İnsanlar neden birşeyleri paylaşmak yerine hep birbirinin kuyusunu kazmaya, hep biryerlere çamur atarken kendilerini o çamura hiç dokunmamış göstermeye çalışırlar şu yaşıma geldim hala anlayamıyorum.
Belki de çok daha fazla gelişmem kendimi yetiştirmem gerek... Bu tip insanları tanıdıkça ve gördükçe ilk kez karşılaşırmışcasına şaşırıp kendi kendime bunlardan ne kadar çok var çevrede şaşkınlığını daha kıymetli şeylere sakla diyemeden de edemiyorum.
İsimler, yazarlar, şahıslar bu kadar mı önemli!
Aaa bilmem ne bana bunu demiş ben de şunu demesem çatlarım.
Taşlamalar, kinayeler,sorular - cevaplar...
İzedebiyatla ilgili bir rahatsızlığımı dile getirdiğim, "İzedebiyat" başlığı altında açılan bu forumda durumun bu boyuta gelmesi beni bir kez daha şaşırttı ve üzdü.
Geçen sene burada yaşanılanları bilmiyorum ama bence bu kadarı bile kafi...
İzedebiyat'la ilgili paylaşımlarımızı, bir yazarla ilgili görüşlerimizi yazıp paylaşabileceğimiz forumlarda neden Herman Hesse ile ilgili yazdığım yazıya bir yorum gelmezken, İzedebiyat yorumları ile ilgili olan pek de kişisel olmayan genel bir sorunum izedebiyat yetkililerinden yeterli cevabı almama rağmen bir yazıya konuk olacak çarpıcı bir yanıt geliyor.
Neden biraz da ayna da kendimizi görmeye çalışmıyoruz.
Neden hep Sn. Baki Bey, Sevgili Binnur, Canım Onur
Neden, "sen Sn. İsfendiyaroğlu kendine gel de insanlara sataşmayı bırak değil!"
Bir iki çamur... Bir iki laf...
karşıdaki cevap verince de bu konu fazla uzadı ben yorumlarımı çekiyorum, forumlara da bir daha yazmayacağım.
Size mutluluklar dilerim. Hoşçakalın, dostçakalın gibi yumuşak görünen çekilmeler...
Neden bunca tartışma,
Onun yerine paylaşmak, şahıslara değil de onların yarattığı eserlere eleştiriler yapmak yoksa fazla çekici değil mi?
Tabii hiç bir roman kıskanç,
hiç bir öykü alıngan,
hiç bir şiir başlıbaşına komik olamaz...
Sevgi ve Saygılarımla,
Ömür İsfendiyaroğlu
İzEdebiyat
83 görüntülenme · 526 ileti
Aşağıdaki gerekçeler nedeniyle İzedebiyat’tan içim burkula burkula ayrılıyorum. Gerekçeleri sıralamadan önce belirtmeliyim ki İzedebiyat, bana verdikleriyle ve benden aldıklarıyla üyesi olduğum süre içerisinde günlük hayatımın bir parçası gibiydi. Şiir üzerine kafa yorarken düşünsel yolculuğum, her zaman “acaba İzedebiyat’a ne yazsam?” sorusuyla aynı rotada gitmekteydi. Bu yüzden şimdiye dek yazdıklarımı siteden ayrı görmüyor ve silmeyi düşünmüyorum.
Kuşkusuz gerekçelerime karşı çıkacak arkadaşlar olacaktır. Ancak bir daha dönüp okumayacağım için haberim olmayacak. O nedenle anti-tezi olan arkadaşların forum alanında yazdıkları cevaplara karşı ne diyeceğimi öğrenmek isterlerse e. posta yoluyla bana ulaşabilirler.
İzedebiyat için varlığımın bir kazanım yokluğumun bir kayıp olmadığı bilinci ve rahatlıyla artık ayrılmama neden olan gerekçeleri sıralayabilirim.
