HEY GİDİ ÇANAKKALE!...
O gün kana boyandı Çanakkale suları
Bir büyük destan yazdı ceddimin orduları
Mehmetçiğin elinde arsız düşman yuları
Nusret mayın gemisi düşmanı uyutmuştu
Gökte bomba sesleri boğazları tutmuştu
Karadan ve denizden kasırga esiyordu
Yedi düvel bir olup kin,nefret kusuyordu
Bombalar konuşurken vicdanlar susuyordu
Hey gidi Çanakkale kahramanlar otağı
Haçlı yedi silleyi taşırınca bardağı
Gayrete geliyordu melekleri görenler
Vuslata koşuyordu makber gülü derenler
Şehadet şerbetini içiyor alp-erenler
Çanakkale suları tutuşmuş yanıyordu
Peygamber ordusunu tüm cihan tanıyordu.
Ehl-i Salib’in Türk’e tarihî bir kini var
Bu milletin,uğrunda ölecek hak dini var
Yiğit cengâverlerin zafere yemini var
Hakk’a kulak verenler bil ki oyuna gelmez
Mazlumu ağlatanlar iki cihanda gülmez
Gök kubbeden ruhlara yağan kar üşüyordu
Bir nefer cenge girip öbürü düşüyordu
Can,cânâna varınca mekânı aşıyordu
Çanakkale içinde kadim Aynalı Çarşı
Bu ne çelik irade yedi düvele karşı
Çanakkale bizlere moral olsun,hız olsun
Yolumuzla kesişen uçurumlar düz olsun
Hakk’a giden adımlar yarınlara iz olsun
Yürüyün ufuklara,nefesiniz kalsa da…
Yüreklere gül dikin,hazan vakti solsa da…
Gerisi lâf-ı güzâf budur cihad-ı ekber
Melekler hazırlıyor yüce ruhlara makber
Nur aguşunu açmış seni bekler Peygamber
Bundan büyük bir müjde olmaz gayri dünyada
Kurtuluş beratınız sunulacak ukbada
Barut fıçısı gibi patlamaya hazır yer
On binlerce şehide mezar oluyor siper
Fânilikten kurtulup bâkileşiyor nefer
Anaların gözyaşı düşmanı boğuyordu
Çanakkale ufkundan bir güneş doğuyordu
M.Nihat MALKOÇ
Şiir Atölyesi
78 görüntülenme · 347 ileti
GURBETTEN SILAYA TRABZON
Ana yurdum Trabzon’um yoktur bir eşin
Şimdi burnumda buram buram tütersin
Soldurdun aşklarımı,yıktın ümitlerimi
Yakarsın hasretle yüklü yüreğimi
Boztepe’m yine dimdik mi bakarsın gene
Limanda yük boşaltan gemilere
Maraş Caddesi burda anlatıyorum seni
Gazipaşa yokuşu ne tez unuttun beni
Ganita çırılçıplak mısın öyle denize nazır?
Sen ya Değirmendere yine isyana hazır
İsmim yazılıdır her sokağa,her taşa
Bilirim hep susarsın yorgunsun İskenderpaşa
Atapark dindi mi kanayan yaran?
Var mı beni Fatih’te dostlardan soran?
Ya sen Moloz,acaba öyle bet kokar mısın?
Erdoğdu,Trabzon’a güvenle bakar mısın?
Yakışır mı sana Uzunkum bu işve,bu naz?
Beşirli güzelliğin sana da kalmaz
Duydum ki unutmuşsun ben vefalı dostunu
Ne yapalım Mumhane bu kaderin oyunu
Bir başka olurdu,çekilmezdi nazları
Kunduracılar’ın narin tezgâhtar kızları
Yığın insanla dolu Çömlekçi,Rus Pazarı
Hatırasını korur Esentepe yazları
Trabzon hamsisiyle meşhurdur dünyada
Dolaşır mı turistler gene Ayasofya’da?
