Omuzlarımda binlerce kuş çığlığı..
Sıcak bir çay ısmarlıyorum kendime../Annem tatlı yapmış..Canım çekmiyor.. /Turuncu bir yalnızlığa karışıyor düşlerim.. ‘China Oil’ denen bir şey getiriyor annem../..
"Yazmak, aslında ölümü defnetme alıştırmasıdır; her kelime bir kürek, her paragraf bir avuç toprak." Jorge Luis Borges"
"Yazmak, aslında ölümü defnetme alıştırmasıdır; her kelime bir kürek, her paragraf bir avuç toprak." Jorge Luis Borges"
Sıcak bir çay ısmarlıyorum kendime../Annem tatlı yapmış..Canım çekmiyor.. /Turuncu bir yalnızlığa karışıyor düşlerim.. ‘China Oil’ denen bir şey getiriyor annem../..
“Yüzüme dokundu. Bunlar ne” dedi. Konuşamadım…
Sevgimin hasretime eklenen imkânsızlığını söyleyemedim...
Hemen hemen içimizden herkesin başını ellerinin arasına alıp gözlerini bir noktaya sabitleyerek hayaller âlemine daldığı olmuştur. Kafamız içerisinde cereyan eden düşünceler imgeler âleminde bir biri ardına yumuşak geçişlerle akıp giderken bazen marazi bir şekilde, ufak da olsa, bir ayrıntıya takılıp kalırız
Sheakspear’ı okuttu bize../Tiyatro sahnesinin tozlu perdeleri önünde.. /Ezberim yoktu.. /Elimde kafatası..Ben ona baktım..o bana../O bana suskun..ben ona anlamsız..
Dalgaların sesine karışmalı içimdeki sessiz çığlık. Rüzgar, yaprakları suyun üstüne ulaştırmalı bir de sevdaları.
Göz yaşlarımı biriktiriyorum...İlerde kendime, sularında çırılçıplak yüzebileceğim bir göl yapacağım..
Günceleri bir kenara atmadan../en sabırsız zamanı çekiyorum içime şimdi../Bu can sıkıntısı nereye kadar../olmadığında../duymak sesini..bir parça gülmek.. binlerce parçaya dağılarak..sen kalmak...
Zaman iletisi aslında ne dündü ne de yarın ...zaman neydi söyleyeyim mi sana ; sallanır sanılan o bayrağın esintisinde yitirdiklerimizin öyküsündeki karanlık sokakları aydınlatan lamba altlarındaki duaydı..
Adeta köprülerle yollarımı birbirine bağlayan,hayatımı diziyorum o ince ipe...
Giderken (gideceğin kesinse) gözün arkada olmasın istiyorsan, gitmeden eksik bir şey bırakma. Geri dönüş yok.
Kendi içinde körebeye tutuşmuşken odalar yarası bir türlü iyileşmeyen kabuklarımız kangrene dönüşmüş çoktan.
Zamanı yırtan sessizliğin içinde, nerden geldiği belirsiz bir ok hızla saplanıyor yüreğime. Kaçamıyorum, savunamıyorum, gözlerimi kapatamıyorum.
Engin Geçtan