(....?.....!.....,.....!.......?......-........) başlıklı yazınız,
"kifayetsiz muhteris" deyimine,
kifayetli bir örnek olup, başlığınızdaki boşlukları doldurmuştur.
Zeynep,
takdir eden "okuyucunuz"
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
merhaba
ben de roman yazma hevesine kapılanlardanım. bir oturuşta 19 sayfa (A4) yazdımç değerledirmeleri için arkadaşlarıma gönderdim. hepsi de başlangıcı son beğendiklerini ifade ettiler. tabii sevindim. ve devamını istediler... işte benim problemim burada başlıyor. ben tembelim. sürekli yazmayı alışkanlık haline getiremedim. sürekli yazan arkadaşlar bana bu işin sırrını söyleyebilirler mi?
aslında roman kurgusuyla, kahramanlarıyla ve vermek istediğim mesajlarla kafamda var. yazmaya başlasam sonunu getiririm. zaman açısından hiç problemim yok. ama bir türlü yazamıyorum. ne tavsiye edersiniz? lütfen yardım. selamlar...
"Dil ve Edebiyatta İstatistik ve Bilgisayar Uygulamaları" Prof.Dr.Fatih Sezgin.
Kitabın ismi dikkatimi çekmişti. Edebiyatta istatistik. Gerçekten de ilginç bir kitap. Çünkü Türkçe nesirlerde ve aruz vezninde kelime uzunluklarına ait enformatik ve istatistik özellikleri, türkçe metinlerin ölçülebilir özellikleri, Türk romanında kullanılan batı kaynaklı kelimeler ve yazarların sınıflandırılması gibi bölümler var.
Edebiyatla teknik olarak ilgilenenlerin ilgisini çekebilir.
Syg.
Naile.
1-Forumlara yazılan yazılar için; maksadı aşan (kişisel saldırı, hakaret, alay vs) türde verilen yanıtlara ve bu yanıtlara taraflarca verilen yanıtlara ne zamandan beri "eleştiri" diyoruz?
2-Yazı ve şiirlerini silmeden önce, onca yazarın (bilmem ben kaçıncısıyım) onca şiir ve yazının hiç bir edebi hatasını bulup yazara iletmiyoruz ve eleştirmiyoruz, ama forum sayfalarında yazdığı bir yazının bilmem neresinde gözümüze takılan eklere takılıp, "bir deli bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış" hesabı, arkamıza 3-5 kişiyi takıp yol almaya ne zamandan beri "eleştiri" diyoruz?
3-Yol alırken yapılan kişisel saldırılara ve hakaretlere rağmen, kişilerde psikolojik ve sosyolojik açıdan "ohh!bugün yine alt ettim" duygusunun yarattığı ego tatmini ve içsel hazzın tadını bozmamak adına edilen bir duayı, niçin gerçek anlamıyla anlamayı reddediyoruz ve ne zamandan beri bunun adı "eleştiriyi kabul etmemek" oluyor?
4-Tekrar okuyun ki bu defa anlaşılsın diye yazıyorum;Eleştirinin, karşısındakinin bilgisizliğini gösterme,yanlışlarını çıkarma, söylediklerini aşağılama işi olmadığını bugün bizlere tekrar hatırlattığın ve insanların kalbini kırmamıza engel olduğun için.....diye gidiyor. Eleştiriyi tanımlamanın ve insanlara eleştiriyi tanımlama yoluyla, yaptıklarının aslında eleştiri olmadığını ve onların yaptıkları şeyi yapmanın kalp kırmaya yol açacağını anlatmaya çalışmanın adı ne zamandan beri "eleştiriden anlamamak" oluyor?
