sevgili nida,
şiir o...o dizelerin devamını getir bence. çok iyi duruyorlar...
yani bu:
Senin yazdığın bu şiir de çeviri. Yönetmeni kayıp bir filmim, figüran harfleri. Yağmura gebe bulut aş-ermesi.
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
sevgili nida,
şiir o...o dizelerin devamını getir bence. çok iyi duruyorlar...
Senin yazdığın bu şiir de çeviri. Yönetmeni kayıp bir filmim, figüran harfleri. Yağmura gebe bulut aş-ermesi.
Dünya dumana sarılıp içilmez. Kaldı ki içtin, nefesinle savurduğuna duman denilmez…
Maydanoz:
“Nida'ya Not: Ne zaman böyle bir yorum yapacağınızı merak ediyordum... Sanırım Letheye kısmetmiş... Keşke bu kadar değer verdiğim birşeye bulaşmak için acele etmeseydiniz sevgili nida ...
Söylemeden geçemeyeceğim BUnu yazmakta Lethe'ye beni çekende çok sevdiğim Dark Tranquility nin Lethe isimli brutal vokalli şarkısıdır.. Benim için önemlidir değerlidir Anlamlıdır ...”.
Benim, senin yazdıklarınla ilgili yorum yapma lüksüm var tabi. Lakin bunu senin takıntı yapma lüksünün anlamı ne? Merak ettim sana sataşma eğilimimi. Sen bana bir tek şiirini gösterir misin “Lehte” benzer. Bu sazdan, bu ses çıkmaz… Ekabirin biri de çeviri üzerine mırıldanmış, neyse. Çokluğundan olmalı çevirileri ki kendi yazdıklarını dahi parantez içinde çeviriyor. Anlaşılma kaygısı içine düşmüş değirmen savaşçısı, sadece. Size gelince; sadece ve sade siz bu şiiri yazacak kapasitede değilsiniz. Diğer şiirleriniz kötü (!).
Tutkun Bir Dalga
anne varken yok gibi davranıyorsa nedir rüzgârda çiçek
aslında zordur yolda tek başına yürümek
annemi geri verin bana
sevgilimi verin sakin suların pırıltısını
ruhun nilüfer
sevgilimi verin yeşereceğim el bebek gül bebek
tüysün kayalıklarından kelebek
inceliğiyle buradayım ne duruyorsunuz verin sevgilimi
bütün kırıklarım bir anda silinecek
güneşim doğuşunu görmeyeli yıllar oldu sağım solum sis
mırıldanırsan içinden bir başkadır kar sadece sana yağar
kırılmamış bir el bulabilir misin şu göğe ne renk katabilirsin
sevgilimi derleyin hayatıma ucuza kaçmadan
tutunacak dalı kendinde yeşerttiysen derinliğini evi bilir
asalet sonra şiir
sevgili…
zer’e düştüm ela
küreklerini usul usul çek zaman ve gün benim günüm olsun
sabrıyla ahım şahım dallanıyorum kıyıda
küreklerini usul usul çek zaman saçaklarında kuş çığlıkları
vahşiliğiyle oyuyorum rüzgârı ne deli yürek bilyeleri
zer’e düştüm ela
oysa sevmek noksansız bir beladır bazen
uyurum dip notlarında ıslığı uzay
aslında döne öle büyür insan küreklerini usul usul çek zaman
en çok neyi sever çelişki diyorum bir girdaptır sevmek
duramazsın
tutkun bir dalgayı örmedir sarılırsın
tatlı niyetin onarır acılarını
küreklerini usul usul çek zaman ve gün benim günüm olsun
sıra sıra dağları saran bulut olsam
yokluğunun soğuğu kar diye yağdırsa gözyaşımı
yüksek tepelerinden omzunun eteğine kadar
örtsem seni gitmeden,gidersem susuzluğun
bahara açacak çiçeğine, goncana derman olsam
ismimi söylediğinde çığ gibi aksam yanına
titretsin dağları tepelerden kopan telaşım
yanına yığılsın tüm mutluluğum,
sellerim sürüklesin hüzün çamurunu
ve sen bahara uyansan
eriyip gitsem goncaları açan
o üşüyen dudaklarında
Dersaadet
sıra sıra dağları saran bulut olsam
yokluğunun soğuğu kar diye yağdırsa gözyaşımı
yüksek tepelerinden omzunun eteğine kadar
örtsem seni gitmeden,gidersem susuzluğun
bahara açacak çiçeğine, goncana derman olsam
ismimi söylediğinde çığ gibi aksam yanına
