Bundan yaklaşık bir yıl önce bakın neler yazmışım ben konuyla ilgili ve Fransa ' olmayan bir soykırımı inkar etmeyi suç saymaya kalmıştığı şu dönemde verilen bir ödülün adının barış olması ve siyasi olmadığı iddiası gerçek anlamda kanı beyine iter oldu...
Nobel'e Giden Bir Kestirme Yol Var...
Ben meşhur olmanın formülünü buldum , Türk tarihine küfür edeceksin , iftira atacaksın vs. çirkef saldırılar da bulunacaksın kardeşim.Evrensellik maskesi takıp suratına diaspora yardakçılığı yapacaksın.
Ondan sonra gelsin nobeller , altın portakallar , altın ayılar vs..Hem evine AB temsilcisi de gelir ve senin ne büyük (!) bir yazar-aydın (!) olduğunu cümle aleme ispatlar.
Hakkında anayasanın bilmem kaçıncı maddelerinin ,bilmem kaçıncı paragraflarıyla dava da açılır sonra insan hakları (!) mahkemesi ve AB el atar konuya ve o bu devletin mahkemesi sana dokunamaz olur.
Yapılan reklam cepte kâr yani.
Hatta biraz daha ileri gidip Ege Denizi’nin bir Yunan gölü olduğunu…
Kıbrıs’ın tamamının Rumların hakkı olduğunu…
Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunun aslında kürdistan sınırları olduğunu...
Doğu Anadolu da Ağrı , Kars , Iğdır’ dan Van ‘ kadar olan bölgenin Ermeni’lere ait olduğunu….
Karadeniz’in büyük bölümünün Pontus Rum sınırları olduğunu…
İstiklal Savaşının Türk’lerin Anadolu’yu yeniden işgal savaşı olduğunu…
Türk’lerin tarih boyunca ermeniyi , kürdü, lazı , çerkezi , yahudiyi , hristiyanı vs. bilumum farklı ırk ve dinde ki insanları topyekün katlettiğini , soylarını kırdığını (!) iddia ettin mi tamam gayrı senden büyük yazar-aydın (!) dünyaya gelmez artık.
Nobel – mobel ne varsa siler süpürürsün.
AB yanaşması medya ve Türk karşıtı lobiciler böyle bir nimeti daha nerde bulacaklar…
“ bir gün gider gül yüzlüler
meydan namerde kalır
kirli bir el namı siler
meydan namerde kalır “
Adam olanlar köşesine çekilince meydan böyle dönme dolap çocuklarına kalıyor işte…
Elbet ses veririz tekrar o meydanlar da…
Yüreğimizi koyarız yine tankların önüne…
Görürüz o zaman kaç paralık ciğeriniz var…
“gün döner ya , elbet zaman gelir
söz bize düşer gayrı meydan da
bir sabah güneşi yaman gelir
yürekler coşar gayrı meydan da “
O zaman görülür işte kim ne yapmış , kim altına yapmış , kim nereye kaçmış , kim nereden neler almış , kim nerelere ne taahhütler de bulunmuş , kim kimden emir almış , kim kime emir vermiş , kim kimi satmış , kim kendini kime satmış , kim aydın ( lık ) , kim karanlık , kim soylu , kim soysuz , kim kanlı , kim kansız…
11/10/2005 - Kartal
Genel Tartışma
75 görüntülenme · 670 ileti
Bundan yaklaşık bir yıl önce bakın neler yazmışım ben konuyla ilgili ve Fransa ' olmayan bir soykırımı inkar etmeyi suç saymaya kalmıştığı şu dönemde verilen bir ödülün adının barış olması ve siyasi olmadığı iddiası gerçek anlamda kanı beyine iter oldu...
Nobel'e Giden Bir Kestirme Yol Var...
Ben meşhur olmanın formülünü buldum , Türk tarihine küfür edeceksin , iftira atacaksın vs. çirkef saldırılar da bulunacaksın kardeşim.Evrensellik maskesi takıp suratına diaspora yardakçılığı yapacaksın.
Ondan sonra gelsin nobeller , altın portakallar , altın ayılar vs..Hem evine AB temsilcisi de gelir ve senin ne büyük (!) bir yazar-aydın (!) olduğunu cümle aleme ispatlar.
Hakkında anayasanın bilmem kaçıncı maddelerinin ,bilmem kaçıncı paragraflarıyla dava da açılır sonra insan hakları (!) mahkemesi ve AB el atar konuya ve o bu devletin mahkemesi sana dokunamaz olur.
Yapılan reklam cepte kâr yani.
Hatta biraz daha ileri gidip Ege Denizi’nin bir Yunan gölü olduğunu…
Kıbrıs’ın tamamının Rumların hakkı olduğunu…
Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunun aslında kürdistan sınırları olduğunu...
Doğu Anadolu da Ağrı , Kars , Iğdır’ dan Van ‘ kadar olan bölgenin Ermeni’lere ait olduğunu….
Karadeniz’in büyük bölümünün Pontus Rum sınırları olduğunu…
İstiklal Savaşının Türk’lerin Anadolu’yu yeniden işgal savaşı olduğunu…
Türk’lerin tarih boyunca ermeniyi , kürdü, lazı , çerkezi , yahudiyi , hristiyanı vs. bilumum farklı ırk ve dinde ki insanları topyekün katlettiğini , soylarını kırdığını (!) iddia ettin mi tamam gayrı senden büyük yazar-aydın (!) dünyaya gelmez artık.
Nobel – mobel ne varsa siler süpürürsün.
AB yanaşması medya ve Türk karşıtı lobiciler böyle bir nimeti daha nerde bulacaklar…
“ bir gün gider gül yüzlüler
meydan namerde kalır
kirli bir el namı siler
meydan namerde kalır “
Adam olanlar köşesine çekilince meydan böyle dönme dolap çocuklarına kalıyor işte…
Elbet ses veririz tekrar o meydanlar da…
Yüreğimizi koyarız yine tankların önüne…
Görürüz o zaman kaç paralık ciğeriniz var…
“gün döner ya , elbet zaman gelir
söz bize düşer gayrı meydan da
bir sabah güneşi yaman gelir
yürekler coşar gayrı meydan da “
O zaman görülür işte kim ne yapmış , kim altına yapmış , kim nereye kaçmış , kim nereden neler almış , kim nerelere ne taahhütler de bulunmuş , kim kimden emir almış , kim kime emir vermiş , kim kimi satmış , kim kendini kime satmış , kim aydın ( lık ) , kim karanlık , kim soylu , kim soysuz , kim kanlı , kim kansız…
11/10/2005 - Kartal
ses yok galiba yoksa var mı ?
gerçekten ne yapacağımızı şaşırdık sırtımızı yasladığımız,
üstünde fantaziler kurduğumuz avrupa birliğinin,
en dostumuz sanıdığımız üyelerinden bir ülke bir yasa çıkardı ki ,
bu ükle tarihinde bizim gibi gerçek bir reform ve rönesans yaşamadığını kanıtlamış olmakla birlikte ,
adımızı barbara çıkardı,
peki sorarım size barbar bir ülkenin evladı nasıl nobel gibi prestijli bir ödüle layık görülür ?
(aslına bakarsanız o kadar da prestijlimi tartışılır salak amerikan başkanına da zamanında verilmişti )
neden verilir : çünkü orhan pamuk vatan hainidir ,
bari nazım hikmete verselerdi ya da yaşar kemale ne bileyim nobel yaşı gelmiş birine ama tövbe unuttum onlar da vatan hainiydi ,
e bu ülkede vatan haini olmayan bir yazar varmı ki?
demekki , avrupa birliğine barbarlar giriyor
ve
nobel de vatan hainlerine veriliyor,
bu kadar basit ,
mi ?
Orhan Pamuk Nobel Edebiyat ödülünü aldı, kimse sevinemedi. Sadece sevinmiş gibi görünenler ve sevinmeyenler var. Neden ?
Nobel edebiyat Ödülü Jürisi yaptığı açıklamada;
"Pamuk'un, kenti İstanbul'un melankolik ruhunu araştırma yolunda, kültürlerin çatışmaları ve birbirleriyle içiçe geçmesinde yeni semboller bulduğu,.. dilini kullanmaktaki başarısı ve getirdiği yeniklerin.."
Kendisine ödül verilmesinde dikkate alındığını belirtiyorlar.
Eğer Nobel'e uzanan ölçüler bunlar ise, Oğuz Atay'ın en büyük eseri Tutunamayanlar'a yazık olmuş.
Tutunamayanlar, romancılıkta daha önce rastlanmayan orijinal yeniliklerle, dilin kullanılmasında ustalıklarla, benzeri görülmemiş kelime oyunlarıyla, zaman ve mekana ilişkin yepyeni kavramlarla dolu, melankolinin de zirvesini bulmuş bir romandır.
