"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Açık Büfe

Genel Tartışma

72 görüntülenme · 670 ileti
??? #501
Tek doğru düzeni ve anlayışı egemen olabilseydi bile, kim hangi dayanaklarla bu tek doğrulara karar verecektir? Bazı konuların bizim istencimiz ve niyetlerimizden bağımsız olarak kendi içinde tartıldığı, ve her şeyin salt zaman tarafından aydınlığa kavuşturulacağı belli olsa gerek, deneyimsel dünya bize bunu salık veriyor her bir noktasında. Edebiyatla ilgi "tartışma" aslında yine tek doğru anlayışı içinde kısıtlı bir solukla sürdürülmektedir genellikle; bir an evvel insanlar kendi doğrularını sunup rahatlamak ve karşı taraftan da bir tür onay veya "tepki" görmekle tanımlıyor tartışma izlencesini; tek yönlü iletişim kısacası. Bunun her bir duyuyu verimsizleştirdiğini; tüm ilgi kanallarını tıkadığını aslında hepimiz gayet iyi biliyoruz. Buradan çıkış, kanımca, nesnelere dolaysız bir ilgiyle bakmaktan geçer. Örneğin edebiyat odaklı bir ilgi, tartışma niyetini şu noktada da somutlaştırabilirdi pekala: bir insan hücrede kalır; hayatı boyunca hücre içinde kendi kimliği ile yüzleşme içindedir. Bu inanılmaz bir "anlatım" hacimi içeren bir durumdur, bir anlatım konumudur. Dış dünya betiminden doğal olarak koparılmış bir "suçlu" (Kafka ve Dostojewski'yi anımsamak gerekir), kendi bağışlanabilirliğini nasıl tescil edecektir. İşte alın size "siyasal" bir tartışma, edebiyat çerçevesi içinde sınırlı kalmış olarak. Neden ilgimiz birilerinin şu konumda, diğerlerinin ise öbür konumda olduğuna yönelir sürekli? Acaba bunun nedeni insanın kendi kendisiyle henüz hesaplşamasını bitirmemiş olmasında mı aranacaktır? Bu hesaplaşma ise edebiyat olgusu ile acaba hangi seyir izler, -sağlıklı mıdır vs. vb. sorular çok daha bu forum kapsamı içinde ivedi değil midir? Herkese sevgiler Suyel
??? #502
İlginç ve bir o kadar da komik bir ülkede yaşadığım hissine kapılıyorum, gelişen bazı olaylar karşısında... Ağca'nın tahliye edilmesi de bunlardan birisi... Bir kişi çıkıp da, "Sık sık çıkarılan aflara artık bir son vermeliyiz" diyen Adalet Bakanı'na, "kaç tane af yasasının altında sizin imzanız var acaba?" diye sormuyor... İtalya, Ağca'yı adam(Papa'yı) öldürmeye teşebbüsten 20 yıl hapiste tutmuşken, biz, Ağca'yı, adam öldürmeye teşebbüsü, ölümle sonuçlandırdığı ülkemizde 6 yıl hapiste tutamamışız... Buradan, dünyadaki bütün katillere çağrı çıkartıyorum; kimi öldürecekseniz gelin burada öldürün... Sizlerin bu eylemi kesinlikle gözardı edilmeyecek, yasalarımızla korunacaktır... Sözü Montaigne'e bırakıyorum... Bakalım, 420 Yıl önce Montaigne neler demiş... [[B]]"Yargıçlarımızı kanunlar üzerinde fikir yürütmek ve karar vermek hususunda o kadar serbest bıraktık ki hiçbir hürriyet bundan daha keyifli, bundan daha geniş olamaz. Kanun adamlarımız bin bir çeşit hususi haller düşünüp her biri için ayrı kanun yapmakla ne kazandılar? Bunları ne kadar çoğaltsak insan işlerinin sayısız değişikliğini karşılayamayız. Durmadan değişen insan hallerinin değişmez kanunlarla ilgisi pek azdır. En iyi kanunlar en az ve öz, genel olanlardır. Bana sorarsanız kanunlar bizimkiler kadar çok olacağına hiç olmasa daha hayırlıdır."[[/B]]
??? #503
[[B]]"var, lacivert. önerimin tek sebebi seval isimli bir şair var. gerisi, izmir çetesi"[[/B]] Nida Bey, bu satırlar size mi ait?
