Mutluluk Sizi Çağırıyor…
Bıkmadan, usanmadan, yerinden hiç kımıldamadan sizi bekliyor mutluluk.
"Bugün 20 Nisan 2026, saat 03:00. Henüz bitmemiş bir romanın bitmemiş bir cümlesi gibi..." – Virginia Woolf (kurgusal)"
"Bugün 20 Nisan 2026, saat 03:00. Henüz bitmemiş bir romanın bitmemiş bir cümlesi gibi..." – Virginia Woolf (kurgusal)"
Bıkmadan, usanmadan, yerinden hiç kımıldamadan sizi bekliyor mutluluk.
Firkat-ı intizâr cavan çağları
Mehhebet-i leb’e yazabilmirem
Mihr-ü mah şeb-î yavan dağları
Vuslat-ı dide’ye dözebilmirem...
Bu yazıyı sırf kıllık olsun diye yazdım; ama siz kıllık olsun diye okumayabilirsiniz. "Kıldan ince köprü yaratanın affına sığınarak..."
Gül kokulu topraklardan, badem ağaçlarından, yamaçlardaki mor renkli patikalardan, çorak bayırlardan ve bol yıldızlı gecelerden başka nedir ki hayat.
Evren de seslerimiz yankılanıyor ve bizi buluyor aslında.. kötü
düşüncelerimiz, isyanlarımız, beddualarımız hep bize dönüyor..
Esip geçiyor beklediğin taze ve mutluluk verici günler.. Ellerinde, eskileri talan edip, yeniden ruhuna dokunan anıların ötesine geçen yeni seçenekler ! Anladığın, son kez uçarcasına göklerde, yanına sokulan huzurlu aşklar.. Kalbinde belirlediğin ateşten sarsıntılar..
Ne var biliyor musun? aşk kelimeleriyle değil, küfürle geliyorum. bu da beni eşsiz bir tanrıça değil arsız bir sürtük yapıyor. olsun. netice değişmiyor. aşkın ve masumiyetin yitirilişini konuşmanın manası var mı hala. rol kesmek yerine racon keserim seni düzen düzene.
çünkü ben seni ana avrat dümdüz
Yaşamak nedir? Bu sorunun cevabını arayan birçok insan var. Hayatın anlamını ve amacını bulmak, kendini ve başkalarını sevmek, evrenin güzelliğine ve harikasına uyanmak ve evrensel bilince girmek isteyen insanlar. Bu denemede, Karsta öğretmenlik yapan İlbilgenin uyanış öyküsünü okuyacaksınız. İlbilge, hayatının rutin ve monoton olduğunu fark eder. Kendini bir
tek bir gün bile özgür bir nefes olurdu, çünkü bu esaretten başka bir şey değil
Ya da kesişme noktasında durduğunuz an o kadar kısa olacak ki belki onu fark etmeyeceksiniz bile. Sürekli olarak bir şeyleri kaçırdığınız ya da unuttuğunuz hissi yakanızı bırakmayacak. Aslında bunlar, sizin, kendinize kurmuş olduğunuz pusulardır.
Su kadar sevdim ellerini… Bahar kokusu sinen ellerini… Tuz tadan ellerini…
Ezberimdeki bütün cümleler, adının kapladığı yere kendini bırakacak kadar çok sevdim seni.
Sen, ılık bahar rüzgârı… Sıcak yaz kokusu… Sen deniz… Sen martı… Martı… ?
Yüksekte yerini kabullenemeyen, ucuz hareketlere bel bağlayan, insanı tuzaklarla yakalayan.. Korkusu olmayıp, yok etmek için insandan çalan !
Hiçbir zaman gerçeği göremeyecek, giyindiği elbise zehirleri gizleyecek. Vakit geçerken, bir yıl, bir gün gibi gelecek.
İnsanın kafasında bir adam yokken düşünecek çok şeyi oluyor.ne zaman bir adamın omzunda ağlasam. Kafamdaki boşluğa üzülüyorum.
Gelmiş geçmiş insanın işine yarayan ve derinliği olan, onu sıkıntıdan çıkarıp, istediklerine kavuşturan her ne varsa ! Eskilere takılmak, seni onlara çeken duygular ve hayatın getirdikleri..
Çocuksu hayaller, zaman geçtikçe yerini yetişkin rüyalarına bırakabiliyor. Küskünlük biriktirdiğin kim varsa önceleri önemli, sonraları üzerinde durulmayı gerektirmeyen bir hale
Kar yağmış şehrin sokakları ıssız. Her gün gazetesini alıp fırından yeni çıkmış, dumanı tüten ekmelerden alıp evlerine dönenler yok. Okula gitmek için servis bekleyen öğrenciler var sadece. Eskiden yürürdük okula, kar, yağmur, çamur demeden, sıkı sıkıya üstümüzü giyer, bir bere ve kaşkolla sarınıp sarmalanıp yolcu edilirdik, unutmuşum yollarda
Korkuyorum! Belleğimi, kimliğimi kaybetmekten korkuyorum. Evde hergün babamı ziyaret ederken, sen kimlerdensin söyle bakayım diyen babam olmaktan korkuyorum. Hâlâ kendini lise son sınıfta zanneden annem olmaktan korkuyorum.
Ahmet Altan