Yaşadığı toplumun yerleşik değerlerine başkaldırmak, eleştirmek mi? Tutunamayanlar'dan daha iyisini, cesurunu bulamazsınız. Fakat bunu yaparken yaşadığı topluma sırtını dönmemiş, arkasından vurmamış, düşmanlarını sevindirmemiş. Kol kırılmış yen içinde kalmış.
Benim gibi siyasi düşünce yelpazesinde kendisinden hayli uzakta bulananlara bile düşündürerek, severek kendini okutan bir roman. Okuyucuyla buluşma tarihi 1971. Bu benim örneğim. Klasik ve modern Türk Edebiyatından başka örneklerde bulmak mümkün.
Amaç elbette Pamuk'u yabana atmak, yok saymak değil. Onun kadar ve hatta ondan daha iyileri varken neden Orhan Pamuk?
Bir köşe yazarının tespiti;
"Orhan Pamuk Türkiye'nin en çok satan fakat en az okunan yazarıdır. Kitaplarının 20. sayfasından ötesini okuyan çok azdır" Pamuk'un çok satmasına rağmen az okunmasının sebebi nedir?
Bu tespit çağımızın en büyük sektörü olan reklam ve pazarlama gücünün üstü kapalı ifadesidir. Yaşadığımız yüzyıl pazarlama ve reklam sektörünün tüm sektörler içinde zirveye ulaştığı yüzyıldır. İyi bir kampanya ile sıradan olanlar arasından bir ürünü ön plana çıkarmanız ve bu ürünün, tüketicinin bilinçaltına emsallerinden daha kaliteli, daha üstün, daha iyi olduğunu vehmetmeniz mümkündür.
Bunu biz (tüketiciler) yutarız. Peki Nobel Edebiyat Jürisi yutar mı ? Elbette yutmaz.
Orhan Pamuk'un ödül aldığı Cevdet Bey ve Oğulları isimli eserin 1979 yılında Milliyet Roman Ödülünü almış, 1982 yılında ilk baskısını yapmıştır. Nobel Vakfı 24 yıl sonra mı bu romanı keşfedebilmiştir? Elbette hayır.
Pamuk 2005 yılında bir İsveç gazetesine "Bir milyon Ermeni ve otuz bin Kürt öldürüldü" şeklinde talihsiz ve hilafı hakikat bir beyanat vermiştir. Ödülü ne Cevdet Bey ve Oğulları, ne Kar, ne de diğer romanları almıştır. Nobel Edebiyat Ödülü Pamuk'un tek bir cümlesine verilmiştir; "Bir milyon Ermeni ve otuz bin Kürt öldürüldü."
Ne yazık ki bu cümle, edebiyata dair değildir. Pamuk mensup olduğu milletin yakın tarihine ağır bir iftirada bulunmuştur.
Milletlerinde insanlar gibi gururları ve şahsiyetleri vardır. Doğrusu Pamuk ve ödülü mevcut manzara karşısında bu milletin gurur ve şahsiyetini rencide etmiştir.
Bu ödül ile Avrupa, Türk Edebiyatı ve Edebiyatçısı ile Türk Tarihine ağır bir saldırı da bulunmuştur. Edebiyatımız, tarihimizin üzerine bir silah gibi doğrultulmuştur. Kendi silahımız kendi kafamıza dayatılmıştır. Bir milletin tarihi ve edebiyatı birbiriyle karşı karşıya gelebilir mi?
Alev Alatlı' nın "Entellektüel namus gereği bu ödülü reddetmesi gerekir" demesinin altında bunlar yatmaktadır. Efkar-ı umumiye de bu minval üzeredir.
Bakmayın siz ağzına mikrofon uzatılan salon adamlarının nezaket icabı seviniyor görünmelerine, sevinen pek azdır. Sevinenler, böyle olmasını isteyenlerdir.
Gafil! bir ağaca döndü ki güya vatan
Daima bir baltadan dalı ve hali kalmıyor. (Şair Eşref)
A.TEKIN
Bence orhan pamuk'a o ödülü yazdığı kitaplar dolayısıyla değil türkiye karşıtı olarak geçen yıl söylediği türkler ermenileri katletmiş ve 30 bin insanı öldürmüştür..dediği için verildi.Unutmayın geçmişine sahip çıkmayan topluluklar yok edilmeye mahkumdur.Biz osmanlının torunları cumhuriyetin çocuklarıyız,atalarımız ne yapmışsa doğru yapmıştır...Bu ülkenin toprakları üzerinde yaşayıpta bu ülkenin çıkarlarını gözetmeyen bizden değildir.
Dünyada her meseleye bu denli "ulusçu" bir açıdan bakan herhalde başka hiçbir millet yoktur. Orhan Pamuk'un Nobel'i aldığı gece, yazgısı belirlenmişti bile. "Biz de Ermenileri katlettik" dedi diye vatan haini ilan edildi. Ardından kasıtlı ya da bilinçsiz karalama kampanyaları başladı. Türkiye yazarını yargılamaya koyuldu. Önce mahkemeden başladı, sonra sokaklara döküldü. Sokaklarda da kalmadı, başka meslektaşları da onu yargılamaya başladılar. Ödülü aldıktan sonra, birkaç gün içerisinde Orhan Pamuk Türkiye'nin "istenilmeyen adamı" ilan edildi. Peki Orhan Pamuk "Biz de Ermenileri katlettik" dememiş olsaydı ne olacaktı? O gün İsviçreli gazetecilerle randevusunu kaçırmış olsaydı ya da "Aman, bırakın bana böyle saçma sapan sorular sormayı" demiş olsaydı ne olacaktı. Gazete manşetleri:
"Türkiye için müthiş bir tanıtım fırsatı!"
"Milyonlarca dolarlık reklam değerinde bir Türkiye tanıtımı!"
"Orhan Pamuk ilgiyi Türkiye'ye yöneltti."
"Tüm yabancı basın bir Türk'ü konuşuyor!"
"Chirac bir Türk yazarını kutladı!"
"Türk edebiyatı AB'ye girdi bile!"
Ve en önemlisi Orhan Pamuk yazdığı romanlarla Türkiye'ye yüz binlerce, belki de milyonlarca turistin gelmesini sağlamış olacaktı, hatta borsa bile belki fırlayacaktı. Uzun lafın kısası Orhan Pamuk ulusal bir kahraman olmuş olacaktı.
Peki edebiyat tüm bunların neresinde duruyor tam olarak? Hani kitaplar falan da yazmıştı bu adam...
Biraz daha uzaktan bakmaya razı olanlar için...
Bir yazar edebiyat dünyasının en büyük ödülünü almış. Dünyada şu anda bu konuyu tartışmayan bir edebiyat çevresi bulamazsınız. Bırakın edebiyat çevrelerini, İngiltere'de ulusal bir gazete olan The Guardian'ın internet sitesinde Orhan Pamuk hakkında Türkiye'de bulabileceğiniz tüm kaynaklardan daha fazla kaynak bulabilirsiniz. Guardian benim son keşfim. İnternet şu anda Orhan Pamuk'la dolup taşıyor. Ve ilginçtir söylemesi, tüm makaleler, araştırmalar, röportajlar... neredeyse hepsi Orhan Pamuk'un kitapları ve edebiyatçı kimliği etrafında dönüyor. Ermeniler hakkında söylediği sözler sadece "Türkler bu ödüle sevinemedi çünkü..." başlığı altında yer alıyor. Kimse "hakketten Ermenileri katlettiniz mi? Hadi bir daha söyleyin de duyalım... Hadi bir daha!" demiyor.
Orhan Pamuk yaygın kanının(!) aksine yaptığı politik sivriliklerle Nobel'i almadı. Öyle olsaydı Nobel'i ondan önce almayı hakketten bir sürü sivrizeka var aslında. Öyle olsaydı zaten Nobel'in de dünya için zerre kadar önemi olmazdı. Orhan Pamuk yazdığı on adet kitabıyla aldı Nobel'i. İsveç akademisinin derdi "ülkeyi bölmek" falan değildi. Sartre da Fransa'da "istenmeyen adam" ilan edildiği sıralarda Nobel'le lanetlenmişti. Niye mi? Fransa'yı bölmek istediği için değil, varoluşçuluğun ilk meyvelerini verdiği için.
Orhan Pamuk'un tarihsel bir konuda ettiği yersiz lafları kutlayan üç beş bin Ermeni çapulcu varsa var; bunun için Orhan Pamuk'u linç etmek isteyen bir avuç da Türk çapulcusu var. Hiç kuşkum yok, hiçbir çapulcu takımı henüz 200 sayfalık bir romanın üstesinden gelebilmiş değildir. Ama Ermeni çapulcularının bizimkilere oranla bir üstünlükleri var. Onların sesleri bütün dünyada çıkıyor, bizimkilerin sesi ise sadece burada (bize karşı) çıkıyor. Çıksınlar internette yabancı sitelerde savunsunlar görüşlerini. Ama bizim çapulcuların gerçekten "Orhan Pamuk haindir!"den öte bir görüşleri var mı?