??? #504
Kanunlarımız başka ülkelerin kanunlarından devşirme ve ne yazık ki onu bile tam uygulayamıyoruz. Kanunlar bir kesim için var , bir kesim için hiç yok. Bir mahkemenin tutukladığını başka bir mahkeme salıverebiliyor , acaba farklı, lokal kanunlarmı var bu ülkede diye düşünebiliyor insan Öyle kanun varki ; adamın gözlüğünü kırarsanız 10 yıl hapse girebilirsiniz ama adamın gözünü kör etmenizin hapis cezası 5 yıl... sanırım ağca'nınkide bu tür bir kanun , adam öldürmeye teşebbüs 20 yıl, adam öldürmek 6 yıl neyse uzatmayalım... duyarlı birinin burada olması güzel bir şey... teşekkürler
??? #505
"Ben hep çabuk çekilen tetiğe yaşadım Yemin ettim Yüreğimdeki ve bedenimdeki bütün yaralar adına yüzünün kuyusuna düştüğüm kuytuda Sana olanca aydınlığım ve karanlığımla baktım aşktan yorgun düştü dinim dağıldı kehribarım gül ve buğday yetiştiren Ömrüm adına yemin ederim ki: Ben seçmedim bu ölümü Kaçmasan vurmayacaktım" Murathan Mungan Bu benim iyi günüm değil:)
??? #506
Sevgili Orkun; Öncelikle kuşlarını tebrik eder, yanaklarından öperim. Bu siteye yazmama kararı almış olmama rağmen, ismime dair başlıklı iletinizi cevaplama gereği duydum. Çok ayrıntıya girildiği zaman, dedektifler gözlerinin önünde, katilin isminin yazıldığı duvarı göremezmiş. Ben, Seval Hanımı şiirleri ile tanıdım. “Kilim”… Bu siteden değil. Onu ayrı tutup, diğerlerine “çete” yakıştırması yapmamın manası aslında aşağıdaki alıntının içinde gizli. Ve siz de bilirsiniz ki bir mizah dergisinin toparlanma aşamasında da vardı bu çete esprisi… 1918, 1919, 1920 yıllarında çete kelimesinin kullanıldığı manayı bilirsiniz, kurulu bir düzene başkaldıranlar. Bu çeteler olmasaydı, Türkiye mi olacaktı. Tinerci, kapkaççı, çetelerini kast etmediğim aşikâr ama organize yüklemleriniz de kurulu bir düzene saldırı amacınız olduğu hissini uyandırmadı değil, bende. Başbakanımızın yaptığı hatayı yapacak kadar akıllı, değilim. Bilmem hatırlar mısınız, eski günlerde yine bu sitede bir kütüphane olayı tartışılmıştı… “Hangi dergiyi okuyorsunuz? “ İlk şık, lacivert olunca dayanamamış olma olasılığım da nüanslar arasında yer almalı mı? Gelelim kuşlarınıza ve size. Siz bu konuyu neden bu siteye taşıdınız? Amacın ne? Daha önceler ben senin kuşuna, İzmir çetesinden söz ettim. Neden suskunluk oldu da şimdi gündem oldu. Bu ikili çalışan senin arkadaşını merak ettim. Çok müzevir gördüm kendisini. Kişileri birbirine düşüren, yağlı bir teklif aldığında abası altına saklanan bir soytarı. Benim, sizde mail adresim var. Yazacaklarınız ve daha sonra galu beladan bu siteye hakkımda yazanlara buradan cevap vermeyeceğim. Eskiden, çok eskiden bu sitenin bazı kuralları vardı… Gerçi değerli Orkun, bunların sizinle alakası yok ama liderlerinin ölümünü saklayan ve göreceli imparatorluğu yaşatmaya çalışan zavallı bir götürümde gördüm kendimi. Ve Tanrı, Kenan’ı yarattı. İyi polis, kötü polis… Dik, zifiri, oynak yanıtlar verme lüksleri olmadığından. Aslında bu siteye vedam daha acıklı olacaktı ama size kısmetmiş. Orkun Bey; Derginize ayabilir miyim ve bir soru daha “LACİVERT” isimli bir site açmayı