"Yazdıklarım bir gün anlaşılırsa, bu, benim de bir şey anlamadığım anlamına gelir." — Franz Kafka"

Açık Büfe

Genel Tartışma

36 görüntülenme · 670 ileti
??? #21
Sayın Esen; Ben izedebiyat'taki yazılarınızı ilgiyle takip eden bir "izedebiyat" okuruyum. Son yazınızıda "Hayal dergisinde" büyük bir memnuniyetle okudum ve orada da izedebiyat ile ilgili o içten ve sevimli yazınızı görünce ve bunun, burada yazılarının yayınlanmasının en az kitap bastırılması kadar değerli olduğunu belirttiğinizide bilince dayanamadım yazdım. İsterdim ki; bir daha buraya ileti göndermiyeceğinize karşın aldığınız karara yönetim tepki göstermiş olsun. Olmadı... bir eleştiri değil ama izedebiyat yönetimiminin nedense bu tür olaylarda basireti bağlanıyor. Sürekli ve istikrarlı bir yazarının ve okurunun forumlardan çekildiğini belirtmesine karşın anında bir tepki gösterilmesini bekliyorum. Çünkü kişisel görüşüm edebiyat sitelerinde "forumlar" aslında bir tür "yazım atölyeleridir" diye düşünüyorum ve siz bunu burada en iyi gerçekleştirenlerden birisisiniz. Herşeye rağmen kararınızı yeniden gözden geçireceğinizi ümit ediyorum. Buradaki ve diğer dergilerdeki yazılarınızı her zaman takipedeceğimi bilmenizi isterim. Size yazın uğraşınızda başarılar dilerim. Saygılarımla.
??? #22
herkese merhaba daha önce bahsetmiş olduğum bir problemden bahsedeceğim. Sağolsun sayın umut sürmeli bana yardımcı olmaya çalıştı ancak problem biraz daha farklı bir durum sanırım. yazilarin kac kisi tarafindan okundugu, kütüphanalerin takip edildigi ve yorumlari onayla ekranlarini göremediğim gibi yazilarimi da güncelleyemiyorum. ARKADASLAR magdur durumdayım ve acil olarak bu problemi halletmem gerekiyor. Eger anlayan birileri varsa lütfen yardımcı olsunlar. Sayın Umut SÜRMELİ size de zahmet verdim tesekkür ederim. mail: ikilic@postavar.com buradan bana ulaşabilirsiniz
??? #23
İlknur hanımın mesajını okurken aklıma bir kelime takıldı... kendisi lütfen yazacaklarımdan alınmasın, lakin sözünü ettiğim durum milletçe hepimiz için geçerlidir kanımca. Merakım şu: Acaba dünyada bizim kadar "mağdur" başka bir halk var mıdır? Televizyona çıkan her üç kişiden biri "mağdurum" lafını duyuyoruz. Şüphesiz Türkiye'de yaşam zordur, ama şu dakkada bir "mağdur olma" eğilimi de neyin nesi? Gecekondu yapan, gecekondusunu yıktırınca kameraların karşısına geçer "mağdurum" der, şirketten bozuk ürün alıp değiştirtemeyen hemen "mağdurum" der. TIR şoförü Irak'taki Amerikan askerlerine mal taşır, işin tehlikeli olduğunu fark edince "mağdur" olur. Tüketici haklarına başvurmaz, mahkemeye gitmez, onu savaşın ortasına gönderme yüzsüzlüğünü gösteren şirketi dava etmeyi aklının ucundan bile geçirmez. Depremde çürük evlerde yaşarız, her rüzgarda çatılarımız uçar, her yağmurda duvarlarımız yıkılır, ve biz sadece "mağdur" oluruz. Kaderimize boyun eğer, "mağdur" olmanın dayanılmaz hafifliğiyle yaşamayı kabulleniriz. Bir iki kişiye de sızlandıktan sonra tatmin oluruz. Ancak her defasında