Nida Bey, benim ne yapacağıma ve neyi, ne zaman, nasıl yapacağıma sen dahil hiç kimse karar karar veremez...
Benim, forumu reklam amacıyla kullanıyor olduğum kanısına nerden vardığında ayrı bir konu... Kaldı ki, böyle bir şey söz konusu olsa bile, bunu sorgulamakta sana düşmez...
Ne demek, "Hamamsa terle"... Sen kimsin ki, bunu söyleyebiliyorsun... Sitede benim elektronik posta adresim var... Senin de, [[B]]ulaşılamayan[[/B]] bir elektronik posta adresin var... Bana o, tutuklu adresinden ulaşıp yazıp konuşabileceğin bir konuyu site forumuna taşıman, "tellak"lığından mı kaynaklanıyor sorusunu getirdi aklıma...
Kendimi bildim bileli, bütün hayatım boyunca ne yapacağıma, neyi ne zaman yapacağıma her zaman kendim karar verdim ve bundan sonra da öyle olacaktır... Kimse bana, "şunu yap"..."şunu şöyle yap" diyemez... Hoş, dese de fark etmez, ben ne yapacaksam yine onu yaparım... Kimsenin yönlendirmesiyle hareket etmedim ve etmem de... Sen de dahil hiç kimse beni yönetemez, yönlendiremez...
Neyse ki, notunun sonunda doğru bir şey söyleyebilmişsin... "Seval; kalemi sağlam bir kişi"... Ve neyse ki, burada, üç yanlış bir doğruyu götürmüyor...
İzEdebiyat
101 görüntülenme · 526 ileti
Diren Bey selamlar,
Bir önceki iletinizdeki yaklaşımla çözülemeyen bir sorundu benim ortaya attığım. Zaten basitçe arşivden ulaşılabiliyor olsaydı, oradan ulaşırdım.
Sorun şu: Arşivden ulaşılabilen yazılar için şu seçenekler mevcut: Bugün, dün, son bir haftada ve son ayda gönderilen yazılar. Sorun ayın ilk haftası içinde ortaya çıkıyor. Mesela eylül ayının 25. de gönderilen bir yazı sitede ancak ekim ayının 6. sında siteye yerleştirildiğinde -ki geçen ay öyle oldu-, yazılara ne son bir haftada ne de son ayda (yazı ekim ayında gönderilmediği için) seçeneği ile ulaşılamıyor. Oysa son ay seçeneği aylara bağlı değilde, 30 günlük bir dönemde gönderilen yazıları kapsayacak olsa, sorun çözümlenecek...
Bence kolayca çözüm getirilebilecek bir sorun. 6 ay kadar öncede son yayınlanan düz yazılarla şiirleri farklı kategorilerde yer veren sitenin güzel çözümler getirebiliyor olması beni bu sorunu da forumda dile getirmeye teşvik etti...
Selamlar...
merhaba
bir problem var sanırım sitede, ben çok fazla hata iletisi alıyorum bu bir
*
ayrıca okur üyeliğimde bir sorun var galiba? bunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum. şifrem de mail adresimde kayıtlı burada. daha önce mesela yorum yapabiliyordum. şimdi hata iletisi alıyorum.
**
genel bir sorun mu?
yoksa benim bir şey mi yapmam lazım?
**
Değerli Forum katılanları,
böyle bir (sanal) foruma ilk kez katılıyorum, aşağı yukarı 3 - 4 haftalık bir deneyimden sonra bende belli başlı görüşlerin olgunlaştığını hissediyorum. Bunların salt bana ait olmadığını; foruma katılanların çoğunun benzer veya aynı deneyimler ve/veya sorunlarla karşılaştığını özellikle belirtmeye gerek görmüyorum, sanırım kendiliğinden anlaşılır bir şey; bu nedenle konuyla ilgili olarak tartışmaya katılım beklentisiyle yazmaya karar verdim. Elimden geldiğince net, düzenli bir şekilde görüş ve deneyimlerimi sunmaya çalışacağım; lütfen, herhangi bir noktada belirsizlik varsa, yorum ve/veya yargıdan önce, o belirsizliğin ortadan kaldırılması yönündeki olanağı ve fırsatı kullanmayı yeğleyelim, kısacası: belirsizliklere dönük uyarı veya sorular sunalım.
