Sinema ve Edebiyat
4 görüntülenme · 19 ileti
Romanlardan sinemaya uyarlanan filmlerde bir kopma oluyor. Romanlardaki büyü filmlerde ne yazikki olmuyor ya da tam yansıtılamıyor, müşteri çekme ve gişe hasılatı yapma sevdasına ana konudan sapılıyor ve ortaya mutasyona uğramış acayip filmler çıkıyor. Bu güne kadar kitaba en yakın uyarlanmış film bence yeşil yol ki o filmde bile hayal kırıklığım büyük olmuştu. Fİlme uyarlanan kitaplar bence sanatsal değerlerini bir bakıma yitiriyorlar. Ticari kaygı olmadan bu filmler çekilse belki çok daha mükemmel eserler ortaya çıkar , ama bunu beklemek tabiki hata.
Not: Coşkun yardımcı olabilmek isterdim, fakat olamayacağım.
bir insan bir kitabı okurken kendi dünyasına uyarlayarak okur... (en azından ben öyle okuyorum) Her ne kadar somut şeylerden bahsedilse bile bir kitabın bende bıraktığı etkinin yarısı kitaba aittir, kalan yarısı bana... (okura dersek daha iyi olur sanırım)
Bu açıdan hiç bir film, senaryosunu aldığı romanı aktaramaz... Aktarsa bile, sadece kurgulayan, ya da o filmi yönetene göre aktarır. Bu durumda herkes kendi filmini çekmeli :)
Kitabını okuyup da filmini seyrettiğim hiç bir şey bana filmde, kitabın verdiği tadı vermedi...
Sanırım forum bölümünde anket haline dönüşmezse altına en az yazı yazılacak başlık bu.
Nadir istisnalar haricinde tüm uyarlamaların kitaba göre sönük kaldığı bir gerçek.
Bu başlık altında kitabına nazaran değersiz kalan filmlerin yazılması anlamsız olguğuna göre kitabını aşan ve beklenenden daha fazlasını veren filmlerin incelenmesi uygun olur diye düşünüyorum.
ÇILGIN SIZI
Elleri aşk fısıldıyordu
Yangındı kalbi
Deniz kabarıyordu
Adımları kaldırımda sanki yoktu
Dumanvari bir şeydi
Garip gölgeler deliklerinden çıkıyordu sokakta
Yankılanıyordu tık tık tık
Cesaret siyahı bir kadın
Yürüyor sabahın köründe
Dumanlar tütüyor çevrede
Elleri aşk şarkıları söylüyordu ağzındaki sigara
mutluydu
Kırmızı sivri topuklu ayakkabılar vardı ince bilekli
ayaklarında
Yenik bir ordu sarmıştı yüzünün denizlerini
Gözlerinde bir adamın altın izi parıldıyordu
Usturasını çekmişti sessizlik
Bir kuş ötüverdi birden papatya heyecanıyla
Bir pencere cızırdaya cızırdaya açıldı
İçerden ağır bir koku sokağa süzüldü
Sonra sıcak suratlı genç bir adam başını uzattı
Bir sağa baktı
Solda kadını gördü
Ağzındaki sigarayı körükledi
Öksürdü öksürdü
Kadın farkında olmadan gözlerini çevirmişti
Çiçek bahçesini andıran üzgün gözler
Kırmızının en garip hali vardı adımlarında
Sanki soluğunu duydu adam kadının
Etkilenmişti
Dizlerinin bağı çözülmüştü
Isındı birden adam
Sıcak bir hava dalgası tokatlamıştı kirli sakallı
Muhteşem yüzünü
Muhteşemdi adı
Ama hep kaybetmişti
Tin tin şıngır mıngır ötüyordu ruhu
Kanarya gibi ötüyordu içinde çılgın bir istek
Kadının dudaklarını dudaklarında duydu
Kadının memelerini gördü
Kadını gördü
Çıplak halde bir yatağın içinde kıvrılışını
Gülüşünü gördü
Bu gülüş
Adamın bütün yenilgilerini emdi ezdi savurdu uçurdu
Kadının tenindeki coşkulu parıltılar adamı havaya
Uçurdu
Ya peşinden koşmalıydı ya da burada hemen intihar
etmeliydi
Çarçabuk pijamalarını çıkardı
Fırladı ilk uçuşunu yapan atmaca tutkusuyla
Kadın tıngırdıyordu kaldırımda
Sanki eşsiz bir müzikti
Hasretli gözlerini gizemli bir yere çevirmişti.
