LACİVERT DERGİSİ SİZİ BEKLİYOR.
SEVGİLİ KENAN,
kimi yayınevleri taksitle kitap çıkarma imkanı çıkardı,
tabi burda her kitap çıkarana yazar/şair denemez,
bastırmışlar parayı, kitap çıkarıyor adamlar,
ki kaygıları yok, satılsın diye,
onların paraları var,
kendilerini tatmin etmek istiyorlar,
edebiyat çevreleri onları umursamasa da olur,
kitap çıkarma özlemiyle yanan, bu uğurda seve seve para harcayacak yüzlerce insan var,
Kİ,
siz böyle bir işe bulaşsanız,
ki sizin yapacağınız iyi bir şey olur,
bunca vatandaşı topladın buraya,
bence becerebilirsin,
nasıl olur, önce kitap çıkarmak isteyenler belirlenir,
bunlardan para toplanır,
hani kadınların yaptıkları altın günü gibi
sırayala kitaplar basılır,
kitapların satışı için de, yazarlar ve burdaki herkes bir eylem yapar,
hasetlik yok, birşeyler yapmak biri için,
peki kitap satılır mı,
neden satılmasın,
önce duyurular verilir, kitabın satılması için gerekenler yapılır,
bir rüzgar gibi, başladı mı büyür bu,
2000 kitabı 900 ytl ye çıkarıyorlar, herşey dahil buna,
yani kenan, bunun riski de yok,
kitap çıkaran yazar, kitabını çevresine satsa, tamam,
sen sadece işin başında olacaksın, birileri de organizasyonları yapacak,
bilirsin, editör olcak, kurul vs,
valla ben bir derginin bir kitabın nasıl çıktığını epey iyi öğrendim,
yaşanacak zorlukları da,
ama bütün bunlar aşılır,
ben bunu gördüm,
böyle bir işe girişsek şahane olur,
burda iyi yazan arkadaşlar var,
İzEdebiyat
118 görüntülenme · 526 ileti
Merhaba;
Sevgili site yöneticileri!....Yazıların puntosu neden küçüldü?Eski düzen daha iyiydi.Zaten ekrandan okumak zorluyor gözleri; bir de harfler küçük olunca daha da zorlanıyorum.Özellikle uzun düzyazılarda.........Herkese sevgiler....
not:Ha! Unutmadan söyley'im: Sakın gözlük önermeyi, çünkü var...:)
Susmaların hayrına erişmişler...Canavar kelimelere esirlikten kurtulmuşlar...
Susmanın ve uyarmanın yalakalık olmadığını anlayanlar...
Ben en büyüğüm derdini çöpe atanlar...
Bilmediklerini ayaklarının altına koyunca başının göğe ereceğini bilenler...
Pusatsız forum yazarları , dilinde ki zehri içine akıtanlar....
Eyvallah...
Ben şiir yazan biriyim. Siteyle tanışalı yaklaşık on beş bilemedim yirmi gün oldu.Müthiş beğenerek ve bu siteyi oluşturan veya katkıda bulunan herkeze minnet duyarak üye oldum.Kendi çapımda yaptığım çalışmalardan bir kısmını bir kaç gün arayla yazdım.Ama bir türlü muvaffak olamadım.Bu konuda aslında kendimi şanslı hissettiğimi de itiraf etmeliyim.Ya ben bir roman yada hikaye yazarı olsaydım halim ne olurdu?
Bir ikincisi forumlara katılan bazı kimselerin son derece sevimsiz, argo ve küfür dolu metinleri aktarabildikleri ve bu forumların amacından çok uzaklaşmış bir durumda sokakladaki tinerci ve balicilerin üslubuyla konuşan kişilerle dolduğuna esefle şahit oluyorum.
Forumu terk ediyorum şimdilik.
Asıl sahiplenenlere bırakıyorum.
Burada ahkam kesip de bağış listesinde adlarını dahi görmediğim şahsiyetlerin,
kalem dövüştürmelerini uzaktan izlemeyi daha uygun buluyorum.
Şimdilik bu uzaklaşma kararını alışımın en büyük sebebi ise; foruma katılanların kimliklerini tespit edememem. Yani kimin kim olduğunu anlayamamam. Böyle bir ortamda bulunmanın da, kendim açısından, karakterime ters düştüğüne inanıyorum.