Bak,gör ki Tabakhane tarihe şahit olur
Soğuksu çamlıkları temiz havayı solur
Boşuna akmış değil Trabzon’daki kanlar
Göğsümüzü kabartır Gülbahar’da ezanlar
Ortahisar’da evler fetihi canlandırır
Kalepark geceleri bir başka şenlendirir
Sahil boyu şahit ol balıkların hasına
Kaptırırsın kendini denizin havasına
Kalkınma’da dolaşır üniversite kızları
Söğütlü’de kızların yürek yakar sözleri
Yıldızlı bir başına yaşar sahil boyunda
Trabzon insanının asalet var soyunda
Meydan’da sosyeteler oturur,eğlenirler
Uzunsokak’ta kızlar endamı gösterirler
Bazı yerde içkiler,mezeler katılıyor
Bahçecik’te Akif’in ruhu yaşatılıyor
Karanlığa bir güneş gibi doğ Trabzon’um!...
Ortaçağı parçala,süpür boğ Trabzon’um!...
Taşın toprağın altın,yakuttur Trabzon’um!...
Hatıralarım sende,sendedir çocukluğum
Sana olan borcumu veremem Trabzon’um!...
Masmavi denizine,insanına hayranım
Seni anlatmak çok zor azizim Trabzon’um!...
Sende doğdum,büyüdüm,sendedir sonum…
(23 MART 1993/GÜMÜŞHANE )
M.NİHAT MALKOÇ
DAĞLAR
Neden böyle hicrana bürünürsünüz dağlar?
Zamanın aksine genç görünürsünüz dağlar
Bu kızıl akşamların taşırsınız yasını
Sis çökmüş ufuklarda dövünürsünüz dağlar
Destanlaşan aşkları taşıyıp bağrınızda
Ferhat’ı gördüm diye övünürsünüz dağlar
Çobanların kavalı ninni gelirdi size
Şimdi yalnızlıklarla örünürsünüz dağlar
Suların gölgesinde,ölüm sessizliğinde
Hazan gelir,libastan arınırsınız dağlar
Şimşek çakar,gök gürler,yağmur yağar,sel olur
Çirkin talihinize yerinirsiniz dağlar
Söner bütün umutlar,topraklar çoraklaşır
Hüzünlü kubbenizde barınırsınız dağlar
Tutkular keder olur,hevesler yanık türkü
Sürgüne mahkûm gibi sürünürsünüz dağlar
(21 MART 1990/TRABZON)
M.NİHAT MALKOÇ
DAĞLARA NİDA!...
(Yürek Dostu Kaleli’ye Nazire…)
Karanlığı boğan nurlu dağlar hey!
İçimdeki sırrı bilebilmezsin
Hakk’a yakın,mahcup,arlı dağlar hey!
Ölmek istesen de ölebilmezsin
Geçen yolculara bağrını açsan
Doğan güne inat aydınlık saçsan
Aşkına karşılık ağular içsen
Yine ağyara dost kalabilmezsin
Yukardayım diye kasılıp durma
Geleceğe dair hayaller kurma
Sonradan başını taşlara vurma
İsrafil’e engel olabilmezsin
İnsanlıktan kaçıp sığındım sana
Kararsızım bilmem gitsem ne yana
Nara yandı yürek,köz düştü cana
Şol bîmara şifa salabilmezsin
Köroğlu’ya bağrını açan dağlar
Yüreğinden Resûller çıkan dağlar
Hakka dönüp batıldan kaçan dağlar
Dünyadan ukbaya göçebilmezsin
M.NİHAT MALKOÇ
EFENDİM
"Güllerin ve Gönüllerin Efendisi Resul-i Ekrem'e!..."
