[[B]]GEÇ KALMIŞ ÖLÜ[[/B]]
Korkacak bir şey yok hesap tamam
Sıram geldi mi hatta güleceğim
Kendimi hazırladım biliyorum
Önce turgut arkasından ömer haybo
Daha sonra varujan sonra nureddin
Sonra ben değilsem demokrat toni
Sonra o değilse mutlaka benim
Kendimi hazırladım biliyorum
Aysel'in gölgesine saklandım
Hep susamışım su içiyorum
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Yazar Fatih Okumuş'un Hz. Muhammedin Yaşam Öyküsü adlı kitabını her güzelliği seven değerini anlayabilecek insanlara öneriyorum...
Hz. Muhammedin Yaşam öyküsü
AN GELİR
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
Boşlukta süzülenim ,aşağılara doğru
Çağlayan hasretlerinden şal seçtim kendime
Kurumuş soluğumun okşadığı
İnce esmer boynuma sardım
Anamdan tek hatıra
Ona da babam almış diye
Köyüm..
Hatırlarmısın beni,beni sen
Yanık buğdaylar gibiydi kısa boyum
Yanık buğdaylar gibi kardeşim.
Değirmende küllerini beklediğin gibi
Tanelerdeki hışmını güneşin
Özle,bekle beni
Bekle yolunu köyümün
Hasatların güzel olsun
Güzeliği gibi kirpiğinin
Kaşlarının altında
Kucaklar gibiyim seni,
gözlerinden öptüğüm
Unutma Beni...
eferün oğlum ehmet varlığun hakka rahmet sakın hiç çekme zahmet sen bu yolda devamet.. böyle bi şiiri vardı rahmetli aziz nesinin şimdi gerçektende her daim kendime düstur edinmişimdir bu sözü.. insan doğru bildiği yolda devam etmeli .. gerçektende bakıyorumda o kadar çok şiir yazan varki bunlar kendilerinde o yetinin olup olmadığına bakmaksızın çıkıyor meydana uluorta başlıyop döktürmeye efendim şöyleki.. sabah kalktım her yan toz manavda satılmakta maydanoz tozlardan kalmadı bende göz gel elle kalbime sanki yanan bi köz ... gibi mısraları şiir adı altında döktürüverirken ben şeyma kardeşimizin şiirini bayağ sevdim benimsedim özgeçmişine baktım göz attım biraz yedi yaşından beri yazıyormuş ... demekki küçükten içinde varmış yatkınlık başarısının devamını dilerim
merhaba
bir problem var sanırım sitede, ben çok fazla hata iletisi alıyorum bu bir
*
ayrıca okur üyeliğimde bir sorun var galiba? bunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum. şifrem de mail adresimde kayıtlı burada. daha önce mesela yorum yapabiliyordum. şimdi hata iletisi alıyorum.
**
genel bir sorun mu?
yoksa benim bir şey mi yapmam lazım?
**
kendimle uğraşmak bana hiç vermez zahmet,
derinime inmeme az kaldı,haydi ruhum,ha gayret,
ama bana engel oluyor içimdeki tonla,yığınla nefret,
dayan kızım dayan,geçecek hepsi,biraz daha sabret,
soluk al şu su başında,sonra devam et yola ve keşfet.
kabullen kendini,tüm hatalarınla,günahlarınla raks et,
birbir açılacak kapıların ve yağacak gözyüzünden rahmet,
tembelliğini sakla,umudu yaşat ve meşhullüğünü kaybet,
hep yanında olacağım ben,ama sen beni yokmuşum farzet,
bir gün gelir biter hepsi,unutursun sende beni,kaybedersin elbet.
Diren Bey selamlar,
Bir önceki iletinizdeki yaklaşımla çözülemeyen bir sorundu benim ortaya attığım. Zaten basitçe arşivden ulaşılabiliyor olsaydı, oradan ulaşırdım.