Öncelikle böyle bir forumun olumlu taraflarını vurgulamak isterim:
A) Tartışma ve karşılıklı söylemlerle yüzleşme konusunda toplum olarak ne kadar iyi niyetli olsak da, böyle bir dinamik iletişim ortamını zenginleştirecek kanallar ülkemizde genelde tıkalıdır. İnsanlar kendi kabuğuna çekilmeyi yeğliyorlar sonunda, bütün iyi niyet ve güzel fırsatlara rağmen, üretken, canlı, katılımcı insanlar sonunda küsüyor, pes ediyor, kendini bırakıyor; bu kanımca, yerleşik bir düzenin en düşündürücü ve umut kırıcı etkisi olarak hemen hemen her aşamada yaşanılan bir gerçeklik: durmaksızın fikirler, idealler, düşler öğüten, yiyen, ufalayan ve sonra da kusan bir mekanizmaya dönüşmüş durumdadır toplumsal (kamusal) alan. İşte böyle bir forum, katılanlara tekrar kanallar açmaya, varolanların yerine yenilerini kurmaya, deneme sınama yoluyla dilsel bir açılım yolu inşa etmeye özendiriyor; bu da en büyük nimetidir. Bu nimetin bilincinde olarak ancak böyle bir forumun dinamik ve zenginleştirici işlevi korunabilir.
B) Forumun düzenleyici ve yönlendirici kurallar toplamını elbette ki gerekli ve yerinde görüyorum. Bu kurallar, katılım yoğunluğu esnasında işlevselleşirken, hiçbir üye için yaptırımlı bir güce sahip de değil, kanımca bu çok, çok büyük bir avantaj; başka bir deyişle: katılımcı, kendini özgür ve bağımsız olarak kurallar toplamı içinde görür, ya da görmez, onun kendi kararına kalmış bir şeydir. Bu bakımdan, bir katılımcı sadece "izleyici" konumunda kalabilir uzun süre, istediği anda veya durumda aktif olarak kendini dahil edebilir dinamik süreçlere. Böyle bir düzenleme veya gidişat kanımca, bizim gibi "toplumsal veya medeni cesaret" konusundaki -kanımca olumlu- geleneksel zincirleri -kanımca yine gerekli olarak- kırmaya daha yeni yeni başlayan toplumlarda çok işlevsel ve yerindedir. (bu nedenle, üye profiller bölümüne, kaç adet iletinin şu ya da bu kişi tarafından gönderildiği yöündeki belirteç -örneğin "Yakup Suphi Yel - Toplam İleti 25" vs...- kaldırılmalıdır, kanımca, yorumlamalara ve sabit konumlanmalara yol açıyor forum genelinde.)
C) Forum birimlerinin ayırştırılmış olması, kanımca çok yerinde bir uygulama, doğal olarak belirginleşmiştir elbette ki. Bu bağlamda yeni birimsel düzenlemeler ve ayrıştırıcı stratejik önlemler getirilebilir (kendi içinde teknik bir tartışma gerektiren bir şey). Bu açıdan daha da etkin ve işlevsel kılınabilir, kılınmalıdır belki...(katılımcı nereye bakacağını, hangi noktada kendi odaklarını keşfedeceğini ve belirginleştirebileceğini çok daha hızlı ve dolaysız yoldan belirleyebilmelidir kanımca).
Olumsuz bazı noktalarla ilgili görüşlerimi şu şekilde özetlemek istiyorum:
Katılanların, katıldıkları "odalarda" genel ile özel konumlanma içine girmeleri sonucunda ortaya çıkan sorunlar, ancak ve ancak katılımcıların bazı ilkeleri kabul etmeleri ile ortadan kalkabilir; bu ilkelerin başında, (kanımca) herhangi bir konu bağlamında görüşlerini dile getiren kimsenin bununla doğal olarak başka görüşleri kişisel olarak yargılamayacağı; kısacası: her görüşün kendine dönük bir değer taşıdığı; dolayısıyla bu ortamda (forum) bir "kişiselleşmenin" olanaksız olduğu noktası geliyor. Bütün iyi niyetime rağmen, ifadelerimin kişisel algılanıp "yorumlanabileceği" fikri/olasılığı, ister istemez beni (genel bir örneklem olarak diyorum) suskunluğa ve katılımsızlığa itecektir. Günümüz jargonu ile, "geyik" ortamı olmadığı halde sanki geyik yapılıyormuş havasının yaratılması; ya da kişiye dönük bir yargı olmadığı halde, kişinin, sarf edilen sözleri kendi üstüne alması; bunun sonucunda da insanda bütün hevesin kırılması, forumun dinamizmini hem sekteye uğratıyor, hem başka yönlere (daha da güçlendirerek bu sefer) çekebiliyor, sonuçta iki kişinin (ve çoğalınca "tarafların") karşı