Gerekçe 1. Adı konulmasa da “eser”in “ürün”e dönüşmesi, üretenin “marka”laşmasını beraberinde getirmektedir. Üründe önemli olan reytingken, eserde önemli olan paylaşımdır. Üründe reytingi alan ürünün kendisi değil, onu üretenken; eserde paylaşılan eserin kendisidir. Sitemizde reyting tartışması “iş yapar” iken; eser nedir, bu tartışılmaz hale gelmiştir. Özcesi, pratik gösteriyor ki, üye arkadaşlarımızın belirleyici bir çoğunluğu edebiyatla ilgilenmemektedir; reyting peşindedir.
Gerekçe 2. Hep aynı kimselerin, her yeni yazısıyla “en çok okunan” olmalarının ardında art niyet aramaya gerek yok. Hep aynı kimseler okunmaktadır, çünkü sıralamada belirleyici olan çoğunluk, başka kimseyi okumamaktadır. İzedebiyat’ta okuma oranı, sitenin tüm güzelliğine ve gerekliliğine rağmen düşüktür. Hatta yoktur.
Gerekçe 3. İzedebiyat editörleri büyük bir incelikle Eleştiri kümesinde bulunan “Murat Belge ve Demokrasi” adlı yazımı seçerek öncelik tanıdılar. Bu tip durumlarda ne yapılacağını kestiremediğimden gecikmiş olan teşekkürümü şimdi iletiyorum kendilerine. Sağolsunlar, varolsunlar. Ancak, aylar geçmesine rağmen yazıyı okuyan arkadaşların sayısı (tıklayan da diyebilirim) elli bile olmamıştır. Üstelik kimse görüş bildirmemiştir. Ben editörlerimizden yazıyı kaldırmalarını beklerdim. Yazımın orada durması, görüşlerimi daha fazla insanla paylaşabilmem için olumlu. Ancak site açısından artık objektif olarak hata konumundadır. İzedebiyat editörleri (belki yalnızca benim beklediğim kadar) özenli değillerdir.
Gerekçe 4. Ülkemizde her alanda bir “tecrit” olgusu söz konusudur. Kabaca popüler olana diyelim, uymayan her düşünce, eylem biçimi, eser, insan dıştalanmaktadır. Bu ne yazık ki toplumsal bir refleks haline gelmiştir.
a) Edebiyat(çı) tarihselliği içinde, yaşadığı çağa tanıklık etmek durumundadır. Edebî anlayış olsa olsa bunun üslubuyla ilgili bir tartışmayla ilintili olacaktır. Ben çağıma tanıklık edip, “çağının çağdaşı” (Özdemir İnce) olmaya çalışan,
b) Dünya görüşünün, inandığı değerlerin, ateşiyle yanıp kavrulduğu özlemin yok edilmesi için çaba harcandığını bilmesine rağmen, tüm bunları açıkça ifade ederek eserlerini paylaşan,
biri olarak; bu acı veren refleksten payıma düşeni aldığımı hissediyorum. Hatada devam etmenin daha büyük bir hata olduğunu düşünerek, yok sayılmakla yok olmak arasında bir tercih yapmak durumundayım.
Gerekçe 5. Tüm bu gerekçeler, sitedeki duyarlılığın artık eskisinden çok geride olduğunu göstermektedir. Duyarlılık yaratmak bedel gerektirir. Her duyarlılık da bir bedeli beraberinde getirir. Hayat bize öğretiyor: Duyarlıların bedeli duyarlılara; duyarsızların bedeli herkese...
Gerekçe 6 (ve bir şaka). 2003 Yıllığı’mızda benim de bir eserim bulunmaktaysa da henüz kitabı edin(e)medim. Bu benim için utanç meselesidir.
Emeğe hor bakan ekmeğe gör bakarmış. Üyeliğim süresince, umarım, kimsenin emeğine saygısızlık etmemişimdir. Benimle belirli zamanlarda diyalog kuran (gerek tartışan, gerek destek veren) arkadaşlarım başta olmak üzere tüm İzedebiyat yazarlarına ve editörlerine teşekkürü bir borç bilirim.
Palamarları aldığımıza göre gemiye, artık demir almak vakti gelmiştir.
Vira Bismillah!
Allah Selamet Versin...
Sitedeki tüm yazan ve yazmayan arkadaşlara..
Buradaki yazar arkadaşların çoğunun uzun zamandır burada olduklarını ve aşağı yukarı birbirlerini yüz yüze tanımasalarda isimlerinden bildiklerini anlıyorum.