Sorun şu: Arşivden ulaşılabilen yazılar için şu seçenekler mevcut: Bugün, dün, son bir haftada ve son ayda gönderilen yazılar. Sorun ayın ilk haftası içinde ortaya çıkıyor. Mesela eylül ayının 25. de gönderilen bir yazı sitede ancak ekim ayının 6. sında siteye yerleştirildiğinde -ki geçen ay öyle oldu-, yazılara ne son bir haftada ne de son ayda (yazı ekim ayında gönderilmediği için) seçeneği ile ulaşılamıyor. Oysa son ay seçeneği aylara bağlı değilde, 30 günlük bir dönemde gönderilen yazıları kapsayacak olsa, sorun çözümlenecek...
Bence kolayca çözüm getirilebilecek bir sorun. 6 ay kadar öncede son yayınlanan düz yazılarla şiirleri farklı kategorilerde yer veren sitenin güzel çözümler getirebiliyor olması beni bu sorunu da forumda dile getirmeye teşvik etti...
Selamlar...
Nida Bey, benim ne yapacağıma ve neyi, ne zaman, nasıl yapacağıma sen dahil hiç kimse karar karar veremez...
Benim, forumu reklam amacıyla kullanıyor olduğum kanısına nerden vardığında ayrı bir konu... Kaldı ki, böyle bir şey söz konusu olsa bile, bunu sorgulamakta sana düşmez...
Ne demek, "Hamamsa terle"... Sen kimsin ki, bunu söyleyebiliyorsun... Sitede benim elektronik posta adresim var... Senin de, [[B]]ulaşılamayan[[/B]] bir elektronik posta adresin var... Bana o, tutuklu adresinden ulaşıp yazıp konuşabileceğin bir konuyu site forumuna taşıman, "tellak"lığından mı kaynaklanıyor sorusunu getirdi aklıma...
Kendimi bildim bileli, bütün hayatım boyunca ne yapacağıma, neyi ne zaman yapacağıma her zaman kendim karar verdim ve bundan sonra da öyle olacaktır... Kimse bana, "şunu yap"..."şunu şöyle yap" diyemez... Hoş, dese de fark etmez, ben ne yapacaksam yine onu yaparım... Kimsenin yönlendirmesiyle hareket etmedim ve etmem de... Sen de dahil hiç kimse beni yönetemez, yönlendiremez...
Neyse ki, notunun sonunda doğru bir şey söyleyebilmişsin... "Seval; kalemi sağlam bir kişi"... Ve neyse ki, burada, üç yanlış bir doğruyu götürmüyor...
Dergiden kıs da para yatır iz'e. Bedeva reklam yok. Hamamsa terle. Seval; kalemi sağlam bir kişi.
şimdi gine varmıdır bilmem bizim talebeliğimizde türkçe kitabında bir okuma parçasında şöyle bir hikaye vardı babası oğluna mütemaadiyen sen adam olmazsın diyor terbiye edilebilir eğitilebilir bu masum yavrucağızı daimi telkinlerle adam olamayacağına ikna eden baba gün gelir yaşlanır bu arada oğlu okuyup bir yere vali olur bir gün mahiyetindeki adamlarına emir verip uzak köyündeki babasını yaka paça yayan yapıldak ayağına getirtip - gördünmü bana adam olamazsın diyordun halbuki vali bile oldum der ihtiyar ona şöyle yanıt verir - ey oğul ben sana vali olamazsın demedim adam olamazsın dedim der... kıssadan hisse bir insan vali olabilir bakan başbakan olabilir .. siporcu sanatcı hattaa reisi cumhur olabilir ama adam olamaz.. şimdi... şimdi gerçektende çevremize baktığımız zaman mezbul miktarbakan görürüz eskiden bir tane devlet bakanı olurdu şimdi eline bir ip alsan sallasan mutlaka bir bakana denk gelir saatlerin doğru gitmesinden sorumlu devlet bakanı .. yemeklerin yeterince pişmesinden sorumlu devlet bakanı , bunlar bir koltuğa oturmaya bir makama yapışmaya görsün sorunlu sorumluluklardan sorumlu gibi.. bunlar bir koltuğa oturmaya bir makama yapışmaya görsün makam odaları penceresinden ufuktaki bir çizgiye boş gözlerle yıllarca bıkıp usanmadan bakarda bakarlar... donuk gözlerle ufuktaki bir noktaya bakarlar..hiç biride kalkıp pencereden aşağı uluorta akıp giden kalabalığı seyretme lüzumu hissetmez ne yer ne içer bu adam diye sormazlar.. hiç unutmam çanakkale seramiğin bir kursu sonunda biz kursiyerlere sertifika verecekler o zamanki milli eğitim bakanımız sayın ismi lazım değili çağırmışlar bize birer sertifika dağıttılar