Aşk mı?
Aşk nedir diye sordu bana ürkek tavırlarıyla beklediği cevapları alabilmek umuduyla ve korkularıyla yüzleşmeye gönüllü bir kahraman edasıyla cevaplamamı bekledi
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Aşk nedir diye sordu bana ürkek tavırlarıyla beklediği cevapları alabilmek umuduyla ve korkularıyla yüzleşmeye gönüllü bir kahraman edasıyla cevaplamamı bekledi
Bozuk olan hiçbir şeyi sevmeyiz biz. Bozuk olana bozuk atarız. Televizyon bozuksa tepesine vururuz, kız bozuksa kafasına sıkarız.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kendisini Kürt, Zaza, Arap, Süryani, vs. olarak tanımlayan herkesi “Türkçe Dil Sınavı”na sokalım. Sınavda başarılı olamayanları Türk vatandaşlığından çıkaralım.
Ahmet Ümit
Sandığın kadar değil tam ortasındayım. İki arada bir derede bir yaşanmışlığın, bir geçişin tam ortasındayım. Köprünün üstünde durup kah geriye kah ileriye kah havaya bakan avanak it sürüsünden biriyim işte. Zorlama fazla – yaşın küçükçeyse 3-5 ekle, saçların kırlaştıysa 3-5 eksilt. Oradayım işte.
Onlar “özgürlerin toprağı” nı buldular ve “özgürlük aşkı bizi buraya getirdi” diyerek bundan tam 162 yıl önce bağımsızlıklarını ilan ettiler.Liberya… Şimdilerde insanların ne kadar “özgür” olduklarını düşündüren ülke…
“Yaşasın!” deyip gülümsedi kendine, camdaki yansımasına bakmadan yine. Çok anlamsızdı her şey. Korkunçtu ayrıca. Korkunçluk içini kanatan, acıtan duyguda değildi; Her şeyi açık ve net anlamasındaydı.
Sen ölmedin baba oradasın arka bahçemde,yemyeşil bir ovanın ortasındaki o büyük ağacın altında ruhun.Ne zaman özlese içimdeki kızım kokunu oraya,o beyaz çitin ardındaki bahçeye yolluyorum onu.Pembe elbisesi ardından savrularak koşuyor sana, sarılıyor,sarılıyor…
Göz yaşlarım; şizofrenik nağmeleriydi ruhumun ayrılığa. Çiçeğin suya duyduğu hasret kadar dayanılmaz olsaydı yalnızlık; sen de nefes kadar vazgeçilmez olurdun bende.
Zor… Gerçekten zor. Oysa ki ne hayaller beslemiştim yüreğimin aşevinde. Sensiz gecelerin sabahına koşup, senli günlerin “günaydın” ı oluyordum eskilerde.
"Neyi görmedik ki bu hayatta… Neyi tatmadık ki… Bazen durup da hayatı günlük lüks zevklerle yaşadığımız için boş nitelendiriyoruz kendimizi." diye başlıyor Mehmet Cem UYSAL bu yazısına. Kendisini baştan keşfedercesine çok insana hayatlarındaki en gerçek aynayı sunuyor.
Keşke kalbimin bir dili olsaydı da benim anlatmak istediklerimi o anlatsaydı. Dilime, yüreğime o tercüman olsaydı. O anlatsaydı sende olan beni, benim halimi, ve ahvalimi…
Ayfer Tunç