Sayın Volkan Çelebi, söylediklerimi epey yanlış değerlendirmişsiniz. Yazılanlar -olmaz bu iş- demek için değil, bir dergici olarak yaşadığımız sıkıntıların, dergi işi ile uğraşan herkesin ortak sorununa dair bir ışık belirtebilmekti...
Dergi çıkarmak elbette güzeldir, bizim de çıkarmadan evvel düşündüklerimiz ve belli bir amacımız vardı, edebiyat dünyasında yapılmamış bir şeydi. Ancak diyorum ki, dergilerin hemen hemen hepsi aynı konsepte sahip. Çok iyi bir dergi okuyucusuyum, neredeyse çıkan dergilerin %80'ini okuyorum, hep aynı şeyi görüyorum, birbirinin tekrarları. O yüzden bu: bir eksikliği kapatacaksa.... cümlesi oradadır. Benimkisi sadece bu işin içerisinde olan bir insanın söyleyebileceklerinden ibarettir. Bir çok dergici ile görüşme imkanı buluyorum, sıkıntılar ve yapılması gerekilenlerin açığı hep aynı. Uzaktan bakmakla bu işin içinde olmak çok başka şeyler...
Karşı değilim, sadece yapılacaksa çok iyi düşünülmeli; kadro iyi oluşturulmalı diyorum. Elbette farklılık adına yola çıkmak, edebiyatta bir eksiği kapatabilmek çok önemlidir. Klişe söylemler olarak görünen şeyler gerçeklerdir, hadi çıkaralım, lay lay lom ile zaten hiçbir işe girilemez, dergiyi çıkardıktan sonra değil, oluşum safhalarında herşey masaya yatırılır. Olması gereken de budur. Yoksa 1. ya da 2. sayı da o dergi hem kapanır hem de ekip itibar kaybeder, sıkıntılar sayılamayacak kadar çok yani. Her güzelliğin, edebiyat adına her emeğin yanında oluruz, yeter ki doğru bir açığa değdirilsin ucu, yeter ki yazarlık olarak parlak kalemler öne çıkarılsın... Bu konularla ilgili çok şey var söylenecek, ancak burada kesmek istiyorum, izedebiyat editörlerinden herhangi bir yazı gelmediği için bir düşünce üzerine çok laf sarfetmek istemiyorum. Sadece yanlış anlaşıldığımı ve dergi çıkaran insanların hep yakındığı şeylerin sadece yarısını dile getirdiğimi söylemek istiyorum. Yine de görüşlere de saygı duyuyorum... Herkese uğraştığı alanda başarılar dilerim....
Sevgi ve saygıyla...
S.Aylin Antmen
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Sayın Aylin' in söylediklerine saygı duymakla beraber cümlelerin altında yatan çekincelere - olmaz bu iş demeye getirmeye - katılmadığımı belirtmek istiyorum.
Bence başka dergilerin yarattığı eksikliğin ya da boşluğun İzedebiyat üzerine düşürülmesi yanlıştır. Kaldı ki şeylerin yarattığı eksiklik ancak varken ya da onlar yok olduktan sonra hissedilebilir. Şeylerin boşlukları onlar varken ortadaysa örneğin varolan birçok dergi konusunda söyleyebiliriz ki bunlar beyaz kağıt üzerine siyahla çizilmiş boşluk resimleridir ve bu yazıların karanlıkları o kadar yüksektir ki kendi ışıklarını yok eder, okuyucuyu da karanlığa boğarlar. Ve ortaya kara bir boşluk çıkar, eksikliğin yaratıldığı.
Söylenmesi gereken hiçbir yeni derginin bu eksikleri ya da boşlukları doldurmak ereğiyle ortaya çıkmaması gerektiğidir, başkalarının başarısızlıkları izedebiyatın çıkaracağı dergi için ölçüt değildir. Çıkacak olan öyle bir dergi olmalıdır ki beyaz ışık içerisinde olsun, Tanrısal olanı sanatın güzelini okuyucuya yansıtsın onu beyaz ışığa boğsun. Öyle bir dergi olmalı ki etki bıraksın, ve ancak yok olduğunda boşluğu hissedilsin, büyük dergiler bunu erek alırlar kendilerine : arkalarında kendilerine duyulan sonsuz bir özlem bırakmak. Sanatın ve sanatçının ereği bu değil midir ?