titretsin dağları tepelerden kopan telaşım
yanına yığılsın tüm mutluluğum,
sellerim sürüklesin hüzün çamurunu
ve sen bahara uyansan
eriyip gitsem goncaları açan
o üşüyen dudaklarında
Dersaadet
Değerli Demet,
Dağlara doğru yapmaya karar verdiğim yürüyüşü yarıda –daha doğrusu başında- keserek, döndüm, aklımdan geçenlere hakim olamadım (bu bende ender bir durumdur). Sizin şiirinizin bir çeviri olarak nitelenmesi, kanımca, o şiire –benim sadece sezinlediğim- yüce değeri tescilli olarak sunuyor; bir daha da bu şiirin değeri konusunda tartışmaları bitirmiş oluyor. Düşünsenize: insanlar Oscar Wilde, Mallarme, Goethe, Elizabeth Browning veya Keates’in çevirilerini yapıyor; sizin kendi metninizin çevirisini yaptığınız gibi bir değerlendirme yapılıyor! Demek ki, kaynağı o kadar güçlü olmalı o metnin (Lethe’den dileğim) ki, bir çeviri adledilebiliyor bile. Keşke bana böyle bir kısmet nasip olsaydı; yani ben bir şiir yazıyorum, ve insanlar “bu bir çeviridir” diye bakıyor. Demek ki metin (kendi başına, çeviri olup olmaması durumundan bağımsız olarak) çok sağlam olmalı! Ben de aslında şiirinizin değerlendirmesinde bunu dile getirmeye çalışıyordum; demiştim ki: buradaki durum, bir eşantiyon, veya imgesel tüketim anlayışından uzak, insan sahiden de Lethe’nin duyusal gerçekliği ile karşı karşıya geliyor (ve buna benzer noktalar). Çeviridir şeklindeki değerlendirmenin kendisine (daha doğrusu –sunulmayan, fakat bu haliyle açık- gerekçelerine) gelince, böyle bir savda bulunan anlayışın, sizin okuma kültürünüzün üstünde bir okuma kültürüne sahip olduğu yönünde bir “öncel” veya ön-yargı var. Bu önyargıyı yargılamak veya değerlendirmek bana düşmez (ben kendi kişisel okuma kültürüm konusunda çok fazla kasılmayı başaramayan bir insanım; bu da yalancı bir alçak gönüllülükten ötürü değil, hayır: çok kıt ve kısıtlı bir kütüphanem, çok cılız bir kitap beğenim var da ondan!). Değerlendirmek bana düşmez ama, anlamakla yükümlüyüm elbette. Anladığımı da sizinle paylaşmak istiyorum: BU (Lethe’den dileğim) bir çeviridir diyen bir anlayış; çevirinin değerine dönük bir değerlendirme sunuyor mu sunmuyor mu? Varsayalım ki böyle bir değerlendirme isabetlidir, o zaman ben şahsen, böyle bir değerlendirmede bulunan kimsenin, bu çevirinin değeri konusunda bir şey söylemesini beklerdim. Kötü çeviri, ya da eksik, ya da ne bileyim, çeviri eleştirel bir tutum sergilemesi bana kaçınılmaz görünüyor. Fakat, böyle bir gereklilik yerine getirilmiyor; bu bir çeviridir deniyor sadece. Eh, bu durumda insan, ne güzel diyebilmektedir (hele hele “bu bir çeviridir” yargısı hiç kanıtlanmıyorsa, kanıtlanmayacaksa, ki kanıtlanmayacaktır, o zaman gençliğin diliyle: sizin metniniz “yırtmış” demektir.) Şimdi yine yürüyüşe çıkabilirim sanırım.
Sevgiler
Suyel
Çevirmen ile yazar arasındaki farkın, berikinin, ötekine oranla hırsızlığını resmen ilan etmemesinde ve gizlemesinde olduğu söylenir. Katılıyorum.
Suyel
Not: Türkçeye çevirisi: çevirmen ve çeviri eylemi içinde olan kimsenin, metin üreten kimseden farklı olduğunu düşünmek için, hem yazar hem çevirmen olarak işlemlerin ne olduğu konusunda bir bilinç eksikliği ile ilgili de olabilir kim durumda. Bu söz konusu metinle ilgili bu durum şöyle anlaşılabilir:
'Lethe'den dileğim'in (sözde/gerçekteki) "çevirmeni" o kadar iyi çevirmiş ki (işi), insan özgün metin görüyor karşısında. Asıl başarı belki de buradadır.
