İsa Kantarcı’nın “Dur” adlı şiirinde çok ciddi bir duruluk, bir kendine gelmişlik var. İnsan, oh be, nihayet biri baş kaldırıyor ve baş kaldırışı da bilindik gürültü ve patırtı tavırlarından uzak, yalın, esas, evet: ilkesel bir ses tonuyla gerçekleşiyor diyerek kendisi içinde, ruhunda dize mi çöküyor, hizaya mı giriyor ne…ama ne olursa olsun: etki altına giriyor. Bilmiyorum bu etki altına alma ve girme durumu, ilk mısraın hemen ilk sözcesinin söz dizimsel (bu arada tam isabetli) “tuhaflığından” mı ileri geliyor, yoksa sözcelerin hepsinin hem bir bütün olarak hem her birinin tekil olarak canlı ve elektrikli bir üst-iletişimde bulunmasından mı, tam belli değil, ama önemli de değil; bu belirsizlik, her bir güzel olgunun kendindeliğinden olsa gerek.
Fazla kırıp dökmeden, akıl bıçakları ile narin örgüyü kesitleştirmeden değerlendirmek hemen hemen olanaksız bir şiir; kim (–öyle diyordu İsa – onun 2000 yıl önceki adaşı-) kim ilk taşı atmak ister (herkesten daha bakir kalmış Maria Magdalena adlı bir fahişeye) ve etrafta toplanmış kalabalığa sert ve emin bir bakış fırlatıyordu. Aynı İsa, tüccarların, halkın, serseri ve hokkabazların tavuk ve keçileri ile doldurduğu tapınağı görünce, içeri büyük bir öfkeyle dalıp etrafı dağıtmaya kalkışmamış mıydı? Her iki sahne de, bu şiirin başardığı şeyi içeriyor sanırım: baş kaldırış; kendine gelmiş bir insanın deruni ve esaslı baş kaldırışıdır bu. Bu yalın duruş karşısında bize sadece susmak ve İsa’yı ulaştığı bu boyuttan ötürü saygıyla dinlemek düşüyor…
Dur
olsaydım kasımpatı gecelerin
o kadar derinine inebildin mi sevdiğin
oranlara dökülemeyen güzellik
sus
olsaydım kasımpatı sevdiğim
ıslak yollarda karanlık
içinden alıp başını gitmek çocuk oyuncağı mı sanırsın
dur
(İsa Kantarcı)
Not: Bir tek "kusuru" var bu metnin: Ortak şiire ayrılmış bu odada yayınlanması. "Dur" zaten tamam, tam, tümel ve kendinde değil mi? Hiçbir eksiği yok ki, bu odada sunulmuş olsun...
Şiir Atölyesi
107 görüntülenme · 347 ileti
olsaydım kasımpatı gecelerin
o kadar derinine inebildin mi sevdiğin
oranlara dökülemeyen güzellik
sus
olsaydım kasımpatı sevdiğim
ıslak yollarda karanlık
içinden alıp başını gitmek çocuk oyuncağı mı sanırsın
dur
Yukarıda İsa diyor ki; “gece yazmalarına tövbekârım. Sen yazıyorsun da değişen ne, elması kaplayan sır dökülmediği sürece değeri anlaşılmaz, sus.”
Ve devam ediyor; “ amacım bu karanlığın içinde senin gibi parlamak olsaydı, başımı alıp gitmelerimin bir amacı olmazdı ve sen de kendine gel artık… Dur nida! “
Demiş.
Goethe diyor ki:
Şiirin oluşmu bir tek durum ve "vesile" (Gelegenheit) ile söz konusu olabilirken, onun kalıcılığını sağlayan şey, hep dünyada gizlidir.
Bir başka yerde -benzetme yoluyla yine şiire atıfta bulunarak- diyor ki: seni sevdiğimden sana ne? Ben seni sen için sevmiyorum ki? Ne böbürlenirsin?