5-Kitap okunur, kendinden bir şeyler bulur okuyucu, yaşadığı toplumdan, çevrede izlediklerinden, tanık olduğu yaşamlardan...Kendimizi bulmak için okuruz çoğunluk, ne zaman bulsak o yazarı o kitabı daha çok severiz...Aynı çizgiyi takip ettiğimiz için olsa gerek. Bir kitabın kişiye hissettirdiklerini yazması ve yazarken toplumla özdeşleştirip kişisel yorumu forum içinde paylaşmasının adı ne zamandan beri "kitap okuyup, okumadığınızı anlayamadım, gerçekten bu kitabı okudunuz mu" tarzı içi boş ve kof sorular sormamıza neden oluyor? Siz okudunuz mu ki benim okuyup okumadığımı eleştiriyor - hayır eleştirdiğinizi sanıyorsunuz? Okusa idiniz anlardınız ki, bizim toplumumuz kadınlarının hiç birinde böylesi bir günlük yoktur deyip, bestseller olduğu bilinen bir kitaba ne kadar alaycı yaklaştığımı (toplumumuz açısından) anlardınız. Ama erkek olduğunuz için size bunu anlatmak çok zor. Bir gün bir sex romanı yazıp en açığından darmadağın yayınlatırsam, ne olur ilk siz okuyun ve sonra da tükürün yüzüme "ahlaksız" diye oldu mu! Çünkü bunu yapacak kapasite de olduğunuz her halinizden belli. O yüzden aynı kitabı aynı isimle Ahmet Altan yazsa idi, dikkat edin bizim ülkemizde çok satardı dedim. Dünyanın çok okuyor olmasının bizim kültürümüzle ilgisi yok, ortak kültüre ve değer yargılarına sahip olduklarını gösteriyor.Biz ise onlar okuyor diye okuyoruz. Ne olduğunu anladığımız da ise tü-kaka diyoruz. Henüz AB'ye girmedik dikkatinizi çekerim. Siz girmişsiniz orası ayrı konu...Onu bilahare tartışırız. Sonuç; kitabı okudum, hem satın almadım ama okudum. Nasıl mı? Herkesin artık yaptığı gibi. Net üzerinden kitap paylaşım ağının içine girdim. Kim ne derse desin pek memnunum. Çünkü ulaşamadığım onlarca kitaba, makaleye, romana, basımı yapılmayanlar dahil ulaşmaya başladım. Bu vesile ile aradığınız ama ulaşamadığınız, okumak istediğiniz ama almak istemediğiniz kitaplar varsa (mesela son dönem metal fırtına bu tip bir kitaptı) ve amacınız sadece okumak ve okuduğunuz şeyin içeriğini anlamaksa bu ağdan yararlanabilirsiniz. Bunu ahlaksızlık olarak görmüyorum, burada gördüğüm kültür, edep, görgü, saygı dibe vurmalarından sora takdire şayan bir oluşum. Ne olur siz de okuyun!
6-Kusura bakmayın burada -de/-da kullanımı ile ilgili olarak bir açıklama yazacak değilim. Bu konuya takılan görgüsüz okuyucumun çocukluğuna veriyorum. Kaldı ki "kendi okuyucumu kendim seçme hakkına sahibim" diyerek, şahsından yazdığı yazıların altına bir daha asla "okuyucunuz" ibaresini eklememesini rica ediyorum. İsteseniz de olamazsınız zaten diyorum. Bu tavrımı saygısız bulma hakkınızı kullanabilirsiniz. Bu sizin sorununuz. Olayı nasıl başlattı iseniz öyle kapatınız. Kapatmayı bilmiyorsanız buyurun forum sizin. Şunu da söylemeliyim ki bayan olduğunuzdan şüpheliyim. Şiiri anlasa idiniz iş değişirdi. Ne yazıdan anlıyorsunuz, ne şiirden, ne laftan anlıyorsunuz ne de....
7-Foruma sonradan gelip, son yazılanlara takılıp, yorum yapma hakkını kendinde bulan, forumun yeni katılıcımları...Zaten akıl işi değil ki son yazılan mesaja bakıp yorum yapmak. O son yorumun bir de öncesi var bilmem farkında mısınız? Gerçi son dönem baya karışıklık oldu. Eklemeler, çıkarmalar, oradan oraya almalar. Bu yüzden siz de haklısınız. Ama zahmet edip başlangıca bakar, gidişatı iyi yorumlayıp, sonuca o şekilde varırsanız, daha objektif yaklaşmış olacaksınız. Aksi halde yaptığınız tek şey, birisi yada birilerinin taraftarlığını yapmaktan öteye ve yeter ki ortam pislensin, yeter ki kalpler kırılsın, yeter ki forumun düzeyi düşsün gerisi boş, demekten öteye gitmeyecek.