Ben artık Orhan Pamuk'dan tek bir sayfa bile okumamış birinden daha fazla "Orhan Pamuk dersi" almak istemiyorum. Eline bir Orhan Pamuk romanı alıp okumuş biri, Orhan Pamuk'u bu denli fütursuzca eleştiremez. Bunu daha en başından kendine yakıştıramaz. Sessiz Ev'i, Cevdet Bey ve Oğulları'nı, İstanbul'u yaratan aklın bir hain olmadığını birkaç sayfadan sonra anlar. Hiç kuşkum yok, Orhan Pamuk'un bir romanını okuduktan sonra o kişi için "hainlik" ibresi hemen ters yöne döner... bu ülkenin bir edebiyatçısını koruyamadığını, bir yazarına saygı gösteremediğini kanıtlayanlara yönelir... sanatçılarını hababam mahkeme önüne çıkaracak kadar görgüsüz olanlara yönelir...
Türkiye düşmanını arıyorsa, o yöne bakmalı.
Günün sonunda, Türklüğümüz konusunda bu denli çıt kırıldım olmak bizi aslında sadece daha zayıf duruma düşürüyor. Coşmadan, kızmadan, hiddetlenmeden şu gerçeği kabullenelim. (Şunun şurasında 80 yıllık, yaşlı başlı, olgun ve ayakları yere sağlam basan bir Cumhuriyetiz artık.) Her ulusun kabahatleri vardır; Avrupa'nın kabahatleri Türklerinkinden fazladır. (Bunu Ermeni "soykırımı" bağlamında söylemiyorum, o konu hakkında "inançlarla" ve "iddialarla" üç beş tane boş laf söylemek bir marifet değil.)
"Benim atam her zaman doğrusunu yapmıştır," lafı tam bir safsata. Bizim atalarımız, tıpkı başka kültürlerin ataları gibi sürüsüne bereket hata yapmıştır, yanılgıya düşmüştür, bir o kadar başarılar elde etmiştir, zaferler kazanmıştır. Zaman zaman suç işlemiştir, zaman zaman büyüklük gösterebilmiş, başkalarını kollayabilmiştir. Bizim atalarımız askeri, kültürel ve politik yenilgiler tatmış, yanılgılarından kurtulmak için devrimler yapmaya kalkışmış, kendini yenilemek için reformlar gerçekleştirmiştir bugünlere gelebilmek için. En doğru dini keşfettiğine inandığında dinini bile değiştirmiştir. Yeri geldiğinde şefkatli olmuştur, yeri geldiğinde öfkelenip, daha sonra pişmanlık duyacağı şeyler yapabilmiştir. Tüm bunların arasında sivrizeka bir atamız "hatasız kul olmaz" demiştir. Herhalde İskoçları ya da Madagaskarlıları kastetmiyordu.
Bu ekseni kaymış tartışmaların arasında merak ettiğim bir şey...
Orhan Pamuk gerçekten Nobel'i hakketti mi? Isabelle Allende, John Fowles gibi çağdaş yazarlar bu ödülü almadan ölüp gitmişken ya da hâlâ alamamışken, Orhan Pamuk gerçekten bunların hepsinden iyi mi yazıyordu? Ulusal bir histeriye ya da coşkuya kapılmadan, bu sorunun yanıtını verebilecek birileri var mı? Ben yanıtı bulamadım. "Kar" ustaca düşünülmüş, çok katmanlı bir kurguya sahip, belli ki yazılması zor bir roman. Ama örneğin John Fowles'in Büyücü'sünden daha mı iyi?
Ve yine Orhan Pamuk hakkında sıkça duyduğum bir eleştiri... Türk kimliği konusunda bilgisi yetersiz ve bakış açısı sığ diyenler var. Bir Avrupalı gözüyle Türkiye'ye ve Türk kültürüne bakabildiği için Avrupalıların hoşuna gidiyor deniyor. Ciddi ama güzel bir eleştiri. Dostoyevski, Turgenyev için "Doğumgününde biri ona bir teleskop hediye etsin de Rus insanını daha yakından görebilsin!" demiş. Biz de Orhan Pamuk'a bir teleskop hediye etmeli miyiz?
Ve belki de bu sitede en çok tartışılması gereken konulardan biri... Orhan Pamuk ve Türkçe.
Uzun lafın kısası, okumayanlar için artık Orhan Pamuk okuma vakti geldi. Okuyanlar içinse konuşma vakti geldi.
Öncelikle Sayın Yardımlı'nın ilk cümlesi aslında tüm bu tartışmaları özetliyor. Ulusçuluk. Ulus kavramını savunmak; insanlığı savunmaktır, bir arada etnik ve dini kimlik farkı gözetmeksizin yaşamayı savunmaktır, bağımsızlığı ve dolayısıyla onuru -makro ve mikro- savunmaktır. Her meseleye ulusçu açıdan bakan bir ülkede olduğumuzu düşünmüyorum. Keşke öyle olabilseydi. O zaman Cumhuriyetin yetiştirdiği bir yazar olan Sayın Diren Yardımlı 'ulus' kavramını bu kadar içi boş bir şekilde küçümsemeye çalışmazdı.
Sayın Yardımlı'nın forum yazısındaki bir başka argümanı Pamuk'un o lafı etmeseydi de nobeli alabileceğidir. İnanın bu imkansız herkes yurt içi- dışı tüm bu işin içindeki yazarlar hatta vatandaşlar biliyor ki Pamuk'a nobel o cümle sayesinde verildi. Esasında bunu Pamuk'ta biliyor ve zaten bunu 2 sene önce dile getirmişti. Hiç unutmuyorum cümle şöyleydi 'Benim önümü Avrupada tıkıyorlar, çeşitli lobiler var, ben bunları bir şekilde aşacağım' .Yine herkesçe biliniyor ki; Pamuk'un kitapları satılmıyor, sadece malum lobilerce yurt içi ve dışında parayla bastırılarak satıldı izlenimi veriliyor. yurt içinde Sibel Can kasedine yapılan promosyon yapılmadı 'kar' kitabına.
Sayın Yardımlı kime çapulcu diyor anlamadım ama Özedemir İnce çapulcu mu? Yaşasaydı Attila İlhan da mı çapulcu olacaktı...
Bir de Orhan Pamuk ve eserleri var. Orhan Pamuk ve Türkçe bir araya gelemez çünkü o yazarken İngilizce söz dizimi ama Türkçe kelimeler kullanıyor. İşte asıl satılmışlık da burada zaten. Malum cümle önemli değil, Türkçe'ye yapılan bu ihanet önemli. Bu özellikle gözden kaçırılıyor. Ayrıca eserleri edebi açıdan vasatı aşamaz, birinin çalıntı olduğu biliniyor. Bu ülkede Nazım Hikmet'e, Yaşar Kemal' e verilmeyen hiç bir ödülül kabul etmiyorum...
Sarte meselesine gelince Sartre ödülü reddetmiştir. Evet belki bahanesi ödül beni sınırlar olmuştur ama reddetmiştir. Sartre hiç bir zaman Pamuk gibi halkını aşağılamamıştır.
Sözde Ermeni soykırımı meselesine gelince; bir edebiyat yazarının durup dururken, konu hakkında bilgisi olmadan-hali hazırda da bilgisi yok- evet bu soykırım yapıldı demesi satılmışlıktır, başka bir şey değil... Her aklı başında tarihçi biliyor ki soykırım değildir o olaylar. Fransızların ayarttığı Ermeni çetelerin ihanetine yine emperyalist Fransızlar'dan alınan silahlarla verilen karşılıktır... Soykırım'ın anlamına bakılsa bile olay çözülür... Ama özellikle bu emperyalist güçlerce bu yapılmıyor ve Ermeni ve Türk halkı birbirine düşman hale getiriliyor...
Orhan Pamuk kitaplarını okuyun tabi sonuçta kitaptır ama 'cin ali' kalitesinde...
Burada insanın içini tüketecek bir soykırım tartışmasına daha girişmeyeceğim. Sadece şunu söylemekle yetineceğim. Türkiye resmen on binlerce Ermeni'nin öldürüldüğünü, yani "katledildiğini" kabul ediyor zaten; ama bunun bir "soykırım" olmadığını ve daha da önemlisi Ermenilerin de bir o kadar Türk'ü katlettiğini öne sürüyor. Yani resmi tez düşünüldüğü kadar katı değil. Türkiye'nin resmi tezinin temel dayanağı ise bir savaşın olması ve her iki tarafın da savaşıyor olması. (Yahudi katliamı bu yüzden bir soykırım, çünkü Yahudiler Almanlarla savaşmıyorlardı.)
Orhan Pamuk ise röportajında "soykırım" lafını kullanmadı, ama sayısını yanlış verdi ve bir katliamdan söz etti.