Foruma katılan bazı şahsiyetlerin iki yada üç kimlik ve adresle foruma katıldıklarından şüpheleniyorum. Sakın bana “Çamur at, izi kalsın yapıyorsun, bildiklerini söyle?” demeyin. Söyleyemem, çünkü bu bir şüphe. Delil olmadan isim vermem mümkün değil. Kimseyi töhmet altında bırakmak istemiyorum.
Ayrıca bir edebiyat sitesinde, ırkçı ve siyasi görüşlerin şovunu izlemeyi de hiç benimsemiyor; dolayısı ile onların arasında bulunmak istemiyorum.
Herkese iyi eğlenceler diliyorum.
Egolarını tatmin edenler var ise onlara da iyi tatminler diyorum.
Hoşça ve dostça kalın…
kardesim kafayimi yediniz siz, ne demeye siliyorsunuz benim yazilarimi?
sizin sectiginiz bazi katilimcilara soz soylenmezken digerlerine atis serbest mi?
kim siliyor bu yazilari?
diren mi, ekin mi, kenan mi, zeynep mi?
delikanli gibi cikin karsima.
kahrolsun fasizim ve isbirlikci proletarya komprodor burjuvalar... zart zurt...
sezai
Yaratıcı Yazarlık forumu edebiyat tartışmaları için açıldı. Sesini sadece kavga gürültü çıktığında (ya da çıkarmak için) duyuran kişiler kendilerini çoktan belli ettiler. Bu kişilere ya da bu tür iletilere karşı en ufak bir hoşgörü göstermeye niyetimiz yok.
Eleştiri ve hakaret çok ayrı iki şey. Bir süre için forumu yakından takip edeceğiz, en ufak bir hakaret, sövgü ve/ya da iftira içeren iletiyi anında, hiçbir uyarıda bulunmaksızın sileceğiz. Yapılan tartışmalar edebiyat, kültür, sanat ve yazarlık içerikli olduğu sürece herhangi bir müdahalede bulunmayacağız. Ama kişileri hedef alan, kişilere saldırı amacıyla yazılmış, kişilerin özel postalarını ifşah eden ve genel olarak ortamı germeyi hedefleyen iletileri sileceğiz.
Forumda iletileri silinmiş ya da silinecek kişilerin yine forum aracılığıyla bizimle bağlantıya geçmeye çalışmaları durumunda bu iletileri de forumdan kaldıracağız ve özel posta yoluyla kendilerine yanıt yazacağız.
Kişi ayrımı yapmayacağız ve bu forumu [[U]]düşünceden yoksun[[/U]] bir 'dövüş alanı' olarak kullanmaya niyetli kişiler, tavırlarını değiştirinceye kadar da bu uygulama devam edecek. Uygulamayı 'despotça' 'otoriterce' ya da başka bir şekilde olumsuz bulan varsa, internetin 'dövüş kulübü' işlevini gören sayısız forum barındırdığını, tartışmalarını dahatlıkla oralarda devam ettirebileceklerini duyurmak isteriz.
Böyle bir kararı aldığımız için şimdiden üzgün olduğumuzu, kendi ellerimizle kurduğumuz ve işlettiğimiz bir sitede oluşan bu olumsuz havanın en kısa sürede giderilmesi için çalışacağımızı herkese duyurur, tüm İzEdebiyat dostlarına ve yazarlarına en içten saygılarımızı sunarız.
Diren Yardımlı
Olgun arkadaşım onur.Biraz sakin olsana!Neler kurup neleri kurguladın bilinmez tabii ki ama sanki biraz fazla hayal kırıklığına uğramış bir halin var.
Beni de boşuna kalem döğüştüren biri olarak niteleme kolaycılığına kaçmayacak kadar sezgilisin,biliyorum.Tabii ki sen bilirsin yinede.Seni anladığımı düşünüyorum.Yalnız iki konuda biraz ayrı düşünüyorum.
Bu siteyi sahiplenenleri itham etmemelisin, değilmi?sonuç itibariyle burayı keşfeden ve üye olan herkez bir nevi sahipleniyor.
Ayrıca yazarların büyük çoğunluğu insani erdemlerin çerçevesinde bir miktar egoisttir.
Bu onların sanatlarını tetikleyen bir itici güçtür.
Sende hoşçakal.Her şey gönlünce olsun.
Site maddi desteğine kavuştu sanırım. Ama hala ölü. Yeni yazı eklenemiyor. İyi yazarlar tek tek siteyi terk ediyor. Son derece iyi niyetlerle kurulan ve en amatöründen, en itiraf.com'cusundan, gerçek iyi yazarlara bir çok yazarı barındıran bir site, ilgisizlik ve toparlayıcı yeniden bir yaklaşım eksikliğinden dolayı ölüyor.
Haftalardır yeni bir yazı eklenmeyen, forumlarının bile kurak tartışmaların ötesine gidilmeyen bir mezarlık. Güzel insanlar yaşamıştı burada. Şimdi hepsi gittiler. Artık sadece mezar kazıcıların ortalıkta gezindiği bir yeşi alan.
Yinede tavsiyem üzerlerine bir avuç toprak serpilmiş güzelliklerin arasında dolşaın. Belki hiç beklemediğiniz bir anda, unutulmuş, ilgi görmemiş güzel bir yazıya raslayacaksınız bu mezarlıkta.
İzEdebiyat'a yüzün üzerinde yeni yazı geldi geçtiğimiz hafta; ancak İzlenim olarak çeşitli yayınevlerini İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı'na hazırlanmada yardımcı oluyoruz, (bildiğiniz gibi fuar önümüzdeki hafta başı açılıyor -kimse kaçırmasın deriz) dolayısıyla bu hafta siteye gereken vakti ayıramadık. Ancak şimdi tüm yeni gönderilen yazılar gözden geçirildi* ve sitede yerlerini aldılar; aralarında çok güzel yazılara ben şahsen rastladım.
İzEdebiyat ölmüyor, tersine bağış konusunda gördüğümüz muhteşem destek bizi sitenin geleceği için daha da umutlandırdı. Yakında yeni projeler, İzEdebiyat'ı internette edebiyatın merkezine yerleştirecek yeni atılımlar olabilir. Fforumlardaki bir süre önce gerçekleşen kısır tartışmalar kimseyi yanıltmasın. Sapasağlam ayaktayız.
----
*Düz yazılar gözden geçirildi; şiirler haftasonuna kaldı.
Diren Bey yazdıklarınızı okuduğuma ve yeni yazıların eklendiğine sevindiğimi belirtmek isterim. Birde bir haftadan önce gönderilmiş yazılara nasıl ulaşacağımızı söylerseniz?
Yazıların eklenmesinde gecikmelerin siteyi düzenli takip edenlerde bir azalmaya sebep oldu mu? Son bir ay içinde eklediğim yazıların okunma sayılarında ciddi bir azalma gözlemlemiyor değilim, ama belki bu benim zayıf ve çok amatör yazılarıma özel bir durumdur...
İzedebiyat öncesi ortak yer aldığımız bir sitede yazılarıyla tanışmıştım ama şahsen tanışmamız izedebiyat'ta oldu. Arkadaşlığımız, dostluğa dönüştü... Kimliği, kişiliği, duruşu, tam manasıyla -"müsvedde" değil- "insan"dır onun... "Keşke herkes böyle bir dosta sahip olabilse," diyeceğim geliyor ama, dostluğa sahip olmak için önce dost olmak gerektiğini düşündüğümden, diyemiyorum...
Bu forumda, sade ve çıkarsız bir çabanın ürünü olan "Lacivert" adlı derginin tanıtımını yapmak için yazı astığımda, kişilerle olan polemiklerini bahane ederek, hiç görmediği, bilmediği bir dergiyi, "bize kakalamaya çalışıyorlar" gibi, sözler söyleyenler de oldu, "siz kimsiniz" diyenler de... Bunları söyleyenleri, söylemleriyle başbaşa bırakıyorum...
O dönemde, İzmir'den beni arayan Seval Hanım, "ne uğraşıyorsun oralarda, çık gel buraya, dergiden de al yanına bir kaç tane... Hiç canını sıkma, gel buraya, benim yapım ve sunuculuğunu üstlendiğim TV programında tanıtalım dergiyi" dedi...
Atladım gittim. Beni, İzmir'in o sıcak insanlarına özgü sıcaklığıyla karşıladı ve bir saatlik programını, dergimizin tanıtımına tahsis etti...
Program sonrası çıkan ilk sayımız için, İzmir'den her zamanki gönderdiğimiz miktarın iki katı talep geldi. Seval Hanım'ın, gerek benim şahsıma, gerekse dergimize gösterdiği katkı, takdire şayandır.
İnsanlar, ne isterse yapabilir ama, ne konuşacaksa on kere düşünmesi gerekir. Düşünmeden konuşan kişiden ne yazar olur ne de okur... Hele hele, hiç bir bilgisi olmadığı bir konu hakkında yorum yapmak, sadece "yazıyorum" diyen birine değil, hiç kimseye yakışmaz. Yakışmaktan da öte, yorum sahibini küçültür de...
Bir izedebiyatlı olan Seval Hanım'ın bu "yüreklendirici" davranışı, sadece umut verici olmakla kalmadı, aynı zamanda, "[[B]]saygısızlığı, hakareti; forumlarda düşünce beyanı olarak algılayan zihniyete verilmiş[[/B]]" en güzel bir yanıt oldu...
Bana böyle bir dost verdiğin için, teşekkürler sana izedebiyat... İyi ki varsın...
Sevgili Var Samsa,
Yeni eklenen yazıları düzenli takip edebilmek için şöyle bir sayfamız var:
http://www.izedebiyat.com/arsiv.asp
Geçen haftaki sayılara baktım; evet, ufak da olsa bir düşüş yaşanmış. Ama bu yeni bir şey değil; sayılar her zaman dalgalanıyor. Genel duruşumuz, site ortalama her gün biraz daha büyüyor; hem yazar, hem okur açısından. Dönem dönem yazar açısından büyüme daha hızlı olduğunda, ister istemez, yazı başına düşen okunma sayısında azalma oluyor. Eminim sizin yazılarınızdaki azalma da bununla ilgilidir.
Üyelere gönderilmek üzere haftalık bir bülten başlatsak mı diye düşünüyoruz.
Fikirlerinize açığız.
Diren
Dergi okuru musun? Editöründen bul inşallah!
Asistanım, hacı kız Yeşim, iftar bahanesiyle eve erken kaçtı.. Aklımdayken söyleyeyim.. Bizim gazetenin yedinci katı var hani, benim ikâmet erliğim kat.. Adam geçmez, kuş uçmaz..
Bursa'nın meşhur "Şehreküstü Mahallesi" gibi..
Oradan galat, bizim kata isim bulmak icap etse "Gazeteyeküstü Katı" demek uygun olur..
İşte bu katın kızlarına bir haller oldu.. Cümlesi oruca başladı..
Haydi İlkay'ı, Seçil'i, Yeşim'i hatta İclâl Hanım'ı dahi anlarım.. Ne var ki Tuğçe Baran'ı çözemiyorum..
***
Ramazan'ı idrak ettiğimiz herhalde Kemancı'da veya Roxy'de zıp zıp zıplarken geldi aklına..
Belki de gittiği gece kulübündeki ışıkçı oğlan bunun gözüne spotu bilerek tuttu.. Bu da dans zıplamasının yükselttiği adrenalin etkisi ile onu nurani bir işaret saydı..
Ani bir kararla oruç tutmaya azmetti.. Durumun başka açıklaması yok.. Her neyse.. Diyeceğim o ki bizim "Gazeteyeküstü katında" iftar saati geldi mi nisa taifesinden kimse kalmıyor..
Dolayısı ile aklıma bir mesele takıldığında Aytekin Hocam'dan
başka istişare edecek birini bulamıyorum..
Adet böyledir
Piyasaya yeni giren ve fırtına etkisi yaratan aylık kadın dergisinin editör yazısını okuyordum..
Editör yazısı aylık dergilerin en iddialı yazısıdır.. Yakından takip edenler bilir ki o dergiyi yapan her kim ise "editör" yazısında dergiyi değil kendini över..
Varsın olsun.. İki satır kendine çiziktirse bile bir satır da dergi için attırır..
Hem kendi namı yürür hem de derginin ne kadar güzel bir şey olduğunu okuyucu anlar..
Aylık kadın dergilerinin editörlük makamı bilindiği gibi kadınların tekelindedir..
Kadın editörler ayda bir kaleme aldıkları yazılarında dergiyi överken kullandıkları cümleleri bitirdiklerinde mesaj verme ihtiyacı duyarlar..
Verdikleri mesaj da genellikle "İş hayatında, özellikle de medyada kadınlara yeterince değer verilmiyor.." olur..
Benim okuduğum "editör köşesinde" bir erkeğin imzası vardı.. Yazının her satırı birkaç bin beyin hücremi telef etti..
Yazı "Gerçekten daha gerçek, alabildiğince düş kurmaksa bazen, bu en gerçek kadına ait bir harita." cümlesiyle başlıyordu..
Cümlenin içinden haliyle çıkamadım.. Önce kendimden şüphelendim.. Son zamanlarda zihin pekliği çekiyorum, kafamın için pıtırdak dolu..
"Zahir ben anlamadım.." dedim..
Cümleyi bir daha okudum.. Bu askeriyenin şifresi değilse ne? Hele biraz daha okuyalım, belki meali kendiliğinden açılır fikriyle devam ettim.. Buyrun devam cümlesine:
"Konuştuğunda sessizliğin hakim olduğu. Sözleri, beklentilerin ötesinde başka duraklara taşıyan, daha fazlasını aitlenen."
Yetiş ya fettah!
Çözmek mümkün değil.. Gerçi cümlede bir "durak" sözcüğü geçiyor ama! Acaba otobüs bekliyordu da geç geldiğinden ona mı kızdı, desem uymuyor..
Laflar pek bir şiirsel.. Otobüse kızan vatandaş cümleye belden aşağı başlar.. Bunun lafları yüksekten uçuyor..
Lakin "Ay doğar bedir Allah.. Bu nasıl şiir Allah?" da diyemiyorum.. Şiirden biraz anlarım.. Lisede edebiyat kolundaydım.. Üstelik Cici Şekerlemeleri'nin kâğıdında her zaman bir şiir, bir mani olurdu..
O şiirleri kızlara yazdığımız mektupların içine katmak için saklardık.. Oradan biliyorum ki şiirin lafları alt alta yazılır.. Böyle "yellen yellen ipe diz" yöntemi ile yan yana getirilmez..
İçimdeki merak beni azdırdığından bir cümle daha okudum..
"Birlikte yol aldığı bir iş dünyası var, şehirle, sokakla iletişim kurduğu. Seçiciliğinin en yukarıdaki izdüşümü kendi yaşadığı gerçeklerinde."
***
Benim pes edip, Okay Gönensin'in yanına koştuğum yer yazının burasıdır.. Gittim, dergiyi Bay
Okay'ın eline tutuşturdum..
Bay Okay kitap meraklısıdır.. İstanbul'un sahaflarını kurutan odur.. Türkçe, Fransızca ne bulursa alır.. Ayda kırk elli kitap..
Normal bir insanın o kitapları okumaya ömrü yetmeyeceğinden bunları evinde istifler.. Bir iddiaya göre kitapların seyrine duruyor.. Bir iddiaya göre kitaplar onu seyrediyor..
Ezcümle.. Bay Okay yazıya uzun uzun baktı.. Söktüremedi.. Onu belli etmemek için yazıyı yavaş okuyormuş gibi yapıp baştan okudu.. Üçüncü okuması, gayri saklanacak bir şey kalmadığından aleniydi..
Yüksek sesle ve hece hece..
Allah korudu..
Çektim elinden aldım dergiyi.. Bay Okay ile aramız pek iyi değildir ama insan acıyor ne de olsa.. Rakik bir kalbim vardır.. Rakik olmasa dergiyi elinde bırakır;
"Gece teraslardan şehrin ışıklarına senaryolar yazıyor." cümlesiyle başlayıp "Yaşamın ritmini çellodan duymaya âşık. Düşleri adına, insanlık adına dileklerini Aya Yorgi'nin dilek kutusuna bırakıyor şiirsel el yazısıyla." cümleleriyle biten orta kısmı da okuturdum..
Bir daha öldür Allah kendine gelemezdi.. Akıl hastanesine ziyaretçi gitse, iki kefil bulmadan gerisin geri dışan bırakmazlardı..
***
Dergiyi en son Aytekin Hocam'a emanet ettim.. İlk birkaç okuyuşunda o da altından kalkamadı.. Ama ar etti.. "Dergi bende kalsın.. Birkaç güne kadar bu yazıyı deşifre ederim.." dedi..
Allah acısın..
Benim durumuma gelince.. Kararım karar.. Yarın Yeşim'i yakalar yakalamaz eline bugün hazırladığım A4 ebadındaki kâğıdı verip kapıma yapıştırmasını isteyeceğim..
Kâğıt küçük bir duyuruyu kapsıyor.. Üzerinde;
"Her türlü dergiye editör yazısı yazılır.. Ruhsat yenilenir.. Tapuda iş takip edilir.." diye yazıyor..
...............................................................................................................................
Sesi gelir takur tukur.. Baktım ki kitap okur..
TÜYAP'ın İstanbul Kitap Fuarı dün açıldı..
Geçen yıl fuarı 300 bin kişi gezmiş.. Ziyaretçilere kaç kitap satılmış bilmem..
Gidenler aldıkları kitapları okudu mu yoksa eve girip çıkanların rahatça görebileceği bir yere koyup "Vay bee.. Amma kültürlü çocuk.." dedirtme siyaseti güttüler onu da bilmem..
Ama şundan eminim:
Bu yılın çok satanları; yine gazete haberlerinin devamı kıvamında yazanların folluğundan çıkanlar olacak..
İyi yazarların kitapları altta kalacak.. Çok satanlar "marifet kendilerinden menkûl imiş.." gibi şişinecek..
***
Bir hafta içinde elime üç adet kitap eki geçti.. Biri bizim gazetenin diğerleri refiklerimizin..
Sayfa sayfa "çok satması beklenen" kitapların ilânları gördüm.. Dişe gelen kitaplar ise ya satir aralarında kalmış veya esamesi okunmamış..
Temsil Mario Puzo'nun berbat romanı "Karanlık Arena" tam sayfa ilân sıralamasında birinci..
Romanın üzerine bal görmüş sinek gibi üşüşenler "Baba" kıvamında bir çalışma beklerken, yerli TV dizilerinin yüzde onunu bile yakalayamayan bir senaryo taslağı ile karşılaşıyor.. Oh olsun!
İhsan Oktay Anar
Sözüm ona bir Selahâttin Eyyû-bi destanı olan "Tozkoparan" adlı roman da sefalet belgesi.. İskandinav ahalisinden Thorvald Steen adlı fukara kaleme almış..
Popondan büyük yellenmeye kalkarsan böyle olur işte..
Ortaya okunması, keyif alması imkânsız birşey çıkarmış.. Yayınevinin editörleri de bilmiştir bunun böyle olacağını ama Kürt asıllı ahaliye güvenip sürmüşlerdir piyasaya..
Lafı getireceğim yer şu.. Bizim ahalinin kitap konusundaki refleksi kaybolmuş.. Kitap okumak arada bir akıllarına geldiğinden neyi seçtikleri, neyi aradıkları belli değil..
O yüzdendir ki İhsan Oktay Anar'ın son kitabı "Amat"ı da farkeden olmamıştır.. Zaten kitap eklerinde adı geçmiyordu.. Sadece biri, Hürriyet'in eki tek sütuna beş on satırla bir şeyler çiziktirmiş..
Allah bu İhsan Oktay Anar'dan razı olsun.. Kalemi altın olsun.. Sayesinde doğru dürüst bir roman okuyabildim..
Olur a! Cennete gidersem payıma düşecek huri ve gılmanların yansını şimdiden ona hediye ediyorum..
***
Konusu bir Osmanlı gemisinde geçen müthiş bir roman yazmış.. Denize dair ayrıntıları öyle iyi ve zengin kullanmış ki kitap sanki Osmanlı'nın Kaptan-ı Deryaları'nın birinin elinden çıkma..
