"Salât" kelimesinin anlam değişimi incelendiğinde, bu terimin yalnızca Arapça sınırlarında kalmayıp insanlık tarihinin en kadim dil ailelerinde, özellikle de Proto-Hint-Avrupa dil kökünde, derin izler bıraktığı görülmektedir.
Sanskritçe Kökler: "Nâmati" ve Saygı Duruşu
Sanskritçede "nâmati" fiili "eğilmek, boyun eğmek" anlamlarını taşımakta olup bu fiilden türeyen "nâm" sözcüğü saygı duruşunda bulunmak, dua etmek ve tapınmak kavramlarını ifade eder. "Nâmati" fiziksel bir eğilme hareketi ile doğrudan bağlantılıdır; nitekim Hindistan'da hâlâ uygulanan "namaste" selamı da bu fiilden türemiştir.
"Namaste" kelimesi iki temel bileşenden oluşur: "Namah" (नमः), "eğilmek, selamlamak, saygı göstermek" anlamına gelir; "Te" (ते) ise "sana" veya "senin için" anlamını taşır. Bu iki unsurun birleşmesiyle "Namaste" (नमस्ते) oluşur ve "Sana saygıyla eğiliyorum" ya da "Sana selam olsun" biçiminde çevrilir. Kutsal metinlerde, özellikle Vedalar ve Upanişadlar gibi eski Hindu kutsal yazılarında bu terim sıkça yer almaktadır.
Süryanice: "Salât" ve "Salût" Terimleri
Süryanice'de "salât" kelimesi "eğmek, germek ve bükmek" anlamlarında kullanılmaktadır. Öte yandan dua etmek anlamına gelen "salût" kelimesiyle de köken bağı kurulmaktadır. Süryanice çeviri olan Peşitta'da (İncil'in Süryani versiyonu) "salât" terimi ibadet ve dua bağlamlarında sıkça yer almaktadır. Bu durum, Süryanice ile Arapçanın ortak Semitik kökten gelmesinin oluşturduğu derin anlam ortaklığının somut bir kanıtıdır.
İbranice: "Barak" ve Fiziksel İbadet
İbranice'de Tevrat'ta yer alan "barak" kelimesi rükû ve diz çökme anlamlarını taşımaktadır. Bu terim Tanrı'ya boyun eğiş ve ibadet bağlamında sıkça kullanılmış; Tanrı önünde fiziksel bir saygı ifadesinin dinsel anlamını taşımıştır. İbranice ibadet terminolojisi, hem Yahudilik hem de sonraki Hristiyan geleneklerinde fiziksel eğilme ve secde eylemlerinin manevi boyutlarını yansıtmaktadır.
Kur'an Öncesi Kutsal Metinlerde Fiziksel İbadet
Namaz ibadetinin yalnızca İslam'a özgü olmadığı, aksine önceki ümmetlere de farz kılındığı Kur'an'da açıkça ifade edilmektedir. Bu bağlamda Tevrat, Zebur ve İncil'de ibadet sırasında fiziksel hareketlere yapılan atıflar son derece önemli bir rol oynamaktadır. Aşağıdaki tablo, bu kutsal metinlerdeki ilgili ifadeleri sistematik olarak bir araya getirir.
Kutsal Metin
İlgili Ifade
Kaynak
Tevrat
"Başlarını eğip ibadet ettiler."
2. Tarihler 29:30
Zebur
"Gel, yaratıcı YHWH'yi öv, önünde rukuya, secdeye var."
Mezmurlar 95:6
İncil
"Biraz uzaklaşarak secde etti."
Matta 26:38-39
Yukarıdaki atıflar, İslam öncesi toplulukların da ibadet sırasında fiziksel eğilme, diz çökme ve secde etme gibi hareketleri uygun biçiminde dini ritüellerine dahil ettiğini açıkça kanıtlar niteliktedir. Bu durum, Kur'an'ın "salât" kavramını tamamen yeni bir şey olarak sunmadığını; aksine insanlık tarihindeki evrensel bir ibadet geleneğini temellendirdiğini ortaya koymaktadır.