övünme gibi olmasın enel fakir pekiyi dereceli sertifika aldı sonra kürsüye bakan geçti biz can kulağı dinliyoz böyyük bi adam höküümet adamı sayın bakan konuşma yapacak .. bu önüne önceden dikte ettiği yada ettirdiği kağıdı almış konuştu bir iki yerde tutuldu sonra kaldığı yeri bulup devam etti okudu en son yazı bitti hayırlı olsun arkadaşlar dedi ve kağıtta olmayan kendi kurabildiği cümlelerle şunları söyledi - arkadaşlar gerçektende eskiden bizim memlekette kaliteli insan açığı vardı 20 yıl kadar önce mühendis mimar arar bulamazlardı bugün gene arıyorlar bulamıyorlar kaliteli insan her zaman kaliteye ihtiyaç var deyince dayanamayıp kendimi tutamamış - pakii sayın bakanım siz bakanlığınız döneminde insan kalitesini yükseltme için bir şey yapmadınızmı neden aynı kalıyor kalite düzeyi deyince - yapmaz olurmuyuz elbette yapıyoruz yapmasak senin burda işin ne benim işim ne diye karşılık vermiş daha sonra vakfın kokteyli verilipte biz küçük küçük yaşpastaları kolaları ziftlenirken bi ara yanıma yanaşıp gülerek kulağıma - lan oğlum vatan hainimisin demişti...gerçektende böyle bi kaç istisna çıkar içlerinde görevini layıkıyla yapan... bunların kuyruğuna teneke bağlanır... bunların modern zaman soytarılarıları olduğu toplumu neşelendirmek için ilahi bir misyonla gönderildikleri fikri görüşü ağır basar ekseri..
nur içinde yatsın rahmetli adnan kahveci ileri görüşlü aydın bir kimseydi taş ocaklarını öyle bir işleyelimki geleceğin aspendosları çıksın orta yere derdi... ortaya attığı tez malum çevrelerce hafife alınıp alay ederlerdi... ruhu şaad olsun bu güne değin gelmiş geçmiş bakanlardan farklı biriydi.. bi ara tantan çıktı gazman rolüne soyundu bu.. şemşi paşa paşajında şeşi büzüşüşecileri topluyodu bu.. çat çat çat iyilerin dostu kötülerin düşmanı çat çat çat.. toplumun adam olma şuuru kazanmasında kendini ihya sürecinde bayaağ mesaafe kazandı bu .. sonra harcadılar...
sonra osman durmuş diye bir deli çıktı .. gecenin onikisinde kalkar hastane basar başhekim denetler başhekimi azarlar kovar koltuğa kendi oturur masadaki defterlere bakar hasta odalarındaki hastalara bakardı .. ben böyle delileri hizmete bakanları severim .. şimdi.. gerçektende her yıl devlet kesesinden beslenen .. haybeci kadrolarla şişmiş ssk hastaneleri zarar edan parazit olmadan kurtardığı gibi kar eder hale getirdi ..
şimdi bide kültür bakanı bi deli daha çıktı .. oda bizim kültürümüze bakıyo ..bakarkende arada bi gözleri yoruluncası dinlendiriyor .. olacak o kadar kusur kadı kızında.. yüzelli okkalık balerinleri baletleri , sanatçı kadrosuna yazılıp devleti ufak ufak lüpletip vazife yapmaz yüzsüzleri sayesinde tanıdık .. kültürümüzün geri kaldığını ilerletmek için daha çok kültür merkezi gerektiğini sayesinde öğrendik.. siirtte valilik yaptığı yerde kültür merkezi açarken duygularına hakim olamayıp ağladığına şahit olduk .. içimizden bir ses - acep bu kadarmı ağlanası acınılası bir kültürümüz var?? diye sorgularken bomba patladı .. sayın bakanımızın bakmaya doymaz gözleri sakal-ı şerife bakmak isteyince mahiyetindeki düşük kültürlü şakşakçıları şaklabanları - hemen sayın bakanım şak şak şak emret bakanım şak şak şak diye bir koşu ayağına getirdikleri sakal-ı şerife bakmasına vesile olmuşlardır .. bizde bu güzel örnek davranışa bakarak sayın bakanımızın kültürümüzün ne hale geldiğini göstermesine vesile olan örnek davranışıyla ağlaya ağlaya daha çoook çok çok kültür merkezi açılması gerektiğini idrak ettik tebrikler bakanım .. gözümüzü açtın.. yanlız ibiş oynatmak dalkavuk tiplemesi sergilemekten öte geçecek insanlarımıza ahlakii öğretide verecek olan kültür merkezlerine olan susuzluğumuzla sayın bakanımı bir de ben takdir tebrik etme istedim ..