8-Görülüyor ki hatalar, aksaklıklar, yanlışlar sadece sitenin yazar/şair kısımlarında değilmiş. Bütünün bir parçasıymış o kadar. İz ezberler var demiştik zamanında yanılmamışız. İz'in hakimiyetini ele geçirenler olarak değiştiriyorum. Buyurun sizindir. Tek dileğim İzedebiyat'ın ilk zamanlarına bir an önce dönmesi, kabuk değiştirmesi, kendini yenilemesi...İddialı bir şekilde yine söylüyorum, gittim ama giden ben olmamalıydım ya da benden önce gidenler...Asıl gitmesi gerekenler hala burayı kendi çöplükleri varsayıp borularını öttürüyorlar.
9-Beni eleştirin ama benim kişiliğimi değil. Çünkü beni tanımıyorsunuz, benimle karşılaşmadınız, benimle konuşmadınız. Sadece yazı ve şiirlerimi eleştirebilirsiniz. Bugüne kadar yazı ve şiirlerime eleştiri gelmedi (dil ve içerik açısından). Sadece İzedebiyat'la ilgili olan yazıma sırf İzedebiyat’la ilgili olduğu için olumsuz eleştiriler gelmişti. O da çok normaldi. Sessiz çoğunluğun sesi olmak her zaman dert açar insanın başına. Dolayısıyla şu an ne şiir ne de yazım var. Hatta yazar sayfam da yok. Ama ne işse eleştiri (-ki hala nasıl eleştiri olduğunu anlamış değilim edebiden çok kişisel) alıyorum. Hadi eleştiri alıyorum diyelim, bir de bu eleştiri ka'ale almadığım konusunda eleştiri alıyorum. Eee hadi ka'ale almadığımı varsayalım...Kuzum siz müneccim misiniz? Benim adıma nasıl karar verebiliyor sunuz? Anlamış değilim.
10- İşte insanlar yönetilmeyi ve en kötüsü güdülmeyi neden bu kadar çok istiyor sorusunun yanıtını net bir şekilde görüyoruz. Çünkü insanlar bireysel farkındalık içinde değildirler. İnsanların illaki bir örgüte, bir kuruma, bir partiye, bir takıma taraftar olmaya ihtiyaçları vardır. Bireysel olarak ne yapabilirim değil onlar için ne yapabilirim, onları ne kadar yalayabilirim, dalkavukluk sanatının incelikleri, beni pohpohlayanın bin yıl kölesi olurum, bana kötü laf deme canımı al, beni ihya et başım göğe ersin, açığımı bulma gebertirim, öyle şeyler yazayım ki şuna beni bir şey sansın tırssın şeklinde uzatılabilecek tür de söylemlere duyulan açlık... Kendi olamamışlık, yalıtılamamışlık, değersizlik ve hiçliğin yansıması...
Beni eleştirin, ama benim kişiliğimi değil. Çünkü tanışmıyoruz. Tanışmak isterseniz memnuniyetle. İşyerime gelin bir çayımı için. Ondan sonra kişiliğimi eleştirin.
Yazı ve şiirlerimi ise sildikten sonra eleştirmenizin tabi ki benim için bir anlamı yok. Zaten şimdi onlar da yok. Okumadığınız şeyleri nasıl eleştirebilir siniz?
Forum içinde yazılmış başı sonu birbirine karışmış farklı konularla ilişkili yazılar üzerinden yorum yaparken, bari zahmet edip zincirin kopuk halkalarını takın ve geriye doğru gidin.
Bunca sataşmadan sonra bu işi yaptım. Üşenmedim her bölümün en eski forum tartışmalarına uzandım. Çıkan sonuç şu (isim vermeyeceğim):
*Belli tarihlerde bazı kişiler iyi niyetli bir şekilde foruma katılmışlar, düşüncelerini paylaşmışlar. Yine aynı kişilerce baltalanmışlar. Onlar içerde kalmış diğerleri bir daha uğramamış ya da gerekmedikçe.