Hayali kaynakları(*) okuyanı hem güldürüyor hem de "zengin kültürümüz" diye bilip bilmeden sallayanlara tokaç vuruyor..
(*) Tezâkirü'l Mücrimin.. Kamû-sü'l Desais.. Kitabü'l İber.. Kevaşi-fü'l Melanet ve'l Habaset.. El Müsvette fi Usûlû'l Livâta.. Akâidü'l Rezâil.. El Beyan fi Makasid'ül Lûtiyân
Şen ola İstanbul..
İhsan Oktay Anar gibi Reha Çamuroğlu gibi Zülfü Livaneli vb. gibi eli gerçekten kalem tutanların işi zor.. Bebek yüzlü oğlanlar ve eli çenesinde poz veren kızlarla rekabet şansı yok..
Pop kültürün üstü logolu flamaları her yerde sallanıyor.. Hem de kiminin direği karnımıza, kiminin ki popomuza dikilmiş..
Biz ırgalanıp göbek attıkça, kalça savurdukça o pahalı tasanmlı bayraklar gururla dalgalanıyor.. Şen olasın Şehr-i İstanbul.. Yarattığın kültürle beyinlerimiz; kuyuya sallandırılmış karpuz gibi çatlasın..
***
Ben ayağımı fuara atmıyorum.. Düzenli kitap alıcısıyım.. Değer verdiğim yazarları, çalışmaları kendim takip eder tedariklenirim.. O kalabalığın içine girmem..
Ayrıca okunmayan yazarların; önlerine konan kitap yığınlarının arkasında imza için gelenleri beklemesini görmek, onları bir çerçi düzeni içinde seyretmek ağırıma gidiyor..
Kötü yazar bile olsalar, eli bir şekilde kalem tutanların, kitap panayırlarında işporta nizamında bekleşmeleri hoş değil..
İçim parçalandı..
Hak edenler yok mu? Var tabii.. Bir tanesini geçmiş fuarların birinde görmüştüm..
Umre çağı gelmiş bir hanım yazar (Ki evlenmemiştir.. Hatta erkek anatomisi hakkında en küçük fikri yoktur.. Öldüğünde Yılmaz Erdoğan'ın Oto Gargara'daki repliği gibi "Açılmadan cennete iade paket.." muamelesi göreceği kesindir..) yazdığı hisli aşk romanlarına müşteri bekliyordu..
Göz göze gelmemek için oturduğu tezgâhın ötesinden dolandım.. Ona bile oh olsun diyemiyorum..
***
Oh diyeceklerim hiç mi yok? Olmaz olur mu?
Hani simetromani hastası psikiyatra gitmiş.. Derdi herşeye kızmak.. Doktor derdin kaynağını bulmak için özel hayatını kurcalıyor, sorular soruyor.. Lakin her cevabın ucu bir yere taştığından meselenin içinden çıkamıyor..
En sonunda "En çok neye kızarsın?" sorusunu dayamış.. Hasta cevap vermiş:
"Doktor bey.. Sinek uçup geliyor, duvara konuyor, değil mi.. Eğri kondu mu işte ona kızarım.."
Cinnet halim..
Benim zihnimdeki duvara eğri konanlar da "aşk üzerine" yazı yazanlar..
Daha doğrusu içinden çıkılmaz aşk cümleleri üretip, bunları alt alta dizdirerek kitap haline getiren sevgi esnafı..
Elime geçtiklerinde daha ilk cümlelerden itibaren sinirleniyorum..
"Seni görüp de tanımamam yağmurlu bir havada ıslanmamak gibi.. O bulutların taşıdığı sanki benim umutsuzluğum, içimde kördüğüm olan sarmal beklentilerim.." türünden bir cümle okuduğumda istiyorum ki elimin altında bir nacak olsun.. Bir de et tahtası..
Kitabı o tahtanın üzerine koyup üzerine nacağımla "Ya Settar! Ya Rahman! Ya gaffur" diye naralanarak varayım..
"Kızı bu laflarla kandıramadın.. Kolasına atacak hap da mı bulamadın?" deyip o abaza kerhanecinin fikriyatı lime lime edeyim..
Bir fikir adamı olarak kendimden beklentim budur.. Fırsat verirlerse bunu fuardaki stantlardan birinde de yaparım..