aklımda şu soru belirir: Kime şikayet ediyorsunuz? Kameralar karşısına geçip "mağdurup" deyince, artık "devlet baba"nın veyahut başka bir "otorite"nin gelip sizi elinizden tutup götürmesini mi bekliyorsunuz? Tüm haksızlıkların bir anda ortadan kalkacağını, yaşamın toz pembe bir diyara dönüşeceğini mi hayal ediyorsunuz? [[B]]Mağdur olup olmamak kişinin elinde. [[/B]] Çürük binalarda oturmazsak, Irak'taki vahşete ortak olmazsak, işportadan ürün almazsak, gece kondu dikmezsek mağdur da olmayız. Ben hayatımda bir kere bile "mağdur" olmadım. Ne zenginim, ne torpilliyim. Yurt dışına çıkamıyorum bazı yasal sorunlar yüzünden, kirada yaşıyorum, ev alacak kadar param olmadı hiçbir zaman. Kazık da yedim, dolandırıldım da. Kendim bunları yapmadım, ama beni dolandıranlar karşısında kendime "mağduriyet" damgasını vurmadım. Ne ektiysem onu biçtim. Dolayısıyla sormadan edemiyorum: Mağdur olmak onur kırıcı bir hal değil midir? Birilerinin karşısına geçip "ezilmişim" demeyi insan nasıl kendine yedirir? Hem bu ezilenler komünist ya da faşist rejimler altındaki zavallı proleterler ya da köleler değiller. Bir hukuk devleti olma iddiasında ve nisbeten bu iddiaya karşılık verebilmiş Türkiye cumhuriyetinin vatandaşları. Bir cumhuriyet ki onca haksızlığa, eşitliğe kucak açsa bile dernekleri, mahkemeleri, şikayet büroları ve çalınabilecek onlarca kapısı var. Artık babalarımızın dövdüğü zavallı çocuklar değiliz. Sadece kendimizi öyle görmeyi istiyorsak, öyle olmaya devam ederiz. Artık sinmek yerine "kızgınım!" "öfkeliyim!" "hakkımı arayacağım!" "o kim oluyor da beni ezmeye kalkıyor?" deme vakti gelmiş olmalı. Yakınırcasına, yakarırcasına "mağdurum" demek daha mı kolay geliyor yoksa? Lafımı esirgemeyeceğim ve tüm "mağdurların" beni ya hoş görmesini ya da karşıma gelip "mağdur" olmadan düşüncelerini belirtmelerini istiyorum: Bence "mağdur" olmak ataerkil toplumumuzun çürük bir artığı sadece. Hepimiz onu içimizde taşıyoruz. Ezilmişiz, ezilmeye alışmışız. Belki de milletçe uğradığımız (ya da uğradığımıza inandığımız) baskıların sonunda oluşan bir "zavallılık" hali bu. Başı dik hiç bir insan ortalıkta "ben mağdurum" diye gezmez diye düşünyorum. Bir çürüklüğün "kurbanlarıysak" o çürüklükle savaşmalı, sadece kendi "mağduriyetimizi" değil, sistemdeki çürükleri meydan okumalıyız. "Mağdurlar" ve "zırlayan maçolar" (arabesk kültürümüz) bana öyle geliyor ki aynı bozuk tohumlardan doğmuş çürük meyveler. Erkek, sevgilisini terk etti diye ağlar, dövünür, sonra günün birinde başka bir kadınla evlenir, o zaman da karısını döver durur. Mağdur da günün birinde "mağduriyetinden" sıyrılır, ezmeye başlar. Dünyaya "ezilenler" ve "ezenler" gözünden görmeye alışırsak, er geç ikisinden biri oluruz. Dünyaya "özgür, kendi iradesine sahip" yurttaşlar gözüyle bakarsak, ne ezer ne eziliriz. Kazık yeriz, dolandırılırız, bizi ezmeye kalkışanlar her zaman olur. Kinciysek günün birinde intikam alırız, hukuka inanıyorsak kapıları çalarız, hoşgörülüysek affederiz.