Penceler açılıyordu
Sesler çoğalıyordu
Bir kedi karnını doyuruyordu
Cesaret siyahı bir kadın
Garip bir sızı yaya yaya ilerliyordu
İşte adamı baştan çıkaran da bu sızıydı
Köşede kadın birden kayboldu.
Adam köşeyi dönerken bir tabanca buldu alnında
Tak.
Bu yazdığı senaryo epey korkutmuştu adamı
Temkinli yürümeye başlamıştı
Yol verdi şen bir ıslığa
Keşfedilmeyi bekleyen kadın ilerdeydi
On adım
Böyle kadınlar çarpar insanı
Kadın yıkıla döküle ilerliyordu
Her adım atışında
Adam bir parça yakalıyordu kadının ruhundan
En son bir hatıra almıştı yerden adam
Parlak bir ilk aşk hatırası
Samsun yazıyor resmin altında
Yeşil suratlı bir adamla yan yana kadın
Arkada şirin bir kır evi var
Kadın başını kaldırdı önünden
Şaşırdı
Çıkmaz sokağa girmişti
Döndü
Adamı gördü
Cebinden tabanca çıkardı
Adam sigara yaktı
Ruhunu ona devirdi ıslak ıslak
Kadın tabancayı başına dayadı
Tak.
İsa Kantarcı
NOT: ARKADAŞLAR, DİYECEKSİNİZ Kİ, BU METNİN FORUMDA İŞİ NEDİR.
BEN BANA UYDURULAN KALIPLARI SEVMİYORUM KUSURA BAKMAYIN.
ZATEN GÖNDERDİĞİM ÖYKÜLERİ ÇIKARMIYORLAR,
EĞER ÇIKARSALARDI VE BEKLEME OLMASAYDI,
FORUMA BU METNİ KOYMAZDIM.
BEN SERBEST TAKILMAK İSTİYORUM.
KUSURA BAKMAYIN ARKADAŞLAR.
AŞK YARATIĞI
Yere düştü çırılçıplak
Gözleri fal taşı gibi açıktı ebemkuşakları dans ediyordu
ölünesi gözlerinde
Işıyordu büyük bedeni
Kavuniçi bir yalnızlık gibi fırıl fırıl bir aydınlatma
yayıyordu geceye
Geceyarısıydı gıcır gıcır
Birkaç yorgun yıldız vardı kadife siyahı gökyüzünün
vadilerinde
Issızdı sokak
Bir kadının çığlığı sokağı yalaya yalaya geçti gitti
sonsuzluğa
Öldüren hüzünler sarmıştı yalnızları
Uyuyamayanlar kırık hayatlarıyla hesaplaşıyordu
Evlerden birinde bir kadın yeni düşler icat etmeye
çalışıyordu
Eli yüzü geçmişin hayaletleriyle kirlenmişti
Kaçmak kurtulmak istiyordu
Sokağa çıkıp yüz kilometre hızla koşmak istiyordu
Direniyordu
Yeni düşler büyük çatırlar yaratmaya başlamıştı ruhunun
akasyasında
Sokak karanlığa gömülüydü
Yaratık kadına baktı pencereden
Onu uygun bulmadı
Bir ıslık çaldı
Kadın pencere yanaştı
Hiçbir şey göremedi
Geri döndüğünde gördü
Masa üstündeki düşleri karmakarışık olmuştu
Ağlamaya başladı gece usulca eğildi çöktü kadının yanına
Kırk yaşındaydı
Düş kurmak için çok mu geç
Sil baştan yaptı
İlk cümlesi ne olmalıydı
Yaratık sansar gibi ilerliyordu kavuniçi aydınlık yayıyordu
Birden ışığı fark etti
Usulca bitiverdi pencerenin önünde
İçerde yaşlı bir kadın hesap kitap yapıyordu
Biriken hüzünlerini bozdurmayı düşünüyordu
Mezar taşına gül resimleri yaptırmayı düşünüyordu
Kırılgan yüzünde bir keman coşmuştu
Gece usulca eğildi yaklaştı bir kibar çiçek bıraktı kadının
önüne
Çekip gitti
Yaratık manzaraya alaylı baktıktan sonra uzaklaştı
Gücü azalmıştı
Zamanı kısıtlıydı
Ona uygun insanı bulmalıydı
Altınsı kaygılar davul çalmaya başladı çevresinde