Güzellik şahikası,nübüvvetin çerağı
Yürek semalarının dalgalanan bayrağı
Mazlumların gür sesi,acizler sığınağı
Ruhuma âb-ı hayat sensin derman Efendim
Tutuşan gönüllere kat’i ferman Efendim
Güllerin en irisi,çöllerin rayihası
Nesiller yetiştiren bahçelerin en hası
Ezanlar yankılanır,silinir yürek pası
Aşkına meftun kalbim,sana hayran Efendim
Hakk’a varmayan vuslat bize hicran Efendim
Kisra saraylarını dize getiren sendin
Küfrün kalelerini yıktı mübarek bendin
Gurbete veda edip aslî yurduna döndün
Ahmedsin,Muhammedsin gül û reyhan Efendim
Batıla kâbûs oldun,Hakk’a burhan Efendim
Gönül sermayesini gayri yükledik ata
Çileyi azık ettik,yol verdik saltanata
Sırtımızda ağır yük,revan olduk Sırat’a
Bîçare ümmetine şefkat ihsan Efendim
Hüsnünü vasfetmede aciz lisan Efendim
Bu gönül şehrimizin koca sultanı sensin
İçimizi kavuran derdin dermanı sensin
Ruhlara hayat veren aşkın ummanı sensin
Mahbûb-i Hüda’sın sen cana canan Efendim
İsmail’in olurum,bu can kurban Efendim
Sararmaya yüz tutmuş gülşenime can düştü
Hercaî yüreğime kor gibi sevdan düştü
Bedenim sırılsıklam,düşüme figan düştü
Seni düşünmeyen kalp yıkık,viran Efendim
Didârına müştâkım ruhum üryan Efendim
Çatlayan yüreklere nur yağmurları yağdır
İmana pusu kuran bu ne yüzsüz bir çağdır
O Habib-i Kibriya gözümüzde bir dağdır
Kâinat vecd içinde eder seyran Efendim
Bulutlar kucak kucak sana giryân Efendim
Ayağının altında toprağın ben olsaydım
Sâyebân niyetine yaprağın ben olsaydım
Tecellinle müşerref Nur Dağı’n ben olsaydım
Azgın bir küheylandır,nefsim tuğyan Efendim
Sana dair olmayan sözler ziyan Efendim
Her bir yağmur damlası inci,gevher çöl için
Bülbülün yakarması sevdiceği gül için
Arşın cümle kapısı açılır Resûl için
Gökler gözyaşı döker,ağlar cihan Efendim
Hilkatin sebebi sen,nur-i Yezdan Efendim
Efendim,halâskârım,gül-i ruhsâr rehberim
O mübarek alnından iştiyakla öperim
Nebiler ordusunda ben gönüllü askerim
Sen yoksun ya âlemde yürek hazan Efendim
Ümmetin akıbeti billah hüsran Efendim
Hicranın yüreğimi kavurdu Resulullah
Külümüzü dağlara savurdu Resulullah
Can evimi kasırga,sel vurdu Resulullah
Hasretinle bin parça olsun bu can Efendim
Zikrinden aciz diller bize düşman Efendim
Dikenli bahçemizde hasret gülleri açar
Mechûle revan olup nice civanlar göçer
Resuller sözde ölür,âleme ışık saçar
Gidince garip kaldı cümle mekân Efendim
Kalpler huzura erer senle her an Efendim
Kokuna hasret kaldı insanlık gideli sen
Gece gün intizara razıyım kapında ben
Dünya cadı kazanı…Ey Resul nurunla dön!...
Gönüllerin sultanı,tayy-ı mekân Efendim
Girsen rüyalarıma olsan mihman Efendim
Ne ağır zemheriler geçiriyor ümmetin
Günah galerisinde öksüz kaldı sünnetin
Müminin kokusuna şimdi hasret cennetin
Bu ne garip asırdır ahir zaman Efendim
Bizi bize bırakma,kayır aman Efendim
M.Nihat MALKOÇ
BAYRAĞIM
O muhteşem gölgende her dem mağrurum
Perişan olsam da senle kanatlanır ruhum
Bez parçası değilsin,şerefisin yurdumun
İsterim aydınlansın ışığınla tabutum
Dalgalan burçlarda şanlı bayrağım
Şehidimin kefeni kanlı bayrağım
Karış karış sulandı memleketim kan
Sen veriyorsun bayrağım ulusuma şan
İnme semâlardan sonsuza kadar
Hayat bulsun seninle bu aziz vatan
Ey mavi göklerin süsü bayrağım!...