??? #24
Sn. Doğan mağdur kelimesi benimde haz ettiğim bir kelime değildir esasında. İnsanlar fakir ama başı dik, zengin ama boynu bükük olabiliyor. Etrafımda çok az insan tanıyorum gerçekten hakkını arayan ve savunan. Ancak her insanın bir sınırı vardır, o sınır zorlandığında sesi gür çıkmaya başlıyor insanların. Şöyle de bir örnek vereyim, bundan 4,5-5 ay önce kütahya porselenin bir bayisinden ürün siparişi verdim. Gelecek dediler bekledim, gelmedi. Hesap sormaya gittim yine gelecek dediler ve yine gelmedi.(aradan3,5 ay geçti) Bir çare olmalıydı ve kütahya porselenin müşteri hizmetlerine bir mail ile ulaşarak şikayette bulundum. mailim okundu ama cevap yok tabiki. sonunda ne oldu biliyormusunuz bayii de çalışan elemanlardan biri de yakın zamanda aynı ürünü almış ve bayi sahibi sadece orada işini yapmaya çalışan satıcı arkadaşın ürününü bana gönderdi. Buda mağdur olmuş bir insan örneği değilmiydi sizce. Belki de onun benden daha çok ihtiyacı vardı ve hangi şartlarda aldı kim bilir? Ama çalışması ve para kazanması gerekiyorsa burada hakkını kimden arayacak.??? insanlar ezilmek istemiyor resmen eziliyorlar. Bende kendimi bu insanlardan biri olarak görebilirim. Hepimiz bir yerlerde bir şekilde ezilmeye mahkun oluyoruz. BU TV LERDE MAĞDURUZ DİYE BAĞIRAN İNSANLARIN HAKLI OLDUĞUNU KESİNLİKLE GÖSTERMEZ. ARTIK BU KELİME BİR KAÇIŞ YOLU OLMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. İNSAN ÇALIŞIRSA BAŞARIR. Saygılar,
??? #25
VEDA EDİYORUM SANA ALKIŞLARLA" Adlı yazıma gelen kırıcı ve evliliğim hakkında yapılan bencil bir yoruma istinaden yazıyorum.İzedebiyatta beni tanıyan tanır,yaşadıklarımı yazar,aynı duyguları paylaştığımı hissettirici yorumlar gelince gururlanırım.Herkez benimle aynı düşünmek zorunda değil elbette ve bende böyle arkadaşlara her defasında cevap veremem tabiki.Ancak bu kez farklı.Ancak sizlerde taktir edersiniz ki söz konusu "Evliliğim " ise sessiz kalmam mümkün olamazdı. Sevgili MUTLU ASLANÖncelikle yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.Yorumunuza gelince,elbette herkesin olduğu gibi bu da sizin kendi yorumunuz.Ve yorumunuzdada siz olsaydınız asla böyle olmayacağınızı yazmışsınız..Sizinde belirttiğiniz gibi... "siz" olsaydınız..Anlatabildimmi?Herkes her olaya farklı tepki verir.Özelliklede yaşadığımız her olayı nasıl yaşadığımıza bağlı olarak gelişir verdiğimiz bu tepki ve davranışlar. Eğer sadece bu yazımı okuduysanız yorumunuzu böyle yapmanız gayet doğal ve mantıklı.Ancak yaşadıklarımı diğer yazılarımada aktarmıştım.Ve bu okuduğunuz yazım bir öncekilerin sonuydu belkide..Elbetteki sadece yansıtabildiklerimdi bunlar..Benim 7 sene boyunca ve dahası neler yaşadıklarımı neler hissettiklerimi tam olarak bilemezsiniz. Evliliğime gelince,"acaba"lı cümleler kurup tahmin yürütseydiniz eğer,size cevap verme gibi bir gayem olmazdı ancak kesin konuşup evliliğim için "evlenmek olsun diye" yorum yapınca yazmadan duramazdım. Tanımadığınız için böyle bir kanıya varmış olabilirsiniz ancak ben iyi bir ailede yetişmiş, üniversite bitirmiş,anadili gibi yabancı dil bilen,Türkiyenin ve Uzakdoğunun en iyi turizm şirketleri arasında yer alan bir firmanın uluslararası departmanında yöneticilik yapan biri olarak sıradan bir evliliğe evet deyip bir ömür harcayacak birisi değilim.Anlattıklarım uzun yıllar yüreğimde ve beynimde yer etmiş ilk aşkımın senelerce süren masalından çıkış anısıydı,hepsi bu. Evlendiğim kişi sizin tabir ettiğiniz şekilde "müstakbel" eşim,yaklaşık 10 yıldır bana her konuda destek olan iyi bir dost,bir ömür elele olmaya baş koyduğum sevgili,yanımda kendimi mutlu hissettiğim ve sevdiğim bir eşdir.Eşimdir..Diyebilirimki Allah herkese benim kadar mutlu evlilik nasip eder umarım. Size niye bunları anlatma gereği duydum biliyormusunuz?Siz her ne kadar bilip bilmeden paragrafınızı ucuz harflerle döşetip kırıcı bir yorum yazdıysanızda, ben tanımasamda cevap verdim..Bu,önce kendime sonrada herkes gibi size de duyduğum saygımdan dolayıdır. Sevgilerimle Didem SEVİNÇ KENDİRCİ