karşıya gelmesi kaçınılmazlaşıyor, -elbette bunun da, yani karşı karşıya gelmelerin de gerekliliği vardır (zira her bir katılımcının foruma katılım gerekçeleri ve motivasyonları doğal olarak farklıdır), fakat, en sonunda bu forumun sanal da olsa kamusal bir alan olduğu bilinci önplana çıkması gerekir. Bütün bu sorunların hepimiz tarafından farklı dozaj ve dönemlerde yaşandığını varsayarak şu yönde bir önerim olacak: Katılımcılar, belli konularda görüşlerini belirtmeden önce, o konuyla ilgili görüşlerini katmadaki niyet ve gerekçelerini sunması çok mu ütopik? Örnek olarak, bir kimse yazınsal bir konu bağlamında (diyelim ki anlatım teknikleri ile ilgili bir nokta üzerinde) şu ya da bu somut gerekçeyle değil de, sadece ilgilenen ve "arayan" kişi olarak ortaya çıkıyor, bunu özellikle belirtmesi, acaba sonraki tartışma seyrinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlamaz mıydı? Demek istediğim, kişilerin sözlerinin yorumlanamayacağı bir ortam yaratmak için, kişiler kendi kendilerinden peşinen "niyet"lerini ortaya koysa, ya bir açıklama ile ya da kutucuklarda belirtilen yerlerde...daha somut bir örnek vermem gerekiyor: "Kurgu" odasında somut bir iletiye ben "maydonoz" olduğumda, konuya neden maydonoz olduğumu, sadece ilgili ve konuya dönük bir kasıtsızlık içinde olduğumu ayrıca belirtmiş olmamla, sonradan ortaya çıkabilecek yanlış anlamaların önüne geçilmiş olur muydum acaba?
Ayrıca, bir sorun, odalara özgü sistemli bir tartışma ortamının korunmaması ile ilgilidir; odalarda bazen hiç "alakasız" bir söylem ve içeriklendirme anlayışı söz konusu olabiliyor, ya da "daldan dala" sohbet ortamı. Bu çok rahatsız edici bir durum; insan sonunda tıkanıyor, -herkes söyleyeceğini söyledikten sonra kayıtsızlık egemen oluyor ve bu durum isitsmara da zemin sağlıyabiliyor. Bu bakımdan, odaların "güncelliği" koruması, dinamik bir izlence içinde kalması gerektiğine inanıyorum; yani: bazı odalarda en başta bir kaç gel-gitler yaşandıktan sonra aylar boyunca herhangi bir işlerlik, dinamizm, etkinlik yok; neden hala odalar açık, anlamak mümkün değil...-bu sorun, teknik bir uyarlamayla kolayca çözülür, zihinsel güçler daha tüketimsiz ve örselenmeden doğru (aktif/üretken demek istiyorum) kanallara akabilir. Bir tür "konstantrasyon" ortamı hazırlanabilir. Kanımca, bu yönde, belli aralıklarla odaların "üretkenliğinin" somutlaştığı genel dökümsel çalışmalar (özetleme, düzenleme, materyal harmanlaması vb.) tüm forum geneline sunulabilir ki, orada diğer oda katılanları karşılık etkileşim içinde daha verimli olmaya özendirilir. Bu ve buna benzer önerileri salt daha neşe dolu, içten, verimli, dinamik bir paylaşım ortamı adına tasarlamak, kanımca gerekli. Herkesin kendi kişisel tartışma ve iletişim kurma adabını korumaya çalıştığı bir ortamın kimseye yararı olmaz, -en azından "katılım" kavramının "forum" kavramı tarafından zorunlu olarak içerildiği oranda mümkün görünmüyor bu...
Saygılar, iyi çalışmalar
Suyel
benim dostlarım vardı.
Buradaydılar.
tartışıyordum,paylaşıyordum.
bazen bana kızarlardı,
birbirleriyle pek zor geçinirlerdi.
Çoğu zaman hiç geçinemezlerdi.
Ne olursa olsun
Dostum diyordum onlara
Değilsin ! demiyorlardı
Ne yüzlerini görmüştüm,ne de gülümsemelerini
benim kaybolduğum gibi ortalardan
kaybolmuşlar.
Belki benim yokluğum hissedilmedi ama
Sizin yokluğunuzu hissediyorum şimdi.
neredesiniz dostlar?
Neden yüzünü göstermedi
Söylemişti aynaya
Ayna nasıl tanımaz
Her kırışıkta bir resim saklı
Tüm ışıkları
Hatta tüm erken uyarı sistemleri
Sen yüzünü gizlediğinde
Kapanmıştı tüm film fragmanları
Popüler allıklar sürülmüş
Kıt gülüşlü dudaklarına
İki asılmış insanın
Tebessümü bürünmüş
Hani eczacıydı
Pörtleyen yabani kavunlar
İlacı manav tezgâhlarında
Yastık altı cilalı kunduralar
Alo!
Alo…
Ya alo
Ah bu gıcırtılar.
Sayın Dersaadet,
Diğerlerini bilmem ama ben hiçbir edebi değeri olmayan, açıkça faşist bir yazı editörün köşesine seçildikten sonra bunu protesto eden özel bir emaili ile Diren beye gönderdikten sonra ve bu emaile de bir cevapta alamadıktan sonra uzak diyarlara (sitelere) uçmaya karar verdim...
benim dostlarım vardı.
Buradaydılar.
tartışıyordum,paylaşıyordum.
bazen bana kızarlardı,
birbirleriyle pek zor geçinirlerdi.
Çoğu zaman hiç geçinemezlerdi.
Ne olursa olsun
Dostum diyordum onlara
Değilsin ! demiyorlardı
Ne yüzlerini görmüştüm,ne de gülümsemelerini
benim kaybolduğum gibi ortalardan
kaybolmuşlar.
Belki benim yokluğum hissedilmedi ama
Sizin yokluğunuzu hissediyorum şimdi.
neredesiniz dostlar?
Midyelere kızanın dostu, deniz salyangozu olurmuş…
Pinokyo’nun düşü değil miydi sıyrılmak tahtalardan. Ki ayna tahta değil miydi her faniyi taşıyan…
Yaşı olmayan bir aydınlanma, karanlıkta bıraktıklarının basamaklarında daha kaç yıldız kadar, parlar…
(Üstekileri alt alta, bölerek yazdığınızda şiir de olur, kimine)
Söz konusu metinle ilgili aldığımız şikayet mektuplarına teker teker yanıt vermeye çalıştık. Sizin mektubunuz da elimize geçseydi, o metnin neden seçildiğine dair bir açıklamayı seve seve gönderirdik. Mektubunuzun bize ulaşmamış olması başka nedenlerin yanısıra, bizden kaynaklanan sunucu sorunlarıyla da ilgili olabilir. Her durumda iletinizi tekrar gönderebilirseniz, yanıt yazmakta gecikmeyiz.
Sizi yeniden forumlarda ve İzEdebiyat'ta aramızda görmekten büyük mutluluk duyarız.
Diren Yardımlı
Sevgili Diren.
Geneli ilgilendirdiğinden buraya yazmayı uygun gördüm. Forum Katılımcısı olmaktan nasıl kurtululur... Bazı düşümlerde "İz Edebiyat Yazar" farklı nitelikler yer almakta. Ve okunma oranlarına etki ettiği kanısındayım ki eksi seğirde yol almakta okunmalar ve hala bir yenilik peşinde değilsiniz. Biz bunları bazı editör arkadaşlarla tartıştık ama semeresiz kaldı. Sonbahardan kaynaklanan bir oluş olmasa bu yazar dökümleri... Düşüncem, ameliyat masasına daha yatırıldığında çıkmış olan bir cana, bazılarımız suni teneffüs yapmaktayız. Ki değil vantiratörler, olası Katrina lar da kılları kımıldatamamakta. Ben sizlerin değil, senin bu site hakkında beklentilerini, amacını merak ediyorum. Küskünlük havanında döğülmüş kahve çekirdekleri tat vermiyor. Sen de bilirsin eski sinemaları hani film kopardı ve tüm seyirciler bağırırdı, MAKİNİST...
Saygılarımla.
Sevgili Nida,
Öncelikle teknik mesele... Forulmarda "Forum Katılımcısı" yerine "İzEdebiyat Yazarı" olarak yer almak için siteye yazar girişi yaparken kullandığın e-posta ve şifreyi foruma girerken de kullanman yeterli olacaktır.
İzEdebiyat'ın genel gidişatı hakkında bir takım memnuniyetsizlikler olduğunun farkındayız. Büyümeye devam etmesine karşın, yapımcıları tarafından yeterince geliştirilemiyor yönünde bir eleştiri var. Bunu reddetmiyoruz, çünkü gerçekten son aylarda siteye gereken vakti ne ben, ne de (daha önemlisi) programcılarımız ayırabildi. Yani teknik olanakları açısından İzEdebiyat altı ay önce neydiyse, şimdi de o. Ama burada benim kişisel görüşüm biraz da şu yönde: İzEdebiyat, ilk kurulduğunda bundan çok daha ilkel bir sistemle işliyordu. Zaman içinde bugünkü yapısını kazandı, ve bundan öte ancak teknik bir takım cazibeler ekleyebiliriz diye düşünüyorum. Elbette ihtiyaç duyulduğu zaman yeniliklerden kaçınmamak lazım (bu konuda yapılan eleştirelere de hak veriyorum) ama bunun "yenilik uğruna yenilik" olmamasına dikkat etmemiz gerekiyor.
