İzEdebiyat
123 görüntülenme · 526 ileti
Bazen insanlar nereye ne yazacaklarını bilemeyebilir.Elinden tutmak ve doğru yere yönlendirmek sanırım kızgınlıktan daha iyidir. Bir de insanların bu tür yerlere gelirken yaşadığı çelişkilere bu tür sıkıntıları eklemeyelim. Biz birbirimize yardımcı olmazsak, kime konuşabileceğiz öyle değil mi?Hepinize hoşgörülü bol yazınlar dilerim.
Yazın, sanal mekanlara göç etmiş durumda,yakın geçmişimizde edebiyat emekçilerinin adres edindiği ve edebiyatın 'manifaktür' evresini konuştukları ne bir kahve ne de bir han kaldı artık.'Bu yok oluşun nedenlerinden biri de edebiyatın endüstri haline gelmesidir' diyor Ahmet Oktay.Teknolojik edebiyat eskiye ait birçok üslubu da sonsuzluğa yolcu ediyor ve herşeyin rengi daha çabuk soluklaşıyor.
Son yüzyılda birçok evreden geçmiş Türk şiiri yeni bir dönemin eşiğinde soluklanıyor.Şiir tıkandı söylemleri bu soluklanmada(bu kıyafet değişikliğinde) hissedilen durağanlıktan kaynaklanıyor.Her yeni dönemin başlangıcında olduğu gibi...
Şiir farklı platformlara taşınsa da gücünü birikiminden almaya devam edecektir kanısındayım.
Yazıya zaman/emek ve enerji vakfeden dostları selamlıyorum.
Yuvaya kabul civcivleri aşı ile mi test ediyorsunuz, burunlarından akan sümük ile mi belirliyorsunuz? Merihli toplantınız nasıl geçti? 14 Aktif, 25 pasif üyeler mi cillop.
Sonra utanmadan ettiğiniz küfürleri silerek buralarda adamlık taşlıyorsunuz. Ben aleni ederim, senin gibi msn de reklam yapmam. İZ' hakkında ettiğin küfürleri tekrarla, Kenana neler ettin?
Yeni katılan arkadaşımız Engin Satılmış'ın (hoş geldiniz Engin!) şiirin soluklanmaları ile ilgili saptamalarına katılıyorum büyük oranda. Yazınsal ürünlerin oluşumu bağlamında elbette ki kesin ve tek hesap yoktur, fakat, Engin'in de belirttiği gibi "Şiir farklı platformlara taşınsa da gücünü birikiminden almaya devam edecektir" şeklindeki genel yargı göz önünde tutulursa, şiirin (ve genel anlamda yazının) kendi güzergahında soluğunu eşyalara ve biçimlere aksettirmesi hiçbir koşul ve zamanda daralmayacak veya genişlemeyecektir; nasıl ki Orpheus (Yunanlılara göre şiirin Tanrısı), bir sazla başladıysa yeryüzü müziğini biçime dönüştürmeye, nasıl ki sonraları bu müziğe "sözcük" dahil olduysa, nasıl ki sözcükle beraber zaman içinde "anlam aktarımı" ve "mesaj" şiirin özüne katıldıysa, ve yüzyıllardır çeşitli "gelişmeler" şiirin kendi özünden uzaklaştığı hissini uyandırsa da, hep şiir kendi kendini yeni oluşum içinde (özüyle de) koruyabilmiştir;
Sanırım şu ifadeyle her bir yöne bir göndermede bulunabiliriz:
Beri tarafta bizi ayıran şeyler, öte tarafta -yani şiir tarafında- kendiliğinden birleşiyordur. O duyusal dünyaya geçiş sırasında her bir sözcük (en belirsizi bile) büyülenerek kendine gelircesine, bu tarafta ona atfetmeye alıştığımız "değer"inin ötesinde bir boyuta erişiyor, bunun için bizim bir şeyi kastetmemiz bile gerekmez.
Suyel
Not: Şiirin soluklanmaları dışında bir şeyle ilgilenmek ve şu ya da bunun kaygısı içinde olmak, doğru eşyaları ya yanlış tartıya koymaktır ya da yanlış eşyaları doğru tartıyla tartmaya çalışmaktır sadece. Bu kafa karışıklığından beslenmenin adını da siz koyun artık, benim lugatım burada tükeniyor.
