Beni Şizofrenik Bir Halüsinasyon Sayın
Beni yok sayın insanlar. Şiirlerimi hiç yazılmamış farzedin. Hiç dünyaya gelmemişim gibi beni şizofrenik bir halüsinasyon sayın.
"Yazmak, aslında ölümü oyalamaktır, ta ki o da sıkılıp gitmeye karar verene kadar." – Franz Kafka"
"Yazmak, aslında ölümü oyalamaktır, ta ki o da sıkılıp gitmeye karar verene kadar." – Franz Kafka"
Beni yok sayın insanlar. Şiirlerimi hiç yazılmamış farzedin. Hiç dünyaya gelmemişim gibi beni şizofrenik bir halüsinasyon sayın.
Ezberinde yedi renk dünya, sesinde yalnız gerçek bir rüya! Sevgiyle dolan, eskiyi unutan, dertsiz, geleceğe bulanan! Bu akşam, rengin, hüznün, keyfe keder anıların ölüm günü olsun!
Işıl ışıl bir günde, hayatın güzelliği mavinin içinde gizlenemez. Hayallere takılan ipek kanatlarla muhayyel güzellikler ülkesine bir yolculuk başlar. Suya karışan ıtır, bardağınızda buğu buğu tüterken yaşamaktan ayrı bir haz alırsınız. Renk güzeli size yudum yudum tebessüm eder.
Soğuğun, ayağımda ve belimde hissettirdiği kişiliği, camlardaki, minik ayılı perdeyi aralayınca, kara dönüşmüş haliyle böö dedi. Yanımdaki, mis kokulu buğday ekmeğini andıran minik kız, üzerini açtığından, ana rahmine geri girmiş gibi küçülmüştü. Çaydanlığın altının yandığını kokusundan anlamamak için ölmüş olmak lazım diye geçirdim aklımdan. Esnemeye vaktim kalmadığından, gözümü
Kim demiş!
Kim demiş aşk bağıra bağıra yaşanır diye
Seni gizli yaşamaktır aşkın en alası
Kimse bilmedi...
Ve benim hayalim, senin ikliminde tek ve son mülteci olabilmek, çok görme bu arzu hâli ey muhayyel peri! Sen elif misali ben vav misali…
Pencerenin açılmasıyla karşısında gördüğü gökte uçuşan, parlak ama cansız, hafif alaycı ama sanrısız güç yeni yerinde canlanıyordu. Ruhsal dünyası karmaşık, sesi bazen dağınık, göz halleri kaçık erkek. Gökyüzündeki sese cevap verdi. Elini uzatıp tutmak istedi. Karmaşık dünyama şekil ver, ruhunun heyecanı aynalarda salınsın diyordu.
Reel bir
Sen gittin gideli, hurufat içinde en çok “elif” sana benzer “vav” bana. Güzel “he” ağlar ayrılığımıza. Dolaştığın yerler, ayaklarını öper iştiyakla benim bağrım kavrulur. Hasretin ateşle harmanlanır ruhumda.
Hayat, karanlık sarayında, gölgelerin oyunlarında kendi sonunu bekler... Umutsuz, Hayalsiz, Aşksız ve Yüreksiz...
Kesmiyor, durgun sulardaki fazladan bakış, seni her yere dağıtır bulunmaz akış! Dediğin her şey doğru, belli belki yolun başı sonu. Bilinmez dağılan yanlış sancı, arşın üzerinde bir ok kalmıştı! Yanlış aslında, bir eleştiri gerekir, aldanmaktan kurtulmak için, sevmek için, aramak için! İçin için.. Yağmura giden yok, ıslanan susuz
Of of... Ne güzel bir gün! İnsanın bir arabaya binip, kaçası geliyor; ama nereye? Tüm bahçeler gül dolu, lale dolu. Tüm şarkılar sevinç terennümlerinde... Şöyle akşamüstü kimse yokken, çırılçıplak denize girmek geliyor insanın içinden. Denizi kucaklamak, donsuz ve şortsuz bir balık gibi yüzesi geliyor insanın. Koşmak istiyor insan,
Bütün kandırmacalar bu ülkede çocuklukta başlıyor. Tüm gerçekler bir bir saklanıyor, gözardı ediliyor her nedense Aklı ermeye başlarken, kurmaca dünyaların içine itiveriyoruz başta çocuklarımızı. Sonra ütopyalarla, tatlı yalanlarla aldatıyoruz hem kendimizi, hem yavrularımızı Fakat insan büyüdükçe gerçeklere yaklaşıyor, yaklaştıkça da kaçıyor bu gerçeklerden. Şaşırıyoruz, beynimiz adeta dumura uğruyor
Dinlemeniz şiddetle önerilir; https://www.youtube.com/watch?v=LzRPpnc4DL8
Kaç kere kandım, kaç kere kanadım
'' GÖNDERİLMEYEN MEKTUPLAR''
Rasim Yılmaz
Gözlerimin içinden kopup gelen bir sabah uykususun. Yüzümün su görmemişliğinde, dudaklarımdaki çırpınan balıksın. Burnumdaki, deniz mağarasısın. Her nefes alışımda, içime dolan iyot kokususun. Gözlerimin açıklığında deniz dibi kumsalı, gözlerimin kapalılığında inci dolu sedeften saraysın. Sen masalları andıransın. Sen, bana masalları inandıransın. İnançsın, güvensin, vefasın ve merhametsin. İşte bu
Tam olarak büyüdüğümü iddia edemem, içimde küçük bir çocuk bulunuyorken böylesine , aynı şekilde küçük bir çocuk olarak kalabildiğimide iddia edemem içimde ihtiyar bir kimse duruyorken böylesine.
Gaye Boralıoğlu