Anamın,bacımın örtüsü bayrağım
Sen ki damarlarımdan akan kanımsın
Hem gururum,hem çilem,hem fermanımsın
Ezelden ebede Hakk’ın yolunda
Zulme karşı vefa,derde dermanımsın
Görmek nasip olmasın inmeni bayrağım
Gel hasretle öpeyim seni bayrağım
Senin uğrunda öldü adsız şehitler
Bunca Aliler,Mehmetler,Saitler…
Ahvalini her an yaşamak gerek
Kalır seni anlatmada aciz beyitler
Yedinci katına yücel göğün bayrağım
Türk’ün şerefiyle öğün bayrağım
(22 EYLÜL 1991/TRABZON)
M.NİHAT MALKOÇ
BABA!...
( Rahmetli Babamın Şahsında Tüm Babalara!...)
Sen gittin gideli ruhum tarûmar
İnsanlar cihandan acep ne umar?
Terk edilen için ömür bir kumar
O gün bugün günler geçmiyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
Bir gönülün merkezine har düştü
Yaz ortası yüreğime kar düştü
Hayalimde yüceleşen yâr düştü
Hüzün bedenimden göçmüyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
Hasret kaldık, aylar geçti sesine
Bülbüller ram olur gül nefesine
Ruhun veda etti ten kafesine
Beden Azrail’den kaçmıyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
Rengârenk bahardın,ağır kış oldun
Gerçek idin,şimdi bize düş oldun
Gözden akan bir damlacık yaş oldun
Göğümdeki kuşlar uçmuyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
Cennette saraylar,cehennemde nar
Kimine ağır kış,kimine bahar
Vuslat ötelerde,bize hasret var
Ömür bize ışık saçmıyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
Bu âleme dair tükendi sözler
Perdeler inince kapandı gözler
Güneşim battı,karardı gündüzler
Huzur,talih bizi seçmiyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
Rızamızla teslim olduk kadere
Ölüm bizi götürmesin kedere
Bu filmi seyrettik bilmem kaç kere
Kul arzuyla zehir içmiyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!
M.NİHAT MALKOÇ
Kendimi Şiir Sanırım
çıkacak sıkı yolum olsa çıkarım
sonra eteklerinden aşağı şarkı yuvarlarım
dönüşsüz gecem olsa
bütün şarkılarımı baştan yazarım
el pençe beni bekleyen limanım olsa
şaraptan başka bir şey tanımam gönlüm palmiye
şiir
şiir
şirin kız çocuğum olsa karanlıktan bozma
gamzeli
saçları simsiyah
bütün şarkılarımı orkestrayla çalarım
kız çocuğum olsa
hiç büyümeyecekmiş gibi
kendimi şiir sanırım
Nilüfer
hadi
temize geçelim yanlışlarımızı
yeniden başlayalım
hadi hadi
nilüfer
yeniden kaybetmeye değer yüreğin-kazanmaya oynuyoruz elbette-
parlaklığın büyün nehirlerin
hadi nilüfer
yürüyüşe gecelim zalim ordular ortasında
temize geçelim cesareti
nilüfer
hep seni bekliyorum
nilüfer
sarkıt beni yüreğine lüfer lüfer
ah lüfer
lüfer nilüfer
psikopat olalım döşeyelim her yere geceleri hınzır yazılar yazalım duvarlara
kaçak âşıklara yataklık yapalım ıslıkları kapıları gümletsin
örgüt kuralım lüfer
bütün âşıklarla temize geçelim şu yanlışları lüfer lüfer
ah nilüfer can damarım
kurban olurum sana
hep seni bekliyorum
nerelerdesin ıslığım
isyan olalım hep defanstayız
yeniden denemeye değersin beline kadar saçların