Tükürüyorlar küfrediyorlar şamar atıp kaçıyorlardı
Koşmaya başladı
Evlerin camlarında kristal bir vızıltı bitmeye başladı
Kristal bir ışık uzuyordu arkasında
Tüylüydü
Tırnakları uzundu
Kafası kocamandı
Keskin dişleri vardı
Kabusuna bıçak çekerek uyandı adam
Nefes nefeseydi
Hemen bir sigara aradı ışığı yakmadan
Düştü
Sövdü şansın damarına
Sonra buldu sigarayı çaktı kibriti
Allah kahretsin
Her türlü korkudan ve kabustan geçebilecek umut
yaratamamıştı
Kızdı kendine
Otuz beş yaşındaydı
Artık bundan sonra karakterini vermeliydi hayatına
Yoksa çok mu geç olmuştu
Bir vınıltı duydu birden
Durdu
Kendinden geldiğini sandı
Delirdim diye düşündü
Vınıltı kurşun vınlamasını andırıyordu
Hiç duymamıştı böyle bir şey
Sanki bir piyano fısıltısıydı
Çok garip
Onun bir eşi benzerini duymamıştı şu garip kulakları
İlahi bir mesaj aldığını düşünmeye başladı
Bir ıslık duydu
Kapıya koştu
Sokağa baktı
Yaratık keyifle onu izliyordu gülümsüyordu
Kim var orda diye bağırdı adam
Yaratık kahkaha attı
Adamı ensesinden yakaladı
Adamın beynindeki uru gördü
Onu ileri fırlattı
Adam korkudan ne yapacağını bilemez haldeydi
Yaratık ordan uzaklaştı
Bir koku duydu yaratık
Bir genç kız kokusu
Büyülü derinlikleri olan koku
Yaratığın ruhunda büyük patlamalar yapıyordu
Yaratığın ayaklarını yerden kesiyordu
Koşarak eve yanaştı yaratık
Gül bahçesini aştı
Bir sıçrayışta çatı katındaki odaya yükseldi
Kız çıplaktı
Ayna önünde kendini seyrediyordu
Bir mırıltı vardı taze
Elektromanyetik dalgalar yayan kalın
Eşsiz
Hiç kaybetmemiş dudaklarında
Beyazdı
Dikti göğüsleri
Kalçaları
Garip bir ıslık çalıyordu
Dudaklarını yaladı yaratık
Titredi
Vınıltı başladı yine
Genç kızın dağdan bakan duygulu gözleri tedirgin oldu
Vınıltıyı dinledi
Yaratık keyiflenmişti
Bir ıslık çaldı efkara çok uzak
Alabildiğine deniz coşkulu
Kız pencereyi açtı
Yaratık saçlarından yapıştı
Kız bağıramadı
Ama kendini güçlü pençeden kurtarabilmişti
Yaratık ona dokunduğunda görmüştü
Bu kız tam ona göreydi
Aşka karşı bir kız
İç odaları pembe sadece
Pencereye yumruk attı
Hiç ses çıkmadı
Dağılan cam parçaları önce havada süzüldü
Süzüldü
Sonra sanki kanatları varmış gibi
Yere düştü
En ufak bir ses çıkarmadan
Kız karşısında yaratığı gördü birden
Yaratık nefes nefeseydi
Kız kilitlenmişti korkuyla
Yaratık ışık haline girdi birden
Kızın kalbine sonra ruhuna doğru aktı
Kız birden kendine geldi
DEV BİR AKREP PARLIYORDU YÜREĞİNDE
AŞK
AŞIK OLMALIYIM
Diyordu kendine
Garip parıltılar sarmıştı yüzünü
Bedeninde şimşeğe benzeyen bir enerji kıpırdıyordu
KİM KİM KİM KİM KİM KİM KİM KİM KİM
Yaratık kızın ruhunda bir rakı sofrası kurmuş, kahkahalar
patlatıyordu
CİNSEL ÇIĞLIK
Üşümüş
Yalnız
Hastalıkların en belalısı yakasında
Kaplamış dudaklarını
Gözlerinin esrarengiz dehlizlerini
Kahverengi gözlerinde siyah bir gelinlik
Onu avutacak bir ses bir kıvılcım arıyor küçük
