"13 Mayıs 2026'da bile, hala 'Neden ben?' diye sormayan tek kişi, muhtemelen bir kedidir." - Douglas Adams"

Özgürlüğün Bedeli

yazı resim

Medine'nin öğle sıcağı, çarşının taş zemine vuran gölgelerini kısaltmıştı. Hammâd ibn Seleme, tezgahının önünde uyuklar gibi oturuyordu; yanında ise genç bir adam, susuz ve yorgun, bir yük taşıyormuş gibi bükülmüş duruyordu. Adam'ın adı Tarık'tı. Tarık, saçları ince, elleri nasırlı, gözleri ise ne tam kapalı ne de tam açık olan türden bir bakışa sahipti. Yıllar önce savaşın ortasında — henüz hangi tarafta olduğunu bile tam anlamıyla kavrayamadan — esir düşmüştü. Sonra el değiştirmişti. Sonra bir daha. Sonra bir daha. Artık kimin mülkü olduğunu zaman zaman kendisi de karıştırıyordu. Hammâd onu üç yıldır yanında çalıştırıyordu. İyi bir adamdı Hammâd — yani dönemin "iyi adam" tanımına göre. Dövmüyor, aç bırakmıyor, hakaret etmiyordu. Bunları yeterli sayıyordu. Tarık da yeterli sayıyordu. Başka ne sayabilirdi ki? O gün çarşıdan bir ses yükseldi. Yaşlı bir adam, elinde ince bir deri parçasıyla, tezgahtan tezgaha geçiyor, insanlarla konuşuyor, zaman zaman duraksayarak bir şeyler anlatıyordu. Sesi kısıktı ama kelimeleri keskin düşüyordu taş zemine: "Sadakalar Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, miskinlere ve onun üzerinde çalışanlara ve kalpleri yakınlaştırılmaya çalışanlara ve boyun altındakilere ve borçlulara ve Allah yolu ve yol oğlunadır. Ve Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir." Tarık başını kaldırdı. Kelimeler kulağına tanıdık geldi ama anlamları yabancıydı. Boyun altındakiler. Zekat'tan pay. Devlet kaynağı. Farz. Yaşlı adam, Tarık'ın gözleriyle kesişince durdu. İki adım yaklaştı. "Sen burada mısın, yoksa başka bir yerde mi?" diye sordu. Tarık anlamadı. "Efendimin tezgahındayım." "Bedenin," dedi adam. "Ama gözlerin başka bir yerde." Hammâd bu konuşmayı uzaktan izliyordu. Adam ona döndü, tebessümle, ama soru ciddiydi: "Bu genç adamın boyunduruk bedelini biliyor musun?" Hammâd kaşlarını çattı. "Satılık değil." "Satın almak istemiyorum," dedi adam sakin bir sesle. "Sormak istiyorum yalnızca. Kitabında yazan var: 'Yemin bozmanın kefareti bir boynu özgürleştirmektir.' Geçen ay yemin bozdun mu hiç? Söylemene gerek yok, yalnızca düşün." Hammâd sustı. Tarık nefesini tuttu. Yaşlı adam yüzünü Tarık'a döndürdü ve ağır ağır konuştu: "Rabb'in seni yalnızca kendisine bağlamak için yarattı. Başka bir insanın mülkü olmak için değil. Bu sana bir lütuf gibi söylenmişse, inan bana — lütuf değil, haktır. Farka dikkat et." Hammâd o gece uzun süre uyuyamadı. Üç gün sonra Tarık, çarşıya çıktığında farklı bir şey fark etti. Hammâd onu çağırmıştı sabah erkenden, elinde bir kağıt parçasıyla. "Bunu okuyabilir misin?" diye sordu. Tarık şaşırdı. "Biraz." Hammâd kağıdı uzattı. Tarık, harfleri yavaş yavaş takip etti: "Ve aranızdan bekarları ve salih hizmetkar erkeklerinizi ve hizmetkar kadınlarınızı evlendirin. Eğer yoksul iseler Allah onları zengin eder." Tarık durdu. "Bu... bu benim için mi?" Hammâd omuz silkti ama sesi titredi. "Geçen hafta bir ahdi bozdum. Hesabımı kapatmam lazım." Tarık başını kaldırdı. Hammâd'ın yüzünde ne acıma ne de sevinç vardı. Yalnızca insanın uzun süre taşıdığı bir yükü bırakırkenki o garip hafiflik. "Git," dedi Hammâd. "Ama git derken şunu bil: Sen zaten özgürdün. Ben yalnızca kağıda geçiriyorum." Tarık çarşının dışına çıktığında güneş tam tepedeydi. Gölgesi tam ayaklarının altındaydı, hiçbir yöne kaçmıyordu. İlk kez böyle hissediyordu: Ne öne eğilmiş, ne arkaya çekilmiş. Tam dik. Birisi yanından hızla geçti, bir çocuk, koşarak. Tarık ona baktı. Çocuk döndü, yüzünde soru işareti. "Ne arıyorsun?" diye sordu çocuk. Tarık düşündü. "Sonunda nereden başlayacağımı," dedi. Çocuk güldü. "Buradan," dedi ve koşmaya devam etti. Tarık da yürüdü. Adımları bu sefer farklıydı. Daha ağır değil — ama daha gerçek. "Allah ortakları anlaşmazlık içinde olan bir adam ve yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı örnek verdi. İkisinin durumu eşit midir? (Zümer Suresi, 29)

KİTAP İZLERİ

Puslu Kıtalar Atlası

İhsan Oktay Anar

Bir Düşün Atlasında Gezinmek: İhsan Oktay Anar'ın Başyapıtı İhsan Oktay Anar’ın 1995 yılında yayımlanan ve yayımlandığı andan itibaren modern Türk edebiyatının kült eserlerinden biri haline
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön