İçimi Acıtan Bir Şey Var İçimde
İçimi acıtan bir şey var içinde. Mutluluk çok uzak sanki bu mevsimde. Biraz umut vardı sanki saklı bir yerlerde. Şimdi oda kayıp, oda gizlenmiş, oda yok sakladığım yerde...
"Yarına kadar ertelenebilecek hiçbir şey, bugünün kahvesini bekleyebilir." - Franz Kafka"
"Yarına kadar ertelenebilecek hiçbir şey, bugünün kahvesini bekleyebilir." - Franz Kafka"
İçimi acıtan bir şey var içinde. Mutluluk çok uzak sanki bu mevsimde. Biraz umut vardı sanki saklı bir yerlerde. Şimdi oda kayıp, oda gizlenmiş, oda yok sakladığım yerde...
Aşkı bu kadar acı verdiğini bilseydim acaba yinede sana aşık olurmuydum? Mantığım asla derken kalbim evet yinede aşık olurdum diyor sana. Ben ilk defa bu sefer kalbimi dinliyorum. Ve ben yine seni görsem yine sonunun böyle olacağını bilsemde sana aşık olurdum aşkım. aşk yolunda çekilen her acı, üzüntü
Birlik, beraberlik ve ümmet olma bilinciyle bir araya getirilen iftar yemeği...
Amy Winehouse’u hemen hepimiz fazla tanımıyoruz. Ne yazık ki o da; ‘27 yaşında ölen ölümsüzler’ kervanına katıldı. Eğer onun beyaz cama yansıyan ve medya devlerinin spekülatif bir ivme kazandırıp Dünya’ya yeniden pazarladığı son görüntüleriyle değerlendirirseniz, inanın hata yapmış oluruz.
Bu dokunaklı yazı, yıllar sonra bile devam eden bir aşkın samimi portresini çiziyor. Yazar, sabahın erken saatlerinde uyanıp yanındaki eşine bakarken hissettiği derin minnettarlığı anlatıyor. Zamanın pek çok şeyi değiştirmesine rağmen, eşiyle kurdukları bağın ve birbirlerine duydukları sevginin nasıl aynı kaldığını, hayatın zorluklarına birlikte göğüs germenin değerini içten
Boş zamanlarımı değerli bir şekilde dolduramamıştım ama balkondaki park manzarası her zaman çocukluğumun "yalnız taktaravalyesi" idi. Ege, tatilimin odak noktasıyken İzmirin kızlarını fark edemedim. Karşıyaka, bağırsam duyucaktı yunanın teki.
“Sakin olun” Diyor biri ..Sakin olamıyor insan..”.. üç gün değil mi? Gitmek yazgıya yazılı..” Yazgı hastane köşesi mi be deli!
Köy ilkokulunda okuduğumuz üç yılda, okumak için yeteri kadar kitap bulamıyorduk. Çoğumuzun sadece ders kitaplarımız vardı okuyacak. Birkaç tane de masal kitabımız. Okulumuzun kitaplığı yoktu. Zaten biz de okullarda kitaplık bulunması gerektiğini bilmi
„ İnsan, nereye giderse gitsin, yaşadıklarını hep beraberinde götürüyor.“ Demişti,
haksız değil ama bazı şeyler de sürekli gözönünde olmayınca, devredışı bırakmak
kolay oluyor. Bu taşınma bir gereklilikti. Yeni evimi şimdiden çok seviyorum, kimbilir
burada neler neler yaşayacağım ve yaşayıp yazacağım.
Ankara’nın en güzel caddesinde, rengarenk şemsiyeler yağmurla dans ediyordu. Saniyeler geçiyordu, her şey turuncu rengin esiri olmuş gibiydi...
Adana ve Gaziantep'in kavurucu sıcaklarında geçen bir çocukluğun samimi anıları... Yazar, özellikle Adana'nın insanı adeta ütüleyen sıcağını ve bu sıcaklarda bir gölgenin, bir rüzgarın nasıl nimete dönüştüğünü anlatıyor. Bu yakıcı atmosferde karcıların sokakta yankılanan sesi, çocuk için bayram sevinci gibi; buzlu pekmez ve şuruplu kar, sıcakta en sade
Tohumunu onlar atıyor zamanın, ben izliyorum, golgesinde dinleniyorum asla bana kalmayacak cennetlerin…
Rüzgâr, bir reanimasyon hemşiresi edasıyla canıma can katıyordu. İçinde biriktirdiği havayı cömertçe dışarıya veriyordu. Tertemiz havayı; insanın teninde, saçında, içinde hissetmesinden güzel ne olabilirdi ki. Rüzgâr gelmiş hoş gelmiş safalar getirmiş diyordum ama biraz daha beklersem pencere ile camın macuna kıydırdığı nikahtan tek celsede boşanacağını düşünerek ayağa kalkmış
Burada insanlar emir dinlemeyi, emretmeyi, nasıl iş yapılması gerektiğini, nasıl işten kaçıldığını, toplu halde yaşamayı ve insanları sınıflandıracak tavır almayı çoktan seçmeli olarak öğreniyor.