Sessiz
Uzun tırnaklı
Soğuk elleri
İçinde bir çıyan
Çıyan sonra kelebek oluyor
Kadının ruhunun engin mavisinde kanat sallıyor
Isıran
Ilık
Nemli
Bir karanlık dolanıyor içerde
Ürperten notaları usul usul çöküyor odanın çehresine
Dudakları bir şey arıyor kadının
Ruhu tıngır mıngır bir şey
Elleri bir tutam sıcaklık
Zarafet dalında birinci olmalarına gerek yok
Yalın
Düz bir sıcaklık
Arıyor
Titriyor
Dudakları bir şey arıyor kadının
Bilmiyor
Arıyor
Sağa sola bakıyor
İniltiye benzeyen
Dudakları bir şey arıyor öptükçe güzelleşen
Öpücük yağmurları pırıltılar saça saça dökülüyor ruhundan
aşağı
Hoş ayaklarında bir dudak gezmeye başlıyor
Uyduruk bir dudak ama
Karanlık ruhunda bir bıçak geziyor
Canı bin beter sıkılıyor
Öptüğü adamları düşünüyor
Kalbinin kırmızı buğusunda yeni hayatlar beliriyor
Dudakları bir şey arıyor
Bir şarkı mıydı
Bir söz müydü
Yoksa birine hoşça kal demeyi mi unutmuştu
Yoksa
Neydi o
Hatırladı birden
Sigara paketine yöneldi
Sigara yanarken düşüncelerini de yakmaya başladı
İçindeki akrep
Peşine bir orduyu takmış şarkılı türkülü geliyordu
Nırınay nırınay nırınay nırınay nırınay
Rap rap rap rap rap rap rap
Terliyor
Terliyor
Yeşil eteğini çıkardı
oturdu
Bir ileri bir geri sallanıyor
Sanki içinde bir ateş var
Önüne ne gelirse yaka yıka gidiyor
Siyah iç çamaşırlarını çıkardı
Ruhundaki bıçaklar çoğalıyor
Ruhunda akrepler ordusu cızırtılar çıkarıyor
Mutfaktan armut aldı
Bıçakla dilimleyip yemeye başladı
Bıçakla karnını deldiğini düşündü
Armut bitmişti
Can sıkıntısı gitmemişti
Makarna aldı yedi
Beş tabak
Zaten kilo sorunu hiçbir zaman olmamıştı
Ne var ki doymamıştı
Açtı
Ama neye
Ayaklarında bir dudak duydu
Sanki gerçek bir dudak
Bir nefes
Dudaklar göğüslerinde dolaşmaya başladı
Zevkle iniltileri havaya titrek titrek yükselmeye başladı
Cinsel organıyla oynamaya başladı
Çığlıklar başladı
Nihayet aradığı şeyi bulmuştu
Ruhundaki bütün akrepler gebermişti.
Kapı çaldı
Giyinmenin g’si yoktu
Haz dumanı tüten beyninin yeşil ormanlarında
Az evel sanki uçmuştu
Sarı çiçekler döküyordu yüzü
Belki de sevdalanacağı adam vardı kapı ardında
İki kütüğe benzeyen adam içeri hücum etti kapı açılır
açılmaz
AYNISINI BİZLE YAPMAYA NE DERSİN BEBEK!?
Karanlık ne kadar yoğunsa, ışığa o kadar yakınsın demektir
İyi sinema filmi?
Bunu seyirci bilir mi, bilemez, seyirci reklamlarla pompalanan kötü filmleri izleme eğilimindedir, bunlar derinliği olmayan, (derinliği gülünç gözüken) iyi bir öyküsü, (senaryosu da diyebiliriz) iyi bir anlatımı olmayan filmlerdir…
İyi sinema filmleri de vardır… Bunların genel özelliği, insanı işlemesidir, insanı ele alır, enine boyuna işler öyküyü. Yapmacık değildir, inandırıcıdır. Seyirciyi sıkmaz. Seyirci filmden kopamaz, anlatım evrensel bir dille yapılır. Oyuncular güçlü, inandırıcıdır…
Dönelim bize. Nasıl yapıyorlar bu işi?