Son: şiirler (yazınsal ürünler) şiirlerden (yazınsallıktan) doğar; gerçek hayattan değil. Edebiyatın oluşumsal kaynağı, kendisinin içindedir, kendisinin dışında değil. O halde sonuçta "en iyi yazar hırsızlığını en iyi gizleyen çevirmendir" denmesi, hoş ve matrak bir gerçekliği de içerir. (Goethe, Shakespeare gibi mükemmel "çevirmen örnekleri" bunu kanıtlıyor ayrıca!)
Nida'ya Not: Ne zaman böyle bir yorum yapacağınızı merak ediyordum ... Sanırım Letheye kısmetmiş... Keşke bu kadar değer verdiğim birşeye bulaşmak için acele etmeseydiniz sevgili nida ...
Söylemeden geçemeyeceğim BUnu yazmakta Lethe'ye beni çekende çok sevdiğim Dark Tranquility nin Lethe isimli brutal vokalli şarkısıdır.. Benim için önemlidir değerlidir Anlamlıdır ...
Nida iddianı kanıtlamanı rica etsem hata yapmış olmam sanırım.. Ortaya bir laf atıp çekilmekle olmuyor ...
Nasıl böyle bir şey söylediğinide anlayamıyorum doğrusu ... Sırf yazmak için 6 aydır kimsenin kitabını elime alıp okumadım... Bir de işin garip tarafı varki çat pat ingilizcem dışında bir dilde bilmiyorum ... Çeviri yapmak şöyle dursun ..
Ben kendimden eminim nerden çeviri yaptığımı düşünüyorsanız buradan yayınlayın lütfen... BU yaptığınıza edebi adapla çamur atmak mı deniyor yoksa... BUnu terbiyesizlik sayıyorum ... Lethe'den dileğim her kelimesiyle içimden çıkan bir şiirdir.. 2 ARALIK 2005 01:28 sularında son noktası konmuş bir kıtası çıkartılmıştır... Çıkarılma nedeni şiirle bütünlük içermemesidir. Aşağıdadır...
Lethe çağla gözyaşı pınarımda
toz et duman et dünyamı
savur kanımı karışsın kül toprağa
leş olayım yesinler sancılarımı
Ah ulan Fırat
Dinginliğin zıttı
Karpuz kıran
Köy göçüren
Zılgıtta tabut
“Desem şimdi pamuğa kan damlamış”
Takkeli efsane Mahmut
Zincir bozan
Kazıklı mağara adamı
“efsaneye göre hala kan sızarmış mağara duvarlarından”
Tamamen çeviri... Demet'e ait bir şiir değil ki.
Lethe nehrinde yıkananların bir perimsi hali olur; nedendir bilinmez ama „unutmak“, ancak beşeri ilgi ve duyarlılığımızı yitirme pahasına insana sunulan bir lütuftur. Hangi bağlamda olursa olsun, unutan kimse, unutma hakkına ve liyakatına erişmiş demektir. Bir berrak damla iç şu sudan, ve arın bu ağlayış ve gülüş dolu dünyadan. Ne büyük bir huşu, ne deruni bir yalnızlıktır bu!
İnsan unutmak ister. Şairse hafızasıdır onun. Büyük kapıların önünde ciddi bir nazarla ve sükut içinde yüzümüze bakan o büyük hafıza. Platon, „mnemosyne“ adını verdiği hafiza, aynı zamanda bilmenin temel yurdudur; ideaların aslı ve kendilerinin ikamet ettiği anayurt. Ta o zamanlardan beri, bugüne kadar, Adler ve Jung gibi en güncel yorumcular bile, aynı savda bulunmuyorlar mı? Deniliyor ki: Düşlerde gizlidir büyük bilgi, ve düşler ortak bilinçaltımızda gözlerini açar bize, -farklı, şifrelli bir dille haber iletirler bize, tıpkı bu anlayışla bir Avusturyalı genç şairin dünya sırrı ile ilgili dediği gibi:
Derin kuyu elbet bilir onu,
Bir zamanlar herkes suskundu
Ve herkes bilincindeydi onun.
