ben nazan şuan elimde bir çok yazmış olduğum roman şiirlerim var yazdığım romanları buraya nasıl yazmam gerekiyor bu konuda bana yardımcı olursanız sevinirim daha öncede buranın üyesiydim ama yine yazamamıştım eğer yazmam için bana yardımcı olursanız sevinirim şimdiden ilginize teşekürler
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Yazdıgımız romanı bastırmak için neler yapmalıyız önceden tecrübesi olan bir abimiz yardımcı olabilirse gerçekten çok makbule geçer şimdiden saolun
Eğer Bachmann'ın Malina adlı pomanını okumadıysanız,hiç durmayın derim.Psikiyatriyle insanın iç dünyasıyla ilgilenenlere hele.Dış görünüm açısından olaysız bir romandır Malina.Yazar bir kadının ağzından anlatılır.Onun iç dünyası,hisleri,düşünceleri.Yazar,kendisini hiç anlayamayacak bir adama tutkuyla bağlanır.Bu kadının manevi açıdan intiharı demektir.Neyse çok uzatmayalım,en nihayetinde roman şu sözleri söyler bize:"Dünya da Savaş ve Barış yoktur,sadece savaş vardır","Şiddet,iki insan arasındaki ilişkide başlar",İnsanın insanı manevi açıdan öldürüşü gerçek cinayetleri oluşturur ve büyük kıyımların temelinde de bu gerçek yatar"
Mutlak aşk ve birey olmanın savaşımının romanıdır Malina.Ayrıca romandaki ve Bachmann'ın şiirlerinde de söz konusu olan,ateşe yapılan göndermelerle yanarak ölmesi arasında bir bağlantı da aranmasın lütfen,bu yapıtın değerini ne düşürür ne de çıkarır.Kendi içindeki ruh tuzaklarına katlanmayı göze alabileceklere önerilir.Acımasızca gerçek bir roman!
madem tanıtılacak yazarlar var,ben pek kimsenin ilgilenmediği bir yazarı önererek okurluğunuza yeni bir tat eklemek istedim.Nazım Hikmet'ten Oğuz Atay'a birçok yazar-çizer-düşünürümüz ancak ölümünden sonra hak ettikleri itibarı gördükleri için,Leyla Erbil'i tavsiye ediyorum.2003 yılında Nobel' aday gösterilen yazarımızın öykü,roman ve deneme alanlarında yapıtları vardır ve hepsi de çağının sorumluluğunu taşıyan,varoluşçuluğu sanatsal bir ifadeyle zirveye çıkaran,bana kalırsa bizim edebiyatımızda eşine nadir rastlanılacak has eserlerdir.Tutkulu ve takıntılı bir dil işçisidir Erbil,sentaksla yoğun bir kavgası vardır.Bence çok önemli bir ölçüttür,bir yazarı okurken onun bir başka yazarı hatırlatmaması.İşte Erbil bu tür cins yazarlardandır.En önemli malzemesi deliliktir.Bir söyleşisinde dediği gibi "aslında hepimiz deliyiz"dir.İlk romanı Tuhaf Bir Kadın'a da gönderme yapacak olursak tuhaf bir yazar olduğunu söyleyebiliriz.Yine aynı kitaptan bir bölüm alıntılamak istiyorum müsadenizle : "Bugün Meral ile sinemaya gittik,gişeci biletlerimizi verince ben adama 'mersi' dedim, o da bana 'girsin hepsi' dedi" Bu kadar kısa ve çarpıcı!Ülkemizi,insanımızı adeta özetliyor bu birkaç cümleyle Erbil.Bence okumayanlar varsa aranızda,kendinize haksızlık etmeyin,sevginizi Leyla Erbil yazısıyla tanışarak zenginleştirin!
Atalarımız, "Benden sana bir öğüt, ununu kendi değirmeninde öğüt" demişlerdir.
Ben de 45 yıllık bir yazar olarak bir öğüt vermek istiyorum gençlere.
Zengin ama cimri bir adam çevresinden umduğu ilgiyi sevgiyi göremeyince bir bilgeye dert yanmış. Bilge ona şu örneği vermiş:"Bir domuz insanların kendisini hiç sevmediğini söyleyerek ineğe, benim etimden, kılımdan, derimden,dişimden yararlanıyorlar. Sense onlara sadece süt veriyorsun ama seni benden çok seviyorlar. Nedir bunun sırrı, diye sormuş. İnek şöyle demiş: Ben onlara sütümü sağlığımda veriyorum."
Ne demek istediğimi anlamışsınızdır herhalde. İnek ol zararı yok ama domuz olma!
:))
***
düşüncelerini paylaşmayı çok isterim ama bi hata oldu ve seni msne ekleyemedim sana msn adresimi veriyorum bana ulaşırsan çok sevinirim hw_naz@hotmail.com
Özürdilerim...
