Kendi noksanını bilip arif ol
Kimsenin aybını gözetme gönül
Yetmiş üç millete bir nazarla bak
Hak sevmiş yaratmış söz etme gönül
Sakın cahil olup lakırdı düzme
Kimsenin alemde gönlünü üzme
Düzelmiş bir işi varıp da bozma
Isınmış dilleri buz etme gönül
Forumlarımızda, tartışmalarımızda, kurultaylarımızda hakaretlerin, küfürlerin, sataşmaların, aşağılamaların, yukarıdan bakmaların, sandalyelerin, silahların değil, mütevazi sevgi sözcüklerinin havada uçuşması ve
türkülerin hayatlarımızda daha fazla yer tutması dileğiyle...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
neden nefret.
anlamıyorum.
ama gülüyorum...
neyse, ben sizi anlıyorum...
neyse,
romanci55@hotmail.com
size bir dost eli uzatıyorum.
isterseniz tutun.
ben size olumlu yaklaşmak istiyorum....
benim msn açık...
neyse.............
Öncelikle bir sav tartışılırken yüzümü konuya katma hünerini göstermeniz sizin özgünlüğünüzü ifade etti bana, sağ olun.
Ve birşey daha... Siz çooook! yukarda görmeye devam edin kendinizi...
Yazdıklarınız yüzeysel bir dünyanın kabuğunda sıkışmış ve çekirdeğe ulaşmaya bile çaba göstermeyen bir zihniyetin çığlığı BENCE!
Siz hiçbirşeyi savunamıyorsunuz, bana kendi hayat kavramınızı anlatmayın, herkesin hayatı algılayışı kendine. yazılarınızın en başından beri şahsıma laf yetiştiriyorsunuz. Bir bilgi aktarımı bile göremedim. Yazınızdaki bilgi birikimi ve üslubunuz olsun kendinizi bize iyi bir şekilde aktardığınızın kanıtıdır.
Ben burda düşünce ileri sürerken sizi şahsımla ilgili yorum bulunmaktan men ediyorum, bence sizin daha çok pişmeniz lazım ( insan hayata gözleriyle bakar ama ruhuyla algılar) Karşımda tartışacağım insanın bile bilgili olmasını isterim, beni uygunsuz laflarla değil, bilgisiyle ezmeli, o zaman gerçekten ezildiğimi hissederim, böyle kendimi paraya hizmet eden bir görüşün ortasında bulmam. Hadi bunu düşünüyorsanız, düşüncenizi savunun bari. Şahsımla ve görünüşümle ne alıp veremediğiniz var. Hâlâ da cevap verebildiğinize göre anlatılanlardan hiçbirşey anlamadınız demektir.
Size iyi vitrin düzenlemeler dilerim....
"Sizi, özellikle sizi incitmek istemedim.
Kamuran………..
Duyun beni. Sıcak selamımı…………."
kimi incitmek istediğinizi de söyleseniz de insanlar ona göre incinse bari!
Ve Aylin değil, Aylin hanım, bu samimiyetin nereden geldiğini anlayamadım!!
Allah yolunuzu açık etsin, başarıya ulaşmanızı dilerim.
Zaman zaman fırsat buldukça forum yazılarını takip ediyorum ama son zamanlarda iyice sıkılmaya başladım.
Nedir bu ya?
Lütfen hanımlar , beyler lütfen yeter!! İkili çekişmelerinizi şahsi
e-postalarınızdan yapın.Hani bazen bakıyorum birşeyler alırmıyım diye bu bölüme.Çok incitici ve alabildiğne duyarsızlık fışkıran cümleler görüyorum.Bu tür saçmalıkların edebiyat ortamlarında olması da ayrı bir üzüntü veriyor.
Çok yeni kalemler var daha yaş , eğilmeye susamış bu şekilde tutarsız tartışmalarla mı eğilmesini istiyorsunuz?
Lütfen yeter artık zulalarınızda biraz sevgi , biraz saygı gizlidir mutlaka açığa çıkarın o hisleri de kırmayın birbirinizi...
