İzedebiyat öncesi ortak yer aldığımız bir sitede yazılarıyla tanışmıştım ama şahsen tanışmamız izedebiyat'ta oldu. Arkadaşlığımız, dostluğa dönüştü... Kimliği, kişiliği, duruşu, tam manasıyla -"müsvedde" değil- "insan"dır onun... "Keşke herkes böyle bir dosta sahip olabilse," diyeceğim geliyor ama, dostluğa sahip olmak için önce dost olmak gerektiğini düşündüğümden, diyemiyorum...
Bu forumda, sade ve çıkarsız bir çabanın ürünü olan "Lacivert" adlı derginin tanıtımını yapmak için yazı astığımda, kişilerle olan polemiklerini bahane ederek, hiç görmediği, bilmediği bir dergiyi, "bize kakalamaya çalışıyorlar" gibi, sözler söyleyenler de oldu, "siz kimsiniz" diyenler de... Bunları söyleyenleri, söylemleriyle başbaşa bırakıyorum...
O dönemde, İzmir'den beni arayan Seval Hanım, "ne uğraşıyorsun oralarda, çık gel buraya, dergiden de al yanına bir kaç tane... Hiç canını sıkma, gel buraya, benim yapım ve sunuculuğunu üstlendiğim TV programında tanıtalım dergiyi" dedi...
Atladım gittim. Beni, İzmir'in o sıcak insanlarına özgü sıcaklığıyla karşıladı ve bir saatlik programını, dergimizin tanıtımına tahsis etti...
Program sonrası çıkan ilk sayımız için, İzmir'den her zamanki gönderdiğimiz miktarın iki katı talep geldi. Seval Hanım'ın, gerek benim şahsıma, gerekse dergimize gösterdiği katkı, takdire şayandır.
İnsanlar, ne isterse yapabilir ama, ne konuşacaksa on kere düşünmesi gerekir. Düşünmeden konuşan kişiden ne yazar olur ne de okur... Hele hele, hiç bir bilgisi olmadığı bir konu hakkında yorum yapmak, sadece "yazıyorum" diyen birine değil, hiç kimseye yakışmaz. Yakışmaktan da öte, yorum sahibini küçültür de...
Bir izedebiyatlı olan Seval Hanım'ın bu "yüreklendirici" davranışı, sadece umut verici olmakla kalmadı, aynı zamanda, "[[B]]saygısızlığı, hakareti; forumlarda düşünce beyanı olarak algılayan zihniyete verilmiş[[/B]]" en güzel bir yanıt oldu...
Bana böyle bir dost verdiğin için, teşekkürler sana izedebiyat... İyi ki varsın...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Diren Bey yazdıklarınızı okuduğuma ve yeni yazıların eklendiğine sevindiğimi belirtmek isterim. Birde bir haftadan önce gönderilmiş yazılara nasıl ulaşacağımızı söylerseniz?
Yazıların eklenmesinde gecikmelerin siteyi düzenli takip edenlerde bir azalmaya sebep oldu mu? Son bir ay içinde eklediğim yazıların okunma sayılarında ciddi bir azalma gözlemlemiyor değilim, ama belki bu benim zayıf ve çok amatör yazılarıma özel bir durumdur...
İzEdebiyat'a yüzün üzerinde yeni yazı geldi geçtiğimiz hafta; ancak İzlenim olarak çeşitli yayınevlerini İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı'na hazırlanmada yardımcı oluyoruz, (bildiğiniz gibi fuar önümüzdeki hafta başı açılıyor -kimse kaçırmasın deriz) dolayısıyla bu hafta siteye gereken vakti ayıramadık. Ancak şimdi tüm yeni gönderilen yazılar gözden geçirildi* ve sitede yerlerini aldılar; aralarında çok güzel yazılara ben şahsen rastladım.
İzEdebiyat ölmüyor, tersine bağış konusunda gördüğümüz muhteşem destek bizi sitenin geleceği için daha da umutlandırdı. Yakında yeni projeler, İzEdebiyat'ı internette edebiyatın merkezine yerleştirecek yeni atılımlar olabilir. Fforumlardaki bir süre önce gerçekleşen kısır tartışmalar kimseyi yanıltmasın. Sapasağlam ayaktayız.
----
*Düz yazılar gözden geçirildi; şiirler haftasonuna kaldı.
Site maddi desteğine kavuştu sanırım. Ama hala ölü. Yeni yazı eklenemiyor. İyi yazarlar tek tek siteyi terk ediyor. Son derece iyi niyetlerle kurulan ve en amatöründen, en itiraf.com'cusundan, gerçek iyi yazarlara bir çok yazarı barındıran bir site, ilgisizlik ve toparlayıcı yeniden bir yaklaşım eksikliğinden dolayı ölüyor.