Ben kimseye siz bunu neden yazdınız, siz neden karşısınız, ya da şu arkadaş haklı bu haksız, yorumlar şöyle olmalı ya da edebi olmalı/olmamalı gibi kelimeleri sarfetmeyeceğim.. Bazen insan bakışlarını tek bir şeye uzun süre odaklarsa, odaklandığı her neyse anlamını yitirir ve algılarında azalma olur. Bunu az çok fizik okumuş tüm dostlar bilir.. Son zamanlarda okuyucu yorumları ve sıralamalardan söz ediliyor.. Kimsenin tarafında olmadığımı belirterek herkesin bakışlarını biraz farklı yönlere çevirmesi gerektiğine inanıyorum.. Bizim hayatımız sanırım sadece burası değil ve içimizde bekarından evlisine, çocuklusundan çocuksuzuna, bakıcısından müdürüne vs., vs. insanlar var ve hepimizin bu site dışında yaşadıklarımız var.. Eğer burada yazıyorsak (ki farklı konu başlıklarında yazan yüzlerce arkadaş var) esin kaynaklarımızı yazıyoruz. Yanılıyor muyum.. Peki bunu nasıl yapıyoruz..Kimimiz gerçekleri, kimileri anılarını, kimileri hayallerini, kimileri çağrışımlarını yazıyor.. Bütün bunları yapabilmek için sanırım bakışlarımızın yönünü bizi etkileyen olaylara, algılarımızı seçmek istediklerimize ya da seçtiğimize yönlendiriyoruz.. Sitenin sıralamasıyla ilgili sıkıntılar varsa bunlar birilerine atıfta bulunularak yapılmamalı, ama elbette dile getirilmeli.. Sitenin sıralamasındaki kriterler vs., vs....Adil ya da değil..Önemli mi..Ben burada birçok arkadaş edindim..Birçok bakış gördüm.. Gelin bakışlarımızı tek bir şey yerine birbirimize yöneltelim..O zaman sanırım bakacak çok şey görebiliriz.. Elbette yazacak da..Sevgiler..
Açıkçası yorumların bu dereceye geleceğini tahmin etmemiştim. Onur'un söylediklerine bende gerçekten katılıyorum. Bence de daha fazla uzatmaya hiç gerek yok. Yarın öbür gün herbirimiz bir nebze de olsa edebiyat seven, yazan okuyan insanlar olduğumuza göre yüzyüze geldiğimizde yüzümü kızartacak, arkasında duramayacağımız sözler etmeyelim.
Bir anda kızgınlıkla söylenmiş, hırsla yazılmış satırlar hiçbirimize fayda getirmeyecektir. En kısa zamanda yüzyüze gelmek, öykülerle, şiirlerle,romanlarla, sahibinden anlam yüklü satırlarla kendimizi ve çevremizi daha iyi tanımak dileği ile...
Sevgiler...
Ömür
Ps: "Yürüyünüz be kim tutar sizi" benim yazmış olduğum bir yazıya gönderme sanırım. Orada kaba bir tabir ya da gaza getirme amacı kullanıldığını sanmıyorum. O yüzden lütfen artık birbirimizi yargılamaktan uzak duralım.
herkese merhaba....
"Yarın öbür gün herbirimiz bir nebze de olsa edebiyat seven, yazan okuyan insanlar olduğumuza göre yüzyüze geldiğimizde yüzümü kızartacak, arkasında duramayacağımız sözler etmeyelim. "
:)
aklıma geldi de...belki bir iz-edebiyat gecesi düzenlenebilir. bunun üzerine bir fikir olduğunu hatırlıyorum. belki de böyle bir olay herkesi daha geniş bir ilgiye ve daha anlamlı bir sevgiye iter. yazmak kadar okumanın ve anlamanın da önemini daha iyi kavrarız. katılım ne derece olur bilemem ama yine de böyle bir şans ve olasılık beni gülümsetmeye yetiyor. hepinize iyi bir gün diliyorum.