Piyango sanaymış…
Aslında ben Necati’ye diyecektim ama baktım kapüşonlu, üniformasını çıkartmış, yıldızlarla ladese tutuşmuş. Maksat aynada gördüğü yüzle barışık olmakmış, şimdi yerinde migros olan meydanda eskiden sihirli aynaların da olduğu bir lunapark vardı. Eş zamanlı cüce veya dev olmak, bakanın aynasına göre değiştiği göz kırılması. Yine aynı mekânda üç bekçi, uzun zincirleri olan döner salıncağa binmeyi kafaya koymuşlar. İkisi oturmuş, üçüncüsü başlat butonuna basarak, koşar adım kendisini bir salıncağa atmış. Dönmüşler! Akşamdan kalma, sabahtan sorumlu makinist, devri âlem yapan bekçileri görünce nutku tutulmuş. Üç baygın bekçi, ambulans, hastane falan…
Süryani mezarlığının zehirli çitlembikleri…
Misketlerimiz olmadan önce, gazoz kapağına veya kibrit kutularının allı, yeşilli resimlerine düş kurardık. Kendimizi bir çemberin içine para atarken bulduğumuzda, saklambaç ve kurtarmaca oyunlarımız, biz daha kapıların zilini çalıp, kaçmadan bitmişti. Şimdi anladığım ne güzellik ki, iki ayrı ölüleri sadece bir duvarın ayırdığı. Tütsülerden mi korkmuştuk… Duvarın ayırdığı aynı toprakta da çitlembik ağaçları.
Dönme dolap beygiri…
İpini çözdüğünde aynı çapta kırlarda dönen beygirin arpasını bol vermeli. Dönmeye şartlanmış olması onu deli yapmaz. Kuzulara özenerek kırları arşınlaması, pamuk tarlalarından koparıp, yüzüne makyaj yaptığı aklıklarla da bu iş olmaz.
Sektirilmiş taşlar senfonisi…
Her yaz denize ilk adım atışta başlar göz aramaları. Kimsenin bulamadığı bir kabuk veya ilk atanın daha az sektirdiği ince ve yassı bir taş. Elbette kuralları vardır, geçen seneden kalma bir taşı sektirmenin. Birinci kural, bulduğunuz taşı etrafınızda bulunanlara göstereceksiniz. İkinci kural, taşı sektirmeye yeltendiğiniz istikameti atar gibi yaparak, atmayarak gözlerin odaklanmasını sağlayacaksınız. Üçüncü kural, denize sıfır olana kadar çömelecek, güneş gözlüklerinizi düzeltecek, son kez arkanıza bakacak ve o nadide taşı denize savuracaksınız. Sekme sayısı anlamını tam burada yitiriyor. Seneye siz o taşı bulacak mısınız, hadi bulamadınız, bulan kaç sektirecek farkında mısınız?
Salya, sümük…
Biliyorum, söyleyeceklerim, kendisi için yeni bir dalga geçme ve takılma (hatta bir olasılık sövme) vesilesi olacaktır, en iyimser beklentiyle yardakçılıkla suçlanacağım (aslında bu durumda en iyisi: beklentisiz olmak, zira Nida her beklentiyi boşa çıkarmada ustadır-); bence bu hakkı Nida'ya çok görmemeli, ve bu sözlerimde son derece ciddiyim ve samimiyim,- nedeni açık: Nida, bu son yazdığı kısa metinlerle (tür olarak nedir tanımlanamaz bence!) sadece bu site bağlamında değil, başka düzlemde de ender ve çok değerli bir şeyi ortaya koymuş oldu. Ben boyumun ölçüsünü aldım demek zorundayım: muhteşem dil, muhteşem ve esaslı duyarlılık; sahici hayat duyusu, tam tamına "kendindelik": çok teşekkürler Nida. Kime ne amaçla yazdığınızı bilemem, ama muhteşem yazmışsınız, her bir satırı ve her bir sözcüğü büyük bir itina ve ağzımda en güzel şarabın tadıyla okudum; çözümlemek isterdim ama biliyorum ki siz buna kızacaksınız, öfkeleneceksiniz, belki de bu öfkenizle haklı olacaksınız; hiçbir şey söylemeyeceğim, ama şunu belirtmeden de edemiyorum: bunlar yazınsallık açıdan birer biçimsel numunedir benim gözümde, bu nedenle de çok (yazmanın ne olduğu konusunda) öğretici niteliktedir.
Hem teşekkürler, hem tebriklerimi sunuyorum size.
Suyel
Dilini ayakkabılarını kullandığından daha kötü kullanan yazarlar... değil!
Düşgücü ve yaratım yeteğinden yoksun ozan bozuntuları... değil!
Kendini sanatına adamış insanların azlığı... değil!
Politik açmazlarla karışmış kafalar... değil!
Hayır, ne ilgisi var...
Yazıların onaylanmaması.
Teknik aksaklıklarla zamanında ilgilenilmemesi.
Bedelsiz sorumluluk altına giren insanların birer işletme çalışanı performansı göstermemeleri.
İnsanın bir abdest bozma ihtiyacı oluyor, bir de ağzını bozma... Bunu da öğrenmiş oldum...
Saygılar, diye ünlüyorum yani...
Dilimizde ki pürüzlerle Türk Edebiyatını kurtarmak derdine düşmedik diye...
Kırılgan kalemlerimizle Türk Şiirine yön vermedik diye...
Salyalı ağızların şairliğine göz yumduk diye...
Suçluyuz...