Haftalardır yeni bir yazı eklenmeyen, forumlarının bile kurak tartışmaların ötesine gidilmeyen bir mezarlık. Güzel insanlar yaşamıştı burada. Şimdi hepsi gittiler. Artık sadece mezar kazıcıların ortalıkta gezindiği bir yeşi alan.
Yinede tavsiyem üzerlerine bir avuç toprak serpilmiş güzelliklerin arasında dolşaın. Belki hiç beklemediğiniz bir anda, unutulmuş, ilgi görmemiş güzel bir yazıya raslayacaksınız bu mezarlıkta.
--Previous Message--
: merhaba
: amatörce yaptığım kitap yazma çalışmalarıma
: destek arıyorum.şu an"BİREY VE
: TOPLUM" konulu çalışmayla
: ilgileniyorum.daha önce "TÜRKİYE'DE DİN
: VE VİCDAN HÜRRİYETİ","POZİTİVİZM
: VE GERÇEKLER"isimli esrlerim
: yayınlandı.ilgi ve teveccühünüzü
: beklerim.saygılarımla teşekkürler.
: ismail
: ötegen
:
Yazacağı romanı sayfa sayısına kadar hesap edebilmek benim harcım değil, sanırım tarzım da.
Sanırım zaman geçtikçe onları daha iyi tanıyorum. Başta kurguladığıma yakın gidiyor ve sonunu da biliyorum. Bunları değiştiremezler! Ama galiba belli bir özgürlük alanı tanıdım onlara, ortaya çıkarmak istediklerimin zamanla demlenmesini beklemeyi hesap ediyorum belki de.
Belki de henüz hazır değilim/değiller. Bunu da zaman ortaya çıkaracak elbette.
**
En büyük keyfim, bilgisayarımın başına geçip, onların neler yapacaklarını görmek oluyor. Bitirdiğim her bölümün sonunda başa dönüp, onları yeniden ve yeniden keşfetmek çok hoşuma gidiyor. Bu ara pek haylazlar, ne yapacakları pek belli olmuyor ama şimdilik böyle kalmalarına izin vereceğim galiba.
ben romanın dil'i dahil herşeyi başta hesaplarım.
bir film gibi düşünürüm.
hesap dışına çıkmamaya gayret gösteririm.
sayfa uzunluğunu bile belirlerim.
diyelim 80 sayfa, seksen sayfa içinde ne anlatacaksam anlatırım. fazlası yok.
kurgu. kişiler...olaylar....olaycıklar....yan kişiler...
hepsi belli ölçüde...
zaten sayfaların çoğu dolgudur, özü aralara sinmiştir...
bir roman, bir cümle için yazılır....aslınca...gerisi dolgudur....
dolgu: heyecanı, duygusu, düşüncesi, felsefesi, ...........
bu liste uzar gider.........anlayacağınız...
diyelim bir roman yazıyorsunuz, kafanızda ellbette bazı şeyler olacaktır,
ama yazma esnasında yepyeni şeyler de çıkar, bunlar buluşlardır,
eğer bu buluşlar, romanın yörüngesini, bozuyorsa, işte o zaman kötü,
yazar, ipin ucunu kaçırırsa, ne konuyu toparlar ne de başka şeyi yapabilir.
bu şuna benzer, bin kişinin karşısına çıktınız, konuşmanız kafanızda, ama bin kişiyi görür görmez bütün bildiklerinizi unuttunuz,
roman yazan, ilk cümlesinden itibaren hiiçbir şeyi unutmaz, onu hisseder çünkü, benliğindedir roman, kırkıncı sayfada dağılmışşsa beyniniz, durun, kafanızı toplayıp, ta başta belirlediğiniz şeyleri hatırlayın,
romanı yazar yazar, kahramanları da yaratan odur,
kontrol etmekten söz ediyorum,
siz kendinizi kontrol edemiyorsanız, hazır değilsiniz demektir,
ki bir roman yazmak kolay iş değildir,
Romanın gerçekliğine hoşgeldin! Roman kahramanları adına konuşamazsın, onları kendi istediğin yöne çekemezsin. Ağızlarına ağır cümleler koyamazsın veya filozofları konuşturmaya kalkıştığında, düşüncelerin zayıf ifade edildiği eleştirisiyle karşılaşırsın. Onların kendi gerçeklikleri ve gururları var.
Ah keşke roman yazarları (novelistler) kadar, okuyucu da o kahramanların kendi sözlerini söylediklerini anlayabilseler.
