Sitenizi dün keşfettim ve çok aklı başında bir site bulduğum için inanın çok mutlu oldum...
Heyecanla bir-kaç şiir ekledim ve onay bekliyorum:)
Ancak,iş yaşamımda sürekli ingilizce kullanmamdan dolayı yazdığım şiirlere de tarihi ingilizce formunda kullanmıştım... Tarih girişine de o şekilde kopyaladım... Bu onaylanmamasına neden midir? Öyleyse nasıl değiştirebilirim? Çünkü düzeltme işlemi yapmak istedim ama karşıma yalnızca metin geldi.
En önemlisi onaylanmadığı tarafımıza bildiriliyor mu?
Bu konuda aydınlatırsanız sevinirim...
Teşekkürler...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Sn. Mustafa ACUNGİL:
Doğrusunu site Sahip'leri daha iyibilir olmasına rağmen...
Teşekkürler.
Birikmiş tüm şiirler gözden geçirilip onaylanmıştır.
Sakla'nın anlamı "gizlemek" anlamında saklamak değil, "buzdolabında yemeği saklamak"taki saklamak.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
Merhabalar
Seneler önce İzEdebiyat'a yazar olarak üye olup iki şiirimi yayınlamıştım. Geçenlerde 10 civarında şiirimi topluca girdim ve hemen ertesi gün hevesle yayınlandığını görmek için bakındım. Onaylanmamışlardı henüz. Bir iki hafta sonra tekrar baktım, hala onaylanmamışlardı.
Acaba teknik bir sorun mu var, forumlara bakayım deyince, kısa süre önce bu konu yazılmış forum girdilerini gördüm. Ne yapalım, boynumuz bükük, bekleyeceğiz.
Internet'in hızlı dünyasında eski alışkanlıklarımızı kaybettik ve bazı şeylerin delice hızlı olmasını bekliyoruz. Oysa mesela the Economist'e abone olduğunuzda, ilk sayı elinize 5 hafta sonra, yani 5 sayı sonra ulaşıyor!
Yayın dünyasında bazı şeylerin ağırlığı olması gerekli. Üstelik kişisel fedakarlıklara dayanan sistemlerin bu kadar uzun süre, görece sağlıklı yürümesi bile mucize!
Sayın Diren Yardımlı, bu durumda acaba şiirlerimin onayı ne kadar sürer diye sorma niyetiyle girmişken, bu sorumu yutuyorum ve editoryal işlerle ilgili çok vakti olmayan bir insan olmakla birlikte acaba bir yardımım dokunabilir mi, bu tür bir katılım cepheniz var mı diye soruyorum.
Belki bu soruyu sorduğuma pişman olurum bilmiyorum ama, ilgilenirseniz ve beni merak ederseniz:
mustafa_acungil@yahoo.com eposta adresimden ve http://mustafaacungil.spaces.live.com blog adresimden bana ulaşmak / beni biraz incelemek isteyebilirsiniz.
Telefonda konuşmak isterseniz, mailime size ulaşabileceğim bir numara atmanız yeterli olacaktır.
Bu taş ağır bir taş, tek başına kaldırmak mümkün olmaz. Tuz lazımsa, çorba içmek umuduyla ele aldığımız kaşığı bırakıp tuzluğa da uzanırız.
Saygılar
Mustafa Acungil
Not: Teknik yönümde olduğu için bir öneri: Bu girdiyi yazdığım alanın altındaki düğmede Sakla yazıyor. Bence Türk Dil Kurumu'nun da bir hatası bu. Mesela SQL Server'da Stored Procedure'ü Saklı Yordam olarak çeviriyorlar. Oysa kimsenin kimseden birşey sakladığı yok. Saklı Yordam yerine Yüklü Yordam daha doğru olur. Aynı şekilde burdaki düğme için de Yükle ya da daha iyisi Gönder kullanmak daha yerinde olabilir.