Sayın Aylin' in tespitini her yerde söylerler, artık iyice alıştık bunlara. Kulağa hoş gelir bu söylem : bir eksikliği kapatacaksa.... Bu ilkel bir erektir, önemli olan sondur, sonsuza açılan odur. Önemli olan yok olurken arkada bir eksiklik hissettirmektir, başkalarının eksiklerini doğrudan kapatmak ereğiyle yola çıkmak değil ama yolda giderken onlara örnek olmaktır. Bu zaten iyi çıkan bir derginin eksiklik yaratan diğerlerine, yarattıkları boşlukları örtmesi için göstereceği bir zorunluluktur.
Bu anlamda daha niyet ve düşünce halinde olan bir şeyi, kaba bir heykele bakarak bu heykel olmamış, bundan sanat eseri olmaz, bunu asla piyasaya çıkarmayın, böyle olsa olsa ancak kirlilik yaratır diyerek, hazırlıksız bir dergi oluşumu dercesine, yargıya varmak tam anlamıyla haksızlıktır. Daha sanatçı, ki bu durumda bu izedebiyat olmaktadır, o heykeli şekillendirecek, imgeleminin onu devindirdiği sulardan geçirecek eliyle inceden inceye ölçüp biçecektir, düşünecektir, hissedecektir. Ve bunu ancak o heykeli yaparken anlayabilecektir, kafasındaki şeyin yapımı bittiğinde : dergi çıktığında.
Sayın Aylin de bu son söylediklerime katılacaktır eminim. O anlamda bekleyip ortaya çıkacakları görmek en sağlıklıdır, baştan yargıya varmak ya da varıyor görünmektir asıl tehlikeli ve riskli olan.
Şunu da söylemeliyim ki her ne kadar bu sitede amatör bir ruh egemense de kaliteli arkadaşlarımızın, bilgi birikimi ve sanatı iyi olan arkadaşlarımızın sayısı da azınmayacak orandadır. Sadece bu amatör tinin varlığından biraz ürkmüşlerdir ve açığa çıkmaları, çıkarılmaları gerekmektedir.
Saygılar
Volkan Çelebi
Bir hevesin içine, bir tas su dökmek,,, değil. Dizkapağı kıyılarda boğulmak da var. Tahtırevan misali. Önce önünde ki lokmayı niçin yemedin, diye kızmazlar mı adama… Kuş doğumlarının mevsimini biliriz, tüysüz kuşlar düşer asfalta, üzülürüz. Başı, iki gözü ve gagası çarpar gözlere. Düzenli olarak çıkan kaç edebiyat dergisini alıyorsunuz, alıyoruz? Sanalı daha paylaşamamışken, mürekkep kokusunda hiç mi başınız (başım) dönmez? Önce elimizdeki kumaşı biçelim. Gerçi kumaş da elaleme sakız olmakla biçilmez. Gerçi Hoca âleme ibret için kesmiş gibi, yaptı dalı. Uyanık adam vesselam, keser de ne dal düşer yere, ne de Hoca.
Uzaktan bakıldığında güzel, görünüyor.
