Bir berber koltuğunda geriye yaslanmış bir adam,
Yüzünde köpük, gözlerinde yıllar var.
Dalgın gibi görünür belki.
Ama o dalgınlık, kaybolmuş bir adamın değil;
uçurumun kenarından dönmüş birinin sessizliğidir.
Bir zamanlar her şeyi vardı.
Sonra bir gün,
rakamlar düştü, insanlar dağıldı,
güven çatladı.
1995’ün sımsıcak bir sabahında
sadece cebindeki para değil,
içindeki dünya da eksildi.
İnsan iflas ettiğinde
en çok parasını değil,
kendine olan inancını kaybeder.
O günler geçti.
Geçti ama iz bıraktı.
Her çizgi bir sabrın imzası oldu yüzde.
Şimdi bir ustura yanağına dokunurken
o, şunu düşünür:
“Ben düştüm.
Ama yerde kalmadım.”
Affetmek kolay değildi.
İnsanı yoran yük, borç değil;
kalpte taşınan kırgınlıktı.
Yıllar sonra anladı ki;
affetmek karşıdakini değil,
kendini özgür bırakmaktır.
Şimdi yüzündeki ifade yorgun değil,
Derin.
Çünkü bazı adamlar
gençken güçlü,
yaş aldıkça bilge olur.
Ve hayat,
en temiz tıraşı
acıyla yapar.