onur
"Yarın öbür gün herbirimiz bir nebze de olsa edebiyat seven, yazan okuyan insanlar olduğumuza göre yüzyüze geldiğimizde yüzümü kızartacak, arkasında duramayacağımız sözler etmeyelim. "
:)
aklıma geldi de...belki bir iz-edebiyat gecesi düzenlenebilir. bunun üzerine bir fikir olduğunu hatırlıyorum. belki de böyle bir olay herkesi daha geniş bir ilgiye ve daha anlamlı bir sevgiye iter. yazmak kadar okumanın ve anlamanın da önemini daha iyi kavrarız. katılım ne derece olur bilemem ama yine de böyle bir şans ve olasılık beni gülümsetmeye yetiyor. hepinize iyi bir gün diliyorum.
onur
Evet, sevgili Onur
Öyle bir proje var senin duymuş olma ihtimalin olabilir. Gündüz gözü ile izedebiyatçıları bir araya getirmek düşünülen birşey zaten...
Umarım en kısa zamanda gerçekleşir.
İzedebiyat/ Gezi, Güneş, Doğa, Kırlar, Deniz, gökyüzü, bulutlar
laa laa laa
laa
laaa
keşke hep yaz olsa:))
Nilüfer'in bundan çok uzun zaman önce yazdığı ama her dönemde güncel olabilecek belki de herbirimize birer öğüt olabilecek nitelikte çok güzel bir denemesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
O da aramızda olsaydı eminim benim insanlarla bu şekilde tartışmalar içinde boğulup gitmeme eminim çok üzülürdü. Onu sevgiyle ve yüreğim burkularak bir kez daha anıyorum.
Peace for everyone:)
Sevgilerimle,
Ömür
[[B]]GELDİĞİ GİBİ
İçimden sular akıyor. Nehir desem değil; öylesine çoşkulu ve telaşlı ki. Ellerimde manasız bir uyuşukluk, yanaklarım kıpkırmızı. Yerimde zor oturuyorum şu anda. Ufacık bir tartışma ki buna tartışma bile denemez; böylesine sarsabilir mi bir insanı, heyecanla doldurabilir mi. Yaşadığım gergin durum içerisinde üçüncü şahıslarda gördüğüm gerginlik ve üzüntünün suratlarına yansıması genelde olumsuz duygular uyandırır bende. Kendimde hissettiklerim ise ancak çocukken hissettiğim heyecanlarıma götürdü bugün beni.
Kimi zaman duygular kendileri ile hiç ilgisi olmayan zıt ortamlarda ve olaylarda belli ediyorlar. Var olduklarını. Beklenen duygunun aksine tatlı bir kıpırtı, dudaktaki kahve tadında bir lezzet verebiliyor. Bu kadar üzerinde durmak da istemiyorum aslında.Geldikleri gibi karşıyabilmek duyguları belki de en doğrusu. İnsancağız ya deşmemiz gerek, anlamlar yüklememiz gerek; boşaltıncaya, yok edinceye kadar. Kedi kadar meraklıyız vesselam.
Kedi insanlara kucak dolusu sevgiler
Nilüfer Magriso
28/03/2002[[/B]]
Ben de açıkçası çok sevindim. Ama hala burada yaşanan huzursuzluğu üzerimden atabilmiş değilim. Herşeyin silinmiş olmasını ve tekrarlanmamasını diliyorum.
İzedebiyatla yeni başlangıçlar, yeni seviyeli tartışmalar, eleştiriler görebilmek dileğiyle...
Güneşin penceremden içeriye girip tüm odamı aydınlattığı bu güzel günde
Nazım Hikmet'in güzel bir şiirini paylaşmak isterim.
YÜRÜMEK
Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek... [[B]]
İzedebiyatla yeni başlangıçlar, yeni seviyeli tartışmalar, eleştiriler görebilmek dileğiyle...
Güneşin penceremden içeriye girip tüm odamı aydınlattığı bu güzel günde
Nazım Hikmet'in güzel bir şiirini paylaşmak isterim.