ey halkım son anda erbile kaydırılmazsa yarın yada öbürgün anakonda üssüne uçucam..en az 4 ay yokum ..kafanız dinç.. yol hazırlığı eş dost ziyareti telaş içinden dayanamadım bi son yazı yaziim dedim zıpladım.. hepinizi tek tek öper sevgiyle kucaklar esenkalın derim ey asil halkım soylu türk milletim.. imza fakir..
Dergi okuru musun? Editöründen bul inşallah!
Asistanım, hacı kız Yeşim, iftar bahanesiyle eve erken kaçtı.. Aklımdayken söyleyeyim.. Bizim gazetenin yedinci katı var hani, benim ikâmet erliğim kat.. Adam geçmez, kuş uçmaz..
Bursa'nın meşhur "Şehreküstü Mahallesi" gibi..
Oradan galat, bizim kata isim bulmak icap etse "Gazeteyeküstü Katı" demek uygun olur..
İşte bu katın kızlarına bir haller oldu.. Cümlesi oruca başladı..
Haydi İlkay'ı, Seçil'i, Yeşim'i hatta İclâl Hanım'ı dahi anlarım.. Ne var ki Tuğçe Baran'ı çözemiyorum..
***
Ramazan'ı idrak ettiğimiz herhalde Kemancı'da veya Roxy'de zıp zıp zıplarken geldi aklına..
Belki de gittiği gece kulübündeki ışıkçı oğlan bunun gözüne spotu bilerek tuttu.. Bu da dans zıplamasının yükselttiği adrenalin etkisi ile onu nurani bir işaret saydı..
Ani bir kararla oruç tutmaya azmetti.. Durumun başka açıklaması yok.. Her neyse.. Diyeceğim o ki bizim "Gazeteyeküstü katında" iftar saati geldi mi nisa taifesinden kimse kalmıyor..
Dolayısı ile aklıma bir mesele takıldığında Aytekin Hocam'dan
başka istişare edecek birini bulamıyorum..
Adet böyledir
Piyasaya yeni giren ve fırtına etkisi yaratan aylık kadın dergisinin editör yazısını okuyordum..
Editör yazısı aylık dergilerin en iddialı yazısıdır.. Yakından takip edenler bilir ki o dergiyi yapan her kim ise "editör" yazısında dergiyi değil kendini över..
Varsın olsun.. İki satır kendine çiziktirse bile bir satır da dergi için attırır..
Hem kendi namı yürür hem de derginin ne kadar güzel bir şey olduğunu okuyucu anlar..
Aylık kadın dergilerinin editörlük makamı bilindiği gibi kadınların tekelindedir..
Kadın editörler ayda bir kaleme aldıkları yazılarında dergiyi överken kullandıkları cümleleri bitirdiklerinde mesaj verme ihtiyacı duyarlar..
Verdikleri mesaj da genellikle "İş hayatında, özellikle de medyada kadınlara yeterince değer verilmiyor.." olur..
Benim okuduğum "editör köşesinde" bir erkeğin imzası vardı.. Yazının her satırı birkaç bin beyin hücremi telef etti..
Yazı "Gerçekten daha gerçek, alabildiğince düş kurmaksa bazen, bu en gerçek kadına ait bir harita." cümlesiyle başlıyordu..
Cümlenin içinden haliyle çıkamadım.. Önce kendimden şüphelendim.. Son zamanlarda zihin pekliği çekiyorum, kafamın için pıtırdak dolu..