İnternetin bugünü ve yarını farklı, bir saat öncesi ve şu anı bile farklı. Yeni seçenekler, yeni interaktif olasılıklar her gün ortaya çıkıyor. Ama birçok site gibi İzEdebiyat durumunda da bunlar bir yerden sonra sadece sitenin genel kavramsal altyapısını bulandırmaya başlıyor. İzEdebiyat büyütmek, güçlendirmek için bu süreç içerisinde aklımıza birçok şey geldi. Hatta inanın, bir çoğunu tamamladık da. İzEdebiyat'a ait özel bir kitabevi yaptık, tasarımı da programlanması da bitti. Dahası on binlerce kitabın verilerini de girdik. Temin ve kargolama ağını da oturttuk. Ama sonra bundan vazgeçtik, çünkü burası bir edebiyat sitesi, bir kitabevi değil dedik. Bir online kitapçının beyaz eşya satmaya başlaması durumuna düşmek istemedik. Elbette "herşeyin olduğu bir site" olmadığımız için, kaçınılmaz olarak girişlerimiz ve 'büyüklüğümüz' bu tür sitelerle boy ölçüşemiyor. Ama inanın, bu kişisel olarak beni hiç rahatsız etmiyor. Amacımız popüler bir site yaratmak olsaydı, ilk tercihimiz herhalde edebiyat olmazdı. Buna rağmen, her zaman söylüyorum, İzEdebiyat beklentilerimizi çok aştı; ve "yastık altında saklanan" edebiyat birikimini gördükçe şaşırdık. Ve dünya sıralamasında bile en popüler edebiyat sitelerinden biriyiz. Ama bunu hiçbir zaman amaçlamadık; bu hepimizin yüzünü güldüren bir sürpriz oldu.
Bana İzEdebiyat benim için ne ifade ediyor diye soruyorsun.
Sevgili Nida,
İşin doğrusu, uzun bir aradan sonra bana tekrar bazı şeyleri düşündürttün. Ben (ve umuyorum bu sitedeki tüm yazarlar bu konuda benim gibi düşünüyordur) İzEdebiyat'ı sadece bir araç, yazarların eserlerini gönderebildikleri ve okutabildikleri bir taban olarak görüyorum. Ne aşağısı, ne yukarısı. Kesinlikle kimse için bir amaç olmamalı diye düşünüyorum. Bunu söylüyorum çünkü ancak böyle bakıldığı takdirde İzEdebiyat kendi "amacına" ulaşmış oluyor. Burası bir yazar için son nokta değil; bir yazar için ısınma "raund"larını yapabildiği bir yer sadece. Bundan öte bir beklenti de olmamalı, olursa İzEdebiyat bu yazarı hayal kırıklığına uğratır çünkü.
Ben İzEdebiyat sayesinde bir roman bitirdim; her gün siteye yeni bölümlerini ekledim, çünkü romanımı, -çok büyük olmasa da- takip eden bir kitle olduğunu hissettim. Sonunda roman iyice şekillenince romanı buradan çektim. Artık üzerinde serbestçe çalışmak istiyordum çünkü. Ardından siteye gönderdiğim bazı bölümleri attım, araya yeni bölümler soktum ve nihayetinde tamamlanmış bir eser çıktı. Şimdi de yayınevlerine düştü yolum. Söylemeye çalıştığım şu: İzEdebiyat bana 500 sayfalık bir romanın iskeletini yarattırdı; gerekli motivasyonu sağladı ve iyi yazarsam, mutlaka bir takım insanların okuyacağına inandırdı. Şu an kendi deneyimimden yola çıkarak şunu düşünüyorum: İzEdebiyat'ın çok da güzel işliyor. Bu arada bir dipnot olarak şunu da belirteyim, İzEdebiyat'ın yöneticisi olmam, okunma sayılarımı çok az etkiliyor. Benim yazılarımdan kat kat fazla okunan yazılarla dolu site. Bunu söylüyorum çünkü sitenin benim için yaratmış olduğu fırsat, herkes için geçerli diye düşünüyorum. Bu böyle olduğu sürece de "siteyi geliştirme" sarhoşluğuna kapılmamamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Bunlar benim site hakkında en temelde düşündüklerim. Sitenin geliştirilmesine gelince.. yapılabilecek onlarca şey var, biliyorum. Hepsi de İzEdebiyat'ı bu bahsettiğim amaca daha da yaklaştıracaktır. Buluşmalar, yarışmalar... Burada öz eleştiri yapmaktan kaçınmıyorum çünkü bunlar için gerekli teknik alt yapıyı bizim oluşturmamız gerekiyor. Uzun zamandır bir