??? #26
VEDA EDİYORUM SANA ALKIŞLARLA" Adlı yazıma gelen kırıcı ve evliliğim hakkında yapılan bencil bir yoruma istinaden yazıyorum.İzedebiyatta beni tanıyan tanır,yaşadıklarımı yazar,aynı duyguları paylaştığımı hissettirici yorumlar gelince gururlanırım.Herkez benimle aynı düşünmek zorunda değil elbette ve bende böyle arkadaşlara her defasında cevap veremem tabiki.Ancak bu kez farklı.Ancak sizlerde taktir edersiniz ki söz konusu "Evliliğim " ise sessiz kalmam mümkün olamazdı. Sevgili MUTLU ASLAN Öncelikle yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.Yorumunuza gelince,elbette herkesin olduğu gibi bu da sizin kendi yorumunuz.Ve yorumunuzdada siz olsaydınız asla böyle olmayacağınızı yazmışsınız..Sizinde belirttiğiniz gibi... "siz" olsaydınız..Anlatabildimmi?Herkes her olaya farklı tepki verir.Özelliklede yaşadığımız her olayı nasıl yaşadığımıza bağlı olarak gelişir verdiğimiz bu tepki ve davranışlar. Eğer sadece bu yazımı okuduysanız yorumunuzu böyle yapmanız gayet doğal ve mantıklı.Ancak yaşadıklarımı diğer yazılarımada aktarmıştım.Ve bu okuduğunuz yazım bir öncekilerin sonuydu belkide..Elbetteki sadece yansıtabildiklerimdi bunlar..Benim 7 sene boyunca ve dahası neler yaşadıklarımı neler hissettiklerimi tam olarak bilemezsiniz. Evliliğime gelince,"acaba"lı cümleler kurup tahmin yürütseydiniz eğer,size cevap verme gibi bir gayem olmazdı ancak kesin konuşup evliliğim için "evlenmek olsun diye" yorum yapınca yazmadan duramazdım. Tanımadığınız için böyle bir kanıya varmış olabilirsiniz ancak ben iyi bir ailede yetişmiş, üniversite bitirmiş,anadili gibi yabancı dil bilen,Türkiyenin ve Uzakdoğunun en iyi turizm şirketleri arasında yer alan bir firmanın uluslararası departmanında yöneticilik yapan biri olarak sıradan bir evliliğe evet deyip bir ömür harcayacak birisi değilim.Anlattıklarım uzun yıllar yüreğimde ve beynimde yer etmiş ilk aşkımın senelerce süren masalından çıkış anısıydı,hepsi bu. Evlendiğim kişi sizin tabir ettiğiniz şekilde "müstakbel" eşim,yaklaşık 10 yıldır bana her konuda destek olan iyi bir dost,bir ömür elele olmaya baş koyduğum sevgili,yanımda kendimi mutlu hissettiğim ve sevdiğim bir eşdir.Eşimdir..Diyebilirimki Allah herkese benim kadar mutlu evlilik nasip eder umarım. Size niye bunları anlatma gereği duydum biliyormusunuz?Siz her ne kadar bilip bilmeden paragrafınızı ucuz harflerle döşetip kırıcı bir yorum yazdıysanızda, ben tanımasamda cevap verdim..Bu,önce kendime sonrada herkes gibi size de duyduğum saygımdan dolayıdır. Sevgilerimle Didem SEVİNÇ KENDİRCİ
??? #27
Ne yazık ki böyle kişilik haklarına saldırı niteliğinde yorumlarla karşılaşmakda mümkün... Daha önce de defalarca belirtiğim gibi bir elin beş parmağı da bir değil... Yine de bu tip insanlara bir uyarı açısından yerinde bir cevap olmuş, hiçbirimizin bu tip yorumlara maruz kalmaması dileği ile... Ömür İsfendiyaroğlu
??? #28
Sayın Didem Sevinç, Yazınızla ilgili yapılan olumsuz yorumlara kesinlikle kafa yormayın. Bende evli bir bayan olarak, yazılarımda evlilikle ilgili yada ilişkilerle ilgili olarak bir takım yaşanmış yada yaşanmamışlıkları yazıyorum. Örneğin, sanal aşk diye bir yazım var. Bunu yazdım diye sanal aşk mı yaşamış oldum yada Evli kadınlar kocalarını nasıl chat:) latır adlı yazımda yine evlilikle ilgili idi. Bu yazılar kendi yaşantımla da ilgili olabilir, çevremdeki yaşanmışlıklarlada. Kendi evliliğimi yerden yere vurabilirim, yada yüceltebilirim yazılarımda. Kaldıki, çoğu gazetenin ismi lazım değil pek çok köşe yazarı dört duvar arasındaki eş başarısızlıklarını dahi yazmaktan çekinmezken... Takmayın...Yaşadıklarımız yazdıklarımız, yazdıklarımız, yaşadıklarımız. Sevgiyle kalın. Evliliğinizin bir ömür boyu sürmesi dileğiyle...