_______________LÜTFEN!!!
özgür,
bir demet neşe gibi.
sağ ol.
Sizi, özellikle sizi incitmek istemedim.
Kamuran………..
Duyun beni. Sıcak selamımı………….
Aylin,
Arkadaş, ben seni iyice anlıyorum.
Merak etme.
Yazdıklarına bakarak yazma bilincini ufuklarını, ruhsal düzeyini görüyorum.
Sana şunu derim:
Ben kişisel konuşurum.
Sen düşünceyi öne çıkarıyorsun.
Ben kişiyi.
Bu benim özelliğim.
Düşüncenden değil yüzünden bahsettim.
Ben kişiye bakarım önce.
Sen özgün değilsin.
İnsan yaşamda öyle yerlerden öyle mevsimlerden gider döner ki, acayip bir tarz kazanır, insan kişiselliğini keşfeder. Bu şu demek, ezberlenmiş kelimeler yoktur ağzında, yüreğiyle konuşur, her şeyi bir olur.
Bilen o kişiyi yazsından hemen tanır….
Kişisellik orijinal olmak demek.
Hiçbir kitapta benzeriniz olmaz.
Siz sizsiniz.
Siz bu kişiselliği bulmadınız. Düzeyiniz bana göre çoook aşağıda.
Alınmayın. Okuya çalışa düşüne kırıla üzüle bir kişisellik geliştirdim ben.
Bu birden olmuyor ki.
Sizi ve enerjinizi sevgiyle selamlamaktan başka bir şey yapmayacağım.
Sevgiler………
Yılmaz Güney bir filminde şuna benzer bir şiir okumuştu...
(çok özür dilerim, sözlerin bir kısmını yanlış hatırlıyor olabilirim)
Kini kuru yapraklara yaz;
uçup gitsinler...
Nefreti karlara yaz;
eriyip gitsinler...
Sevgiyi çocukların kalbine yaz;
büyüyüp gitsinler...
Paylaşmak istedim...
Selamlar...
Sayın İsa Kantarcı;
"....bu cahil kalabalık sanat nedir bilmiyor ki." ..........Bu cümlenizi esefle karşıladım.Tarzınızı incitici bulduğumu söylemek isterim....Lütfen aşağılayıcı söylemlerde bulunmayın...Selâmlar........
Bu nasıl düstursüz ve saygısız bir yazım şeklidir. Papağanca ezberlemek ne demek, insanın beyni var Allah beyin vermiş düşünebilelim diye... düşünce gücüm, yaratım kendimi ifade etme tarzım var... Siz nasıl bunlara ordan burdan duyduklarınızı söylemek diyebilirsiniz ki, ben bugüne dek kaç gerçek sanatçıyla sanat üzerine konuştum, hayatı sorguladım, sizin gibi internet sitelerinde bol keseden laf sallamadım. Eğer birşeyler diyorsam, ne demek istemiş deyip anlamaya çalışın, benim sizin şahsınızla ne işim olur. İnsanlara sataşmayı iyi bellediniz, bakıyorum her parlamak isteyen düşünceye değil şahsa saldırıyor. Bu nasıl bir şeydir anlayabilmiş değilim. Sanat para eder evet, sanatınızı satarsanız para eder. Ama sanat bunun için doğmamıştır, sanat kişinin hayattaki varlığına dair imler bırakmak, insanlığın yolunu aralamak için oluşmuştur. Eskiden para mı vardı, insanoğlu mağaraları oyarak kendilerine dair çizgiler bırakırken de mi para vardı. Kusura bakmayın, bizler genciz ve sizin gibi hazır bloklara sığınmaz, araştırır keşfeder ve düşüncemizi hayata yayarız. Sizin düşünce tarzınızda olan nica göreceli sanatçı var, bakın açın televizyonu, sanatlarını sergiliyorlar milyarlar karşılığında... Buyrun onları seyretmeye ve sanata hizmet etmeye devam edin. Gerçek sanatçılarla ben oturur düşünce ufkumu genişletirim. Sizin sanatınız yenip bitene kadar.. işte bunu anlamıyorsunuz. Ve beni de hiç ilgilendirmiyor artık sizin sanatınız. Gerçek sanatçı düşünceleriyle kendini belli eder. Bu yüzden artık sizin düstursuz laflarınızı muhattap almıyorum.