*Belli tarihlerde bazı kişiler bu gün konuşulanlara benzer şeyler yazmışlar. Yine aynı kişilerce yuhalanmışlar. Onlar içerde kalmış diğerleri bir daha uğramamış ya da gerekmedikçe.
*Yine aynı kişilerce itelenmişler, saldırıya uğramışlar. Ben sanırım son kurban oldum ya da son oyuncak onlar için ellerine alıp evire çevire oynayacakları can sıkıntısından. Ne eleştiriden anlayan, ne yazıdan ne şiirden...Sırf yazmış olmak için yazan bu şahısların şiddetle forumdan tahliye edilmelerini de ben öneriyorum.
Hiç bir forum böyle değildir. Hiç bir forum böyle katledilmemiştir bu güne değin. Hiç bir forumun yüreği, emeği, beyni, düşüncesi, duygusu her şeyden öte ruhu böyle hunharca baltalanmamıştır.
Ellerinize sağlık ne diyeyim. Ellerinize sağlık.
Şekildir, şeklinizi bozan. Size şekilsizlikler dilerim, kendiniz olabilin diye.
Bu arada her şeyi sizlerin iyi bildiğini kabul ediyor ve önünüzde saygıyla eğiliyorum. Bağışlayın cahilliğimi...
*Yukarıda yazılanlardan iyi okunursa "Forumda Varlık Sürdürme" konusunda tiyolar alınabilir. Hatta forum içinde bir ekip kurulsun FVS Timi. Forumda Varlık Sürdürenler Timi (Her yol mübahtır)
Naile.
bedirge@hotmail.com
NTVMSNBC'nin haberine göre en fazla kitabın bulunduğu ilin 1 milyon 76 bin 131 adetle İstanbul olduğu, 750 bin 182 ile Ankara’nın ikinci, 474 bin 770 adetle de Konya’nın üçüncü sırada yer aldığını bildirdi. Okuyucu sıralamasında ise liderlik Konya’nın.
“Konya’da, geçen yıl 721 bin 410 okuyucu kütüphaneye geldi. Konya’yı 659 bin okuyucusuyla Gaziantep, 553 bin okuyucusuyla da Denizli izledi. Üye sayısı açısından bakıldığında 14 bin 162 üyesi bulunan Ankara birinci olurken, 13 bin 974’le Adana ikinci, 13 bin 180 üyeyle de Denizli üçüncü oldu. Ödünç kitap alan okuyucu sıralamasında ise 164 bin 278 ile Aydın birinci, 153 bin 529 ile Konya ikinci, 143 binle İstanbul üçüncü oldu”
Bunlar Konya İl Halk Kütüphanesi Müdürü Kasım Akçay'ın verdiği sayılar.
İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde çok sayıda kütüphane bulunduğunu vurgulayan Akçay, “Bu illerdeki okul kütüphaneleri bile çok gelişmiş durumda. Konya’da ise kütüphane sayısı fazla değil. Özellikle öğrenciler araştırma için kütüphaneye geliyor. Yaz-kış her dönemde kütüphanemiz dolu oluyor”
Konya, İstanbul, Ankara, Adana, Denizli... hatta Aydın. Neden İzmir'in sözü edilmiyor? Bu sitede İzmirli şairlerin sayısına bakılırsa İzmirliler okumaktan çok yazmayı tercih ediyorlar.
İzmirliler kendilerine sormalılar, Ege'nin kıyısında, ülkenin batısında yer alan bu 'çağdaş' şehrin çağdaşlığı makyaj mı sadece?
Saygılarımla,
M. Doğan
"Doğarken, yaşarken, yazarken ve kadınken hep özgür olan" Naile hanımefendi,
Yazım kurallarına uymama özgürlüğünüzü,
"-de kadar kısaymış yaşam, öyleyse -da, -ha! -ne?" denklemi ile açıklama lütfunda bulunmuşsunuz.