YÜRÜMEK
Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek... [[B]]
Pişman olacağı satırların altına kimse imzasını atmasın... Dostça bir tavsiye. Kendim yaptım. Öfkelendim, gereği yokken. Sonra yazdıklarımı okudum, ona kadar saysaydım keşke dedim kendi kendime. Geçen defadan dersimizi almış olmamızı umuyordum. Öyle göründü ki almamışız. Hiçbirimiz. Ömür ve Onur'a bir teşekkürü borç bilirim yine de. Yatıştırıcı ve sağduyuyla tartışmayı yürütme konusunda gösterdikleri çaba için. Yapılan 'temizliğe' gelince.. hepimiz aldık bundan payımızı. Hakketmeyenlerimiz de. Onların adına borçlu olduğum özürü daha geç olmadan diliyorum. Sebep verdiğim kırgınlıklar varsa, onlar için de. Siteden ayrılmaları mertçe bulmuyorum. Sorunlar kaçmak için değil, yüzleşmek ve giderilmek içindir.
Güzel konuların altında adlarımızı görme umuduyla...
Saygılarımla
M. Doğan
Merhaba;
Açık büfe forum köşemizde son günlerde oluşmuş gergin havadan çıkıp, tanıtım yazısında belirtildiği gibi, izedebiyat hakkındaki görüş ve önerilere kendimce katkıda bulunmak istiyorum.
2003 yıllığımızın satış anlamındaki başarısızlığı ve hayal kırıklığı sanırım bu işe soyunan arkadaşlarımızı yeni atılımlarda bulunmaktan alıkoyuyor. Yıllığımızın satış başarısızlığında pazarlama stratejisi yanlışlarının ve tutulmayan sözlerin yani sıra (tutulmayan sözler diyorum çünkü yıllık fikri ilk ortaya atıldığında yazarlara yıllığın seçkin kitapçılarda yer alacağından, Türkiyenin önde gelen editör ve yazarlarına gönderileceğinden, böylelikle umut vaat eden yazarların fark edilerek önlerinin açılabilme ihtimalinden dem vurulmuştu) asıl suçlu ve bağışlanamaz olan yıllıkta yazısı olup ta satın almayan pinti yazarlarımızdır.
Konuyu şuraya getirmek istiyorum; Bu işi ciddiye alıp yazısını göndermiş ve de yıllıktan satın almış yazarlarımızı ana sayfada ön plana çıkarmak daha doğru değil mi? Sitemizin ana sayfasında dikkati çekecek bir yerde, hatrı sayılır büyüklükte bu yazarlar birer hafta süre ile tanıtılsalar, özgeçmişleri, yazıları, okuyucu yorumları ile ön plana çıksalar, hatta yazıları hakkında daha fazla yorumlar yapılabilmesi için çareler düşünülse nasıl olur? Bence çok güzel olur. Yıllığı satın alanlar ödüllendirilmiş, almayanlar da almaya teşvik edilmiş olur.
Kim ne derse desin bir yazar için (hele de bizim gibi amatörler için) en önemli şey okunmaktır, fark edilmektir, ciddiye alınmaktır, katkı sağlayacak eleştirilerdir. Ben yazarım, kimin okuduğunu önemsemem diyenlere inanmıyorum. Eğer öyle olsaydı o kadar zahmet edeceğine oturur günlüğüne kendi yazar, kendi bakardı.
İzedebiyat.com Türkiyenin en iyi, en bilindik, en eli yüzü düzgün ve en idealist 2-3 edebiyat sitesinden biridir. İstatistikleri tam bilmiyorum ama günde birkaç yüz ziyaretçisi olduğunu tahmin ediyorum. Böyle bir ortamda ön plana çıkmak önemlidir. Site yöneticilerinden önerimi dikkate almalarını rica ediyorum. Ümit ederim ki diğer yazar arkadaşlarımdan bu konuda destek görürüm. Şimdiden teşekkürler.
Bahadır Yarar
Sevgili Bahadır Yarar,
Öncelikle güzel sözler için içten bir teşekkür. Yıllıkla ilgili olarak, evet, biraz hayal kırıklığı oldu, ama doğrusunu isterseniz, ufak bir kumar oynadığımızı biz de biliyorduk. Türkiye'de o boyda bir kitap çıkarmak, büyük bir yayınevi için bile cesaret ister... Biz yine de bir deneyelim dedik ve üç aşağı, beş yukarı masraflarını çıkardı da. Bu açıdan başarısız bir girişim olduğu söylenemez, ancak üzücü olan, bunu İzEdebiyat sayesinde yapmamış olması. Kitap birçok medya kurumunda (bazılarında defalarca) tanıtıldı, bu sayede İzEdebiyat dışında bir okur kitlesi buldu kendine. Ancak bizim umudumuz İzEdebiyat'ın artık kendi içinde bu tür projeleri döndürebilecek boyutlarda bir topluluk olmasıydı. Bizim için Yıllığın bütün anlamı buydu. Bunun için ise henüz erken olduğunu gördük.