"Hem sen ne sanatından bahsediyorsun, bu cahil kalabalık sanat nedir bilmiyor ki." demişsiniz ...
Bende bu lafı talihsizlik olarak niteliyorum.
Ve bir soru..
Siz sanatın ne olduğunu biliyor musunuz?
Cevap biliyorum ise;
LÜTFEN BİZE ÖĞRETİN DE BİZ DE ÖĞRENELİM.
S. AYLİN ANTMEN,
Yanlış kelimeler seçiyorsunuz durmadan.
Saçma şekilde beni damgalıyorsunuz.
Demediğim sözler türetiyorsunuz.
Sanat para eder.
Sanat sanat için demek bence saçmalık.
Basmakalıp sözlerle konuşmam ki.
Ezberlediğiniz sözleri papağanca söylüyorsunuz.
Bırakın bunu.
Sanat para ilişkisi köklüdür.
Biri olmazsa biri olmaz.
Hem sen ne sanatından bahsediyorsun, bu cahil kalabalık sanat nedir bilmiyor ki.
Bu papağan tavırla bir insanı bile etkiyemezsin sen.
Senden koşa koşa kaçarlar.
Ben senin gibi konuşanlara gülerim sadece.
Entel türk filmi olmayı bırakın.
Vitrinin kötü ise, tek bir insana bile satış yapamazsın.
O güzel yüzünüzü heba etmeyin.
isa kantarcı....
İsa BEY, (isanın değil dikkatinizi çekerim!!)
Yüzümün güzelliğinin, sanata yakışır şekilde bakmamla zerre kadar alakası yok. Eğer bir insan sanatı geçinmek için yapıyorsa buna sanat denmez ticaret denir.
Sanat nedir? İnsanın ruhunu soyut değerleriyle harmanlayıp somut kalıcı eserlere dönüştürmesidir, bunlar geçinmek için yapılmazlar. Sanat varlığın kendini ifade edimidir. Siz nasıl ruhunuzu satabilirsiniz ki!! Bazen merak ediyorum farklı bir dünyada mı yaşıyorsunuz? Tarih süreçleri hepimizin öğrenebileceği yakınlıkta, gerçek sanatçılarla hiç yanyana gelip sanat üzerine kafa patlatmadınız anlaşılan. -Üzgünüm ama bu iş (sanat) Yılmaz Erdoğan ya da buna benzer popüler isimleri seyrederek kazanılabilecek ve anlaşılabilecek bir süreç değil-. Eğer yerinizde oturup sanattan para kazanıldığını söyleyebiliyorsanız, ben bu zihniyeti; daha insanın doğasını kavrayamamışların ortaya attığı, hepten yıkıcı bir adım olarak nitelerim. Bakınız sayfamda Sanat Kavramı için yazılmış bir yazı var. Onu okuyunuz. Bu yaşımda sanat sanat içindir diyorum ama sizler neler söylüyorsunuz... şaşırmamak elde değil, o zaman kınamıştım. ne de güzel yapmışım. Bu bilinci kınamaktan başka elden ne gelir ki, bir gününüzü benimle sanatçılarla oturup sohbet ederek geçirmenizi diliyorum... Bir söz vardır, Bilmeden konuşuyorsan cahilsindir, bilgini pratiğe dökemeden yaşıyorsan yine cahilsindir... Anlaşılan sanatı düze çıkaracak kişiler biz gençleriz...
Bu zihniyetle ömür boyu savaşmam gerekse bile savaşacağımı da bilin, sanatı ticaret olarak gören her zihniyet, sanatını yedikten sonra ölmeye mahkumdur, gerçek sanatçı öldükten sonra da yaşamaya devam edecek olandır...