yenilik katamadık siteye. İzEdebiyat'ın arkasında iki programcı var; biri siteyi en başta hazırlayan Kıvanç Altınkeski, diğeri de Kıvanç'ın 'programcılık hocası' olan Ekim Yardımlı. Her ikisi de web dünyasında İzEdebiyat dışında birçok önemli web sitesinin altına imzalarını atmış kişiler. Ama hepimizin gözünde İzEdebiyat'ın yeri elbette ki bambaşka. İzEdebiyat kavramını hep beraber geliştirdiysek de İzEdebiyat'a bugünkü şeklini veren bu iki değerli programcımız oldu. Uzun zamandır işleri nedeniyle ikisi de siteye vakit ayıramıyor; ben de ancak bana düşen editörlük görevini yerine getirebilecek kadar vakit ayırabiliyorum. Ancak bu tür durgunlukları daha önce de yaşadık; ve sitenin bugün durduğu yere bakarak, gelecek konusunda da bize güvenmenizi istiyorum. Şimdi bir online dergi düşüncesi var, ki İşlem Merkezinde ilk izleri şimdiden görünebiliyor. Bu dergi yapısı tamamlandığı zaman çok güzel bir yenilik olacak diye düşünüyorum çünkü İzEdebiyat bu sayede kendi içinde onlarca dergiyi barındırıyor olacak. Editörleri de bizler değil, yazarlar (dergilerin kurucuları) olacak. Bu bence İzEdebiyat açısından çok büyük bir yenilik olacakt; ve hemen belirteyim bu dergi projesi hakkında kendime herhangi bir pay çıkarmak istemiyorum çünkü tepeden tırnağa Ekim'in bir düşüncesi. Henüz açılmadığı için çok da fazla şey söyleyemiyorum.
Bunun gibi zamanla başka şeyler de gelir; ama altını çizmek istediğim bir nokta şu: Amacımız hiçbir zaman teknik olarak en "güncel" site olmak değil. Başkaları bizden daha gelişmiş siteler yapıyorsa bu onların başarıları olacaktır. Benim kişisel amacım İzEdebiyat'ı amacından ve düşüncesinden saptırmadan yaşatabilmek. Tüm bu maceranın sonunda Türk edebiyatına üç beş tane önemli yazar kazandırmada bir parmağımız olursa, bence İzEdebiyat görevini fazlasıyla yerine getirmiş olur ve itiraf edeyim, ben de kendimi çok iyi hissederim. :)
Sevgiler,
Diren
Adamın biri tarlanın ortasına derin bir çukur açmış. Terler vücudunda horon tepmekte. Emeğinin verdiği gururla oğluna seslenmiş, hadi al oltanı gel… Suyu sadece bardakta görmüş oğul ve balıkları sadece masallarda dinlemiş, kaz tüyü takılı oltasını salmış çukura. Deniz görmüş abisinin anlattığı dilde oltasını bir aşağı, bir yukarı sallamaya başlamış ve keza kaz tüylü iğne takılmış bir taşa, kopmuş misina. Ağlamaklı bir yüz çocukta… Baba vakur. Kalkmış yerinden, iki tutam buğday tutuşturmuş eline çocuğun ve at bakalım yukarı-aşağı, demiş. Seneye çocuk başakları gördüğünde, iki sap elinde koşmuş babasına, haykırmış “baba bak dalga oldu tarlada, bu iki sap da balık yavrusu…
Okunma sayıları tabi ki düşecek...Yazdıkları beş para etmeyen ve hiç bir edebi bakışı olmayan, kendini yazar sanan insanlar yazmaya devam ettikçe okunma sayıları düşer...
Türkçe kurallarından bile haberi olmayan, öğrense bile uygulamayanlar yazdığı sürece son yakındır...
Bunlar okunma sayılarını düşürdüğü gibi gerçek yazarları da küstürür... Örneğin Nezihe Ecevit, örneğin Saliha Aylin Antmen ve bunun gibi bir çok yazar küstürülmüştür...
Tartışmayı bilmeyen, gerekli birikimden yoksun, ancak ve ancak birbirine hakaret ederek tartışabilen bir sürü forum yazısı okudum... İsim vermeyeceğim...Bunlar da gerçek aydınları kaçırır... Meydan mahalle kabadayısı kılıklı yazar süprüntülerine kalır...
Zaten listelere bakın en üsteki kendini en çok okuyandır... Bunun içinde bir türlü önlem alınmadı...
Ayrıca ülke gerçeklerinden ayrı kalamazsınız... Son zamanlarda İzedebiyat yazarları-?- aşk, meşk ve popüler kültür dışında ne yazdılar?