İsa'nın ne söylemek istediği ile şiirinin ne söylediği arasında bir ayrım olmasaydı eğer, İsa bu şiiri değil, o kastının gereği olarak ilettiği kişiye açıkça o sözde "açık iletiyi" sunmuş olurdu. Şiirlerin güzelliği, yazarından da (yani onun iletisel niyet ve kasıtlarından) bağımsızlaşma eğlimi içine girmelerindedir.
En son olarak: araçsallaşan şiirin büyüsü kalmaz.
Suyel
Sabah sabah hiç gülesim yoktu doğrusu! İlahi Nida! Gençliğinde (İtalya seyahati ve Werther döneminde) birkaç -çizim tekniğini alıştıran- "resim" yaptığı diye, Goethe ressam oldu. Aslında doğru; Hitler de ressamdı; hatta Goethe'den de daha ileri düzeyde bir ressam; onbaşı iken ve savaştan sonraki dönemde epey resim ve tablo yaptı; demek Hitler ressamdı; yani: doğru bir saptama, özünde doğru. Nasıl ki ben gençliğimde sömestr tatillerinde TIR şöförlüğü yaptıysam, hem de keyifle, o halde TIR şöförüyüm.
"Araç" mı, "amacın "i"si" mi? Hangisi? İlahi Nida! Benim kafam o kadar kolay karışıyor ki, göndermesiz, atfısız söylüyorum: daha yavaşça işliyor kafam! Net söylesenize şunu! Ayrıca sizi bir tür "rapsod" olarak görüyorum artık. Siz çok usta bir rapsodsunuz. Hiç kuşku yok.
Sabahın sevimliliği içinde tekrarlayarak söylemiş olduğumu varsayın: İlahi Nida!
Kime benzettin beni...
Goethe “Epik ve dramatik edebiyat” adlı yazısında eski hikaye anlatıcısı Rapsod’u şöyle tanımlar: Baştan aşağı geçmiş olayı anlatan Rapsod olayın tümüyle ilgili olarak bilgili ve eleştirici görünür. Dinleyicinin kendisini uzun süre beğeniyle dinlemesini yitirmemesi için dinleyiciyi eğlendirmeyi ve ilgiyi uygun bir biçimde bölmeyi amaç edinir. Özgürlükle geriye gidip, sonra tekrar ileriye geçişler yapar. “
Unutma ki, Goethe yastığa başını her koyuşunda, Rapsod olarak uyurdu. Bilirdi uyandığında yüzlerce Goethe görecek sokakta.
Doğruda ve yanlışta buldum seni
Haklıda ve haksızdaydın zaman-zaman
Öfkeyle gömerken yüreğime
Hasretle bağrıma bastığım adam .
Bir kendimi affedemedim
Bir de ,
Vedasız gidişini !
Seni gözümde büyütmemeliydim hiç ,
Sen de herkez kadar korkaktın ,
Kaçaktın !
Siyahla gri arası bütün hayatlar
Hem beyaz olma boşver , kir tutardın !
Her şeyden vazgeçtim ,
Her şeyden ! ....
Her şey , hiç bir şey demek zaten
Sen yokken !
Vur beni ,
Daha beter kahırlara ,
Hadi sevin !
Ne yaminliyim artık , ne de
Tövbeli sana ! ! !