Yüz güzelliğinin, düşünce gücüyle bağdaştırılmayacağı aydınlık ve ilerici yarınlar diliyorum.
Bilinci yüksek bir toplum görebilmek arzusu ile...
Saygılar.
YILLAR SÜREN ÇABAM NİHAYET.........
EVET, İLK KİTABIM ÇIKIYOR............
KİTABIN EDİTÖRLÜĞÜNÜ YAPTIM YOLLADIM.
BİR SÜRÜ İŞİ VAR DOSYANIN........
GELECEK AYIN ORTASI ÇIKAR SANIRIM.
ŞİİR/ÖYKÜ KİTABI.................
YAŞAR DOĞAN'LA BENİM KİTABIM...........
YILLAR ÖNCESİNİ DÜŞÜNÜYORUM DA, BÖYLE OLACAĞINI HİÇ DÜŞÜNEMEZDİM.
HİÇ.
ÖYLE YALANLARA KANDIRDILAR Kİ.
BU ARADA İYİ BİR KİTAP OLACAK.
ONU OKUYAN MEMNUN OLACAK.............
her kelimeyi, her virgülü her şeyi gözden geçirdim................
her şeyini arkadaşımla düşündüm................................................
gerisi çocuk oyuncağı.........................
size bir kısa öykü anlatayım.
ünlü yayınevlerinden birisi.
dosya yolladım.
yıl geçti cevap yok.
kitap reklamı yapan bir sitede onları buldum.
zehir zemberek bir mesaj attım.
bana cevap verme inceliğini göstermeyen yayınevi beni hatırladı,
küfrü yiyince hatırladı.
beş param yoktu.
kargoyla bişiy gelmiş.
bilmiyorum.
beş param yok.
yalvar yakar para aldım annemden.
gidip paketi kargodan aldım.
bu beni unutan yayınevi. dosyamı mektupla göndermiş.
bir şeyler geveliyorlar. beni kendilerinden uzaklaştırmak istiyorlar.....
dosyayı paramparça ettim yol ortasında. sonra havaya fırlattım.
kağıtlar çevreye saçıldı. küfrü basarak ilerledim......................
şimdi düşünelim.
bu yayınevi namlı.
birçok kitap basıyor.
bana cevap vermiyor 1,5 sene geçtiği halde.
ben o dosyayı hazırlamak için bir sürü para ödedim. ağlaya ağlaya para buldum yolladım onu.
sonra bu yayınevi bana o dosyayı ödemeli yolluyor.
insaf....
saçmalıK.
be adam bir e posta at. cevap ver......
nedir bu kepazelik karaktersizlik saçmalık.......................
arkadaşlar, bazınız bana katılmaz.
derim ki.
deneyin.
deneyin.
benim yaşadıklarımdan başkasını yaşamayacaksınız.
kandıracaklar oyalıyacaklar sizi.
işte o an düşünürsünüz belki.
biri vardı demişti.
o insanlar kan emicidir.................
unutmayın........................
nida demiş ki:
Hem sanatını yapıp, hem de para kazananları alkışlıyorum.
nida bunu dediği için ben kendimi yakıyorum........
nida, sağ olasın, doğruyu söyleyene ne denir ki.
s. aylin antmen demiş ki:
"yazar neden ünlü olmasın, neden para kazanmasın.
siz yazarın nasıl geçineceğini düşünmüyorsunuz.
bu ticarettir. bu işten para kazanılıyor."
Bu nasıl bir mantıktır!! sanat nasıl para kazanmak için yapılır!! Nasıl ticaret olarak görülür??? ün dediğin para dediğin gerçek bir yazar için hiçbir şeydir. eğer sanatını paylaşmak istiyorsan, kendi paranla emeğinle bastırıp dağıtacaksın ve KARŞILIĞINI BEKLEMEYECEKSİN ... Çünkü bir yazarın bekleyeceği en büyük karşılık, düşüncelerinin ve eserlerinin insanların ruhlarında yankı bulmasıdır.