düşünüyor musunuz? *mail adresim sizde mevcut. Saygılar. “”“Kuvayı Milliyeci İzmir Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından henüz altı gün geçmişti ki, 6 Kasım 1918'de bir İngiliz savaş gemisi İzmir'e geldi. Gemi komutanı, valiyi ziyaret etmek için rıhtıma çıktığında, başlarında papazları, bir Rum topluluğu tarafından karşılandı. Rum dükkânları, işyerleri, evleri Yunan bayraklarıyla donatılmıştı. Rumların yaptıkları taşkınlıklar İzmir'deki yurtseverleri harekete geçirdi. Ulusal bağımsızlık savaşından önce, Anadolu'da 30 kongre toplanmıştı. Bu kongreler, 5 Kasım 1918 ve 8 Ekim 1920 tarihleri arasında Anadolu'nun dört bir yanında Kuvayı Milliye ruhunu canlandırmak için harekete geçti. Bu kongrelerin sekizincisi İzmir'de 17–19 Mart 1919'da yapıldı. Kongre İzmir Müdafaai Hukuk Cemiyeti tarafından gerçekleştirildi. ALEV COŞKUN “””
??? #507
Bir trende makinistsinizdir... Treninizle ulaşacağınız bir ya da birden çok hedef istasyonunuz vardır... Ama, her makinist için en önemlisi son istasyondur...Çünkü, menzil orasıdır... Ara istasyonlar ise, zaman zaman trenin freninin de olduğunun hatırlanması ve kontrol edilmesi gerekliliği için vardır... Eğer siz bunu unutursanız, birisi çıkar size "fren" diye bir nesnenin "tren" için ne kadar önemli olduğu konusunda hatırlatmalarda bulunur... O zaman anlarsınız ki, menzil ne kadar süratle gidersen git, seni orada hep beklemektedir; kaçırılanın menzil değil tren olduğunu ve onu kaçıranın da arkasından bakacağı tek şeyin tren olduğunu... Dilerim sizin de benim gibi bir "fren"iniz ve onun kullanıldığı bir "tren"iniz vardır... Zira, günümüz dünyası freni patlamış trenlerle dolmuş da taşıyor... Ara istasyonlara gelince... onları hiç takmayın kafaya, orada inen binen kişilerin kimlikleri surettir; asıl değil... iyi yolculuklar...
??? #508
"Ah" dedi fare, "dünya her geçen gün daha da daralıyor. Önceleri o kadar genişti ki, korkuya kapılıyordum ve yürümeye devam ettim; en sonunda ise uzakta sağda solda duvarlar görünce mutlu oldum, ancak bu duvarlar öylesine hızlı bir şekilde birbirlerine doğru yaklaşıyor ki, artık son odaya vardım bile, ve orada, köşede, içine doğru yürüdüğüm kapan duruyor." -"Sen sadece gidiş yönünü değiştirmelisin" dedi kedi ve onu yedi. (Franz Kafka)
??? #509
madem tutuklayacaktınız neden saldınız, yahu akla sığacak şeyler olmuyor ülkede, emniyetin, bakanlığın açıklamaları ayrı bir komedi, beri yandan baklaya çalan çocukları hapse tık, bu adalet mi, sonra baklava çalan çocuklar faydalansın diye yasa çıkar, sonra öteki bu hakkı kendi için istesin, sapıklar tevavüzcüler serbest kalsın, satanistler serbest kalsın, birileri eceviti çiftini suçlasın, herşey birbirine karışıyor, bu ülke avrupa birliğine girmek istiyor, almasınlar, ben olsam almam,
??? #510
3 gündür Milliyet gazetesinde sevgili Can DÜNDAR'ın yazısını takip ediyorum 5 kanlı anahtar diye 3 bölümlük bir yazı dizisiydi , bildiklerimizi biraz daha yaymış ortalığa... Can DÜNDAR ruhumu okşarken yaşanmış olanlar bir kez daha midemi hareketlendirdi, eğer okumamışsanız bulup okumanızı öneririm...