(Hugo von Hofmannsthal)
Unutmak, hatırlamak, uyumak, düşlemek. Ölmek…ölmek, ah ne güzel düşler gelir o zaman…genç Hamlet’in o tekrarlana tekrarlana okunması unutulan monoloğunda bu denmiyor muydu? Deniyor, -yine deniyor, yine deniyor, her yerde bize hayat aynı sırrı şifreli bir karanlıkla iletiyor: ölüm, bir tür son unutuştur. Son unutma anıdır. Unutmanın sonudur, tamamlanır unutma. Peri dünyasına giriştir. „Hetera“lar da Lethe’ye yakın değil midir? Miranda, Nausikaa, ve diğer solgun yüzlü –isimlerinin çehresinde bir gizemli karanlığın dolaştığı- o varlıklar? Hepsinin yolu Lethe’ye dayanmıyor mu? Mitlerde söylenenleri değil, gizlenen ve söylenmeyenleri asıl ileti taşıyıcı olarak görmek gerekmez mi? Örneğin Odiseus niye uyuyarak –en sonunda- bir kayıkta kendi memleket topraklarına, İthaka’ya, varır ve bunun „bilincinde“ bile değildir ilk an? Burada dile getirilmeyen, ama iletilen açık bir bilgelik var? Aynı şekilde Delphos tapınağın içine girerken geçilen o büyük kapının üstündeki –o zamanlarda bilinen dünyanın en başlıca sözü olan- kitabe –kendini bil (nosce te ipsum)- karşısında insanlar yüzünü ve başını örterdi? Bunun anlamı, buradaki suskunluğun ve söylenmeyenlerin anlamı, söylenenlerden çok daha derindir.
Günümüzde –hele genç- bir insanın Lethe’nin kıyılarına kolay kolay ulaşmaz diye düşünenler olabilir. Demet Demirhan’ın şiiri, böyle düşünenleri yalanlıyor. Lethe bir isim olarak eşantiyor ve biçimsel bir (lüks) tüketim malı olarak da geçebilir, -günümzde her şey, ad marka mal ürün vs (virgülsüz bilçimde eklemlenerek) zengin zihinsel reyonlardan edinilebilir: fakat, bu şiirde Lethe bir eşantiyor, tüketime heveslendiren bir „imge“ filan değil. Lethe duyusal anlamda burada, önümüzde, tüm gerçekliği ile. Bu şaşırtıcı bir başarıdır. Bu şaşırtıcılığın dibini kurcalamak ve dolaylandırmak, ne buraya (bu yazı çerçevesinde) aittir, ne de bana düşen bir yükümlülüktür. Şaşırtıcılığı olduğu gibi kabullenmek en doğrusudur, en entelektüel duruştur bu durumda.
Şiirde noktasal veya birimsel „aksayan“ unsurlar yok mu? Olabilir, var belki de; ama: ne fark eder ki? Hiç, şiirin özündeki o sarsıcı „ben buradayım; bu kadar“ şeklindeki söylemsel „ciddiyet“ her türlü küçük hesabı anlamsızlaştırmakta; gereksizleştirmektedir. Ayrıca, Lethe’ye burada yadsınmaz bir sahicilikle kanıtlanan özlem ve duyusal aşinalığın kaynağı şu veya buymuş, hiç önemli değil; böyle bir eğilme (Türkçe’de en güzel eylemlerden biri: „ağmak“ belki de en makul ifadedir bu bağlamda: Lirik ben resmen „Lethe’ye ağıyor“) aşk, dünyevi acı, zorbalık, kötülük, nefret kin güvensizlik, ne isterseniz, yüce aşağı her şey olabilir, hiç fark etmez: Lethe’ye arınmış insan ulaşır sonunda, ve tüm nedenler ve gerekçeler geride, o uzaktaki insan dünyasında kalmıştır. Ne fark eder. Sonuçta „Üçü birdir: bir insan, bir nesne, bir düş“ (Hugo von Hofmannsthal).
Geriye ne kalıyor? Demet Demirhan’a buraya kadar gelmişken, işinin ne kadar ciddi olduğunu unutmamasını tembihlemek kalıyor sadece. Fakat, o derin unutuşta, derin hatırlamaya geçmiş olan birine böyle gündelik bir tembih yapmaya kalkışmanın anlamı var mı ki artık?
Suyel
LETHE'DEN DİLEĞİM
Ah Lethe! Kayıp düşen gözyaşım ol.
Zarif yaraların tuzunu yıka...
Unutayım sızılarını!
Çağla kayıp giden kaldırımlarda,
Sök yerinden at kenara...
Sende yıkanmış bir çalı gönder
Her çizik silsin beni
Kanatsın bu onsuz bedeni
Kanım kumuna karışsın.
Toprağım nasılsa öder bedelini..
Sakla içinde yanan zehrimi
Siyah damarlarım görünmez olsun
Yıka al götür gittiğin yere
Ölümlü gezim huzur bulsun!
Demet