Bakıyorum da okunma listelerinin en sonundaki yazılar en iyi yazılar...
Eleştirileri kimse dikkate almadı... Yazarlar-?- da site yönetimi de....
Umarım hayırlısı olur...
Ha bir de şu bağış işine destek verin lütfen...
Sevgiler...
merhaba ben aranıza yeni katıldım :) öncelikle herkese iyi günler diliyorum.
yazıları okuyamıyorum tıkladığımda sorunlar var birde en önemlisi [[B]]yazar sayfama resim koyacağım zaman iç sunucu hatası veriyor.[[/B]]bir takım sorunları giderirseniz çok sevinirim.
birde aranıza katılmış olmaktan onur duyuyorum...
elem tilev-eskişehir
Birkaç yazı-şiir okuyayım dedim ama okumayı zorlaştıran yeni düzenlemeler yapılmış...
Sorunun ardı arkası kesimiyor...
Ya bir an şüphelendim "koskoca "izedebiyat" editörleri yanlış bilecek değilya.Garanti biz kelimelerde harfleri yanlış yerlerde kullanmışız" diye...
mesela
artık yerine atrkı
gel yerine gle
açmak yerine açkma
vs.vs.
yanlış kimde ?
Sevgili Didem,
Siz çok genç, imrenilecek derecede güzel bir insan olmalısınız. Bunu korumaya ne dersiniz? O kadar zor değil, başka insanların sizin (veya başkasının) hakkınızdaki değerlendirmelerini (veya suskunlukları dahi ki verimli ve ayrıcalıklı insanları üzmek, kendi suskunluklarına çekmek, verimsiz kılmak için daha da uyanık bir yöntemdir çoğu Doğulu insanın gözünde) kendi içinizdeki insana yaklaştırıyor veya ondan usanıp bıkmanızı sağlıyor diye bakarsanız, hemen hemen her türlü “karşılık” veya “tepki” yapıcı olacaktır sizin gözünüzde; yeter ki: siz siz olun ve kendiniz konusunda hep samimi davranın. O halde, size hem rica hem öğüt yoluyla kararınız konusunda tekrar gözden geçirip düşünmenizi söylemek isterim. Lütfen, bu sitedeki katkılarınızı bizden esirgemeyin ve sanmayın ki sadece ben ilgileniyorum (ben iflah olmaz bir Don Kişot gibi görünmeyi hep sevmişimdir; köylü zeka sahibi Sancho Pansa’nın benden daha uyanık kesilmesi beni incitmiyor, kırmıyor, yolumdan caydırmıyor: canlı, samimi ve değerli gördüğüm her şey karşısında kendimi tutamayıp uçuyorum, bir yanda –kendine karşı ve daha da kötüsü insanlara karşı güvensizlik içinde- bilgiç bilgiç durup bu herif ne yapıyor böyle diye düşünenleri algılamaya vakit veya fırsat bulamadan). Forumda olup bitenleri izleyen birçok güzel, değerli ve -hiç kuşkum yok- “katılan” insan var. Elbette ki bana forum dışında da ulaşabilirsiniz (vaktim olur böyle verimli ve güzel işler için), adresim: suphiyel°yahoo.de (umarım adres vermek forum kurallarına aykırı değildir, aynı zamanda umarım ki, bu adres bildirimi sadece Didem’in içten dileği ve ricasına bir karşılık olduğu açıktır); tekrar tekrar sizden ricam, birkaç gün dinlenin ve şiir söyleme gücünüzü dinlendirin, sonra tekrar bütün samimiyetinizle bu ortama dönün, gerekirse diz bile çökerim önünüzde (şaka yapmak değil de, daha çok Don Kişot’luk ve şövalyelik bu bendeki, ama yine de şaka tutsun isterdim!).