??? #511
"sevda kuş kanadı sevda yanık tılsım bahtın karalığı haykıranda zaman pusatlanmak zamanıdır dağlar da türkü olmak ve baş koymak kutlu yola" gitmeyi sevda sananlara öfkem... aydınlığı karartanlara... gölgesi korkaklığına tutsak düşenlere öfkem... kelamdan yana boş mangalda kül savuranlara... "ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz "
??? #512
agir yukunun altinda ezilmis kambur bedenini topraga sapladigi hacina dayayan sivri disli uzun burunlu cirkin adam alninda birikmis ter tanelerini eli tersiyle silip kemerine bagladigi deri tulumun ipini cozup dudaklarini tulumun agzina goturdu.. kana kana icindeki sarabi ictikten sonra az once dinlenme maksatli yere koydugu kilisesine bakti .. her bir tuglasi kan ve kemikten yaptigi harcla orulup insaa ettigi su binanin icine merak edip girmemisti bile... binanin efendisinin yuzunu gormek bir yana neyin nesi kimin fesi saglikli bir bilgiside yoktu.. yanlizca daha o dogmadan gunahkar ruhunun arinmasi icin o efendinin kendini atese attigina su sirtini dayayip soluklandigi tahta parcasina civilenip onun yerine iskence gordugune inaniyor; su biteviye tasidigi agir yuku kendisinden sonrakilere devredip yukardaki cayirliga cimenlige cekildigi gun efendisinin onu atesin azabindan koruyacagina inaniyordu.. cok korkardi atesten.. kendi gibi baskalarininda atesten nasil korktugunu bildiginden dusmanlarinin uzerine ates yagdirir sirf kendi kardesleri gunluk uc ogun olan yemek yeme aliskanliklarini dort ogune cikarsin diye karakitadaki ates yanigi cocuklarin ellerinden ekmegini sirtlarindan giyitlerini calar onlari karsi korlarsa ateste yakmakla tehdit eder zulmederdi.... efendisinin " biri sana tokat attiginda obur yanagini cevir" sozunde kafasi cakirkeyif oldugu zamanlar ince bir latife nukte sezinler birinin yanagina tokat attigi zaman hak gecmemesi dengelerin bozulmamasi icin diger yanaginda tokatlanmasi gerektigine inanirdi... ne garipti su efendisi ... yuku sirtini cok acitmasin diye sirtina bagladigi semer icine doldurdugu kitap sahifelerinde genellikle onun hatiralari olur dunyanin sekiz kose oldugundan sisenin mantari acilmadan icine nasil uzum suyu doldurulabilecegi bu uzumun saraba kimin tarafindan donusturuleceginden tut efendisinin gencliginde calistigi sirklerde nasil hokkabazlik yaptigindan burnundan para cikartip korlerin gozunu actigina oluleri dirilttigine degin sayisiz eglenceli marifetleri vardi... digerleri oylemiydi yaa... basini goge kaldirdi yanyana duran iki buluttan kara olani ona otekileri hatirlatdi.. beyaz bulutun ustundeki kendi efendisi olmali kara bulut ustundeki karakitadaki kara cocuklarin.. birden usuna onunda kendi efendisi gibi komik yonleri olabilecegi geldi .. yanibasindaki dikenli calinin kuru bir dalini koparip soluklandigi hacin golgesinde sabahki yagmurdan camurlasmis