Bunları yapıp Türk Edebiyatını kurtaracağımıza " izedebiyatı" ın daha güzel olmasını istediğimiz için suçluyuz...
Kişilerin okumasının ve yazmasının sağlanması için daha sıkı çalışılması gerektiğini düşündüğümüz ve bunu dile getirdiğimiz için suçluyuz...
Türk Edebiyatının basamaklarından biri değil mi " izedebiyat" ?
"izedebiyat" ın daha verimli olmasının sağlanması için ettiğimiz kelamlar neden zorunuza gidiyor ?
Daha güzeli istemekle onun için bir şeyler yapmak arasında fark vardır. Bunu bildiğinizi düşünüyorum. Yüzsüzlüğün ve şımarıklığın sınırın nereden geçtiğini de bildiğinizi düşünüyorum. Size karşı sabrımın taşmak üzere olduğunu da bildiğinizi düşünüyorum. İzEdebiyat'ın güzel olabilmesi için onu çirkinleştiren şeylerin doğru tespit edilmesi gerektiğini de bildiğinizi düşünüyorum. Emek, para, zaman sarfedip siz bu ukalalıkları yapasınız diye uğraşan insanlarla nasıl konuşmanız gerektiği konusunda da üç beş fikriniz olduğundan eminim. Tüm İzEdebiyat ekibinin ortak kanısı "şu anda" ve "teknik olarak" İzEdebiyat bu! Bundan fazlası değil! Taşın altına elini sokmak isteyen ehil insanların sayısı artınca siz ve sizin gibi düşünenlerin şikayetleri azalacak, aksi takdirde "kuru gürültü" şu an için en son ihtiyacımız olan şey!
Saygılar...
Hayır olmadı ama her giden birşeyler götürdü...Üzerinde yüklü bir değer varsa giderken değer götürdü...
Lafın bana ise benim dokunduğum noktalar gitmek için değil getirmek , kazandırmak ve tutmakiçindir...
yolunda gitmeyen birşeyler varsa bunun dile gelmesi neden rahatsız ediyor anlamıyorum...
Kenan,
ben katılmak, yani bir şekilde iş yükünü azaltmak bağlamında vaktim ve durumum el verdiği oranda katılmak isterim. Bana ne gibi konularda nasıl yardım olunması gerektiğini bir şekilde ulaştırabilirseniz, beceri ve deneyimim doğrultusunda düşünür, size bildiririm; ancak sadece "yük taşımaya" değer bir yanım vardır, başka (örneğin yönlendirmek, karar vermek, vb.) durumlarda hem cahil hem zayıf bir insanımdır.
Suyel
Derebeylik mi başaldı izedebiyatta ?
Şiir editörü kendi görüşlerine uygun olmayan iletileri silme hakkını nerden alıyor ?
Ben yazayım Kenan Şahin silsin bundan sonra...
Elde bulunan imkanlardan bahsediyorsun , ben bu imkanların çözülebileceği yolunda adım atalım diyorum , sen sabrım taştı iletini sildim diyorsun....
Demek ki senin imkan dediğin şey güzele doğru gitmeyelim ama benim dediğim olsun...
Ortada bir durgunluk , bir suskunluk bir boşluk varken üç maymunu oynayıp hiçbirşey yok gibi mi davransaydım ?
Evet kardeşim " izedebiyat" ın sorunları var hemde sadece şiir güncellemeyle sınırlandırılamayacak sorunlar var...
Neden " evet ya sorunlarımız var bunun için söyle yapalım , buyrun arkadaşlar öneriler sunun " gibi bir tavır koymak yerine sorunun dile getirilmesinden dolayı rahatsız oluyorsunuz ?
Tekrarlıyorum " HODRİ MEYDAN " oturalım sorunları ve çözümleri konuşalım...
değerli arkadaşlar,
herkesin ortalama bir iyi niyetle izedebiyat daha iyi bir yer olsun diye çalıştığını, düşündüğünü, emek harcadığını düşünüyorum. bunun altında başka bir anlam arayıp kalbimi karartmayacağım.
izedebiyatta şiirlerin güncellenmesi ile ilgili sorun ile başlamamıştır hiçbirşey kanımca.
eleştiri kaçınılmazdır.
ancak bu tür bir sorumluluk almadığımız için, belki de gerçekten ne kadar özveri ile işlerini yaptığını bilmiyoruz. bu konular ne zaman açılsa editörler lütfen 100 kere yollamayın yazılarınızı diye adeta çığlık atarken, geri kalanlar bu kadar da yavaş olamaz diyor.
muhtemel her iki tarafında kendine göre dinamikleri var.
neden aynı yazıyı bin kere gönderiyoruz? çünkü sürekli hata iletisi alıyoruz ve bu nedenle yollayamadığımızı düşünüp, yeniden deniyoruz. bu sadece teknik bir mesele iken, birdenbire bambaşka sıkıntılara yol açıyor?
meseleye bu açıdan bakılmalıdır.