Tarihin o döneminde ne olduğu konusunda Orhan Pamuk ve milyonlarca Türk ve Ermeni gibi birşeyler "iddia etme" yanılgısına düşmeyeceğim, çünkü bilmiyorum. Ve bir tarihçi olmadığıma göre, bu konudaki gerçekleri bilmemek benim en doğal hakkım.
Meselelerle "ulusçu" bir açıdan bakmaya gelince... Biz farkında olmadan, bu "ulusçu" bakışımız yüzünden sürekli kendimizi kısıtlıyoruz ve sığ tartışmalardan başımızı bir türlü kaldıramıyoruz. Eleştirimin kaynağında bu düşünce var. Ulusçuluk elbette kötü birşey değil, insanın vatanıyla, halkıyla ve tarihiyle gurur duyması, en başta kendine olan güvenini sağlayacaktır. Bizim de kendimizle her açıdan gurur duyabileceğimiz denli zengin bir tarihsel ve kültürel geçmişimiz var. Ama ben bizim burada uyguladığımız ve yaşattığımız ulusçuluğun kaynağında Türkiye'ye olan inanç, Türk milletine olan sevginin yattığına inanmıyorum. Çok daha içtensiz bir ulusçuluk akımı görüyoruz burada. Sevgiden çok, nefretle ve kuşkuculukla beslenen bir ulusçuluk bu. Batı'ya karşı olan hısım, hayranlık, nefret, kıskançlık ve gıptanın bir karışımdan kaynaklanıyor. Avrupa'ya "gününü gösterebildiğimiz zaman" coşan, Avrupa'dan bir darbe yiyince de "İki yüzlü Batılılar!" şeklinde kendini dışavuran bir ulusçuluk bu.
Bu ulusçuluğun merkezinde Türkiye değil, Batı yatıyor. Kendimizle gurur duyduğumuz, kendimize güvendiğimiz ve kendimizi saydığımız için "ulusçu" değiliz, ezildiğimiz için ulusçuluk siperlerine giriyoruz. Yıllarca yurt dışında yaşadım ve yersiz bulacaksınız belki ama ben gerçek anlamda ulusçuluğu orada, küçük bir markette gördüm. Marketin sahibi, dünyayla dalaşmadan, sürekli ezildiğine ve kazık yediğine inanmadan, sattığı domateslerin üzerine şöyle bir not yazmıştı: "HAKİKİ NORVEÇ DOMATESLERİ" Norveç'in domateslerinde iş yok. Sapsarı ve tatsız tuzsuzlar... İnasnlar da yanında fiyatı çok daha ucuz olan ve tadı çok daha lezzetli olan İtalyan domateslerini alacaklarına, bu domatesleri alıyorlardı.
Ulusçuluğu herşeye çorba etmek, herşeye "önce ulusumuz için yararlı mı" diye bakarak onaylamak ya da reddetmek zaten bana kalırsa yanlış. Newton yer çekimini keşfettiğinde bunu İngiltere için yapmadı, bilim için yaptı. Platon Devlet'i yazdığında bunun antik Yunanistan için yapmadı, felsefe için yaptı. Orhan Pamuk da yazıyor. Ulusu için, devleti için, vatanseveri için yazması gerekiyor diye bir mecburiyet yok. Ben bir yazarın ortaya çıkıp, kıran kırana Türk toplumunu eleştirebilme hakkının kendisine tanınmasını istiyorum. Bunu yapamayacaksa, ne diye bu topraklarda, bu dilde yazsın? Üzerinde on milyonlarca "ılımlı ülkücünün" baskısıyla yazar olunmaz. Onları "rencide etmemek" kaygısıyla yazmaya başlayan biri, çok yakında kağıdı kalemi elinden atmak zorunda kalır.
Avukatlık yakıştırması nahoş sayın Necat, ama adı illa adı bu olsun diyorsanız, şu anda bu ülkede edebiyata ve sanata inanan herkesin Orhan Pamuk'un avukatlığını yapması gerekir. Ama bu "avukatlık" tabiri yine de düşündürücü. Demek ki sorgulama ve eleştirme yetimizi o denli yitirmişiz ki (bunda MEB'in katkısı muazzam) resmi teze (ya da yeri geldiğinde, çoğunluğun inancına) terş düşen bir yazara arka çıktığımız zaman (dikkat edeni *yazara*, yazarın tezine değil) bunun adı "onun avukatlığını" yapmak oluyor. "Fikir beyan etmek" ya da "farklı bir açıdan bakmak" değil, AVUKATLIK yapmak. Suçluların avukatlığı yapılır. Sevgili Necat, Orhan Pamuk bir suçlu değil ve onun konuşma ve yazma hakkına arka çıkarak, farkında değilsiniz şu an, ama sizin de avukatlığınızı yapıyorum ben. Yarın belki "Ya, bize hep böyle söylenmiş, herkes böyle düşünüyor ama ben galiba bundan çok emin değilim" dediğiniz bir konuda şu an Orhan Pamuk'a tanılması gereken özgürlüğü siz talep edeceksiniz.
Çapulculara gelince sayın Necat; ben Orhan Pamuk'u linç etmek isteyenlerden "çapulcular" olarak bahsettim. Bildiğim kadarıyla Özdemir İnce'nin böyle bir niyeti yoktu. Düşüncelerime katılmayabilirsiniz, ama lütfen yazdıklarımı kasten yanlış yorumlamayın ve öyle ilan etmeyin.
Nobel'in "Türkiye'yi bölme emellerine" gelince de, bugüne dek Nobel kazananların bir listesine bakmanızı öneriyorum.
Son olarak, öyle görünüyor ki bir kez daha başarılı bir sanatçımızla gurur duymayı ancak zamanla (ve iş işten geçtikten sonra) öğreneceğiz. Orhan Pamuk ne yazık ki bunun ne ilk örneği, ne de son örneği olacak gibi...
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
Aşağıda bu ödülü kazananların listesini veriyorum. Bakalım bir bakışta, kaç tanesinin ismine aşinasınız?...
Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazananlar
1901 Sully Prudhomme, Fransa
1902 Theodor Mommsen, Almanya
1903 B.Bjornson, Norveç
1904 Frederic Mistral, Fransa ve J.Echegaray, İspanya
1905 H.Sienkiewicz, Polonya
1906 Geosue Carducci, İtalya
1907 Rudyard Kipling, İngiltere
1908 Rudolf Eucken, Almanya
1909 Selma Lagerlof, İsveç
1910 Paul von Heyse, Almanya
1911 Maurice Maeterlinck, Belçika
1912 Gerhart Hauptmann, Almanya
1913 Sir R.Tagore, Hindistan
1914 Ödül Verilmedi
1915 Romain Rolland, Fransa
1916 V.von Heidenstam, İsveç
1917 Karl Gjellrup, Danimarka ve H. Pontoppidan, Danimarka
1918 Ödül Verilmedi
1919 Carl Spitteler, İsviçre
1920 Knut Hamsun, Norveç
1921 Anatole France, Fransa
1922 J. Benavente y Martinez, İspanya
1923 William Butler Yeats, İrlanda
1924 Wladyslaw Reymont, Polonya
1925 George Bernard Shaw, İrlanda
1926 Grazia Deledda, İtalya
1927 Henri Bergson, Fransa
1928 Sigrid Undset, Norveç
1929 Thomas Mann, Almanya
1930 Sinclair Lewis, ABD
1931 Eric Axel Karlfeldt, İsveç
1932 John Galsworthy, İngiltere
1933 İvan Bunin, SSCB
1934 Luigi Pirandello, İtalya
1935 Ödül verilmedi
1936 Eugene O'Neill, ABD
1937 Roger Martin du Gard, Fransa
1938 Pearl S. Buck, ABD
1939 Frans Eemil Sillanpää, Finlandiya
1943 Ödül verilmedi
1944 J.V. Jensen, Danimarka
1945 Gabriela Mistral, Şili
1946 Hermann Hesse, İsviçre
1947 Andre Gide, Fransa
1948 T.S. Eliot, İngiltere
1949 William Faulkner, ABD
1950 Bertrand Russell, İngiltere
1951 Par Lagerkvist, İsveç
1952 François Mauriac, Fransa
1953 Sir Winston Churchill, İngiltere
1954 Ernest Hemingway, ABD
1955 Halldör Laxness, İzlanda
1956 Juan Ramön Jiménez, İspanya
1957 Albert Camus, Fransa
1958 Boris Pasternak, SSCB (Ödülü reddetti)
1959 Salvatore Quasimodo, İtalya
1960 Saint-John Perse, Fransa
1961 Ivo Andric, Yugoslavya
1962 John Steinbeck, ABD
1963 Georgios Seferis, Yunanistan
1964 Jean-Paul Sartre, Fransa (Ödülü reddetti)
1965 Mikhail Şolohov, SSCB
1966 Shumuel Yosef Agnon, İsrail ve Elly Sachs, İsveç
1967 Miguel Angel Asturias, Guatemala
1968 Yasunari Kavabata, Japonya
1969 Samuel Beckett, İrlanda
1970 Aleksandr Soljenitsin, SSCB
1971 Pablo Neruda, Şili
1972 Heinrich Böll, AFC
1973 Patrick White, Avustralya
1974 Eyvind Johnson, İsveç ve Harry Martinson, İsveç
1975 Eugenio Montale, İtalya
1976 Saul Bellow, ABD
1977 Vicente Aleixandre, İspanya
1978 Isaac Bashevis Singer, ABD
1979 Odisseus Elitis, Yunanistan
1980 Czesraw Milosz, ABD
1981 Elias Canetti, Bulgaristan
1982 Gabrial Garcia Marquez, Kolombiya
1983 William Golding, İngiltere
1984 Jaroslav Seifert, Çekoslovakya
1985 Claude Simon, Fransa
1986 Wole Soyinka, Nijerya
1987 Joseph Brodsky, ABD
1988 Necib Mahfuz, Mısır
1989 Camilo Jose Cela, İspanya
1990 Octavio Paz, Meksika
1991 Nadine Gordimer, Güney Afrika
1992 Derek Walcott, St. Lucian
1993 Toni Morrison, ABD
1994 Kenzaburo Oe, Japonya
1995 Seamus Heaney, İrlanda
1996 Wislawa Szymborska, Polonya
1997 Dario Fo, İtalya
1998 Jose Saramago, Portekiz
1999 Günter Grass, Almanya
2000 Gao Xingjian, Çin
2001 V.S. Naipaul, İngiltere
2002 Imre Kerttesz, Budapeşte
2003 John Maxwell Coetzee, Güney Afrika
2004 Elfriede Jelinek Avusturya
2005 Harold Pinter Birleşik Krallık
2006 Orhan Pamuk Türkiye
Nobel Edebiyat Ödülünü Alanların Ülkeleri
Fransa(13), A.B.D.(9), Almanya(8), Birleşik Krallık(8), İsveç(6), İtalya(6), İspanya(5), Rusya(5), İrlanda(4), Polonya(4), Danimarka(3), Norveç(3), Güney Afrika(2), İsviçre(2), Japonya(2), Şili(2), Yunanistan(2)
ve 1 kez kazananlar:
Avustralya, Avusturya, Belçika, Çekoslovakya, Finlandiya, Guatemala, Hindistan, İsrail, İzlanda, Kanada, Kolombiya, Macaristan, Meksika, Mısır, Nijerya, Portekiz, St. Lucia, Türkiye, Yugoslavya.