Bu noktada da "tutulmamış sözlere" gelmek istiyorum. Yıllığı söz verdiğimiz gibi çeşitli yayınevlerinin editörlerinin masalarına bıraktık; Can Yayınları, Sel Yayıncılık, İdea Yayınevi bunlardan bazıları. Ankara'daki bazı yayınevlerinin de merkezlerine kitabı ulaştırdık. Yazarlara vereceğimiz yönünde bir söz vermemiştik hatırladığım kadarıyla. Seçkin kitabevlerinde bulunmamasına gelince... bu konuda bizim yapabileceklerimiz ne yazık ki sınırlı. Biz kitabı Cağaloğlu'nda tüm yayınevlerinin kitaplarının dağıtıma çıktığı belli başlı dağıtım şirketlerine ulaştırdık. Aynı şekilde Ankara'daki dağıtımcılara da ulaştırdık. Onlar da Türkiye çapında dağıtımını gerçekleştirdiler. Ancak tam olarak nerelere gitti, biz de bilmiyoruz. Şu kadarını söyleyebilirim, kitap çıktıktan birkaç ay sonra İstiklal Caddesinde gezerken, Mefisto, Ada vb. kitabevlerinde kitabımızı gördüm. Aynı şekilde Kadıköy'ün bir zamanlar en 'seçkin' kitabevi olan (şimdi ne yazık ki kapanmış) Gençlik kitabevinde de vardı. Ancak hepsinde en kolay görülecek yerde durmuyordu ne yazık ki. Seçkiler, derlemeler sık sık raflarda en gizli saklı yeri bulurlar kendilerine. İzEdebiyat yıllığı da bundan nasibini almış görünüyor.
Yıllığı alanları ödüllendirmek.. hiç kuşkunuz olmasın, bu bizim de içimizden geçiyor. Bu platforum ayakta tutmak için bize destek olanlara gönülden bir teşekkür borcumuz var. Ancak İzEdebiyat temelde bir edebiyat ve yazarlık platformu. Site iyi yazıları ve yazarları öne çıkarmayı hedefliyor; Yıllığın satın alınmış olması kuşkusuz yazarın bir edebiyatçı olarak niteliğini belli etmiyor. Her yıllığı satın alanın iyi yazdığını söylemek, her yıllığı almayanın kötü yazdığını söylemek kadar güç. Ancak bu yıl, cesaret edip tekrar yıllığı çıkarmaya karar verirsek, geçen yıldan alanlara özel bir şeyler yapmak için elimizden geleni yapacağız.
Bu arada fark ettiniz mi bilmiyorum, uzun zamandır eleştiri oklarının hedefi olan anasayfadaki 'Top10' artık her açılışta farklı farklı geliyor. En Çok Okunanlar başlığına uygun olarak sitede en çok okunan ilk yüz yazıyı orada sunmanın daha doğru olacağına karar verdik.
Sevgiler,
Diren Yardımlı
Valla aklıma bir soru takıldı... başkalarının da takılmış olacağını düşündüğümden buradan sorayım istedim. Belki aranızda bileniniz vardır.
http://www.izedebiyat.com/b/izedebiyat.asp
sayfasında tepede kocaman bir amblem var. Üzerinde Yıllıktan da bildiğimiz "EŞİTLİK ÖZGÜRLÜK PAYLAŞIM" yazıyor. Ama altında yazan "baza! baza! her an çi hesti bazaa!" neyin nesi? Ne anlama geliyor?
Bileniniz varsa, lütfen çekinmeyin, söyleyin. Kimse bilmiyorsa bir editör öne çıkıp bir açıklama yapsın lütfen. :)
Şimdiden teşekkürler..
Saygılarımla,
M. Doğan
Bu sitede haksız rekabet kavramını tartışabilir milirmiyiz?