Teşekkürler.
deli etmez televizyon tam tersine bir insana akıl verir
varsa şayet inşaatın kum çimento verir sana çakıl verir
haber alırsın yurtta olup biten bütün envai çeşit şeyden
karşısına oturunca ne farkın kalır sanki paşadan beyden
şu memleketin ki tahtasından oynamışsa yer yer kimi çivi
sanmayın ki bunun sorumlusu müsebbibi bu zavallı tivi
kivinin dahi ne menem meyve olduğu meçhul bir devri batak
yıllarında kalkardı şaha çok kimse onunla olurdu atak
yataktan doğrulurdu yetmişlik yatalak ihtiyar yaşlı ninem
ekranından nura garkolur adeta şenlenirdi viranhanem
bir dönem onun ile açardık ufka dünyaya pencereler
net çekmesi için antenine bağlar alimünyum tencereler
karanlık salonun olurdu yegane sevinç eğlencesi
çöreklenirdik başına okuldan işten eve dönüncesi
öyle yerde kalırdık ki gecekondu adı altı yıkıntılar
yanlız onunla atardık içimizdeki dert keder sıkıntılar
pancurdan kapısı olan vitrinli dolaplarda saklanır
akşama değin düğmesine basılması yasaklanır
bilsen nasıl kutsaldı bu yer.. üstünde ak dantel örtüsü
o kudsiyeti tek bozardı nesrin topkapı her noel yortusu
kapatmam pardesü ile beden görünsede hayli hantal
bazı konu varki su dökemez elime yurdumun onca entel
kıymeti belirtisinden addederim konmasından ak dantel
o danteli ki.. koklarım arada bir çıkarır elbise askısından
bak türk bayrağı yaptım sana hakiki patates baskısından
gardaş yaşadığımız günler elbet matah değil eskisinden
saksısın da kurumuş kalmış çiçek gibi kendimi hissetmekteyim
hatırladıkça ağladığım geçmiş günlerimden bahsetmekteyim
evin baş köşesinde kurulurdu saltanatına tahtına
tek kanal yılları o vakitler artık ne çıkarsa bahtına
ateş görmüş bir mecusi gibi çöker yere kırardık dizimizi
lambalar sönük yanlız onun ışığı aydınlatırdı bet benzimizi
boyun bükük ağız açık göz sabit dil sarkık şişik göğüs kafesler
azmü sebaat ile bakılırdı porograma tutularak cümle nefesler
yerli filim verirlerdi bize onbeş günde bir cumartesi
oda yaparak adama olmadık eziyetler gavur işkencesi
sinemaya gitmeye oğlu kızı olmadık sabancı vehbi koçun
çaresiz boynu bükük katlanırdık genelde sırf bunun için
yurttan sesler korosu çıkar atila mayda çalardı def
elinin altında uzaktan kumanda henüz yoktu maalesef
sinir hastası ederdi inan ki minik konser dinletisi
sanki piyano tuşuna karışırdı bir milletin iniltisi
biz o devri necefli maşrapa çocuklarıyız ki
bizi en fazla kılardı müteessir elektirik kesintisi
ne gam varsa arkasında on kuruşluk bir bakır para sigortasında
kalmazdın o vakit mahsur filmin heyecanlı yeri ta ortasında
fakir kız zengin oğlana vermezler gelin ağlar kız ağlar biz ağlar
kimse aşağı ahıra inmez damda aç kalırdı danalar buzağlar
gözleri kör olurdu adamın ancak araba vurunca açılırdı
sevince boğulurduk birdenbire içimize mutluluk saçılırdı
geçilmezdi zaten ozaman ortalık hasan mutlucan türküsünden
elimiz mahkumdu yani çıkamazdık dışarı candarma korkusundan
saatlerce izler bıkmazdık yine eğer kapanış saati gelmesin
yahutta ebeveyin yarın okul var diye baştan sepetlemesin
böyle derin bağ ile bağlıydık ki ona mümkün mü vazgeçmek
genişçe dik ekran isterdim eğer tabut şansı olsa idi seçmek
elbet bu dertten bir gün fani dünyada olursam mefta
ayucuma koysunlar insaniyet namına bir yassıca tahta
oturtsunlar üstüne sonra tivinin kasa vasiyet eyleyeyim
isterse çalışmasın tek yeter ki ben onu seyreyleyeyim
yani kısaca sanıldığı gibi kötü değildi bizim için hani
sonradan bozdular onu dayadılar sitkomu bol magazini
ey makus kaderi bahtı karalığı ile tek zararı düşük radyasyonu
ey yurdum kartelci medyası eli altında tutsak esir türk televizyonu
_________________
sevdiğim mah cemalim hilalim yıldızım seni seven aşık çeker cefayı
Ne zaman bir yağmur yağsa karanlık dünyamı aydınlatan bir gökkuşağı içinde kaybolan bir saydam renk gibi hissederim kendimi.her yağan yağmur benim yaşadığım hayat kadar tatsız olsa da tabiatı canlandıracak kadar kudretli.iliklerime kadar ıslanmak istedim hayta veda etmek için değil,her bahar yeşeren toprak gibi yenilemek istiyorum kendimi.bedenim ne kadar beni istemese de onu ayakta tutacak kadar da ruhum ölmedi her bahar gelişinde canlanan tabiat gibi yeniliyorum kendimi.