Dergi çıkarmak zordur, ve büyük emek ister, emeği sadece ürünü ortaya koyarken değil, kaliteyi ararken doğru uygulamalarla da verebilmek gerekir. İnternet sitelerinde yazanların çıkardığı dergiler şiir istifi şeklinde çıkmaktadır. Ve cidden dergicilikte bir eksiği kapatmacaksa şiir dergisi ya da edebiyat dergisi çıkarmanın gereği yoktur. İsimler zaten dergilere yazı gönderebilir, adlarını duyurabilir, edebiyatla amatörlükten öte ilgilenebilir. Piyasada çok sayı da dergi var, ve maalesef dergi okuyucusu da oldukça kısıtlı. Ben bütün bu sıkıntıları yaşayan biri olarak bunları söylüyorum, dergiciyim ve kişisel görüşüm, toplumda bir açığı karşılamayacaksa dergi çıkarmamaktır. İzedebiyat'ın nitel değerleri olduğu aşikârdır, ancak sitenin büyük çoğunluğu edebiyat amacı ile değil, içini dökmek amacı ile burada, ben bile şiir yayımlamayı kendi adıma durdurdum, düşünce yazılarıma yer veriyorum. İzedebiyatta yazanlar yeni bir hareketlenme içerisinde yer alacaksa bu çok dikkatli düşünüldükten sonra yapılmalıdır. Denemekle ne kaybedileceğini de şu şekilde özetleyebiliriz, dergi piyasasında her çıkan derginin birbiri ile aynı konseptte olduğunu varsayarsak, kötü ve hazırlıksız çıkan bir dergi sadece kirliliğe yol açacaktır. Kendini geliştirmemiş (yazarlık anlamında) kişilerin dergiciliğe atılması son derece dikkat isteyen bir iştir (ve bence risklidir)
Tüm bu sözlerim Türk edebiyatı adına, bir dergici olarak nacizane bunları diyebilirim...
Saygılar...
1-Dergiyle beraber Türk Edebiyatına etki edebilme ihtimali artar.
2-Dergiyle beraber seslenilen insan sayısı artabilir.
3-Dergiyle beraber sonsuzluk sağlanabilir. Eserler gerçekten 'eser' olur.
4-Yalnız editör ve yayınlanacak yazıların çok iyi seçilmesi lazım.
5-Bu seçim işinde de sitedeki çok okunanlar tercih edilirse, dergi amacına ulaşamaz.
6-İki yol var; ya dergi bir yayın yönü belirler ve o yönde devam eder. Ya da yön sonradan açığa çıkar. Sanırım en uygunu ikinci şık. Burada da editör seçimi önemli.
7-Bence yine de denemeye değer, kaybedecek ne var ki?
8-Ticari zorluklar yazar arkadaşların dergiye abone yapılması ile çözülebilir.
9-Abone olmayan yazarların yazılarına kısıtlama getirilebilir.
10-Her türlü yardıma hazırım. Saygılar.
Merhabalar;
Bu site seçme yazılardan oluşan bir kitap yayımladı. Ne kadar başarılı oldu bilemiyorum, duyumlarıma göre gelirler ve giderler neredeyse denkmiş. Ben asıl olarak dergi konusunda izedebiyat yöneticilerinin ne düşündüğünü merak ediyorum. Açıkçası böyle bir dergi - örneğin iki ya da üç aylık 128 sayfalık bir dergi - olanağı üzerine ciddi olarak tartışılması taraftarıyım. Böyle bir dergi büyük bir motivasyon aracı olabileceği gibi izedebiyatın site içerisinde sürdürdüğü amatör ve profosyonel yazım faaliyeti dergiyle birlikte daha üst noktalara tırmanacaktır. Yöneticileri böyle bir düşüncesinin olduğundan neredeyse eminim, şartların oluşmasını bekliyor olabilirler ama onların bizlere söylecekleri üzerine-düşündükleri şeyleri merak ediyorum. Ve ben kendi adıma bir felsefeci olarak böyle bir şeyin oluşması için gerekli desteği veririm.
Saygılar
İktisatta bir teori vardır; "Marjinal Fayda Teorisi" adında. Kabaca, tüketilen (ya da kullanılan) her ilave birimin sağlayacağı faydanın ölçülmesi, olarak tanımlayabiliriz.
Klasikleşmiş bir örnekle daha kolay açıklayabiliriz.