Sadece, Fransız yazar Jean Paul Sartre reddetti.(1964)
Rus yazar Boris Pasternak ise reddetmek zorunda kaldı.(1958)
Nobel edebiyat ödülünü kazanmamış olan bazı ünlü yazarlar:
Anna Ahmatova, Jorge Luis Borges, Bertolt Brecht, Anton Çehov, Aldous Huxley, Henrik Ibsen, Arthur Miller, Maxim Gorki, George Orwell, Lev Tolstoy, Arnold Toynbee, Mark Twain, Virginia Woolf...
Kazananlar yanında kazanamayanlara bakınca, Orhan Pamuk'la gurur duymamak mümkün mü?..
Tolstoy da kim oluyormuş?
Peki ya Çehov?..
Nerde Gorki,
Nerde anarşist Kropotkin???
Bence; biraz da Nobel Edebiyat Ödülü'nü tartışmak gerekir...
Bir yazarın bu ödülü almış olması, o yazarın iyi ya da diğer yazarlara göre daha iyi bir yazar olduğunun göstergesi midir?
Mesela, böyle bir değerlendirmeye göre,
Orhan Pamuk, Çehov'dan ya da Tolstoy'dan daha iyi bir yazar mıdır?
Bakalım, halen okunan Wolf, Miller, Twain gibi, Orhan Pamuk da klasikleşe-bile-cek mi?
"Bunu zaman gösterecek" diyenlere yeniden yukarıdaki listeyi incelemelerini öneririm.
O listedeki kaç yazarın eserleri klasikleşebilmiş, kalıcı olabilmiştir?..
Dilerim Orhan Pamuk olur!..
Zira, artık alabileceği en büyük ödülü almıştır.
Söylemlerinin mi, yazdıklarının mı daha önemli olduğunu, bundan sonraki üretimleriyle gösterme, kanıtlama işi artık sadece ve sadece kendindedir...
1. Sayın Yardımlı ulus kavramına emperyalist ve milliyetçi gözle bakıyor.
2. Ulus kavramını ülkücüler savunamaz zira bu ideoloji 'Türk milliyetçiliği' üstüne kurulmuştur.Sayın Yardımlı'nın ' İki yüzlü Batılılar!" diye betimlemeye çalıştığı ulusçuluk değildir. Milliyetçiliktir. Sanırım Sayın Yardımlı popüler etkilenimlere çok açık.
3.Avukatlık ancak ve ancak biri kendini savunamıyorsa ulvidir. Ama Sayın Pamuk'un dili ve imkanı var fakat herkesçe malum ki tek kelime yok. Çünkü Uğur Mumcu'nun dediği gibi Sayın Pamuk'ta bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar sınıfına giriyor.
4.İnsanlar acaba kendilerine şunu soruyor mu: Neden Sayın Pamuk Irak hakkında bir şey söylemiyor, söyleyemiyor. Bu mudur düşünce özgürlüğü? Düşünce özgürlüğü güdümlü olamaz, olursa Sayın Pamuk'un ki gibi komik olur.
5.Başarılı sanatçı kimdir? Başarı ölçütü nedir tartışılır. Zaman olduğunu sanmam ama tartışılmayacak şey Orhan Pamuk felaket bir romancıdır.
6.Sayın Pamuk'u linç girişimleri doğru değil tabiki. Ama böyle bir durum olduğunu düşünmüyorum. Belli kaynaklarca yönlendirilen toplum mühendisleri iş başında, Orhan Pamuk gittikçe herekese daha şirin gözükecek, merak etmeyin...
7.Ben sadece Orhan Pamuk'un serbestçe ama serbestçe düşlüncelerini açıklamsına saygı duyarım ama Sayın Pamuk özgür değil, mecbur...
8. Sayın Pamuk eğer bir gün çıkıpta dürüst bir şekilde evet ben ermeni çıkarları için veya başka bir grubun çıkarları için mücadele ediyorum derse o zaman onun o bu özgürlüğüne, düşüncelerine, romanına saygım gelişir ve dinlerim. Aksi halde riyadan öteye gidemeyiz...
İlginç olmaya başladı...
Öncelikle hakaret olarak algılanabilecek ama şu an için sadece coşkunuza vermeyi yeğlediğim "Sanırım Sayın Yardımlı popüler etkilenimlere çok açık." cümlenize bir açıklık getireyim. Bana böyle bir suçlama yöneltirken, gerekçeniz de (anladığım kadarıyla) milliyetçilik ve ulusçuluğu karıştırmış olmam. Aslında karıştırmadım.
Şu aşamada bu konuda daha fazla tartışmaya girmemek için en kestirme yolu düşündüm ve kuşkusuz, özellikle sizin referansını "geçerli" sayacağınız TDK'ya başvurdum.
Bakın ne diyor milliyetçilik, ulusçuluk vs. için.
[[B]]milliyetçilik -ği, isim: [[/B]]Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı,[[B]] ulusçuluk[[/B]]
Sağlama yapıyorum.
[[B]]ulusçuluk -ğu, isim: [[/B]]milliyetçilik
Diyeceksiniz, sen "ulusçuluk" demedin, sadece "ulusçu" dedin.
[[B]]ulusçu, isim: [[/B]]Milliyetçi.
[[B]]milliyetçi, isim: [[/B]]Milliyet ilkesini benimseyen, [[B]]ulusçu [[/B]]
Beni tam olarak neyle suçluyorsunuz? Arapça yerine Türkçe'yi tercih etmekle mi?
Diğer maddelerine gelince.
[[I]]"Avukatlık ancak ve ancak biri kendini savunamıyorsa ulvidir"[[/I]]
Yanılıyor olabilirim ama bildiğim kadarıyla avukatlık hakkından yararlanmak herkesin hakkıdır ve hukuk devletinde mahkemeye çıkarılan herkesin bir avukata sahip olması zorunludur.
[[I]]"Sayın Pamuk'u linç girişimleri doğru değil tabiki. Ama böyle bir durum olduğunu düşünmüyorum."[[/I]]
Televizyonlarda (Türkiye'de ve tüm dünyada) yüzlerce kez oynamşıtır bu görüntüler. Yoksa orada olup biten dostça bir itiş kakış mıydı? Bunun yanısıra "linç" girişimleri, bundan da çok sözel olarak yapıldı ve hala yapılıyor.