Sert bir eleştiri olacak ama, filmlerdeki diyaloglar, sahneler, kurgu…senaryo… bir yığın saçmalık dolu. Bir kere senaryo yazmasını bilmiyorlar, bunlar nasıl sinemacı anlamıyorum, tarzları yok, filmlerin akıcılığı yok. Anlatmayı bilmiyorlar. Derinlik kocaman sıfır… adama diyorlar, yani sinemacıya, bana bir film yap, şimdi sinemayı çiçek olarak görelim, eğreltileme yani, adam çiçek yapacağına bir karga yapıyor, bu çok komik, sana çiçek yap dedim karga değil. Evet, kargayı binlerce kişi seyrediyor gaklarken…
Dağınık olacağım ama değinmişken dizilere de birkaç sözüm var, nedir şu gülme efekti!!!
Beni öyle güldüremezsin ki. Sevgili Türkan Şoray o dizide oynamakla geçmişine ihanet etti, o efsaneyi yerle bir etti…
İyi film nedir?
Parasız çekilmiş bir film. Tüketim toplumu, kitle için değil. İşte iyi film olmanın zararı burada. Kitle öyle sorgulayıcı değil, önüne ne gelirse izliyor, kitlenin koyun sürüsünden farkı yoktur, onun tercihleri yoktur, kitap okumaz, kendini geliştirmez, sıradandır, halinden memnundur, çevresindekilere göre hareket eder, her şeyi bildiğini sanır ama.
Bu yüzden iyi olmak zararlı. Parayı bastıran adam diyor ki herkes izlesin filmi, ona göre yapın. Paranın hakimiyeti başlıyor. Seyircinin istediğine, seviyesine göre yapılan şeyler de, iyiye uzak olmaya mahkum…
Bu ülkede yayıncılar ayrı bir alem. Sinemacılar ayrı bir alem. Politikacılar ayrı bir alem.
Hiçbir şey doğru düzgün yürümüyor. Hiçbir şey. Haliyle bu sinemaya, edebiyata yansıyor. Doğru düzgün, rayına oturmuş değil hiçbir şey. Ama parlak şeyler oluyor elbette, bunlar kişisel başarılardır. Kafası çalışan, hırslı olan için zor yoktur…Türk sineması kuru gürültülerle iyi şeyler yapılıyor diye sahte bir yaygaracılık içinde, televizyonlar, kendilerine malzeme arayan gazeteler şişiriyor bu işi. Gerçek şu.
İyiler çok az. Onlar sınırlı izleyiciyle kalmaya mahkum…
En iyi diye övülen yönetmenlerin filmleri bile sıkıcı olmaktan öteye gidemiyor…
İyi filmler yapılıyormuş falan filan. Palavra. Palavra…
Türk filmleri izlenmiyor, sen öyle çekersen kim izler ki seni… bunların böyle olması geçmişte gizli. Sen yabancı filmlerin taklitlerini çekersen… taklit de bir yere kadar…
Sen kendin olmazsan… Bize ait milyonlarca konu, öykü… varken niye taklit!!!
Sen o kafayla gidersen ne sinema endüstrisi olur ne de başka bir şey… Bu gidişle olacağı yok…
Merhaba...
Günümüzde bir çok edebi metin dizi,sinema,televizyon filmi olarak senaryolaştırılıyor. Tabii bu metinleri birebir olarak ekrana aktarma şansımız yok.
Mesela en son babam Ömer Seyfettin'in ANT'ını MISTIK olarak senaryolaştırdı. Birkaç gün önce çekimleri bitirildi, şimdi kurgu aşamasında.Çok güzel duygu yüklü bir senaryo oldu. Tabii ki ANT'ın aynısı olmadı, karakter isimleri değişti, dönem değişti, karakterler, mekan değişti... Ama izlediğiniz zaman size ANT'ı hatırlatıyor...
Bende şuan reytingi yüksek olan bir dizinin yardımcı yönetmenliğini yapıyorum. Allah nasip ederse ilerde iyi bir yönetmen olmak istiyorum.
Çok etkisinde kaldığım ve çok sevdiğim bir kitap var. Emine IŞINSU'nun SANCI'sı...
İlerde bu kitabı senaryolaştırıp çekmek istiyorum. Ama kitap bir kabus sahnesi var, kızın bekaretini nasıl kaybettiğini anlatır... Çok etkisinde kaldığım bir bölümdür. Ama bunu sinemaya nasıl uyarlayabilirim bilmiyorum. Çok iyi bir animasyon ekibi lazım. Okurken çok etkileniyorum, aynı şekilde görselliğe dökmek çok zor...
Gerçi artık teknolojimiz çok ilerledi... İyi bir prodüksiyonla ortaya çok iyi bir film olarak sunulabilir...
GÖRÜŞMEK ÜZERE...