Sayın İzEdebiyat yetkilileri,
Bendeniz eski bir üyenizim (aynı zamanda yazar). bzilan@hotmail.com adresiyle üye olmuştum. Sayfamın adı; Bilal Zilan - Yitik Coğrafya idi. Ancak e-mailim çalındı ve ben de uzun süre internetten koptuğum için şifremi de unuttum. Şu an sayfamı değiştiremiyorum.
Sizden ricam: Ya sayfamı tamamen silin ya da aşağıda vereceğim yeni e-mailime bir şifre gönderin ki sayfamın kontrolünü sağlayabileyim.
Şimdiden göstereceğiniz ilgi için teşekkür ederim.
Bilal Zilan
bilalzilan@hotmail.com
Not: E-Mail ve iletişim sayfasından ulaşamadığım için buraya yazdım. Umarım ki bu defa mesajım yerine ulaşır.
Sayın Diren Yardım'lı;
İçten ve samimi cevabınız için müteşekkür olduğumu ifade ederek,İz Edebiyat sayfalarında bu tür bir tartışmaya istemeden sebebiyet verdiğim için üzgün olduğumu ifade ediyorum.
Ne var ki; sizlerle iletişim kurmamız, bildirdiğiniz e-posta adresleri ile mümkün olmadığı için burada ''İlanen Tebligat'' yapmak zorunda kaldım.
Sevgili Nida'ya ve Sebnem'e de hem destek ve hem de uzlaşmacı tavırlarından ötürü teşekkür ediyor,bu tür münakaşaların daha da alevlenmeden son bulmasını ümit ederek bütün İzEdebiyat ailesine saygılarımı sunuyorum.
Amatör edebiyatın olanca genç, diri ve heyecanla yaşandığı her yerde buluşabilmek ümidiyle.
Takipçi mi, yönetici mi? Her neyse bir gönül işi ikisi de. Beni üzen konu; bunca zamana sığdırılan sağırlık… Hobi! Bir edebiyat sitesi kurmak sadece bir ego işiyse, yazanlar da egoist olmakla suçlanamaz elbet. Ben dahil sunulmuş bir eserde kırka yakın imla hatası yapanlar da olmuştur. Ama olay bir yerden sonra kopmuş, popüler savaş meydan muharebesine dönmüştür.
“Aman ne olur bu edebiyat sitesine de kavga karıştırmayalım...” Sayın Şebnem; rahatsızlık duyduğunuz bu konu benimle başlamadı. Benlen de sonlanmayacak. İlke meselesi… İlkesizlik meselesi… Birden çok müdavim bu siteyi hala olanlara rağmen yaşatmak istiyorsa birilerine duyduğu saygının eseri olsa gerek. Dönüp bir ardınıza bakarsanız demokrasi uğruna verdiğiniz tahribatı umarım ki görürsünüz. Ben gözünüzde bu atgözlükleri varken bunun olacağına asla inanmıyorum. Boşuna etrafta katil aramayın, bu sitenin katili sen ve sensin.
gerçektende.. eskiden.. yani eski dediğim benim çocukluğumda felan bilmezdik bu tür bayramları.. bahar bayramı diye 1 mayıs diye bayram vardı.. o da işçi bayramı diye yozlaştırılıp.. taksimde neyin gösteri yapım için alet ediliyordu onu da kenan evrenmi ne kaldırdı sonradan..