topraga kalin kara kasli kara gozlu kara baslik kara elbise kara potur bir desen cizdi... eserine bakti .. eserinin eline kara sapli bir yalin kilic ile kara kapli kitap tutusturdu ... sabahki yagmur sonrasi dagilan bulut ardindan kizdiran gunes sicak sarapli basini iyice dondurdu gulmeye kisnemeye basladi .... vaktiyle karakitadadaki kara cocuklarin bag bahcesinden hasat yaparken goturdugu misyoner ablalari misyoner pozisyonlarinda kara cocuklari projektor gibi aydinlatirken ellerine efendisinin anektodlarindan parcalar olan kagitlar tutusturup kara bir uykuya yatsinlar diye ninniler soylerken ufledikleri suyla yikanirlarsa gunahlarindan arinip temizleneceklerini vaat eder uyustururken kara kafa icindeki bos odaya kendilerinin bile inanmadiklari masallari doldururken kitanin kuzey taraflarindakilerin efendisi hakkinda arastirma yapma luzumu bile hissetmemisler genellikle onun efendilerin efendisi ile yeryuzundekiler arasinda arabuluculuk yapma iddiasinda olan bir tuhaf hezeyana sahip kabile reisi olarak bilmislerdi ... hic evlenemeyeceklerini bilmelerine ragmen kendi nefsani arzularini dizginlemekte zorlanip gunah islediklerinde kotu olduklarina inanan bu ablalar erkek kardeslerine kabile reisinin kotulugunu belirtme nispetinde reisin bir cok kadinla birlikte oldugu cok arzulu bir reis oldugu yolunda beyanat verdigi icin erkek kardeslerinin sivri disli uzun burunlu adaminda tahayyulu ondan ote gitmezdi.. halbuki o efendi " komsusu acken tok yatan bizden degildir der" toplumlari felakete surukleyen faiz sisteminin iyi bir sey olmadigini saglikli bir nesil icin aile muessesine saygi duyulmasi gerektigini beyan eder ve besikten mezara degin ilim ogrenin der ilim cinde bile olsa gidin okuyun derdi... halbuki o efendinin yolundan gitme iddiasinda bulunanlarin buyuk cogunlugu asirlarca kor karanlik bir kuyuda sen sensen bende ben dalasina dalip temelinin saglamligindan suphe duyduklari binanin yikilacagi endisesiyle tabu adli gorunmez bir put cikarmis konusmaktan tartismaktan kacinmis putperestlige goturur endisesiyle gorunur put bildikleri cizgiden desenden kacinmisken ; su sirti kambur cirkin adam kendi efendisinden habersiz bi haber adam kilisesiyle ilgisi agir bir yuk olarak onu sirtinda tasimaktan ibaret olan adam o az once islak topraga ciziktirdigi kara olarak tahayyul ettigi kitap icinde yazandan o efendinin sozunden habersiz bi haber adam ilm pesinde kosturup tahayyul yetenegi ile havada ucacak demiri araci olmaksizin ses dalgasini goruntuyu bir yerden diger yere nakletmeyi kafasinda tahayyul edip kagida ciziktirip becermis adam cok degil bes asir once insan bedeninde seytan arar en agir engizisyon cezasi verir dinden cikarir afaroz ederdi.. insan adi verilen mahlukati... ve bes asir gecmis karakita ve onun uzantilarinda sapkasini cikarip bagdas kurup tefekkure