[[I]]"Ben sadece Orhan Pamuk'un serbestçe ama serbestçe düşlüncelerini açıklamsına saygı duyarım ama Sayın Pamuk özgür değil, mecbur..."[[/I]]
Bu keyfi bir yaklaşım. O da diyebilir ki "Sen devletin ağzıyla konuşuyorsun. Bunlar senin görüşlerin değil!" Nereye varırsınız?
En güzelini sona sakladım.
[[I]]"Sayın Yardımlı ulus kavramına emperyalist ve milliyetçi gözle bakıyor."[[/I]]
Emperyalist lafını duymaktan gına geldi artık öncelikle. Anlatmaya çalıştığım"ulusal paranoyamızın" bir kanıtı da, dünyada olup biten herşeye "emperyalist" damgasını vuruyor olmamız. Sonunda geldi çattı, Nobel de emperyalist bir girişim oldu! İlginçtir, bunu bu memleketin sağcısı da solcusu da yapıyor... "Ulus'a milliyetçi bir gözle bakıyorum" suçlamasını ise tepeden tırnağa kabul ediyorum.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
A. Ulusçulukta humanizm ve tüm dünya ırklarını onurluca sevmek vardır. Milliyetçilikte ise önce kendi ırkım, rengim düşüncesi hakimdir. Ulusçuluk ve milliyetçilik ancak ve ancak sözlükte eş anlamlıdır...
B. Tartışma bu değildi ki...
C. Neden Pamku'un Türkçeye ihanetini mevzu bahis etmiyorsunuz...
D. Neden Pamuk'un aklı başında hiç bir Avrupalı yazarca dikkate alınmadığından bahsetmiyorsunuz...
E. Neden aslında Pamuk'un çok iyi bir romancı olduğunu söyleyemiyorsunuz...
F. Popüler etkilenim dediğimde: Pamuk'a verilen tepkinin tv lerdeki basit görüntülerle yargılanıyor olmasını kastettim...
G. Tartışmak iyidir tabi... Ama bana ilginç gelen de emperyalizm kelimesinin bu kadar nasıl içi boş gösterilebildiği... Kutlamak lazım U.S.A yı- şu anki en büyük emperyalist-
Saygılar...
gercektende gormemisin oglu olmus cekmis cukunu koparmis bu nedirki diye..
yamuk orhana verilen odul haketti etmedi bizim bazi cevrelerce oyle dile dolandi ki..
herhangi bir art niyetten yoksun.. tamamen icten duygularla yola dokulenler..
siz bize nasil iftira atarsiniz .. komodinin gozunden birakin besibiyerdenizi calmayi orda takilariniz bulundugunu bile bilmiyordum... getirin ekmek el basiyim ki ben yapmadim etmedim havasinda.. kendi kendilerini heber etmeye basladilar..
saray pasa cocugu ertugrul gecenlerde cikis yapmisti.. tore turk gelenegi degil diye.. niye biz gocunuyoruz diye..
gercektende.. onca kaldim arvupada.. bir turk yanlizca kendisinin orda bulunmadigi ayni zamanda turklugu temsil ettigi bilinci ile bi otoposta kalkip yer verirken..her daim yolunda adam gibi yururken .. pis kara vatandas ise tersine her adiligi yaparken.. nasilki bir gurcu moldav ukraynali kimligine bakilmaksizin rus diye adlandiriliyorsa.. orda bir pis kara vatandasda rahatlikla turk diye adlandirildigi icin.. kalkipta bir frenkin tepkisine milliyetci duygularla saf saf karsi cikmaninda yanlis oldugu gorusundeyim..
kaldi ki git dagdan davar cobanini getir sor.. bir ahmak bul onune atlas koysun haritayi acsin o karpuz kesilen cografyada hangi halkin .. halklarin..yasadigini bilir dolayisi ile kimin karpuzunu kimin kestigini bilir o nedenle yok oyle bisi diye salya sumuk .. kendisinin yas itibari ile tanik olmadigi devirde..olmadi oyle bisi diye aglamak yerine olmussa olmustur.. bana ne bundan.. vaktiyle balkanlarda benimdi balkanlarda onca katledilen turkudemi ben kestim diyebilmeli sevr ile basima bela ettiginiz milletlerinizi alin munasip bir avrupa birliginize alin.. aha bugun bile basima bela ettiginiz kamburun marifeti diye bakabilmeli .. farkli perspektiften mevzuuya nail olmali kanimca sanirsam bence..
Neyi, nerede, ne zaman ve nasıl söylemeliyiz, bilmiyoruz.
Nobel, Orhan Pamuk ve Ermeni katliamı tartışması, milliyetçilik, uluşçuluk ve avukatlık kavramlarının tartışmasına döndü.
Edebiyat ve tarihten girdik, neredeyse cebir ve geometriden çıkacağız. Kulaktan kulağa oyunu gibi.
Tartışma, birbirimizi kırmadan ve rencide etmeden yapılırsa bir faydalı bir fikir alışverişi olarak ağzımızda tadı kalır.
Fikirlerin farklılığı kadar güzel bir şey olamaz. Hepimiz aynı düşüncede olsaydık insana akıl ve düşünme yeteneği verilmesinin bir anlamı kalmaz, içgüdü ve dürtülerimizle yaşar giderdik.
Bir kaç konuyu birbirinden ayırmamız gerekiyor.
1- Orhan Pamuk bu ülkenin bir değeridir, edebiyatçıdır, ünlüdür, romanları satılmakta okunmakta ve bilinmektedir. Nobel almasaydı ve hatta Nobel e aday olmasaydı bile Türkiye de ve dünyada yeterince tanınmış bir romancıdır.
2- Orhan Pamuk neredeyse tüm hayatını roman yazmaya adamıştır. Ortadaki emeği kimse inkar edemez.
3- Dilini, uslübunu, kurgusunu, hikayesini beğenenlerde olabilir beğenmeyenlerde. Bu durum yukarıdaki tespitleri değiştirmez.
4- Orhan Pamuk, hiçte birikim ve altyapısı olmayan bir konuda, üstelik ülkesini zor durumda bırakacak bir şekilde açıklama yapmıştır.
5- Bu, masum ve "benim fikrim böyle" diyebileceğiniz bir açıklama değildir. Bu bir düşünce değildir. Tarihin bir dönemine ilişkin somut verilerden (!) bahsedilmektedir. Bir milyon Ermeni ve otuzbun Kürt'ün öldürüldüğü söylenmiştir.
6- Bu ifade külliyen yanlıştır çünkü Ermeni Diasporasının iddiası dahi 450 bin Ermeninin katledildiğidir. Diğer taraftan 1920 lerde Anadolonun toplam nüfusu 13 milyondur. Neredeyse Anadolu ve Trakya tüm nüfusunun %10 unun katledildiği gibi kendi içinde tutarsız bir açıklama.
7- Bunun arkasına ilave edilen "30 bin Kürt katledildi" sözü ise son derece konjöktürel ve Avrupadaki Türkiye aleyhtarlarının söylemidir. Türkler Kürtleri katlediyor.(!) PKK terönün elinde bu milletin yıllardır neler çektiğini hepimiz biliyoruz.
8- Bu konuda kendi içinde çelişkilidir. Oysa Ermeni çetelerinin Ağrı Van Erzurum ve diğer bölgelerde katlettiği müslümanların hemen tamamı Kürt asıllı kardeşlerimizdir. Orhan Pamuk bu konulara girmişken bir de Ermeniler kaç Müslüman Kürt ve Türk ü katlettiler? Bu sorunun da cevabını vermesi lazım.
9- Orhan Pamuk'un dudaklarından çıkan bu talihsiz söz, kim ne derse desin Avrupadaki bir takım etkili odaklara şirin gözükmek için söylenmiştir. ( Necip Mahfuz'da kendi milletini aşağılayarak ödül almış bir yazardır.)
10-Yine bu söz ile ilgili küçük bir saptamada daha bulunmak istiyorum (ki bu saptamayı "zihinsel bölünmüşlüğü bir tarafa bırakıp Nobel'i ve Orhan Pamuk'u kutlayalım" diyen Fehmi Koruya'da mail yoluyla ilettim)
*Orhan Pamuk bu demeci bir İSVEÇ Gazetesine vermiştir
*Nobel Ödülleri İSVEÇ Kraliyet Akademisi tarafından verilmektedir.
*Olaf Palme cinayetine İSVEÇ PKK nın en rahat çalıştığı, örgütlendiği Avrupa
ülkesidir. Ki bu durum ..."30 bin Kürt öldürüldü" cümlesinin ne amaçlama
kurulduğunu da açıkça göstermektedir.
11-Orhan Pamuk bu cümlelerin sahibi olarak artık aldığı ödülün üzerindeki gölge ile yaşamak zorundadır. Nobele giden yolu siyasi argümanlarla süslemeyi kendisi tercih etmiştir. Keşke demeseydi.. Keşke zamanı geriye sarıp bir de aksini deneseydik. Yine alabilir miydi?