.. gerçektende hıdrellez di cemile düşmesiydi her gün için bir ad bulan ninemden de bu konuda mart mart martlatır kapıdan baktırır gönlüm olmazsa kazma küreği yaktırır ben navruz kadın gönlüm olusa tavukları yumurtlatırın gibi tekerleme dinledimde.. hiç öyle akşamdan alınmış yeni bayramlık papuçları yastığım altına koyup.. yani öyle bildik biçem kutladığımı hatırlamıyorum.... ama.. şu son zamanlar.. bir nevruzdur aldı başını gidiyor... madem.. bayram.. bu kutlanacak.. gidelim adam adam kutlayalım.. küçüklere şeker neyi verilsin büyüklerin eli öpülüp hal hatırı sorulsun da.. eğer apo posteri asılacak bici pekeke diye bağrılıp örgütsel slogan neyin atılacaksa.. tek bayram neyin istemem evimde adam adam oturuyum yeter.. adamın canını sıkıbotumasınlar.. yeter..
.. bize her gün bayram.. Allahın her günü kutsal.. cumasıda bayramdır.. yerine göre.. muharremi de aşure dağıtım günüde recebi şabanı üç ayıda.. böyle olacaksa.. bu gün de olmayı versin.. emme olacaksada adam adam olsun bence.. hem her şeyede mal bulmuş mağribi gibi saldırılmasın.. tarihte araştırınca.. türklerin bayramı olduğu tabak gibi ortada.. yok benim bayramımda diyorsa.. ne bileyim rumen musevi ermeni vatandaşlarımızda kutlasın ne var bunda.. ama adam adam kutlansın bence.. bölücü emele alet edilmesin kanımca..16. yüzyılda yazılmış bi şeyden yola çıkılıp bu benim öz mal denmesin.. az tarih edebiyat okunsun.. pir sultana beş asır önceye inilsin anadolu nevruziyeleri gözden geçirilsin.. bide kendi çapımda küçük nevruziyede ben verir saygılarımı sunarın..
nevruziye
hani yahya kemal beyatlılayın
kalıbın ne yazık bilmen aruzun
ha bunu az adam gibin kutlayın
dibine pek fazla girmen horuzun
taşıdığım kambur oldun sırtımda
kalasıca naalet boynu altında
yeter şerefsizce oyun derdinde
hayasızca süren arsız taaruzun
çünkü bu sin alaz ıssı ne pastar
nede şu şark demir yolu makastar
malumunuz işin asılı astar
asena gösterir yoldur bir uzun
ker dagilsan zaniy kara şehmuzin
yaraşır okumak sana ...mam u zin
sahip olmak için ardından mahzun
daha sen çok bakan sultan nevruzun
Öncelikle sizi tebrik ederim. İlk kitabınızı bitirmekle yazarlık kariyerinde önemli bir virajı aşmış oldunuz şahsen ben henüz başaramadım. Foruma uzun süredir üye olmama rağmen bu ilk mesajım. Onuda artık profesyonelliğe geçmekte olan bir yazara cevaben yazmak hoş bir duygu. İlk kitabınızın basımı hakkındaki sorunuza benim yanıtım yayınevine bastırmanız. Naçizane görüşüm bu. Çünkü yayınevi sadece basmak yerine dağıtımı da daha kolay yapar. Sizin için dağıtım işi biraz zor olabilir...Yeniden tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim.
Sevgili Nida,
Normalde forumlara gerekmedikçe "maydonoz olup" yorum yapmıyorum. Ama bu defa izedebiyatın bir takipçisi ve yöneticisi olan kişilerin bulunduğu yoğun çalışma ortamına şahit olmuş biri olarak müdahale etme gereği duydum. Her ne kadar benim de gerek teknik sorun nedeniyle gerekse ozel nedenlerle yazdığım iletilerim ve mesajlarım bazen yanıtsız kalıyor olsa da tüm mesajlarımıza her zaman cevap almayı beklememeliyiz. Bu site zaten üstlendiği misyonu pek çok siteden çok daha iyi yerine getiriyor ki hepimiz bu platformda yazılarımızı paylaşmayı tercih etmişiz. Ben kendi adıma bu siteye sakinleşmek, kafamı dinlemek, biraz okumak için giriyorum. Ama forumdaki "yüksek sesler" ister istemez benim de tansiyonumu çıkartıyor, rahatsızlık uyandırıyor, okumadan siteyi kapatıp çıkasım geliyor. Aman ne olur bu edebiyat sitesine de kavga karıştırmayalım...