"Zahir ben anlamadım.." dedim..
Cümleyi bir daha okudum.. Bu askeriyenin şifresi değilse ne? Hele biraz daha okuyalım, belki meali kendiliğinden açılır fikriyle devam ettim.. Buyrun devam cümlesine:
"Konuştuğunda sessizliğin hakim olduğu. Sözleri, beklentilerin ötesinde başka duraklara taşıyan, daha fazlasını aitlenen."
Yetiş ya fettah!
Çözmek mümkün değil.. Gerçi cümlede bir "durak" sözcüğü geçiyor ama! Acaba otobüs bekliyordu da geç geldiğinden ona mı kızdı, desem uymuyor..
Laflar pek bir şiirsel.. Otobüse kızan vatandaş cümleye belden aşağı başlar.. Bunun lafları yüksekten uçuyor..
Lakin "Ay doğar bedir Allah.. Bu nasıl şiir Allah?" da diyemiyorum.. Şiirden biraz anlarım.. Lisede edebiyat kolundaydım.. Üstelik Cici Şekerlemeleri'nin kâğıdında her zaman bir şiir, bir mani olurdu..
O şiirleri kızlara yazdığımız mektupların içine katmak için saklardık.. Oradan biliyorum ki şiirin lafları alt alta yazılır.. Böyle "yellen yellen ipe diz" yöntemi ile yan yana getirilmez..
İçimdeki merak beni azdırdığından bir cümle daha okudum..
"Birlikte yol aldığı bir iş dünyası var, şehirle, sokakla iletişim kurduğu. Seçiciliğinin en yukarıdaki izdüşümü kendi yaşadığı gerçeklerinde."
***
Benim pes edip, Okay Gönensin'in yanına koştuğum yer yazının burasıdır.. Gittim, dergiyi Bay
Okay'ın eline tutuşturdum..
Bay Okay kitap meraklısıdır.. İstanbul'un sahaflarını kurutan odur.. Türkçe, Fransızca ne bulursa alır.. Ayda kırk elli kitap..
Normal bir insanın o kitapları okumaya ömrü yetmeyeceğinden bunları evinde istifler.. Bir iddiaya göre kitapların seyrine duruyor.. Bir iddiaya göre kitaplar onu seyrediyor..
Ezcümle.. Bay Okay yazıya uzun uzun baktı.. Söktüremedi.. Onu belli etmemek için yazıyı yavaş okuyormuş gibi yapıp baştan okudu.. Üçüncü okuması, gayri saklanacak bir şey kalmadığından aleniydi..
Yüksek sesle ve hece hece..
Allah korudu..
Çektim elinden aldım dergiyi.. Bay Okay ile aramız pek iyi değildir ama insan acıyor ne de olsa.. Rakik bir kalbim vardır.. Rakik olmasa dergiyi elinde bırakır;
"Gece teraslardan şehrin ışıklarına senaryolar yazıyor." cümlesiyle başlayıp "Yaşamın ritmini çellodan duymaya âşık. Düşleri adına, insanlık adına dileklerini Aya Yorgi'nin dilek kutusuna bırakıyor şiirsel el yazısıyla." cümleleriyle biten orta kısmı da okuturdum..
Bir daha öldür Allah kendine gelemezdi.. Akıl hastanesine ziyaretçi gitse, iki kefil bulmadan gerisin geri dışan bırakmazlardı..
***
Dergiyi en son Aytekin Hocam'a emanet ettim.. İlk birkaç okuyuşunda o da altından kalkamadı.. Ama ar etti.. "Dergi bende kalsın.. Birkaç güne kadar bu yazıyı deşifre ederim.." dedi..
Allah acısın..
Benim durumuma gelince.. Kararım karar.. Yarın Yeşim'i yakalar yakalamaz eline bugün hazırladığım A4 ebadındaki kâğıdı verip kapıma yapıştırmasını isteyeceğim..
Kâğıt küçük bir duyuruyu kapsıyor.. Üzerinde;
"Her türlü dergiye editör yazısı yazılır.. Ruhsat yenilenir.. Tapuda iş takip edilir.." diye yazıyor..
...............................................................................................................................