Yeni Dönem TürK Sineması başlığını yanlışlıkla attım...
Yanlış bir tuşa bastım sanırım o yüzden 2 kere başlık halinde çıkmış...
Özürdilerim...
Yeni Dönem TürK Sineması başlığını yanlışlıkla attım...
Yanlış bir tuşa bastım sanırım o yüzden 2 kere başlık halinde çıkmış...
Merhaba...
Günümüzde bir çok edebi metin dizi,sinema,televizyon filmi olarak senaryolaştırılıyor. Tabii bu metinleri birebir olarak ekrana aktarma şansımız yok.
Mesela en son babam Ömer Seyfettin'in ANT'ını MISTIK olarak senaryolaştırdı. Birkaç gün önce çekimleri bitirildi, şimdi kurgu aşamasında.Çok güzel duygu yüklü bir senaryo oldu. Tabii ki ANT'ın aynısı olmadı, karakter isimleri değişti, dönem değişti, karakterler, mekan değişti... Ama izlediğiniz zaman size ANT'ı hatırlatıyor...
Bende şuan reytingi yüksek olan bir dizinin yardımcı yönetmenliğini yapıyorum. Allah nasip ederse ilerde iyi bir yönetmen olmak istiyorum.
Çok etkisinde kaldığım ve çok sevdiğim bir kitap var. Emine IŞINSU'nun SANCI'sı...
İlerde bu kitabı senaryolaştırıp çekmek istiyorum. Ama kitap bir kabus sahnesi var, kızın bekaretini nasıl kaybettiğini anlatır... Çok etkisinde kaldığım bir bölümdür. Ama bunu sinemaya nasıl uyarlayabilirim bilmiyorum. Çok iyi bir animasyon ekibi lazım. Okurken çok etkileniyorum, aynı şekilde görselliğe dökmek çok zor...
Gerçi artık teknolojimiz çok ilerledi... İyi bir prodüksiyonla ortaya çok iyi bir film olarak sunulabilir...
GÖRÜŞMEK ÜZERE...
Yeni Dönem Türk Sinemas
Yeni Dönem Türk Sinemas
Güliz, canım, hep yanındayım, hep güzelliğini büyük bir hayret ve sarsıntı ile izliyorum; nispi "suskunluğun" sırasında kalbim hep seninle, snein sahici ve doğru anlatımındaydı. Beni ne kadar mutlıu ettin bilemezin. Senin gibi insanların bu anadolu topraklarını sonsuzluğa kadar şenlendirdiğini biliyor musun? Siz genç elmasları görünce insanın ölmekten vaz geçesi geliyor, ama ne fark eder, bu çümbüş hep devam, devam edecektir...
Sevgiler, hürmetler canım...
Suyel
Sevgili Yakup Suphi Yel,
Güneş sinsice odamı dolduruyor bugün.
Ardımda bir dolap gizleniyor. Hayallerin bile
ancak tıkış tıkış sığdığı bir gardolap. İçimden yada dolaptan bir
ses 'yaz' diyor. Vahi sanıyorum önce ama sonra alıştırıyorum
kendimi bu kontrolsüz yanıma. Eğilip, kağıdın üstüne hızla
karalıyorum birşeyler. Aklıma ne gelirse yazıyorum biliyorum
yazmak zorundayım. Odaya yaklaşan ayak
sesleri duyuyorum tam bitmiş öykümü gözden geçirirken. Cimriliğim
tutuyor bir anda. Ama siz bilirsiniz beni, öyle esirgeyen biri değilimdir.
Her nasılsa kapanıyorum kağıdın üstüne. Kıskanıyorum, kimse okumasın
istiyorum. Ama başım dik ve kartonpiyerleri gösteren kibirli bir burunla oturuyorum masamda. İçler acısı halime oturup ağlamak istiyorum. Yaşlarımı kontrol edemiyorum. Her an masaya kapanıp ağlıyabilirim hıçkırıklarla. Ama bir damla yaş düşerse kağıttaki her hangi bir harfin üstüne, önce büyülteç görevi gören gözyaşı harfi büyültücek ardından formunu değiştircek, sayfa hamura dönene kadar umursamadan ağlayacağım. Yazdıklarımın ilk ve tek kopyasını katlettiğimi görünce ağzım açık kalacak şaşkınlıktan. Krizi sağ salim atlattığımı düşünürken hamura dönmüş, dağılmış her kelimeyi her sayfayı tutup ağzıma atacağım çiğnemeden yutacağım. Üstüne bir sigara yakıp temiz bir kağıt alacağım. Ancak o zaman bilinçli bir yaratma sürecim başlamış olacak. Gözyaşlarımı silip elimin tersiyle, sindirdiğim herşeyi kusacağım. İşte sanat eserim deyip herkese gösterebileceğim belki de. Belki de hiç imza atmayacağım...