Hayatın Tadı
Belki de bu yüzden, belli bir yaşa kadar hayatımızda hiçbir şeyin tam olmadığını düşünüyoruz; belli bir yaştan sonra da hayatımızda hep bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyoruz.
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, kağıda dökülmüş şarap lekesidir." - Charles Bukowski (Kurgusal Alıntı)"
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, kağıda dökülmüş şarap lekesidir." - Charles Bukowski (Kurgusal Alıntı)"
Belki de bu yüzden, belli bir yaşa kadar hayatımızda hiçbir şeyin tam olmadığını düşünüyoruz; belli bir yaştan sonra da hayatımızda hep bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyoruz.
Kırık tahtındaki Efendi' nin, hakimiyetindeki katibe tutturduğu bir güncedir bu.
Seni özledim İstanbul ! Çocukluğumun ağırlığıyla özledim seni. Dedemle birlikte Beşiktaş iskelesinden o koca vapurlarına binip Kadıköy' e gitmelerimizi özledim en çok. Ah, İstanbul ! Hatırlıyor musun o vapur yolculuklarını ? Denizinin kokusunu, rengini, adını bilmediğim geveze beyaz kuşlarını,o koca vapurlarını, yine o koca vapurlarının sanki insanı içine
1986-1987 Öğretim Yılıydı. Mudurnu’nun Karataş Köyü İlkokulu’nda öğretmendim. Yalnız çalışıyordum. Beş sınıfı birden okutuyordum. Yalnız çalışmak biraz sıkıcıydı, yorucuydu. Yorucu olmasından pek şikâyetim yoktu da, yalnızlıktan bunal
Varlığımdan haberdardın ama sadece o kadar, çünkü haberdar olmadığın daha önemli şeyler vardı; mesela sana olan sevgim.
"... Fotoğrafı çeken kişinin bakış açısı ve karar anının yanında, o fotoğrafa sosyal bilimlerle ve özellikle yazı bilimi ile, anlam kazandırmak, fotoğrafın daha kolay, başka izleyenlere ulaşmasını sağlar. Fotoğraf ne kadar güçlü olursa olsun, o fotoğrafın alt yazısında, bir takım kelimelere ihtiyaç duyulur...."
Millî kültür ve sanatımızın günümüzdeki önemli temsicilerinden birisi olan Mimar Turgut Cansever' in vefatı sebebiyle kaleme alındı. Cansever' in sadece mimarlıkla değil , tasavvuf , felsefe , sosyoloji ile olan âlakasının dışında aynı zamanda Geleneksel Türk Musikisi ile de de ilgilendiği , "ney" sazını , ressam-neyzen Halil Dikmen'
Evimize dik olarak inen sokaktan, babamın değneğinden kuvvet alarak, buz üzerinde düşmeden yürümeye gayret ettiğini gördüm. İşte doğanın zorladığı kişilerden biri de babamdı. Normalde değnek kullanmadığı halde, karda değnek kullanıyordu. Bu görüntü beni
Üçüncü hafta hava genelde boz bulanık. Ne yapılır ki bu havada evde oturup uyku modundan başka? Yine böyle bir günde pazara gidiyorum ama yok artık kesmiyor “en iyisi yeni yerler keşfedeyim” diyerek başlıyorum bilmediğim sokakları arşınlamaya. Ben sokaklarda dolaşırken sanırım yağmur beni kıskanıyor yada yalnız olmama gönlü razı
Gece herkes yatınca ilk iş gidip çöpten poşeti aldım. Kanlı elbiseyi çıkartıp katladım… Yatağıma dönüp halamın elbisesini göğsüme bastırdım. Ağlarken uyumuşum.
Aklıma Murathan’ın öyküsü geliyor. Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti” Film yapacaktım güya. Senaryosunu nereye koydum ki?..
Sarı sarı yaprakların döküldüğü bir mevside,sonbaharda doğan bir bebekmişm ben.
Bilmem ,ondan mıdır sonbaharı böylesine çok sevmemin nedeni?Kimbilir...
Yutkundu, yanıt vermek ne kadar zordu, aslında ağlamak istiyordu ama akıtamazdı yaşlarını
erkek adam ağlamazdı hele asker adam hiç ağlamazdı....
Yüzünde acı bir gülümseme belirdi, kısık bir sesle
“ bugün benim doğum günüm” diyebildi....
Okumanın yeri ve zamanı olduğunu düşünmüyorum.Okumak isteyen herkes şartlarını yaratır, bahaneleri yoktur okumamak için.Bir kitabı bir günde okumak şart değildir zaten, mühim olan birşey okumaya çalışmak.Sonu ne zaman gelse de...
Sorun değil , başlandı mı biter zaten...