dalma yerine tekerrur eden yegane tepki sirtinda kilise tasiyan adami afaroz edip hakkinda olum fermani vermekten ibaret... ve bende bilemedim efendiler ey kutsal otuken ormani halkim... o devire erisebilseydim vefatima yakin bir portremi boyaciya yada bir bustumu heykel yontucuya yonttururmuydumki..... yoksa benden sonra iclerindeki boslugu doldurmak icin ellerindeki ipe siki siki sarilip efendilerin efendisinin kelamini okumak anlamaktan vazgecip onun aydinligindan yararlanmaktan ayrilip o icteki boslugu doldurmaya yeni yeni putlara tapinma ihtiyaciyla resimlerime heykellerime tapinirlar endisesiyle yasakmi ettirirdimki bilemedim efendiler.... nitekim tarihin tozlu sayfalari onlarca putu kiran cekici put edinip tapan uslanmaz yorulmaz putperestle doludur .. nitekim gunumuzde bile her camurdan yapili adem suretine tapinan bir yana cebindeki yesil renkli kagida koluna boynuna doladigi sari renkli madene sirtindaki kurke kulagindaki son model telefona hayran nice fetisist vardir ... ve bana dusen sirtinda kilise tasiyan adama olan tum kizginligim uzlasmaz kinime ragmen it urumekle minare yikilmayacagini temel saglam olduktan sonra binanin kolay yikilmiyacigini bilmekte kaliyor... ve bana dusen benim saygi duydugum mukaddes kabul ettigim degerlerin ayak altina alinmasinda kendimi bu duruma dusurmeden once sayginligimi yitirmeden once onun bana saygi duymasi icin ne girisimde bulundugumu gozden gecirip hangi efendinin yanibasimdaki komsunun ustune ates acilirken avlunun ortasinda yer acip kilise tasiyan adama hizmet edip komsumun isgaline goz yummam gerektigini soyledigini sorgulamaktan ibaret olsa gerek efendiler sevgilerle...
??? #513
1- Etrafta rastladığım tüm insanlar insanların insanlık dışı hareketlerinden muzdarip olduklarından bahsetmekte.Etrafta insan yok mu ? 2 - insanların insanlık dışı hareketlerinden muzdarip olduğunu söyleyenler " ah şu insanlar " diyenlerin mevcudiyeti ne ?
??? #514
Derin fakat,cevabı kolay bir çift soru,yalnız çözümü zor,fakat çaresiz değiliz..
??? #515
ALLAH BUYURUYOR Kİ Allah'ın ahdini söz verip bahladıktan sonra bozarlar.Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini kesip koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar.işte bunlar hep hüsrana uğrayanlardır.(bakar27) insanlara iyilik yapmayı emrederde kendinizi unutur musunuz?halbuki kitabı okuyorsunuz.artık akıl etmezmisiniz?(bakara-44) birde sabırla ve namazla yardım isteyin.gerçi bu(Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.(bakara-45) insanlara eyvallah diyebilmek kadar selametle de diyebilmeliyiz.amma evvela yanlışa,uygun bir uslupla,dur demeli,uyarmalı,düzeltmeli... düzeldi eyvallah de geç.. düzelme di selametle de geç.. ya senin mevcudiyetin ne?öyle ya sende ah şu insanlar diyenlerdensin.. kimsin, nesin, nerden geldin, nereye gideceksin??
