Gençken paranın en önemli şey olduğunu düşünürdüm.
Hatta hayatın kendisi paraymış gibi gelirdi.
Para varsa her şey var.
Para yoksa hiçbir şey.
Şimdi yaşlandım.
Ve artık eminim.
Para, insanı kurtarmıyor.
Ama kurtarmayan şeylerin en büyüğü de o.
Çünkü para, insanı öldürmüyor;
insanı sessizleştiriyor.
Paranın olmadığı yerde kimse seni hatırlamıyor.
Paranın olduğu yerde herkes seni seviyor.
Bu sevgi değil.
Bu bir alışveriş.
Gençken “sevgi” diye bildiğin şeyin,
aslında paranın bir yansıması olduğunu anlamak acı veriyor.
Ama daha acı olan şu:
anlayınca da vazgeçemiyorsun.
Çünkü insan,
bir şeyin yanlış olduğunu bilse bile,
o şeyin kapısını kapatamıyor.
Para, kapıları açıyor.
Ve insanlar, kapıları açan şeyi sevmeye başlıyor.
Bir gün fark ediyorsun ki
hayatın en büyük boşluğu,
para değil;
paranın geride bıraktığı yalnızlık.
Ve o yalnızlık,
en çok paranın en çok olduğu yerde büyüyor.
Para, insanı kurtarmıyor.
Ama insanı,
parayla birlikte ölüme daha yakınlaştırıyor.
Ve ben artık eminim:
para en önemli şey değil.
En gerçek şey.
Ve en acı gerçek,
onu kaybettiğinde değil,
onu kazandığında başlıyor.