12- Uluslararası arenada Yaşar Kemal daha tanınmış ve daha yetkin bir yazardır. Fakat ülkesini bu denli zor duruma düşürecek bir açıklama asla yapmamıştır. Ne yazarlığını, ne solculuğunu ve ne de entellektüel düşüncesini kimse tartışamaz. İşte entellektüel namus budur.
13- Bütün bunları savunumak ne milliyetçiliktir, ne ulusçuluk, ne de başka bir şey. Uluslararası ilişkiler görünürde büyük bir centilmenlik ve nezaket içinde yürütülür ancak esas olan çıkarlardır. Siyasi çıkarlar uğruna edebiyatıda kullanırlar edebiyatçımızı da. Edebiyata siyaseti bizzat edebiyatçının kendisi bulaştırmıştır. Her tez kendi antitezini doğurur.
Her şeye rağmen foruma yazdığım, "Kendi tarihini vuran Edebiyat" başlıklı yazının hiç bir yerinde Orhan Pamuk için hain, alçak gibi ifadeler kullanmadım, iftira etmiştir, rencide etmiştir gibi ifadeler kullandım. Bu nedenle Sayın Diren'in biz karşı tez sahipleri hakkındaki "çapulcular" ifadesini üzerime almıyorum. Ancak gönlüm bu tür seviyeli, en azından konu itibrıyla seviyeli olması gereken tartışmalarda bu tür kelimelerin kullanılmasından yana değil. Kaldı ki burada tartışan arkadaşların belli bir eğitim ve kültür düzeyinde oldukları anlaşılıyor.
Benim gibi edebiyatçı olmayan, ama edebiyatı sevenlere öğreteceğiniz çok daha güzel şeyler olmalı...
Selamlarımı sunuyorum
Ahmet Tekin
Yazmayı düşündüğüm bazı şeyleri Ahmet Tekin derli toplu bir şekilde dile getirdi. Sevindirici olan bir diğer gelişme de nihayet bu forumda Orhan Pamuk bir "vatan haini" olarak değil, eleştirilmeye açık ama saygıyı ve takdiri de hakkeden bir yazar olarak tartışılıyor olması.
Orhan Pamuk'un Türkçe kullanımının yayın dünyasında da çok tartışıldığını söyleyebilirim. Sayın Necat'ın "İngilizce söz dizimiyle" cümle kuruyor saptaması birçok açıdan doğru. Ancak söz konusu olan sadece İngilizce söz dizimi değil, Latin dillerinin söz dizimidir. Bu konuda elbette Orhan Pamuk eleştirilebilmelidir, ama bu sorunun (ki bir sorun olup olmadığını aşağıda tartışacağım) Türkçe literatün kısıtlılığından kaynaklandığını da büsbütün inkar edemeyiz. Bugün herhangi bir konu hakkında derinlemesine bir araştırma yapmak isteyen biri, çoğunlukla gözlerini Fransızca, Almanca ve İngilizce kaynaklardan ayıramayacak. Yani günlük hayatımızda Türkçe konuşuyor olsak ve yerli edebiyat okuyor olsak da, akademik ya da bilimsel araştırmalar konusunda büyük ölçüde yabancı metinlere mahkumuz. Bana kalırsa insan bütün gününü bu metinlerin arasında geçirdikten (ve buna ek olarak temel eğitimini bir Amerikan kolejinden aldıktan) sonra ister istemez bu dillerin söz dizimini benimsiyor.
Şimdi tartışılması gereken bir nokta ise bu şekilde yazmanın yanlış olup olmadığı. Orhan Pamuk'un kitaplarında dilbilgisi hatası yok denecek kadar azdır. Bunda İletişim Yayınları'nın editörlerinin katkısı büyüktür kuşkusuz, ama sonuç olarak ortaya çıkan Orhan Pamuk metinleri, dil açısından ne kadar "bozuk" algılanırsa algılansın, aslında bozuk değildir. Farklıdır sadece.
Bunları öne sürebiliyorum çünkü hayatının önemli bir kısmını yurt dışında geçirmiş ve anadil olarak o ülkenin dilini öğrenmiş biri olarak, aynı sorun bende de var. Kendimi elbette Orhan Pamuk'la karşılaştıracak değilim ama benim yazdığım metinlerin çoğu için insanlar "dil kullanımında bir gariplik" var diyorlar.. "Nedir?" diye sorduğumda söyleyemiyorlar. "Hatalı mı?" dediğimde "Hayır hatalı değil... Ama sanki Norveççe düşünüp, Türkçe yazıyorsun gibi," diyorlar. Bu kısmen doğru. Buna ek olarak, internette ve basılı yayınlarda da çoğunlukla Türkçe değil, İngilizce kaynaklardan yararlanıyorum. Bir yayınevinin editörü bir romanımı okuyup değerlendirdikten sonra bana "Daha çok Türkçe edebiyat okumalısın," dedi. En başta hak verdim. Ama sonra düşündüm ve kullanılan dil konusunda "farklı" olmanın ne gibi bir zararı var diye düşünmekten kendimi alamadım. Hatalı ya da bozuk olmadıktan sonra, bu nihayetinde bir zevk, dahası tercih meselesi olmuyor mu? Elbette bunu da sevenler çıkacaktır...
Sayın Necat'ın diğer eleştirilerine katılamıyorum. Dil kullanımının "Türkçeye ihanet" olduğunu söylemek yanlış. Çünkü Türkçe'yi tek şekilde kullanmak gerekiyor diye bir zorunluluk yok. Türkçeye ihanetten bahesedeceksek, bu metin dahil, aşağı yukarı herkesin yazdığı metinlerde kullanılan Arapça, Farsça, ve Latin kökenli sözcükleri öne çıkarmamız daha doğru olur. Tüm ulusçuluğumuzu takınarak Türkçe'nin bu dillerin hepsinden daha güzel ve daha zengin olduğunu iddia edebiliriz çünkü. Ama Orhan Pamuk ne kadar "İngilizceciyse" hepimiz de aslında eşit ölçüde "Arapçacı ve Farsçacıyız."
Sayın Necat'ın aşağıdaki tespitleri,
[[I]]D. Neden Pamuk'un aklı başında hiç bir Avrupalı yazarca dikkate alınmadığından bahsetmiyorsunuz...
E. Neden aslında Pamuk'un çok iyi bir romancı olduğunu söyleyemiyorsunuz[[/I]]
ise tepeden tırnağa yanlış ya da keyfi. Orhan Pamuk'u birçok büyük yazar tebrik etmiştir, Nobel'den önce de Türkiye'de ve yurt dışında bir dizi ödül almıştır ve iyi bir romancı olmasaydı Nobel'den önce 100 ülkede, 44 dilde kitapları bulunmazdı.
Hepsinin ötesinde edebiyat da bir sanattır ve sayın Ahmet Tekin'in tespiti, yani sanatın "öznelliği"ni kimse inkâr edemez. Bazılarımız beğenir, bazılarımız beğenmez. Ben birçok Nobel'li yazardan zerre kadar keyif almadım ve niçin Nobel aldıklarını da merak ettim. (Bu noktada "edebiyat ödülü" ve "edebiyat otoritesi" konuları aslında tartışılmalıdır. Nobel heyetini tanıyan kaç kişi var? Edebiyat konusunda ne gibi bir yetkinlikleri var?)
Ama Nobel'den çok önce ilgimi çeken ve kitaplarını okuduğum bir yazar olan Orhan Pamuk'u kendi adıma başarılı, yazdığı konuları ilgi çekici (ve romancılığın gereği olarak eleştirel) bulduğumu söyleyebilirim ve gerekçe olarak, da tam olarak bu "sanatın öznelliğini" gösterebilirim.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
Sayın Tekin'in söyleyeceklerine hiç bir itirazım yok..
Sadece Orhan Pamuk'un kitaplarının Avrupada sattığı falan tamamnen uydurmadır, Ermeni ve Kürt lobilerince hem Türkiye'de hem de Avrupa'da satmamak üzere basım yapılmıştır. Evet hem de yıllarca ve planlı bir şelikde. Rakamlar aldatır. O sözde satış rakamlarına bakmayın, ONLAR ASLIDA SATIŞ DEĞİL BASIM RAKAMLARIDIR.
Bence Sayın Pamuk Türkçe'yi ezik dil haline getirmiştir...Türkçe'nin kaybolmasının miladıdır o. İngilizceci olması maruz görülemez, rüşveti nobel olsa bile.
Nobel eşittir Oskardır. Salt sanatsal hiç bir esere nobel verilmez. Aynı sinemadaki oskar ödülleri gibi belli bir ekonomi yaratmanız ve belli kalıplara sığmanız gereklidir.