ayşen GENCER
Arkadaşlar,
kendimi (bu forumdaki haller ve ilerleyiş ortamında) daha fazla aptal olduğum hissine kaptırmamak için, başlıkta belirttiğim önerim doğrultusunda şu mısraı (ne kadar ilginç bir hal eki alıyor bu sözcük!) buraya ekliyorum:
Aynanın buğusunda belirmiyordu akis
Not: Şiirin ne, nasıl, vs. olup olmayacağı konusunda herhangi bir şey belirlemek istemem (gerçi ilk mısraı - ilk? belki!?- vermekle sözlerimi yalanlamış olduğum da iddia edilebilir); bir tek ricam var: "sen", "ben", "biz", "onlar" gibi şahıs zamirleri ne açık ne de (eylemlerdeki ekler biçiminde gizlenmiş olarak) gizli belirteçlerle sırıtmasın: gına geldi bana hep ben ben ben şiirlerinden, veya bunların tıknaz kızkardeşleri durumundaki sen sen sen şiirlerinden, veyahut bunların da takıntılı büyük abi ayaklarına giren biz biz biz (onlar onlar onlar) şiirlerinden. "Nesnelerin bilinçaltına" girmeye hasreti (ve bu hasretini bilen) olanlar varsa, bu ortak şiire katılırken büyük bir keyifle -umarım- ayırlacaklardır sonunda.
Suyel
Bilen bilir şiir denildiği zaman suların ters akmasını bile ellerimle sağlamaya çalışırım ama kıstaslar konması ve yönlendirmeli ortak çalışmadan yana değilim...
Ama şuna sevindim ki sonunda buranın kişisel değil çoğul bir ortaklık sayfası olduğunun anlaşılmış olması...
Eğer mevcut yönlendirmeleri iptal edip genel bir çalışma yapma kararı verirseniz şiirin olduğu her yerde yüreğim ve kalemimle yer alırım...
Ha bu şu demek değildir...
-ben - sen - biz - siz - onlar olmadan şiir olmaz gibi bir algılama meydana gelmesin sakın..
Sadece başlamadn sınırlar çizmenin gereksizliği kanaatindeyim vesselam...
Değerli arkadaşlar ve özellikle İmdat,
elbette ki belirleme işlerini ben üstlenmek veya telaşla sahiplenmek istemem; ama, büsbütün yönelimsiz ve 'Rimbaud'un "bateau ivre"si gibi de sersemlemiş halde savrulmak acaba iyi olur mu? Bilmiyorum işte. Bunu tartışmaya başlamak veya başlamamak konusunda bile karar vermek bana düşmez, ama tartışmaya başlarsak (neyin belirleneceği veya belirlenemeyeceğini vs.) hiçbir zaman şiirin kendisini yazmaya vakit bulamıyacağız gibi bir korku var içimde. İlk mısraı vermiş olmam da bununla ilgili: bir an evvel yola koyulalım diye; belki sonraki aşamalarda tartışmaya da zaman ayırırız, ama yine: ben bilemem ki, bilmek de bana düşmez ki, diyesim var...
O halde şimdilik gitsin mi? Kenan'ın eklemesini de katarsak durum şu anda şu mu:
Aynanın buğusunda belirmiyordu akis (suphi)
Aksediyor, aksediyor ve sırrına varıyordu (kenan).
Umarım, bu "uğursuz" maceradan sağ salim çıkarız...
Suyel
Arkadaşlar,
kusuruma bakmayın, hep sorular soracağım, baş hafifleteceğim artık: acaba eklenen bir mısraı (ekleyen kişinin kendisi) sonradan biraz değiştirebilir mi? Eğer böyle bir olanak varsa, kendi mısraımı Kenan'ın eklemesini de göz önünde tutarak şu hale getirmek isterim:
"Ayna, buğusunda hiç açmıyordu akis" (bu Kenan'ın eklemesine daha uygun gibime geldi de...)
Sevgiler herkese
Suyel
Belirleme ya da kıstas işini senin üstlenmen değil benim derdim..Böyle bir sınır çizilmesi asıl sorunum...
Yani ortaya bir dize koyarsın ona ekleme yapmak isteyen kişi de senin yüreğine bürünür o an ve yazması gerekeni yazar.Bu içinde belirtilen sözcükleri de kapsayabilir...
İlerleyen zamanlar da şiirin hangi şekli alacağı bilinmeden yönlendirmeli oılarak engeller koymak yanlış...
Tabii ki bunlar benim kişisel bakış açım...
ha dersiniz ki sanane kardeşim biz sınırlı bir ortak yaratışta bulunmak istiyoruz ve bu kıstasa uyanlar ile birlikte şiir yazacağız...
