olandır.İyiki geldin ve iyiki sensin hayatımdaki.
Evimin her köşesini senin zevklinle donattım. Tıpkı bir şarkı bestelemek gibi dudaklarım ve yüreğim heyecanla doldu. Kimseler görmedi seni bu kadar sevdiğimi. Bir bardağa su doldurup içmek gibiydi içimi senin sevginle doldurmak. Suyun duruluğunda sen vardın. Karanlık kördü ve ben ışığı yaktım. Evim senin ışıltınla doldu. Ayla yıldızın
Aşkın hallerinin en hakikisi, en değerlisi, en özeli, herkesin bulup yaşamak, yaşatmak, bırakmak istemediği. Bazen de hiç beklemediğin, hak etmediğin bir anda uçup gideni.
Ey kirpiklerinden sağdığım gökkuşağı yedi rengi,
Hüzünbaz hüzünleri unut..Ayak diblerine kök salmış siyah’ı da ..Koş yeni demlenmiş yürek demime..Sokul ve mevzilen gözlerinde kuruttuğum kirpiklerime..Şarkılar sustu biliyorum..Söz sırası bizde..Mutluluğumuzdan alıntı birkaç çift umudumuz var dudaklarımıza ördüğümüz..Erişmese de ellerimiz ellerimize, bir yolumuz var özleminde yürüdüğümüz..Sana kaç gel demiyorum..Biliyorum
Porselen tabaktaki dilimlenmiş muz gibi parlıyordun. O an dilim dilim yemek istedim seni. Dudaklarıma sevinç, dilime tat, ağzıma nefis bir haz olurdun. Ah yiyebilseydim seni hiç çatal kullanmadan. Elimle bir çiftçi açlığıyla mideye indirmek isterdim seni.
Biz, kadını “dağ gibi evlerinde” bilirdik.
“Limanlar gemileri nasıl beklerse, öyle beklediklerini” bilirdik.
Ve bizim bildiğimiz kadınlar öyle kadınlardı.
Bize göre kadın, şairin de ifade buyurduğu gibi;
“bir kadını ortadan ikiye böl…
Sonra ansızın bütün saatlerin zembereği boşandı. Akşam freni boşalmış eski bir kamyon gibi çıkıp geldi. Evden beklerler, geç kalmayayım, dedi. Onu durağa götürdüm. Otobüsü hiç gelmesin diye dua ediyordum. Aksine çabucak geldi. İyi akşamlar, yarın görüşürüz, diyebildim. Kalabalık otobüsün içinde bir ara yağmurluğunu görür gibi oldum. Sonra uzak
Aramızdaki şeyin adı konulamadı bir türlü. Aşk hiç olamadı, sevgi desek gerçekten sevenlere haksızlık olacaktı. Arkadaşlık dersek bebekler bile gülerdi. İşte aramızdaki bu adı bile olmayan şey senin için “eylence” benim içinse “işkence” desem belki de doğru teşhis bu olurdu.
Bugün bir arkadaşımla dertleştik de, içindeki kanı kustu bir nebze. Ben de çok etkilendim. Paylaşıp paylaşmamakta bir an kararsız kaldım, ama sanırım mutluluklar kadar, mutsuzluklar da paylaşılmalı.
Yalansız bir dünyada gözlerim seni gördü. Ve seni yaşadı, içimdeki ıssızlığında. Düşlerden, gece uyandı, sabahında sevgine.
........ Neden mi yazamadım?
Gözler buğulu
Yürek kırık dökük
Eller titrek.
Saatlerdir yazamıyor bir satırı.
Ah zaman ! Sen, meğer ne acımasız, ne gaddar, ne şeytan, ne doymaz bir canavarmışsın... Ömrümü yedin bitirdin yine de bana mısın demedin... Gençliğimi aldın elimden, bir defacık olsun benimle olmadın... Hep kaçtın... Hep önümde oldun... Bir türlü yakalayamadım, tutamadım elinden...