Diğer yandan yine de onları az da olsa kontrol edebilirsin. Kafanda önce romanın yürüyeceği yolun bir taslağını belirleyerek o kişilerin gidecekleri yolu, kaderlerini iyi kötü bilebilirsin. Anna Karenina'nın intihar edeceğini Tolstoy başta biliyordu. Ama denilene göre ancak romanın yazılışı sırasında A Karanina kötü, şerefsiz bir kadından sevilebilir, en azından acısı paylaşılabilir bir kadına dönüşmüş.
O karakterlerin ayak diremesi, onlara kimi zaman söz geçirememem inanılmaz bir keyif benim için. Anlatım ve kurgu da sürekli yeni yollar denemekte. Şu aralar hayali bir film üzerinden ilerlemeyi bir kolaylık olarak görüyorum. Hepimiz o kadar çok film izlemiş durumdayız ki, sinema yapısının üzerine romanı oturtmak adeta genetik haritamıza işlemiş bir kolaylık. Ben kişileri yarattıktan ve üstün körü bir yol haritası çizdikten sonra, sözde sahneler üzerinde üzerinde duruyorum. Bu sahnelerin üzerine yazım sırasında fikir tartışmaları ister istemez oturuyor, ama bu benim bir saplantım, çoğu kişi fikirleri romanın konusunun kenarında görür...
merhaba,
benim bir sorum var hikaye roman yazan, bu yolda uğraşan herkese.
bir kaç gündür düşündüğüm bir şey vardı: ama dün gece bir kez daha emin oldum. benim roman kahramanlarım beni dinlemiyor. ben yazıya bir yol ile çıkıyorum. sonra onlar başına buyruk mevsimleri değiştirip, benim tahmin etmediğim replikler de dolaşıyorlar. kendi içlerinde bir bütünleri var ama yine de bu bana biraz tuhaf geldi.
*
allah aşkına biri söylesin, sizin kahramanlarınız da yapıyor değil mi bunu? yoksa benimkilerde mi var bir tuhaflık!
soru-
birak daginik kalsin.
Ve bir forum sair'inden (ismi lazim degil) bir siir.
Dallama Sakinenin yosmasi
kiz kirma belini adamlarin icinde
...
...
[[I]](galiba buna benzer birseydi)[[/I]]
sezai
Pan: Pan Turk ne demek. Hadi klavyenden olsa TURK anlaşılıyorda ya Pan ne... Ve sen Baba' na Peder mi diyorsun. Tam da ramazana girdik.. "La hevla vela kuvvete illa billahilalüyülazim"
evimizin bahçede bi kulube amcamlar oturuyodu kaynatam olacak herif bi taağ o klübeye girip çıkma pılını pırtını topla çık dedi amennaa dedim .. evin alt katı kiradaydı kiracılara iyi davran sakın bi yamuk yapma dedi olur dedim şimdi bizim kiracı gece geç saate kada müzük çalıyo yüksek ses hangı dildeyse anlamıyom kiracının evden leahmeaacun gokusu geliyo kıllı kıllı adamlar çiğ köfte yunuruyo geç saate dek sonra içip içip sarhoş olup naara atıyo bizim eve taş atıyo camı kırıyorlar kardeşlerim yaralandı kaç sefer kaynata istedi ses çıkaramıyoz yoksa kızı vermem diyo kaynana gururumla oynadı böyle züğürde kızmı verili diyo .. aslında ben türki cumhuriyetten bi gız arkadaşım vardı onla çıkıyoduk .. buna işte maddi durum iyi okumuş yazmış liseyi bitimiş kültürlü kız diye tavoldum ... kötümü olu iç güyeesi gibi atsam kapaağ bu nerden baksan bi milyar memur maaşı alı beni besler .. temiz elbise ütülü gömlek akşamda yemeeğmi hazırlar.. yalınız verseler kızı annem senden iyisinimi bulacaklar maaaşallah benim aslan oğluma taş gibi taş diyo cesaret veriyoda.. peder eğer oturma odası takımını da isterler almam onu senide reddederim evladlıktan diyo .. bide kız müslüman olmam ben diyomuş .. avusturyalı kayınço benim babaannemle senin deden evlenip boşanmışlar akraba sayılırız nikah düşmez diyo.. çocuk olusa sakat olu diyo .. bilmiyom bilemiyom dün yüzüğü taktık .. 17 aralığa kadar inşallah başka şey istemezlerde hayırlısıyla verirler de inşallah bi helal süt emmiş çıkar bilmiyorum ... bilemiyorum... noolu bi yardım et iki gözüm abula .. oğlum olusa ne ad veriyim ..
"Kor olunce badem gozlu, Kel olunce sirma sacli olurmus..."