Sevgilerimle,
Sebnem Piskin
Murat Serdar A®slantürk!
Kimsin sen yahu? Yedi olmasa da baya bi senedir cevap bulamadı serzenişlerim. Sen ne mübarek bir insanmışsın ki ayı inine çomak sokmakla kalmayıp, içeriden ses bile aldın. Seni ayakta alkışlıyorum. Ve altında imzası bulunan bu kişi, sitenin ne derece berbat olduğunu ilk defa duyuyormuş gibi, poposu havada, başı kumun dibinde adını hala ne yazık ki kullandırıyorsa… Murat Serdar sen bir idolsün. Ve senin yazılarını biz aciz kullarından esirgemen, bize daha doğrusu bana verilmiş en büyük cezadır. Birileri ironi yapmış… Kaşımla gülüyorum ki zira çatıktır... Ve yine eminim ki sen Direnin kankasısın. Diren de topal bir masa rolünü kesmiş kendine. Ayağına diken batmış topal bir masa… Keşke topallık eklemlerle bağdaşık olsaydı. Zihin!
Ne var korkacak
Tel dolap mı yıkılacak
İçinde iki zerzevat
Biri Nebahat
Yazınızın İzEdebiyat'a kabul edilmemesi için aşağıdaki nedenlerden biri yeterlidir:
• Başlık, tanıtım ya da metnin tamamı büyük harfle yazılmıştır
• Başlık, tanıtım ya da metinde türkçe karakter kullanılmamıştır.
• Başlık ya da tanıtımda imla hatası yapılmıştır
• Yazı yanlış kümeye eklenmiştir
• Yazı, Yayın İlkeleri'nde belirtilen maddelerden birine ya da birkaçına uymuyordur.
• Aynı yazı bir defadan çok gönderilmiştir.
Bir ihtimal, gerçekten de dediğiniz gibi teknik bir sorun yüzünden bu durum meydana gelmiştir; acı bir durum, ama bilgisayarlara ve internete her zaman güven olmuyor. Serverlar sapıtıyor, bağlantılar kopuyor, deprem oluyor, hatlar kesiliyor... ve daha nice korkunç senaryolar...
Yine bir ihtimal, insanî bir hatadan yazınızın kaydı silinmiş olabilir. Örneğin, çok seyrek de olsa, farkına varmadan fareyle kabul etmediğimiz bir yazı yerine, bir üstünde ya da bir altında yer alan yazıyı silebiliyoruz. Fark edersek, yazara bu durumu bildiriyoruz. Ama bilgisayarların hata yapabildiği bir dünyada, bazen biz de hatalarımızı fark etmiyoruz.
Üçüncü bir ihtimal, kişisel bir gerekçeyle yazınız editörümüzün hoşuna gitmemiştir. Başka bir web sitesinde aldığınız bir ödül, ne yazık ki İzEdebiyat editörlerinin de yazınızı peşinen onaylıyor olması anlamına gelmiyor.
Her gün onlarca yazı geliyor, her hafta onlarca yazı şu ya da bu nedenle editörler tarafından eleniyor. Bu arada gerçekleşmiş olabilecek teknik ya da insanî bir hata yüzünden elenen güzel bir yazının elbette bütün sorumluluğu bize ait.
Ama yine de size tavsiyem, İzEdebiyat'tan çekilmeden, ve bu sitenin ne kadar berbat bir site olduğunu, sitenin forumunda bağırıp çağırıp ilan etmeden önce, yazınızı bir kez daha bize göndermeniz olurdu. Elbette, böyle bir şey yapacağınızı düşündüğümden değil, ama belki o zaman yazınız sessiz sedasız onaylanır ve hayat kaldığı yerdem devam ederdi.
Yazınızın sizin için çok değerli olduğunu tahmin ediyorum, haklı ya da haksız bir gerekçeyle onun kabul edilmemesine de içerlemenizi anlayabiliyorum. Ama İzEdebiyat'ta onaylanmayan her yazı için, her yazar böylesine bir tantana çıkarsaydı, hiç kuşkunuz olmasın, bu site kurulduktan bir ay sonra kapatılırdı.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
[[I]]Amatör edebiyata değer vermeyen,
yedi yıllık bir amatör edebiyat sitesinin,
değer bilmez yöneticisi.[[/I]]