Hayat Rüya Gibidir
Yaşamak,adına ne gerkiyorsa yaşamak değildir. Yaşama kriterlerine uygun yaşamak gerek.Ama olmuyor hep öyle,olamıyor...Nasıl oluyor dersen işte nasılı...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Yaşamak,adına ne gerkiyorsa yaşamak değildir. Yaşama kriterlerine uygun yaşamak gerek.Ama olmuyor hep öyle,olamıyor...Nasıl oluyor dersen işte nasılı...
-kar, yağmur, sis, soğuk ve ölüm...-
Soğuk bir gülüşü andırıyor sabah. Bâd-ı Sâba esiyor gözlerimizden içeri. Herşeyin durduğu bir anda yağmurla başlayan sohbet derinlemesine açılıyordu ruhumuza...
Bu masal Şükriye Şükran Karahan tarafından Didem Çiftçi’ ye ithaf edilmiştir.anlattığım ilk masalımdan bu yana kendine ithafım 2.masalım olmuştur.zevkle okumanız dileğiyle….
mutluluk sizlkerle olsun
...öyle güzel ötüyordu ki, hiç gitmesin, burda kalıp ötsün istedim. Ötüşüne bir de duruş katmıştı ki, kanatlar o küçük gövdeden hafif ayrık, kanat uçları kuyruğun altından yere sürtüyor ve kuyruk hafif dikik. Küçük tepeleri kendi yaratmış gibi... sekerken
Önemli olan değerlerin yitirildiği yaşamda bir dosttan uafak bir hatırlatma metni.
Küçücük bir çocuğun merakını giderebilme uğruna yaptığı takibi ve gösterdiği kararlılığı anlatan bu öykü, büyüklere örnek olacak cinsten.
Elimizde köpek, kadının arkasından bakakalmıştık. Belli ki; köpek içinde, kadından ayrılmak zordu. Ahmetin elinde, köpeğin tasması, köpek kadının gittiği yöne doğru gitmeye çalışıyordu. Ahmetse köpeği zor zaptediyordu:- Zeytin, kızım, sakin ol, yapma. Gibi, sözlerle, köpeği tutmaya çalışıyordu
gece yine eve geç geldi. başı dönüyordu. eğer arkadaşları eve getirmese nasıl gelecekti bilmiyordu. sendeleyerek içeri girdi.annesi yine onu beklemişti...
sınavdan bir buçuk ay sonraydı. yarın sonuçlar internet üzerinden açıklanacaktı...
Türk târihinin önemli isimlerinden Timur oğullarından Bâbûr Şah ile Cengiz oğullarından Özbek Şaybak Han arasındaki Semerkand mücâdelesi ve Timurluların, şehri Özbeklere terk edişinin hikâyesi...
"Şibânî soyundan Şaybak Han, Semerkanda doğru yürüyüşe geçmişti. Tahtı istiyordu. Şibânîler, Cengiz Han soyundan oldukları için taht üzerinde hakları vardı ve bu
Güneş yerini karanlığa bırakması ile beraber bütün leylekler sazlıklardan birer birer dönmüşlerdi. Bir birleri ile gün hakkında konuşuyorlardı. Söz dönüp dolaşıp uzaklarda bıraktıkları yuvalarına geliyordu. Artık buralardan sıkılmışlardı. Burada kendileri
Rıhtımda öğlen vakti! Yedi günün bir günü kutsal vakti gibi! Birini dağa aşıladım somut oldu kimliği! Gördü gerçek kimliğimi! etkisiile Dünyalık uykudan uyandı tepkisi ile duvarı gördü, elfo çekti! Mehmet bahçesine bir gül daha ekti! guşesine gitti! Dünyalık kabusların bulanımlarına ladesi bile bile girdi! Elimde tek düze kalem,
Şehrin sessizliğinde tezinin son bölümünü yazmaya çalışan Kerem, klavyenin başında düşüncelere dalıyor. Nörobilim üzerine doktora yapan genç adam, "Bilinçli Karar Vermenin Zamansal Yanılsamaları" konusundaki bilgisi arttıkça, kendi kararlarını sorgulamaya başlıyor. Soğumuş kahve fincanının yanında, yazmanın ötesinde hayati bir kararla yüzleşirken, bilinç ve özgür irade hakkındaki düşünceleri derinleşiyor.
Ercan Kesal