Çok susamışsınızdır. ama uzun aramalarınıza rağmen bir türlü su bulamamışsınızdır. Sonunda bulmuşsunuzdur. Ve başlamışsınızdır, kana kana içmeye... ilk bardaktan aldığınız doyum, tatmin ya da fayda ile ikinci, üçüncü, dördüncü bardaktan aldığınızla aynı olmayacaktır. Aslında her bardağın sağlayacağı fayda birbirinden farklı olacaktır. Biraz daha ileri giderek beşinci, altıncı bardak suyu da içtiğinizi varsayalım. Önünüze bir kağıt alın ve üzerine, yatay düz bir çizgi çizin. Çizginin sol tarafına da 45 derecelik bir açı oluşturacak şekilde dikine bir çizgi çekin. O çizgiyi de 10 eşit aralıkla 0’dan 100’e kadar 10..20...30 diye numaralandırın. Yatay çizginin üzerine de, 1’den 6’ya kadar eşit aralıklarla olacak şekilde numara verin. Daha sonra içtiğiniz her bardaktaki sudan sağlayacağınız faydayı sıfır noktasından başlayarak çizmeye başlayın. İkinci bardakta tepe noktası olan 100 seviyesine ulaştığınızı varsayalım. Bundan sonraki her bardak suyun sağlayacağı fayda azalmaya başlayacaktır. Altıncı bardağa geldiğinizde belki de, çizginin altına geçeceksinizdir. Bu ise, altıncı bardağın artık size fayda değil zarar (rahatsızlık) vermeye başlaması demektir.
Şimdi gelin bu yazdıklarımı, aşka uyarlayalım... aşkın marjinal faydası nasıldır? Aşkın marjinal fayda eğrisinde tepe noktası neresidir? Ya da ne kadar zamandır?
3 günde mi,
6 günde mi,
3 ayda mı,
6 ayda mı,
3 yılda mı,
6 yılda mı,
aşktan alınan haz maksimum seviyeye ulaşır?.. aşkın marjinal faydası, ne zaman azalmaya başlar? Ya da niçin başlar? Aşktan sağlanacak faydayı maksimize ettikten sonra, hep o seviyede tutmak mümkün müdür?.. İki kişinin yaşadığı bir aşkın faydasının zamanla azalan bir yöne girmesinde neler etkilidir?
Haydi sorun bakalım kendinize, bulunduğunuz nokta, başladığınız noktadan ne kadar, niçin, nasıl uzaklaşmıştır?
Bir dünya düşünün; giren-çıkan...giden-gelen olmasın.
Bir dünya düşünün; gülen-ağlayan...ölen-kalan olmasın.
Kanımca böyle bir dünya, hiç bir şeyin farkına varılmayan, hiç bir şeyin adının olmadığı bir dünya olurdu.
Her şeyin standarda oturduğu yaşamlar da öyledir, birliktelikler de.
Ayrılıklar, acıdır, acıtır... Ama o da, gerektiği için olmuştur, olacaktır.
Şimdilerde, siteden küskün ve kırgın ayrılanları düşünüyorum. Böyle olmasına gerek var mıydı? Bir şey bitecekse, kırıp-dökmeden, yakıp-yıkmadan bitirilemiyor mu? Bitirilemeyecek mi?
Neden, dünya kadar emek vermiş, bir şeyler yazmış ve bunu da bizlerle paylaşma olgunluğunu göstermiş insanların emeklerine saygı gösterme yerine, onların noktasıyla, virgülüyle uğraşıyoruz?
"Okunanları" kaçırarak, "okunur" olmayı mı hayal ediyoruz?..
Çok saygı duyduğum bir yazarın, "tasını-tarağını toplayacak ölçüde" kaçar gibi çekip gitmesine yol açanlar ve buna meydan verenler, yarın bir gün tek kale maç yapıyor konumuna düşeceklerini ve bunun neticesinde de, hep kendi kalelerine gol atıyor olacaklarını unutmasınlar.
Kaybedilmiş bir "yazar", kazanılmış bin "bozar"dan daha değerlidir. bazı şeyler, sadece sayısal çoğunlukla ölçülmez. Kalite de gerekir.
"Acıtıyorsa, O da gerektiğindendir"..."Acı ise gidene değil, kalanadır"
Saygılarımla...
Orkun
Aşkı içimize Tanrı yerleştirdi, yerleştirirken farklı olmasına özen gösterdi. O yüzden her insanın yaşadığı aşk başkadır. Buraya kadar doğru anladıysam, sonrada “Önemli olan, yaşanılanın ne olduğu değil ne sanıldığıdır”, demişsiniz. Neyse kelimelerin üzerinde durmayıp ana konuya gireceğim.