O zaman buyrun yazın...
Belirleme ya da kıstas işini senin üstlenmen değil benim derdim..Böyle bir sınır çizilmesi asıl sorunum...
Yani ortaya bir dize koyarsın ona ekleme yapmak isteyen kişi de senin yüreğine bürünür o an ve yazması gerekeni yazar.Bu içinde belirtilen sözcükleri de kapsayabilir...
İlerleyen zamanlar da şiirin hangi şekli alacağı bilinmeden yönlendirmeli oılarak engeller koymak yanlış...
Tabii ki bunlar benim kişisel bakış açım...
ha dersiniz ki sanane kardeşim biz sınırlı bir ortak yaratışta bulunmak istiyoruz ve bu kıstasa uyanlar ile birlikte şiir yazacağız...
O zaman buyrun yazın...
Neden benim ağzımı takındın senin kendine ait bir ağzın yok mu ?
Kendini sınırlayabilirsin buna kimsenin birşey deme hakkı olmaz...
Eğer yapılacak çalışma ortak ise bunu daha önce de yaptık katılımcıların iradesi öncelikli olmalı...
Kendini sınırla hemde dolu dizgin sınırla...
O zaman şöyle olacak sen kendini sınırlayacaksın ama bunu ben kendimi sınırlıyorum diye genele yansıtıyorsun bunun anlamı ne olabilir...
" siz hele sınırsızını görün " mü ?
Toplamak gerekirse...
Ortak çalışma güzel...Birlikte şiir oluşturma çabası yerinde...Ama başlangıcı yapmadan , katılımcıların kimse olduğunu bilmeden ve şiirin ilerleyen zaman içerisinde ne hal alacağı meçhulken yönlendirme yanlış...
Bu çaba şiire yön verme çabasıdır...
Şiire yön vermek katılımcının yüreğine yön vermek sayılır...
Bu yanlış...
Değerli arkadaşlar,
ben sürekli "ağ" içinde olmadığımdan takip edemedim; ama bu süre içinde anlaşılan bir sorun çıkmış; doğrusu, buna herhangi bir noktasından neden olduysam, özür dilerim. Ben sahiden sadece gereksiz tartışmalar yerine biraz birlikte uğraşalım, eğlenelim, ciddi olalım (hepsi beraber pekala olabilir); ben kendi adıma her türlü sınırlamaya vey yönlendirilmeye hazır olduğumu; başka arkadaşların (tabii ki makuliyet sınırları içindeki) önerilerine her zaman açık ve uyumlu davranmayı hiçbir şekilde sorun olarak görmüyorum; elbette ki sınırlama ve yönlendirme olacak, elbette ki "ortak" noktaları arayacağız, bunun için de herkesin görüşü bence önemli. Neden bu kadar zorlanıyoruz bunda, anlayamıyorum sahiden.
Şöyle diyelim: ortak şiir yazma niyeti olan arkadaşlar var mı? özel istekler söz konusu mu (örneğin ben -ama illa da olacak diye diretmeden söylüyorum!- ilk öneri yazımda belirttiğim şeyleri yeğlerdim, ama zorla güzellik olmaz ya...); ben şahsen yönlendirilmeye ve başka arkadaşlar tarafından sınırlandırılmaya hazırım (bu bağlamda son iletimde de kendi mısraımı Kenan'ın eklemesi doğrultusunda değiştirmeye bile kalkıştım, ne var ki bunda? Uyumlu olmaktan daha öte bir değer düşünülebilir mi? Kendi benliğimize zaten sahip değil miyiz, ki onun için çaba ve ayrı bir kaygı içine girelim?) Her neyse, benim kastım şu an kimseye akıl vermeden akıl almak aslında, onun için susuyor ve önerileriniz bekliyorum...makul olması şartıyla her türlü öneriye uyarım.
Suyel