Bu arada, forumdaki kurallara baktım; biraz göz gezdirdim eski sayfalarda; sanırım, sizin (veya başkasının) bu odada şiirlerinizi sunmanız, benim veya başka bir insanın da bu yazılarınıza dönük yorum veya değerlendirme getirmesi “yasak” ve “usule aykırı” durumunu doğurmuyor, o halde: forum kurallarına uygun olduğu sürece kimi insanın (olumlu veya olumsuz) değerlendirmesine karşın pekala yerindedir. Aslına bakılırsa, ben de çok fazla hoşnut değilim, ilgimi foruma bu düzeyde taşımaktan, dilerdim ki, bir cümbüş cemaat binlerce ses canlı çocuklar gibi bağırıp çağırsın, fısıldaşıp mırıldansın, savlayıp gerekçelendirsin…ne güzel olurdu…bakarsınız olur…
Şimdilik sevgiyle ve hoşça kalın
suyel
Değerli Nida ve İmdat,
Sizin (Nida) kaygı ve düşüncelerinize katılıyorum, ama bunun dile getirilmesini doğru bulmuyorum, -elbette ki size ne yapıp yapmayacağınız konusunda bir tasarrufum olamaz, aklımdan bile geçmez. Keşke ben burada foruma yansıtmamaya çalıştığım, fakat her halükarda yadsımakta zorlandığım “kasılmalarımı” engelleyebilseydim, daha rahat, daha bilge olmayı başarabilseydim. Örneğin şimdi, bugünü ve olup bitenleri düşündüğümde, yahu Suphi, ne diye bu kadar kasılıyor, böbürleniyorsun, daha gün bitmeden sen bitmişsin diyorum kendi kendime. Sahiden de inanılır gibi değil, bu bizim durumumuz. Kendi başına o kadar değerli insanların bir araya gelmeleriyle her biri burnundan soluyan boğalara dönüştü dönüşecek, biri çıkıp da boş laf etse, işimiz yaman olurdu doğrusu! Oysa çok basit bir durum, ve korkarım, daha doğrusu sanırım İmdat haklı, -bu oda (yani öbür oda, ortak şiir çalışmalarının olması öngörülen odayı kastediyorum) sadece ortak şiire imza atmak isteyenlere ayrılmıştır (fakat –işi karıştırmak için söylemediğime güvenilmesi gerekir!- bütün odalarda her türlü karmaşık söylem ve içeriklendirmeler oluyor nedense; bunun engellenmesi olanaklı değil midir acaba?); galiba Demet’in (ki aramızda en “masum”u o şu anda, en azından benim gözümde) şiirlerini ilettiği oda “şiir atölyesi” olmamalıydı, daha çok “Şairi Devran” odası olmalıydı; ama yine emin değilim, bu konuda daha bilgili, daha ehli kişiler devreye girip bize “kuralları” hatırlatsa bir an evvel, çok gereksiz hoşnutsuzluklarımızdan sıyrılabiliriz diye umut ediyorum (herkes gibi ben de biraz tembelim, kendim bakıp tam anlamıyla araştırmıyorum tabii, -biliyorum biliyorum, ama vakit o kadar dar ki bazen, insan bazı konularda dağılmak gibi bir bağımsızlığı göze alamıyor…). Kişilerin “uygun” odalarda seyretmesini, ilerlemesini sağladık diyelim, peki ben salt yorumlamakla katkımı gören bir kimse olarak ne yapmalıyım diye hala ortada hissediyorum kendimi. Yazılanlara yorum getirmenin uygunsuz (yasak, yanlış vs.) olduğunu bana tescil edecek kimse yok mu, salt kendi başına buyruk davranan kimse olmaktan –inanın- hiç hoşnut değilim, hiç! Ama cehaletim mi dersiniz, boş boğazlığım mı dersiniz, ne derseniz diyin, sadece “kasıtlı davranış” demeyin (o kadar zeki değilimdir, çok ciddi söylüyorum! Bunun için fazlasıyla insanlar arasında kalıp yaşamış, yolumu bulmuş değilimdir üstelik!). Böyle bir yasak varsa, susarım elbette, hiç sorun yok,- olmaz, hatta, belki rahatlarım bile (bu sitede olmadığım zamanlarda sıkıntıdan burun karıştırmadığıma inanabilirsiniz! Bırakın burun, başımı bile kaşıyamıyorum!).
O halde, bu tür tartışmalardan uzak durarak birbirimize güvensizliklerimizi belirgin kılan değil, güven veren yanlarımızla yaklaşmaya özen gösterelim, -güvenmemek, her zaman en kestirme, zahmetsiz yoldur, bunun için de fazlasıyla görsel ve duyusal ahlaka gerek yok, -salt dürtülerimizle hareket ettiğimiz zaman hemen kibrin, güvensizliğin merkezine yerleşebiliriz, bu çok kolay ve fazlasıyla “insancıl” olurdu. Lütfen, beni bu –belki çocukça- öğütlerimle de yargılamayın (uslu çocuk olmayı başarmış olsaydım, edebiyat dünyasına girmiş olabilir miydim hiç?), dileğim sadece sizin dileğinizle aynı: edebiyatla olan ilgimi mümkün mertebe yapıcı bir şekilde çoğaltmak, yaymak, paylaşmak, derinleştirmek vs…sanırım böyle bir forumun en temel işlevi ve ilkeleri arasında da bu geliyordur…
Tekrar bir pot kırmamış olduğum (kırdıysam da bilmeden olduğu bilinmesi) umudu ve dileği ile
Suyel