??? #29
“olmak ya da olmamak!.....” Aslinda duyarsızlaşan bir toplum ve dünya olmaya başladık giderek. .. En çekirdek eleman aileden, en kaotik toplumsal eleman ülkelere kadar… Ölüme bile ağlayamaz olduk.. Evet, ölüme… Genç bir tiyatrocuyu kaybettik, 07.11.2004 tarihinde, bir çoğundan daha sessizce… Bir genç… Hayat bazen bir oyun, belki de senaryosu sanki bir bilgisayar oyunuymuş gibi hazırlanmış ama tiyatro sahnelerinde gösterime sunulan bir oyun. Hem de en büyük sahnede… Bazen dram oynarsınız, bazen komedi, kimi zaman gelir mutluluk sahnelerinde, sonra bir bakarsınız bir anda gerilim oluverir hayatınız ve belki de rol alırsınız her tür vahşette… Ama biter o oyun… Ölüm anı geldiğinde yeniden bir perde açılması ise şansdır aslında. Bir kapandı mı tekrar açılmaz olur. Yani bilgisayar oyunu gibi olmaz bazen hayat. “Game over..” yazdı mı kullanacağınız yeni bir jeton yoktur aslında…Ölüm başka bir olgudur… Kıyısında rengini tadanlar anlar belki de sadece…. İnsan bir bilinmezdir aslında… Her birinin ayrı bir dünyası vardır kendisine özel. Bilinmezler içerisinde hayaller, düşler, istekler, arzular… Kimin ne kadar iyi, kiminin ne kadar kötü olduğunu saptayamazsınız öyle dışarıdan. Veya kimin hayata dair neler üreterek faydalı olacağını. İç dünyasını hiç bir zaman bilemeyeceğimiz bir genç tiyatrocuyu kaybettik ve hem de sessizce… Fakat, bakış açısını, yapabilecekleirni, duygulanımlarını fark edebiliyorduk o kayıp ruhun.. Bir tiyatrocu… Sevgili Eren’in ölüm haberi verilirken geçen saniyelerin kısalığı dikkatimi çekti haberlerde… Kapanan bir perdeninbir daha açılmayacağını bilen ama yinde ailesine ve sevdiklerine ağlayabilme, alışabilme, hüznü en derinlerine çekebilme iznini bile yaşamalarına izin vermedikleri kısa bir sure… Bir anda genç bir tiyatrocunun ölümünden çıkmıştı süreç.. Ölüm artık alışılmış bir olguydu insanlar için çünkü kendi oyunları için perde hala açıktı. Oysa bir perde kapandı ve “game over”…. Fakat, ölüm haberinin kısa süren kelimeleri ardından bir başka konu gündeme getirildi.. Organ nakli…. Bir hekimim ama aynı zamanda ölümün kıyısında karanlığını yaşadım. Yıllardır uykusuz gecelerimde başlarında bekledim hastaların… Umutsuz ve çaresiz bakışlarının hapsinde acılarını azaltabilmek için ellerinden tuttum. Ölmemeleri için elimden geldiğince yapabileceklerimin sınırında en kötü anlarında yanlarında oldum. Ağladım… Kalp atımları durduğunda, ağlayan yakınlarına o en zor sözleri söylediğimde yaşlanan gözlerim bir adan yalnızlığıma kavuştuğum odada sağanak halini aldı. Monitörde kalp atımları nazlanırken, nefes alamıyorken artık doğal bir şekilde hayattan, yutkundum…. Ama ölümü bu kadar yakından izlemişken, ölüme sadece bir saniye kaldığında gerçekle yüzleştim. Perdem hala kapanmadı ve ben yine nefes alıyorum… Bana