Eksik olmayın.
Zeynep,
gülme özgürlüğünü kullanan okuyucunuz.
Çok iyi bilirim İstanbul'da olup da Ankara'da bir şeyler kovalamanın zorluğunu. Ama itiraf edeyim, Ankara'da yaşayanlar İstanbul'da yaşayanlara göre bu konuda daha yardımseverlerdir.
Bir resmi evrak fotokopisi için İstanbul'a gelmek zorunda kaldığımı bilirim. Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez, İstanbul'da yaşayanlar, yaralı parmakla bir türlü barışmıyorlar.
Oysa biz Ankara'da yaşayanlar öyle değiliz. Çoğumuz yağmasak da gürleriz. O da iyidir. Hiç bir şey yapmamaktan iyidir, yapıyor görünmek :))) onun için meclis Ankara'dadır, politika Ankara'dadır :)))
Yazın burada olmayı planlıyorsunuz. İnşallah gerçekleşir. Şiir dinletisi konusunda, "neden olmasın" diyorum. Ama tabi ki, zaman yaratma olayına bağlı. Ayrıntısını yazarsanız ona göre proğram ayarlarım.
Mail adresim, sitede kayıtlı ama genelde arkadaşlar altçizgi yazdıkları için mailler elime ulaşmıyor. (l-boya@tkb.com.tr) şeklinde yazarsanız bana ulaşır mailleriniz.
Sevgi ve Saygılarımla...
Orkun
Üzerinden birkaç gün geçmiş ama... Ve bir eleştirim üzerine yazıların edebi olması konusunda hararetli ve faydalı tartışmalar açılmış olmasına karşın, bu konuda daha önce bir yorum yapmadım.
Ama eleştirofobinin boyutlarının çığ gibi büyüdüğünü gözlemleyerek, görece kültürlü üyelerin eleştirilerle ilgili "çingene kendi maharetini gösterir" tarzı yorumlarını okuyarak ve son bomba (eleştirilmeme dualarını) antiasitlerle mideme indirerek beklemenin de bir sınırı olduğu kanaatine vardım.
İz Edebiyata bu büyük eleştiri sorununun önüne geçebilmesi için bir kaç önerim olacak:
1. Sitedeki ana gruplardan olduğu gibi, edebiyattan da eleştiri akımını kaldıralım.
2. Sadece sitede fikrini dürüst ve açıkça belirtenleri değil, hayatını kitap, film eleştirisi gibi zararlı faaliyetlerle geçirenlerin topluca yakılmaları için kampanya başlatalım.
3. Sitede eleştirilmek istemeyen yazarlar için yazıların altına "Bu yazı mükemmel bir yazarın kaleminden çıkmıştır, eleştirilemez" ibaresini eklemelerine izin verelim.
4. Bu sayede "Seni sevmek seni sevmektir sevgilim.." (şu beş S ile elde edilen mükemmel atmosferden huşu duymamak mümkün müdür?) gibi son derece mükemmel satırları sürekli, sonsuza dek, yinelenen döngülerde yazmaya ve kumdan kalelerimizde sevgi, barış ve birbirine saygı takımadalarında yaşamaya devam edelim. Bu türden yazılara "yüreğine yakışmış" gibi analitik ve saygılı eleştiriler dışında hiçbir eleştiriye izin vermeyelim.
5. Bu yazdıklarımı da eleştirilemez zırhı altında edebi akımlardan "postmodern öykü" ana kümesi altına göndermeliyim ve İz edebiyatta bu yazılanların belkide postmodern bir öykü olduğu fikrine saygı göstermeli.
Şaka bir yana, eleştrofobinin bu topraklarda yerleşik bir kültür olduğunun farkındayım. Çevrenize bakın, büyük adamlar ve şakşakçıları. Hangi Avrupa kralının Osmanlı Padişahı gibi şakşakçıbaşısı vardı? Bizi Orta Doğu'ya bağlayan gizemli bir bağ, bizi Arap kardeşlerimizin yanında yer almaya zorlayan bir bağ.