ne zaman kural koyacağız bütün âşıklarla şu yanlışları lüfer lüfer
ne zaman güleceğiz
Sallama
sana içimdeki muhteşem şeyleri gösteriyorum
ışıkları açık unutulmuş yaz bahçesi
yorgun, ıslak yolcu
çocukluğumuzdu içimizde erimeyen
oraya ilerlemeni diliyorum
öğrenci silgisi, dağınık memleket
tepeden tırnağa sefalet
ilk suçlarımızdı inim inim severken
ışıkları yak diyorum
zaferi ancak kendi içinde yaşayabilirsin
cırcırböceği, benzin sızıntısı, alabalık kadın
yapayalnız geçirilir bu çıplak karanlık
yalanlarımızdı vahim gençlik duygularımızdı
sana engin ve esrarengiz yerden söz ediyorum
varlığının derinliklerinden
hiç ayak basmadığın otlaklardan
yorgun, ıslak adam
saçma bağlılıklardı flütü susmayan
bataklık kuşu, şaşkın
sen dünya içinde serserice gezerken
ne görebilirsin ne tapınağı iyiliği
ancak malzeme olursun kahırlara
mezarında bile çiçek bitmez sırtında dünya
ölsen bile
toz duman çiçek
rahmet düşeceği yeri bilir
asker üşümesiydi acılarımıza uğrayan
ıslak, yorgun, süt kuzusu, el değmemişlik,
ah sevgili buğu
sana içimdeki muhteşem şeyleri gösteriyorum
sallama çay gibi
boş yere çalkalanma
dostluklardı çaresizliklerimizi yoluna koyan ne bileyim belki de mutlu sonlandıran
yenilgilerimizdi bizi bıçak sırtı yapan
telaşlı sonra sıkıcı
çözüm nedir biliyorsan bana haber onlara da
ne kadar çok sevdik birbirimizi
ne kadar sevdim seni sesini
ezberledi odam, eşyalarım
Nabız Gibi
niye bana ıslaksın
aradığım zaman nerdesin
işte dökülüyor özlediğim kuşların kanatlarından
tersimden gelme bana hayat
niye bana zorsun
bukalemun akşamlar
tadımı açar bir yabancı hayatın kaldırımları
işte yuvarlıyorum kendimi
tersimden kalksam bile doğan güneş parıltıları
işte ruhumun kanatlarında
nabız gibi atıyor
ısırgan otları, gelincikler ve osuruk çiçekleri... Yeşil gibi, yukarıdan bakınca. Kim karar kılıyorsa demine, tavşan kanı gibi, canice. Saatli bomba...Bom! Leğen; ölü balık turşusu şimdi havuz. Karga ve iki çekirge, ayakları cıplak... Burnununu sümük oluşumuna bırakmış, soyunuk salyangoz. Pişti. Papaz çoktan kaçtı. Seramik dana, boynuzun kaç içi boş balonu patlatır, parlament mavisi tütün fukarası. Gübre olmayınca, tohumun beş para etmiyor. Yağmur dilencisi, kenar dere vokali. Zurna! Ebabil! Methiyeden gül nasıl gül ise, gül. Kıvamı kına sürmeli, sürmelim oy!
nida, oyunu hala aynı taşlarla oynuyorsun, bundan anlaşılıyor ki, bir insanın en büyük düşmanı kendisi,
nida, başka şarkıları dene,
yani bok ettin şimdi, bu yazını başka tarafa yazsana arkadaşım, nefretle kime niye saldırıyorsun anlamadım ama, bunu başka yerde yap e mi, bundan ne elde etmeyi umuyorsun, saçma sapanlık bence,
Beni Sevmesini Bilemediniz
kanamalı doğdu dilim
uçuk kaçıktım çoğu zaman
binlerce yoldan birine yamandım
küçük çocukların yüzlerindeki anne sevgisiydi yüreğimden giden nehirler
okuması bilemedin
mavi sallantıydım çoğu zaman
karanlığa eriyen hüzünlü şarkıydı kalbim
duymadınız
beni sevmesini bilemediniz