Kur'an'da "Salât" Kelimesinin Kullanım Bağlamları
Kur'an-ı Kerim'de "salât" kelimesi hem geniş anlamda ibadet hem de özgül bir biçimde namaz kılma eylemini ifade etmek için kullanılmıştır. Bu kelimenin anlam çeşitliliği, aşağıdaki bağlamlarda somut biçimde kendini gösterir.
Dua ve İstiğfar Bağlamı
"Ve onlara salli ol, şüphesiz senin salâtın onlara huzur verir."(Tevbe Suresi, 9:103)
Bu ayette "salât" kelimesi Nebimiz Muhammed'in müminlere yönelttiği dua ve istiğfar anlamında kullanılmıştır. Söz konusu kullanım, terimin yalnızca namaz kılma eyleminin ötesinde, Allah'a yöneltilen her türlü kutsal dua ve yakarmayı kapsayan geniş bir anlam çerçevesinde işlediğini açıkça ortaya koyar.
İbadet ve Kulluk Bağlamı
"Vay salât edenlerin haline."(Maun Suresi, 107:4)
Maun Suresi'ndeki bu aye, namaz kılan ancak namaz kılarken tembellik eden, riyakârlıkla kulluk yapan kimseleri uyaran bir uyarıdır. "Salât eden" ifadesinde kulluk anlayışının özünde bilinçli ve samimi bir ibadet deneyiminin yattığı vurgulanmaktadır.
İlahî Destek ve Rahmet Bağlamı
"O ve melekleri sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size salât eder."(Ahzab Suresi, 33:43)
Bu ayette "salât" Allah'ın ve melekelerin müminlere yönelttiği rahmet, koruma ve destek anlamında kullanılmıştır. Terimin buradaki kullanımı, "salât"ın yalnızca insanın Allah'a yöneldiği bir ibadet eylemi olmadığını; aynı zamanda Allah'ın insanlara yöneldiği ilahî bir lütuf olduğunu da gözler önüne serer.
Evrensel Kulluk ve Tesbih Bağlamı
"Şüphesiz hepsi salatını ve tesbihini bilir."(Nur Suresi, 24:41)
Bu ayet evrenin tüm varlıklarının Allah'ı tesbih ettiğini ve her birinin kendi halinde bir kulluk biçiminde olduğunu dile getirmektedir. "Salat" burada evrensel bir kulluk anlayışını, yani her şeyin Allah'a hakkaniyet üzere yönelmesini ifade eder.
Namaz Kılma: "Ekimis-Salât"
"Şüphesiz ben Allah'ım. Benden başka tanrı yoktur. O hâlde bana hizmet et ve öğüdüm için salatı dosdoğru kıl."(Taha Suresi, 20:14)
"Ekimis-salât" ifadesi, Kur'an'da namaz kılma eylemini özgül olarak tanımlayan bir terimdir. "Ekimis" kelimesi dosdoğru, düzgün ve bilinçli bir şekilde yerine getirme anlamına gelir. Bu emrin taşıdığı anlam, namazın yalnızca fiziksel hareketlerden ibaret olmadığını; kalp, dil ve beden uyumunda samimi bir kulluk deneyimi olduğunu vurgulamaktadır.