Bu lafları öfkeyle kınıyorum. Ve görüyorum ki yazarlık, şairlik herkesin harcı değil !
Yazarın bu işi geçinmek için yaptığı gibi küçük bir düşünceden dolayı maalesef sanat için ancak kaygılanabiliyorum, elimden başka birşey gelmiyor ....
Gülüyorum.
s. aylinin sitesine baktım.
güzel bir yüzü var.
ama düşünceleri aksini söylüyor...........
Torkunç, Mutlu Haspolat ve Mustafa Öncel Yaylı hasretini çektiğimiz seviyeli bir roman tartışması başlatmış bulunuyorlar. Kim haklı, kim haksız, söylemesi güç, şüphesiz zevkler ve renklerin önemli bir yeri var. Lakin eleştirilerde de belirtildiği üzere romanda kurgu teknikleri ve karakter tutarlılığı gibi olmazsa olmazlar var. Tartışma bunlar üzerine gidiyor gibi şimdilik... merakla takip ediyorum. Mercek altındaki romanın olgunlaşacağı gibi, eleştiriler de olgunlaşacaktır şüphesiz. Buna rağmen gerek üslup gerek içerik olarak birbirlerini dinleyen, birbirlerinin görüşlerine saygıyla yaklaşan bir grup edebiyat meraklısı var karşımızda. Malzeme bir roman, başarılı olsun olmasın, cesurca ve alkışlanması gereken bir girişim. Her yazarın yol boyunca öğreneceği çok şey var, Sanem Altaylı da bu uzun öğrenme yoluna girdi. Hepsi bir yana, onu cesaretinden ve sabrından ötürü şahsen tebrik ediyor, yapılacak her eleştiriden çıkarılabilecek bir ders olduğunu, çıkmayacak yegane dersin şevksizlik ve moral bozukluğu olduğunu hatırlatıyorum.
Bir merakımı gizlemeyeceğim... İzEdebiyat'ta onca roman taslağı, girişi ve bölümü duruyorken, neden özellikle bu roman seçildi?
Saygıyla
M. Doğan
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"... yazarı bilinmiyor
YALNIZLIK MACERASI
Öyle yalnız kaldım ki hayatımda
Kimi gün öldüm kimi gün ilah oldum
Çok zaman annemin dizlerine hasret
Koydum başımı kendi dizlerime
Doya doya ağladım
Paylaşırsa dost paylaşırmış
İnsanın derdini sevincini
Dost ümidiyle ortalığa düşmeye gör
Hangi kapıyı çalsan kimseler yok
Hangi omuza dokunsam yabancı çıkar
Aşık mı olmadım taparcasına
Bir Mecnun geçti o çöllerden bir de ben
Diz mi çektirmedim alemde Kerem gibi
Ferhat gibi gürz mü sallamadım dağlara
Ne Leyla yar oldu bana ne Aslı ne Şirin
O gün bugün sırtımı kendim sıvazlıyorum
Sabahları sokağa çıkmadan evvel
Cesaret şairim, cesaretATATÜRK'TEN SON MEKTUP
Siz beni halâ anlayamadınız .
Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz .
Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık,
bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil.
Bana, muştular getirin bir daha,
uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar...
Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...
Halim Yağcıoğlu
VEDA
Elimde, sükûtun nabzını dinle
Dinlede gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin.
Yürü, gölgen seni uğurlamakta
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta
Yolu tam dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin.
Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru bir yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgâra salıver gitsin.
N. F.KISAKÜREK
Kendi saçlarımı okşuyorum geceleri
Sevgilimin saçları niyetine.
CAHİT SITKI TARANCI
Çoban Çeşmesi
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.
"Göynünü şirinin aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."
O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.
Vefasız Aslıya yol gösteren bu,
Keremin sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...
Faruk Nafız Çamlıbel