Dondurma yeme arzusunun, dondurmayı yedikçe azalması gayet normaldir. Dondurma külahı katlara ayrılmış olsaydı ve her katta değişik lezzetler sunulsaydı daha fazla dondurma yenilebilir. Aşk; arzu olmamalı.
Saygılar.
Evet, okudum arkadaşım. Sitenin yeni düzenini tam kavrayamadığımdan olsa gerek, son eklenenlerde en üste okudum yazını. Daha sonra siteye tekrar girdiğimde göremedim. Meğer son eklenenler hanesi, değişken olmuş. Siteye ben de bu konuyu içeren bir yazı gönderdim. Aynı görüşü savunuyorum, sizinle. Lakin biraz farklı. Okuduğunuzda tekrar irdeleriz.
Saygılar.
Dante sen miydin?
Bir cevabım var okudun mu?
Prova - kasyon ile ilgili...
Tanrı dünyayı yaratırken en büyük uğraşını canlıları yaratırken göstermiştir. Aksi olsaydı 6 milyar farklı insan olmazdı. Gerçekten hepimiz farklıyız. Hem de çok. "Beş parmağın beşi bir olmaz" sözü de buradan geliyor olsa gerek.
Tanrı insanları sadece dış görünüş olarak değil, iç yapı olarak da farklı yaratmak için çok çaba sar eftmiştir. Aksi olsaydı, kardeş kardeşten farklı olmazdı. Aynı anadan aynı babadan olan iki farklı insan.
Aşk da öyledir. Tanrı insanların içine aşkı yerleştirirken de farklılığa çok özen göstermiştir. O yüzdendir ki kimsenin aşkı kimseninkine benzemez. herkes kendince yaşar aşkı... ya da yaşadığına inanır. Önemli olan, yaşanılanın ne olduğu değil ne sanıldığıdır. sizin yaşadığınız size göre aşktır, ama bana göre değildir. aslında bana göre ne olduğunun hiç bir önemi yoktur. çünkü onu yaşayan ben değil sizsinizidir ve size nasıl göründüğü önemlidir.
birden, dondurma yemek için müthiş bir istek duyarsınız. hemen bir dondurmacıya gidersiniz ve içinizdeki yoğun isteğin etkisiyle, büyükçe bir külah dondurma alırsınız. başlarsınız yemeye.. yarısına geldiğinizde başlangıçtaki arzunuz tatmin edilmenin etkisiyle zayıflamaya başladığında dondurmanızı yavaş yavaş yemeye başlarsınız. bir süre sonra dondurma erimeye, külahın kenarında elinize süzülmeye başladığında, cebinizden peçete aramaya yönelirsiniz, elinizdeki dondurma lekelerini silmek için... şimdi başka bir telaşın peşindesinizdir. çünkü başlangıçtaki dondurma isteğiniz artık size zarar vermeye başlamıştır. şimdi alın aşkı, bu örnekte bir yerlere koyun.
Saygılarımla...
Orkun
ağzından çıkanları gözüne tut, kulağına tut,
sonra yaz,
içme...
Sevgili Nida,
Sana hemen yanıt yazmak istemedim çünkü belki yazılara tekrar ulaşabiliriz diye düşündüm. Ne yazık ki yazarlar tarafından siteden kaldırılan yazıların bizde koruma kopyaları bulunmuyor. Başlarda bunu yapıyorduk ama sitenin bir üyesinin bu duruma itiraz etmesi üzerine sistemdeki bu özelliği kaldırdık. Belki arşivlerde bulunuyordur umuduyla araştırdım ama ne yazık ki yok.
Yazılarını tekrar gönderirsen onları hiç bekletmeden sisteme dahil ederiz. Elinde onlara ait kütüphane girişleri vb. bilgiler varsa, onları da ekleriz.
Aklıma bunun dışında yapılabilecek bir şey gelmiyor.
Sevgiler,
Diren
Ben yazılarımı istiyorum.