Namaz ile Dua Arasındaki Temel Ayrım
"Salât" kelimesinin geniş anlamı ve özgül namaz kullanımı arasında Kur'an net bir ayrım yapmaktadır. Bu ayrımın en belirgin kanıtı Nisa Suresi'ndeki şu ayettir:
"Şüphesiz salât müminler üzerine vakitli olarak yazılmıştır."(Nisa Suresi, 4:103)
Bu ayet iki kritik nokta barındırmaktadır. Birincisi, namaz vakitlere bağlı bir farz olarak emredilmiştir; müminlerin belirli saatlerde, belirli bir hareket ve okuma düzeniyle bu ibadeti yerine getirmesi zorunludur. İkincisi ise dua için böyle bir vakit şartı söz konusu değildir; dua kişisel ve spontan bir yakarıştır ve herhangi bir vakitle sınırlandırılmamıştır. Sonuç olarak "ekimis-salât" ile ifade edilen namaz; düzenli, disiplinli ve zamanla sınırlı bir ibadet biçimini tanımlarken geniş anlamdaki "salât" dua, kulluk ve Allah'a yönelme eylemlerinin tamamını kapsar.
"Namaz" Kelimesinin Dilbilimsel Yolculuğu
Bazı kişilerin "namazın İslam dininde olmadığı" yönündeki iddiaları, temelde "namaz" kelimesinin tarihsel kökenine ilişkin bir yanlış anlamanın ürünüdür. "Namaz" kelimesinin nasıl Türkçeye yerleştiğini anlamak için dilsel yolculuğunu kök aşamasından incelememiz gerekir.
Proto-Hint-Avrupa Kökü: "Nem-"
"Namaz" kelimesinin en derin kökleri Proto-Hint-Avrupa dil ailesinin "nem-" kökünde yatmaktadır. Bu kök "eğilmek, selam vermek, secde etmek" anlamlarını taşımaktadır. Söz konusu kökten türeyen kelimeler birçok dilde karşımıza çıkar: Sanskritçede "namas" (नमस्) saygı, ibadet ve secde anlamına gelir; Latincede "nomen" (isim) ve Yunancada "onoma" (isim) aynı kökten türemiştir. Proto-Hint-Avrupa kökenli bu ortak kök, farklı dil ailelerinde benzer anlamsal bir çizgiyi korumuştur.
Avesta Dilinden Orta Farsça'ya
Avesta dili, Zerdüşt kutsal metinlerinin kaleme alındığı eski İran dilidir. Bu dilde "namaz" kelimesinin karşılığı "nemangh" veya "namas"dır; her ikisi de eğilmek, secde etmek ve dua etmek anlamlarını ifade eder. Avesta'da bu terim özellikle ateş tapınaklarında secde eden Zerdüştlerin ibadet eylemini tanımlamak için kullanılmıştır. Avesta dilinin zaman içinde dönüştüğü Orta Farsça (Pehlevî) döneminde ise bu kelime "namāç" biçiminde varlığını sürdürmüş ve dua ile ibadet anlamlarını korumuştur. Orta Farsça'daki pek çok dini terim, tıpkı "namāç" gibi, Zerdüştî gelenekten derin izler taşımaktaydı.
Farsça'dan Türkçeye Geçiş
İran'da İslamiyet'in yayılmasıyla birlikte Farsçadaki "namāz" kelimesi, Arapça "ekimis-salât" kavramının karşılığı olarak kullanılmaya başlandı. Farsça "namāz" (نماز), eski İran dinlerinden gelen "secde etmek, eğilmek, dua etmek" anlamlarını korurken İslami bağlamda "namaz kılmak" anlamında da işlev gördü. Osmanlı dönemiyle birlikte Türkçe, Farsçadan yoğun bir kelime alım süreci yaşadı ve "namaz" bu kelimeler arasında yer aldı. Türkler zamanla "ekimis-salât" yerine "namaz" kelimesini tercih etti; bu tercih dini bir değişiklik olmaktan ziyade dilsel bir ödünç alma sürecinin doğal sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Not: Kürtçede "namaz" kelimesi kullanılmamakta; yerine "nimej" ifadesi tercih edilmektedir. Bu durum, Kürt toplulukları arasında Farsça etkisinin daha sınırlı düzeyde kaldığını ve yerel dil dinamiklerinin farklı bir seyir izlediğini göstermektedir.