??? #516
Bir atasözü: takırdayan nalın (en az) bir çivisi eksiktir. Türkçe deyiş: Kuşun yuvası uçuşundan bellidir. Kişisel yorumum: bir doktor tedavisi. Suyel
??? #517
Arkadaslar benin bir arkadasim icin Cahit Sıtkı Tarancini 35 yas siirinde neden Dante yi kullanmis? vede ondan nasil etkilenmis.?Tesekkurler
??? #518
Merhaba , önce arkadaşlar şunu söylemek istiyorum . Öykünün tadı kaçtımı . Sanki öyküyü çağımızda bir mektup gibi yazıyoruz. Nasıl mı ? Aşk mektubu yada birisine anlatamadığımız derin duyguları ruhsal perestleri , niçin olduğunu bilmiyorum aklıma sadece insanların farklı bir şey oluşturma çabasında olmadıklarını ve yazarken hiç bir hedef ve prensip benimsemeden eğer beğenilirsem yazarım düşüncesi ile yazan çok arkadaşımız olduğunu gördüm . Şimdi şunu söylemek istiyorum , bazı insanlar öyküyü aşk mektubu ile karıştırıyor . Kimisi ise yanlış düşünüyor bana göre öykü bir çığlık değil sadece kulakları gıdıklayan bir fısıltı ,Herkese iyi çalışlmalr
??? #519
Ahmet Fatih'in edindiği izlenimin ne denli kanıtlanabilir olup olmadığını bir kenara bırakırsak (ki kanıtlanabilir tarafları mutlaka vardır, olmadığını söylemek istemiyorum elbette); sözünü ettiği (öykü biçimine ters düşen) durumun aksi veya tersi, yani "doğru öykü biçimi", nasıl olmalıdır sorusunu da içinde barındırıyor. Bu sorunun yanıtı üzerinde bir tartışma olmalıdır kanımca. Yanıtı üzerinde diyorum, çünkü hepimizin aşağı yukarı bu bağlamda belli (önceden oluşturulmuş) yanıtları var sanırım, ancak bu yanıtlar birbirleriyle nerede kesişiyor veya ayrışıyor, neden birleşiyor veya ayrışıyor, hiç belirgin bir şekilde netleştirilmiyor. Somut bir ifadeyle söylemek gerekirse: Öyküler eğer bir "aşk mektubu" gibi yazılmayacaksa, nasıl yazılacak sorusuna Ahmet Fatih'in bir olasılık vereceği yanıtlara yine örneğin ben katılmayabilirim ve yine başka bir arkadaş benim görüşüme katılmayabilir vs...-demek öykülerin şu ya da bu biçimde yazılarak yanlış ele alındığını belirten bir saptama (doğru bir saptama olsa da) sonrasında içinden çıkılmaz bir tartışmaya da yol açabilir. Ahmet Fatih'in öykülerin nasıl yazılması gerektiği konusunda iletisinin en sonunda belirttiği şeyler de yine buna benzer: bana göre öyküler "kulakları gıdıklayan bir fısıltı" olmamalı, üstelik bu tanımdan -genel olduğu için- bir şey çıkaramıyorum. Öykü yazmaya yeltenen bir insan olsaydım, böyle bir tanım bana ne denli yol gösterici olabilirdi? Şimdi ben de kendi görüşümü belirtip tartışmaya çeşitlilik getirebilirdim, ama bunun yararı -birincil derecede- pek yok kimseye. O halde? O halde: öyküleri nasıl yazılmalı sorusuna verilebilecek olası yanıtların arasında birleştirici nokta nerededir diye sormak gerekir. Kaldı ki: öyküler "beğenilmek" için elbette ki yazılmaz, yazınsal gelişim ve boyutlar şu ya da bu öykü yazma tekniğinin isabetli diğerinin ise isabetsiz olduğunu belirler (örneğin bugün kimse 18.yy. nesrini kullanmaya kalkışmıyor, "çağın gerekirleri" doğrultusunda öykü biçimi kendine kanallar ve güzergahlar yaratıyor daha çok...). Ne olursa olsun: Ahmet Fatih'in saptamalarını bir tartışmaya sevk etmeleri bakımından çok olumlu karşılamak gerekir diye düşünüyorum... Suyel
??? #520
Merhaba , öyle demek istemedim. Gönderdiğim ileti sadece bir gurubu kapsıyordu. Öyküyü yerinde bilen insanlar için öykü nedir ?Sorusuna ; yüzlerce hatta binlerce cevap almak mümkün . Ama şunu belirtmek istiyorum siz beni yanlış anladınız . Cevap yazdığınız için teşekkürler .
Başa Dön