Sesi gelir takur tukur.. Baktım ki kitap okur..
TÜYAP'ın İstanbul Kitap Fuarı dün açıldı..
Geçen yıl fuarı 300 bin kişi gezmiş.. Ziyaretçilere kaç kitap satılmış bilmem..
Gidenler aldıkları kitapları okudu mu yoksa eve girip çıkanların rahatça görebileceği bir yere koyup "Vay bee.. Amma kültürlü çocuk.." dedirtme siyaseti güttüler onu da bilmem..
Ama şundan eminim:
Bu yılın çok satanları; yine gazete haberlerinin devamı kıvamında yazanların folluğundan çıkanlar olacak..
İyi yazarların kitapları altta kalacak.. Çok satanlar "marifet kendilerinden menkûl imiş.." gibi şişinecek..
***
Bir hafta içinde elime üç adet kitap eki geçti.. Biri bizim gazetenin diğerleri refiklerimizin..
Sayfa sayfa "çok satması beklenen" kitapların ilânları gördüm.. Dişe gelen kitaplar ise ya satir aralarında kalmış veya esamesi okunmamış..
Temsil Mario Puzo'nun berbat romanı "Karanlık Arena" tam sayfa ilân sıralamasında birinci..
Romanın üzerine bal görmüş sinek gibi üşüşenler "Baba" kıvamında bir çalışma beklerken, yerli TV dizilerinin yüzde onunu bile yakalayamayan bir senaryo taslağı ile karşılaşıyor.. Oh olsun!
İhsan Oktay Anar
Sözüm ona bir Selahâttin Eyyû-bi destanı olan "Tozkoparan" adlı roman da sefalet belgesi.. İskandinav ahalisinden Thorvald Steen adlı fukara kaleme almış..
Popondan büyük yellenmeye kalkarsan böyle olur işte..
Ortaya okunması, keyif alması imkânsız birşey çıkarmış.. Yayınevinin editörleri de bilmiştir bunun böyle olacağını ama Kürt asıllı ahaliye güvenip sürmüşlerdir piyasaya..
Lafı getireceğim yer şu.. Bizim ahalinin kitap konusundaki refleksi kaybolmuş.. Kitap okumak arada bir akıllarına geldiğinden neyi seçtikleri, neyi aradıkları belli değil..
O yüzdendir ki İhsan Oktay Anar'ın son kitabı "Amat"ı da farkeden olmamıştır.. Zaten kitap eklerinde adı geçmiyordu.. Sadece biri, Hürriyet'in eki tek sütuna beş on satırla bir şeyler çiziktirmiş..
Allah bu İhsan Oktay Anar'dan razı olsun.. Kalemi altın olsun.. Sayesinde doğru dürüst bir roman okuyabildim..
Olur a! Cennete gidersem payıma düşecek huri ve gılmanların yansını şimdiden ona hediye ediyorum..
***
Konusu bir Osmanlı gemisinde geçen müthiş bir roman yazmış.. Denize dair ayrıntıları öyle iyi ve zengin kullanmış ki kitap sanki Osmanlı'nın Kaptan-ı Deryaları'nın birinin elinden çıkma..
Hayali kaynakları(*) okuyanı hem güldürüyor hem de "zengin kültürümüz" diye bilip bilmeden sallayanlara tokaç vuruyor..
(*) Tezâkirü'l Mücrimin.. Kamû-sü'l Desais.. Kitabü'l İber.. Kevaşi-fü'l Melanet ve'l Habaset.. El Müsvette fi Usûlû'l Livâta.. Akâidü'l Rezâil.. El Beyan fi Makasid'ül Lûtiyân
Şen ola İstanbul..
İhsan Oktay Anar gibi Reha Çamuroğlu gibi Zülfü Livaneli vb. gibi eli gerçekten kalem tutanların işi zor.. Bebek yüzlü oğlanlar ve eli çenesinde poz veren kızlarla rekabet şansı yok..
Pop kültürün üstü logolu flamaları her yerde sallanıyor.. Hem de kiminin direği karnımıza, kiminin ki popomuza dikilmiş..