Böyle bir konunun varlığı biz amatörleri rahatsız ediyor mu, edebilir mi, etmeli mi?
Mesela Bülent Özcan; yayınlanmış kitapları vs var. Takdir ederiz ancak izedebiyat amatörlerin buluştuğu bir okyanus değil mi? Bizler adımızı duyurmak, bir satırda olsa yazılarımızı insanlarla paylaşmak için burdayız. Ve okyanusta biriktirdiğimiz incilerden kendimize belki bir gün kolye yaparız hayali içinde değil miyiz? Yoksa ben mi yanılıyorum?
Sitede haksız bir rekabet kavramı olduğuna inanmıyorum. Öncelikle İzedebiyat'a üye olunurken, kitabınız yayınlandı ise ya da henüz hiçbir yayınlanmış eseriniz yok ise üye olmayınız şeklinde bir ibare yok. Bu yüzden kendi adıma ilk olarak bu kuralı kabul ederek, İzedebiyat üyesi olduğumun bilincindeyim. Kaldı ki bu tip eserleri yayınlanmış kişilerle aynı platformlarda bulunmak banma gururun yanında, araştırma okuma inceleme ve örnek alma açısından da çok faydalı oluyor... Sadece amatör yazarların değil, izedebiyat içerisinde olan profesyonellerin eserlerini görebilmek de bence oldukça gerekli... Kaldı ki izedebiyat kendi fikrimce her ne kadar sıralamalar oylamalar yorumlar olsa da bir yarışma ortamı değil tersine bir paylaşım ortamı... Bu tip oylamaların da kimi insanları yazma açısından teşvik edeceğine inandığım için bu tip birşeyin hiç olmamasına da karşıyım. Bunun dışında İzedebiyat profesyonel ve amatör yazarların tabii buna eserleri yayınlanmış ya da yayınlanmamış yazarların bir arada bulunduğu tek alan değil. Bir çok edebiyat yarışması dahi hem profesyonel hem de amatörleri aynı küme içerisine alıp değerlendiriyor. Bu olağan bir durum zaten herkes bir yerden birşeyleri ayıklamaya çalışmış olsaydı,( Mesala şu üyenin yaşı çok büyük benden çok daha tecrübeli, ya da o filanca yerde yaşıyor tabii bu kadar iyi yazar şeklinde) böyle büyük bir topluluk içerisinde olma şansı hiçbirimizde olmazdı diye düşünüyorum.
Sevgi ve Saygılarımla,
Ömür İsfendiyaroğlu
Yazdıklarımı para verip yayınlatamak beni rencide etmiyor dostlarım ;
Yayınevi editörlerine, kriterleri konusunda saygı duyuyorum ama şunu bir dinleyin: Bir kaç arkadaşın değindiği gibi , kaleminden kan damlayan pekçoklarının kitabının yayınlanmadığı bu çevrede, hayatında tek satır kitap okumamış , adından başka bir şey yazmamış şahsiyetlerin kitapları raflarda ön sırada...
Bunların çok sattığına inanmıyorum.İstemeyerek ya da isteyerek Editörlerden geçen bu yapıtlar okuyucuya takılıyor.Okuyucu doğal olarak o şahsiyete gerekli basım sayısını hatırlatıyor. Bu nedenle benim için gerçek ölçü okuyucu olduğundan dolayıdır ki ben paralı ya da parasız kitabımı yayınlatıp onların onayından geçmek istiyorum
Kitap yayınlatmanın kaç yolu var bilinmez ama yazdıklarımın keskinliğini , yumuşaklığını , doğrularını, sınırlarını öğrenmemin şimdilik başka yolunu bilmiyorum. Kapıların ardında neler oluyor göremememin bir sıkıntısı bu.Ama okuyucu öyle değil dostlarım , şeffaf , riyasız.Yazdıklarım değersizse karşılığını en doğru alacağım tek yer şimdilik.
Kitabımı yayınlatma sebebim ünlü olmak için...evet evet ünlü olabilmek için.Çünkü benimde söylemek istediğim bir kaç sözüm var ve bunları tanınınca haykırmak istiyorum."Hepinize saygı duyuyorum"diyenleri dinlemekten bıktım da.
selamlar,sevgiler