Aramızda kalsın: Beni eleştiribilirsiniz: Kemiklerimi kırabilirsiniz, hakaretler yağdırabilirsiniz yazdıklarıma, okumuş olmak şartıyla. Bilgisizliğimi gösterin ki, bir şeyler öğreneyim. Yanlışlarımı çıkarın, düzelteyim. Söylediklerimi aşağılayın ki, içinden değersiz olanları ayıklayabileyim. Kalbim eleştirilmeye değil, ilgenilmemeye, okunmamaya kırılır daha çok. Üstelik, zaten kumanda benim elimde, yanlış bulursam siler unuturum, hakaretler varsa Elvis Presley'in dediği gibi "return to the sender", sahibine aynen iade.
Ama yazılarıma aldığım bir kaç eleştirinin bana nasıl faydalı olduğunu ve mutlu ettiğini bilemezsiniz. Zaten kendi adıma yazılarımı
bir bilgisayar köşesinde çürümek yerine İz edebiyata göndermemin temel sebebi bu. Size de bu bakış açısı hakkında düşünmeyi tavsiye ediyorum Naile Hanım.
Saygılar,
Var Samsa
İstanbul'da olup, Ankara'da bir şeyler kovalamak cidden zor. KIGEP'le ilgili olarak yarım kalan işlerimi tamamlamak için sanırım Haziran, Temmuz gibi Ankara'ya gideceğim. Bu arada Ankara'dan şair bir ablamız şiir dinletisine davet etti. İkisini aynı zamana denk getirirsem ve oraya gelmeyi başarabilirsem iş güç arasında, sizin bu oluşumunza az da olsa katılmayı isterim. En azından farkının farkında olan yeni dostlar kazanmak şerefine nail olurum. Hem belki siz ve arkadaşlarınız da şiir dinletisine gelirsiniz. Daha çok var. Sakıncası yoksa konuyla ilgili olarak sizinle mail adresinizden iletişim kurarım. Bu arada dediğinize katılmakla birlikte, bizim sayı azlığımız, fikir ve konu birliğimiz işimizi kolaylaştıran...İki ayrı kişi ama düşünce bir kişi işi gibi oldu...
Tekrar teşekkürederim.
Yolunuz açık olsun. İstemek başarmanın yarısı, hepimiz bir gün ideallerimizi geç bile olsa, gerçekleştireceğiz.
Saygılarımla.
Naile.
I
zaman çevirdi kendini...
yüreğimin içinde
bir guguk kuşu
uzatıyor başını.
hayıflandığı fi,
yaşanıp da bitenler için
hesap sorduğuysa ati,
yarım kalanlar için…
korkma!
korkma!
korkma!
II
zaman çevirdi kendini...
bugün yarın oldu
dün kalmadı elimde
geçmesin istedim an...
ötme guguk kuşu
bugün üçüncü gün!
ve çözülecek kördüğüm!
korkma!
korkma!
korkma!
III
zaman çevirdi kendini...
bu defa acıdan yana.
guguk kuşu yaralı!
kan akar yüreğimden,
ellerim nar kırmızı.
yüzüm de geçmişin,
yaramaz küçük kızı
bugün üçüncü gün!
ve çözülecek düğüm...
IV
ya acıya mahkum
kederli bir gelecek,
ya da soluk alınan
her gün armağan edilecek
seninle paylaşabileyim diye.
bugün üçüncü gün!
bir iğne saplanışı
hançer gibi,
göğsümden içeri…
en zayıf yerimden
ve çekişleri içimdeki irini
tek düşündüğüm bu…
son kare zihnimde ki belki de,
üç günden beri.
V
"anne!"
"efendim kızım"
"hiçç öylesine aradım"
.....
sesimin kötülüğü!
üşütmekten…
burukluğu!-mu?
özlemekten
uzaklığı...
ağlamıyorum,
hıçkırmıyorum,
yalnız da değilim
bak bu "ben",
-içinde- "ben"
ötme guguk kuşu
duymasın annem,
bugün ölmeyeceğim.