Biz ırgalanıp göbek attıkça, kalça savurdukça o pahalı tasanmlı bayraklar gururla dalgalanıyor.. Şen olasın Şehr-i İstanbul.. Yarattığın kültürle beyinlerimiz; kuyuya sallandırılmış karpuz gibi çatlasın..
***
Ben ayağımı fuara atmıyorum.. Düzenli kitap alıcısıyım.. Değer verdiğim yazarları, çalışmaları kendim takip eder tedariklenirim.. O kalabalığın içine girmem..
Ayrıca okunmayan yazarların; önlerine konan kitap yığınlarının arkasında imza için gelenleri beklemesini görmek, onları bir çerçi düzeni içinde seyretmek ağırıma gidiyor..
Kötü yazar bile olsalar, eli bir şekilde kalem tutanların, kitap panayırlarında işporta nizamında bekleşmeleri hoş değil..
İçim parçalandı..
Hak edenler yok mu? Var tabii.. Bir tanesini geçmiş fuarların birinde görmüştüm..
Umre çağı gelmiş bir hanım yazar (Ki evlenmemiştir.. Hatta erkek anatomisi hakkında en küçük fikri yoktur.. Öldüğünde Yılmaz Erdoğan'ın Oto Gargara'daki repliği gibi "Açılmadan cennete iade paket.." muamelesi göreceği kesindir..) yazdığı hisli aşk romanlarına müşteri bekliyordu..
Göz göze gelmemek için oturduğu tezgâhın ötesinden dolandım.. Ona bile oh olsun diyemiyorum..
***
Oh diyeceklerim hiç mi yok? Olmaz olur mu?
Hani simetromani hastası psikiyatra gitmiş.. Derdi herşeye kızmak.. Doktor derdin kaynağını bulmak için özel hayatını kurcalıyor, sorular soruyor.. Lakin her cevabın ucu bir yere taştığından meselenin içinden çıkamıyor..
En sonunda "En çok neye kızarsın?" sorusunu dayamış.. Hasta cevap vermiş:
"Doktor bey.. Sinek uçup geliyor, duvara konuyor, değil mi.. Eğri kondu mu işte ona kızarım.."
Cinnet halim..
Benim zihnimdeki duvara eğri konanlar da "aşk üzerine" yazı yazanlar..
Daha doğrusu içinden çıkılmaz aşk cümleleri üretip, bunları alt alta dizdirerek kitap haline getiren sevgi esnafı..
Elime geçtiklerinde daha ilk cümlelerden itibaren sinirleniyorum..
"Seni görüp de tanımamam yağmurlu bir havada ıslanmamak gibi.. O bulutların taşıdığı sanki benim umutsuzluğum, içimde kördüğüm olan sarmal beklentilerim.." türünden bir cümle okuduğumda istiyorum ki elimin altında bir nacak olsun.. Bir de et tahtası..
Kitabı o tahtanın üzerine koyup üzerine nacağımla "Ya Settar! Ya Rahman! Ya gaffur" diye naralanarak varayım..
"Kızı bu laflarla kandıramadın.. Kolasına atacak hap da mı bulamadın?" deyip o abaza kerhanecinin fikriyatı lime lime edeyim..
Bir fikir adamı olarak kendimden beklentim budur.. Fırsat verirlerse bunu fuardaki stantlardan birinde de yaparım..
Mahya Işıkları.
Sunay Akın
Her akşam saat 18' de
Star Televizyonunda.
"faydalı"
Sevgili Var Samsa,
Yeni eklenen yazıları düzenli takip edebilmek için şöyle bir sayfamız var:
http://www.izedebiyat.com/arsiv.asp
Geçen haftaki sayılara baktım; evet, ufak da olsa bir düşüş yaşanmış. Ama bu yeni bir şey değil; sayılar her zaman dalgalanıyor. Genel duruşumuz, site ortalama her gün biraz daha büyüyor; hem yazar, hem okur açısından. Dönem dönem yazar açısından büyüme daha hızlı olduğunda, ister istemez, yazı başına düşen okunma sayısında azalma oluyor. Eminim sizin yazılarınızdaki azalma da bununla ilgilidir.
Üyelere gönderilmek üzere haftalık bir bülten başlatsak mı diye düşünüyoruz.
Fikirlerinize açığız.
Diren