Pamuk'un Beyaz Kale adlı eserinin en can alıcı beş sayfası Pedro'nun zorunlu İstanbul seyahatinden çalıntıdır.
Edebiyatı'na saygı duymam için bir yazarın önce insanlığına saygı duymam gerek. Her şey insanlar için, romanlar da... Saygılar...
Önce küçük bir özür, sabaha az bir zaman kala kaleme aldığım bir önceki yazı, birçok anlatım ve cümle hatalarıyla dolu. Bir edebiyat sitesine bu kadar bozuk bir yazı gönderdiğim için sizlerden özür diliyorum.
Memnuniyetim, tartışmanın karşılıklı bir saygı eksenine oturmuş görünmesinden kaynaklanıyor. İşin bundan sonrası artık bilgi ve birikimimizi derinliği ve bunu birbirimize aktarabilme yeteneğine kalmakta.
Tartışma birbirimizi ikna etmek çabası veya ikna olmak korkusu içinde olmamalıdır.
Şimdi gelelim Türkçe'ye. Sayın Diren Türkçe literatürün kısıtlılığından bahsederek çok önemli bir konuya değinmiş. Evet Türkçe literatür özellikle bilim, sanat ve teknoloji alanında oldukça kısıtlı. Bu kısıtlılığın en az hissedildiği alan belki de edebiyattır. Çünkü roman kültürümüz henüz çok köklü olmasa da bunun dışındaki edebiyat alanlarında (divan edebiyatı, halk edebiyatı, aruz ve hece vezni vs.) oldukça orjinal ve köklü bir edebiyat geçmişimiz vardır.
Bugün Türkçenin yetersizliği veya dağınıklığı, Türkiyede II. Mahmut döneminden itibaren başlatılan Batılılaşma anlayışının maalesef bir taklit algılamasına dönüşmesinden, batıda ne varsa aynen alınıp kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Öz Türkçemiz Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden itibaren, Arapça Farsça ve Türçenin bileşimi ile yeni bir dile, Osmanlıca'ya dönüşmüştür. Bu belki bir dilin orjinalitesini yitirmesidir ama üç dilin özelliklerini bünyesine katmış olması itibarıyla bir zenginleşme olarak da değerlendirilebilir.
Lakin, Batılışma anlayışı yukarıda belirttiğim gibi batılı terimleri de aynen ithal ve kullanma yoluna gitmiş ve terminoloji sıkıntısı bu noktada başlamıştır. Tabi bu konuda sorgulanması gerekenler dönemin batılılaşma yanlısı düşünür ve edebiyatçıları olmalıdır. Dili en iyi şekilde kullanan/kullanması gereken topluma önder ve örnek olması gerekenler onlardır. Bir diğer sorumlu da bu konuda kurumsallaşmayı ihmal ederek dilin korunması ve geliştirilmesini ihmal eden devlet adamlarıdır.
Cumhuriyet döneminde ise; her alanda olduğu gibi dil konusunda da bir öze dönüş çalışmaları başlatılmış, kurumlar (TDK gibi) oluşturulmuş, bilimsel çalışmalar başlatılmıştır. Ancak bu çalışma içinde olanlar da soruna biraz ideolojik, biraz da geçmişin siyasi ve kültürel tüm mirasını peşinen reddetme önyargısı ile hareket ettiklerinden beklenen sonuç alınamamış, çalışmalar masa başında kelime üretmeye indirgenmiştir. Üretilen saçma sapan kelimelerin büyük bir bölümü TDK nın sözlüklerinden başka hiç bir yerde, ne halk ağzında, ne edebiyat ne de bilim çevrelerinde kullanılamamıştır. Zorlama ve yapay bir üretim olmuştur.
Orhan Pamuk ta bir Cumhuriyet dönemi yazarı olarak Türkçenin uğradığı bu hezimetten nasibini almıştır. Ohan Pamuk eserlerini dilin kalıp ve özellikleri içinde kaleme almak yerine dili kendi düşünce ve algılama tarzına göre kullanmayı tercih etmektedir. Hangisinin iyi olduğuna her okur farklı cevaplar verecektir.
Türkçe işte bu ikilem içinde dil yapısı ve gramer özellikleri içinde mükemmel ancak kelime zenginliği bakımından giderek sığ ve yabancı terminolojinin isitilası altında bugünkü yetersiz ve güdük şeklini almıştır.
Çözüm, her alanda olduğu gibi dil konusunda da aslımıza dönmektir. Aslımızı, benliğimizi bulduğumuz kültür ve medeniyetimizin zirveye ulaştığı dönemlerde aramamaız gerekmektedir.
Bu derin ve kapsamlı konular hakkında bilgilenmek isteyen arkadaşlara Cemil Meriç in eserlerini öneririm. (Bu ülke, Ummandan uygarlığa, Mağaradikeler vd. İletişim Yayınları)
Selam ile...
Ahmet Tekin
Bir geçmiş örnek ile istatistiği sunuyorum...
Salman Rüşdi...
Elinizi vicdanınıza koyun... Bir Allah'ın kulu tanıyor muydu?
Tanımıyordu.
Ne yaptı?
İslam'a küfür etti.
Aniden meşhur oluverdi.
Oluverdi ama...
"Böcek gibi" saklanıyor...
O artık, meşhur bir böcek...
Bu nedenle, Türkiye'ye Nobel Edebiyat Ödülü verildi diye havayi fişek patlatırken, biraz düşünmemiz lazım.
Evet, Nobel Edebiyat Ödülü alanların şöyle bir ortak özelliği var...
"Devlet"in rejimiyle sorunlu olmak.
Doğru.
Ama ait olduğu "millet"le sorunlu olup, Nobel alan yok!
İsterseniz bir bakalım...
Octavio Paz...
1990'da aldı. Meksikalı. Babası Zapata'yı destekleyen bir avukattı. Yerli kültürü ile Batı kültürü arasında bocalayan Meksika halkını anlattı kitaplarında... Halkını savundu yani... Meksikalıların en sevdiği yazar.
Dario Fo.
1997'de aldı. İtalyan. Hayatı boyunca, halkın parasını cebine atan alçaklara karşı mücadele etti... Yani, kimin yanında yer aldı? Halkının... Onun için bayılıyor ona İtalyanlar.
Gao Xingjian.
2000'de aldı. Çinli. Komünist rejimi yerden yere vurdu. Ama özellikle "Alarm İşareti" isimli tiyatro oyunu, kapalı gişe oynuyordu... Çin halkı, onun tiyatrosunu izleyebilmek için kapıları kırıyordu... Devlete karşıydı. Kimin yanındaydı? Halkının...
Patrick White.
1973'te aldı. Avustralyalı. Sağlam karakterli olarak bilinen insanların, aslında çevreyi kandırmak için maske takmış olabileceğini, pekçoğunun şerefsiz olduğunu yazdı hep... Şerefsizlere karşı kimi uyardı yani? Halkını...
John Steinbeck.
1962'de aldı. Amerikalı. Irgatlık yaptı. İşçilik yaptı. Irgatları yazdı. İşçileri yazdı. Kimin kahramanı oldu? Halkının...
İyi tartışmamız lazım.
Orhan Pamuk...
Evet, rejime karşı...
Peki halkı onu seviyor mu?
Bir de deniyor ki...
"Nobel Edebiyat Ödülü'nde asla siyasi karar verilmez... Edebi değere verilir..."
Yapma yav?
1953'te kime verildi?
Winston Churchill'e...
Bildiğin siyasetçi.
Peki neden verildi?
"İnsani değerleri savunan konuşmaları" nedeniyle...
İyi de... Ne demişti bu Churchill denen arkadaş, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin Irak'ı işgali sırasında?
"Uygarlaşmamış kabilelere karşı zehirli gaz kullanılmasını şiddetle destekliyorum..."
Bu mudur insani değerleri savunan konuşma?
Saddam'a da verseydiniz o zaman... Ya da Bush'a.
Ve bir savunma daha...
Deniyor ki...
"Bu ödül, hayatını doğrulara adayan insanlara verilir. Nobel alanların hayatı, onurlu bir geçmişe sahiptir."
1999'da kime verildi?
Günter Grass'a...
Hayatı boyunca, Nazi karşıtlığının sembolü olmuştu çünkü.
Hayatını Nazi karşıtlığına adamıştı.
Ödülü de bunun için aldı.
Onurlu bir geçmişe sahipti.
Nobel'i veren İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi bu konuda "asla" hata yapmazdı.
Ne çıktı Günter Grass?
Nazi çıktı, Nazi.
Hem de kendisi itiraf etti.
71 yaşında Nobel'i aldı.
78 yaşında itiraf etti.
Bu nedenle, Türkiye'ye Nobel Edebiyat Ödülü verildi diye havai fişek patlatırken, biraz düşünmemiz lazım.
Çünkü düşünmek için illa millete küfür etmek gerekmiyor.
Millet adına da düşünmek mümkün. En azından şimdilik...