VI
zaman çevirdi kendini…
hüzün,
yüzümde bir maske.
maskenin altına gizledim,
en güzel
gülümsemelerimi.
sen dualar et benim için
al bak! bu guguk kuşu,
benim her daim çarpmış yüreğim.
dönemezsem iyi bak
yüreğimdir sana bıraktığım
en mutlu anlarımdan
emanetim.
VII
guguk kuşu ötme!
korkmuyorum!
korkmuyorum!
korkmuyorum!
yaşayacağım,
sana kavuşurum ümidiyle
içimde büzüşmüş
bir et parçası…
dışarı atmış irinini rahat
ben rahatım,
içim rahat…
sen rahat mısın?
biz rahat mıyız?
Onlar rahat mı?
VIII
çok şükür ölsem de
gam yemem…
gözüm arkada gitmem…
annemlerin haberi yok!
selam söyle, öp benim için
pamuk tenli ellerinden…
IX
bugün,
ne yaşadığımı bileceğim
ne yaşadığımı…
benden uzak dur ölüm!
sevişim yarım kaldı ,
özlem yakar yüreğimi.
suskundur gidişlerim…
bugün
med-cezir bir gün
yarın döneceğim
şiirimi,
temize çekmek için.
X
Öt guguk kuşu öt!
mutluyum!
mutluyum!
mutluyum!
bugün üçüncü gün…
bugün çözülecek düğüm…
beni bekleme derdim
döneceğimi bilmesem,
seni sevmek için geleceğim…
14/04/2005
(15:42-bir şans daha diledim)
(sayfam bir süre kalır belki demiştim ama bizim sabırsız editör arkadaşların gözünden kaçmayan, kaçmıyor:) iz'de yazdığım son şiirim olsun. okursunuz, okumazsınız, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, sizin bileceğiniz iş:)
hiç bir yazım kuralına dikkat etmeden, nasıl geliyorsa içimden öyle yazdım üzgünüm, ben doğarken, yaşarken, yazarken, kadınken hep özgürdüm... çırılçıplak gezmiyorum ya başbakanlık önünde, yazıyorum, düşünüyorum, yazıyorum.
-de kadar kısaymış yaşam, öyleyse -da, -ha! -ne?
yaşamın kıymetini ve mutlu olmasını bilin,
hayat bir tebessüm dahi edemen sona erebilir...
Sevgiyle kalın...
Naile.
Notunuz için teşekkür ederim. Sizin yapmış olduğunuz şey de çok güzel.
Okurken, sadece bir kişiyi okumaya özellikle dikkat ederim. Yazarı tahlil açısından ve sonraki okumalarda hayli faydasını gördüm bu yöntemin. Bir olay hakkında kimin ne yazabileceğini önceden kestirebilme olanağı sağlıyor insana.
Ama, anlık durumlar karşısında ne yapabileceğini merak etmiyor da değilim. Bu yüzden benim projem için, yanyana gelmiş olmak gerekli. birbirini hiç tanımayan ya da çok az tanıyan kişilerin birbirinden bağımsız zihinsel yapılarıyla neler yapabileceğini görmek hayli ilginç geliyor bana.
şehirlerarası otobüs yolculuğunu düşünün. varsayalım otobüs firması her yolcusuna yol boyunca okumaları için, aynı kitabı verse. ve yolculuğun bitimine doğru, önlerine birer kağıt kalem uzatsa ve "kitap hakkında düşüncelerinizi yazın" dese... ortaya, çok ilginç şeyler çıkacaktır şüphesiz... projem de buna benzer bir şey olacak ama yine de çok farklı olacak...
bekleyeceğim...eğer gerekli sayıyı bulamazsam, benzer şeyi başka şekilde bizzat kendim yapacağım... bu çok zor ve yorucu bir iş olacak, ama olacak... isteğim ilkinin olması...ama olmazsa da dünya sonu değil...
Saygılarımla
Orkun
Orkun bey,
Sizin fikrinizde ilginç. Umarım bir araya gelebilirsiniz.
Ben ve bir arkadaşım internet üzerinden (farklı kıtalardayız)
böyle bir çalışma girişiminde bulunduk. Önce ortak bir konu belirledik.
her ikimizin de ilgisini çeken ve yazabileceğimiz. Sonra sıra yazmaya geldi.Belli aralıklarla yazdığımız küçük paragrafları ya da tek cümle dahi olsa duygu ve düşünce ifadelerini bir araya getirdik. Birleştirmenin çok zor olacağını düşünmüştük ancak gördük ki birbirini tamamlayan anlatımlar ortaya çıkarmışız.
Sonra aynı konu üzerinde, farklı zamanlarda ve farklı iki kişi tarafından yazılmış bu parçaları birleştirdik. Hatta birleştirirken, bu giriş bölümünde olsun, bunu gelişme bölümüne saklayalım...gibi yorumlarda pek iştah açıcı oldu. Uzun vadeli bir girişim olduğunu farkettik. Ancak denemesi bile heyecan vericiydi. Umuyorum projenizi hayata geçirir ve verim alırsınız.
Syg.
Naile.
"Biz kendi aramızda denedik, beklenmedik sonuçlara (ve sonlara) ulaşıldığını şimdiden belirtelim" denmiş, forumun başlığında.
Yıllardır gerçekleştirmek istediğim bir projem vardı. Gerçekten aynı sizler gibi, sonuçlarını bilmediğim ama çok merak ettiğim bu projemi gerçekleştirebilmek hep hayal olarak kaldı benim için.
Nedenlerine gelince...
İlk olarak, mekan sorunu... 10 tane yazar arkadaş lazım bu proje için. Ben Ankara'da yaşıyorum. sitede çok sayıda Ankara'dan yazan arkadaş var. Ama sadece bir kereliğine de olsa bu kadar yazarı bir araya getirebilmek mümkün olmaktan -en azından şimdilik- ne yazık ki uzak... Farklı şehirlerde oturuyor olmak en büyük problem. 8 kişi hazır olsa 2 kişi olamıyor. böylelikle, yer sorununa bir de uygun zaman sorunu ekleniyor.
Ben atölye çalışması gibi değil de, birlikte bir eser yaratma olarak planlamıştım bu işi. çünkü kişiler, yazın işini genellikle hobi olarak görüyor ve dolayısıyla düzenli bir süre ayrımına gidilemiyor. Kimseyi, bir işe uzun süre bağlayıp, alıkoyma yoluna gitme yerine, anlık birlikteliklerle, üretim daha da kolay gibi geliyor bana.
10 kişinin seçimine gelince...hiç bir kıstas ve sınırlama yok...zaten amacım da olmamasıdır.
Kimbilir, günün birinde bunu gerçekleştirebiliriz. Ne olduğu konusunda, hiç kimseye hiç bir şekilde bir açıklama yapmadım bugüne kadar. Şu anda 3 kişi olduk gibi. gibi diyorum. çünkü onların da henüz ne yapacağımızdan haberleri yok. olmayacak da...
Katılmak isteyen arkadaşlar olursa, bana mail yoluyla ulaşabilirler. bakarsınız ilginç bir şey çıkarabiliriz. Yalnız açıkça belirteyim, hepimizin zamanı kendimize ait olduğu için, uygun zaman konusunda birbirimize karşı oldukça hoşgörü ve sabırlı olmalıyız.
Sevgi ve Saygılarımla
Orkun
İzedebiyat;
Forumların dizilişini garipsedim. Son gönderilen ileti en altta olmalı. Yani cevap üstte, soru altta kalmış, gibi..
Evet yazmak soluk almaktır.Ama bazen soluğunuzun tıkandığını hissettiğinizde olmuyor değil. Ben bir süredir yazı ile ilgili kurslara devam ediyorum.Bize verilen çalışmalarda tıkandığımı hissedince yazamayacağımı düşünüyor ve okumanın daha iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum.Ama sonra hocamız Pınar Kür ün bana tavsiyesi aklıma geliyor . Çok iyi yazıyorum diyen usta yazar yoktur.Böyle düşündüğümde ise yazıyor yazıyorum..İyi olmadığını düşünsem de .