düşen oyunu dramıyla, komedisiyle, duygusallığıyla ve heyecanıyla tekrar sahenelre aldım. Ama bird aha ümitsizlik, acı, çaresizlik istemeyerek. Fakat hayat devam ediyor.. Yine de düşünüyorum da okayalaık yerde… evet, orada … “game over”!!!!! Bir hekimim ve organ nakli konusunda panel bile verdim çalıştığım yerde.. Fakat, ölümün sınırında gezindikten sonra biraz tuhafım bu son olayda… Sevgili Eren son oyununu oynadı belki sahnesinde… Bitti… Bana bir anda acımasızca geldi herşey. Daha ölen bir gencin üzüntüsünü bırakın hayatı sorgulamaya çalışan insanlara zaman bırakmayı ailesine bile bir anlık sızıyı içleirnde hissetmeyi izin veremez oldular… Organ nakli için sırada bekleyenler, denildi!.... Bu şekilde insanlık bu şekilde eğitim olmaz!... Genç bir tiyatrocuyu anlatacaklarına organ nakli için sıradaki ŞANSLI hastayı şeçen bilgisayar anlatıldı. Ya ŞANSSIZ Eren… öyle ya nasıl olsa O2nun kullanabileceği yeni bir jetonu yok hayatta… “Game over…..” Hayat o kadar kısa kiii. Yapabileceklerimiz, kısacık sure içeirinde kendimiz ve sevdiklerimiz için ve tüm insanlar için o kadar ksııtlı ki aslında. Sadece tek bir saniyede son buluyor her şey. Fakat Felluce için ağlayan yürekler, genç bir tiyatrocunun ölümüne ağlayacağına, genç bir üniversitelinin bıçaklanarak ölümüne ağlayacaklarına bunu medyatik bir halk eğitimi şeklinde vicdanlara kazıyıp, yeni bir duyarsızlaştırma yoluna girdiler.. Duyarlı olmayı öğretelim derken asıl hisleri yok etmek…. Bir genç ölürken ve yakınları bile ağlamaya vakit bulamazken, şanslı organ bekleyicileri için yeni bir umut… Evet, ben dahil organ nakli için hassas olmalıyız… Ama her şey sırayla.. her şey adabıyla… herşey hissiyatın kurallarına uygunolarak. Once acımı yaşayayım, gerisi sessizce prosedürüne uygun olarak sürsün.. eğitim bu şekilde verilmez.. Eğitim, “yaşasın biri daha organlarını bağışladı ve bir kişiye daha umut kaynağı oldu”, söylemlerine dönüşen haberlerle olmaz… Çünkü, acısını bile duyamadan yaşasın Eren öldü gibi gelir o zaman yüreklere.. Evet, belki de acısını hep yaşayacak olan ailesine… Çünkü bir insane için hayat bitmiş oldu yani “game over”… Üzgünüm Eren….
??? #30
Merhabalar... Hazır bir şiir dosyasını gönderebileceğim yayınevleri neler, yardımcı olabilirseniz sevinirim... Saygılarımla..
??? #31
Sevgili Özgür Tanrıverdi; Yayınevi çok da , ne desem bilmem ki - olumlu bir yanıt almak neredeyse olanaksız.Bir hevesle gönderirsin kitap dosyanı, kısa bir süre sonra muhtemelen olumsuz yanıt alırsın.Ya "Şiir kitabı satmıyor," derler, ya "Özür dileriz, programımızda şiir kitabı yok," derler veya " Türkiye'de her dört kişiden beşi şiir yazıyor," falan derler. İşte o zaman, şiir yazdığın için kendini suçlu bile hissedersin.Bunları birkaç kez yaşadım çünkü ben. Umarım en kısa zamanda kitaplaşmayı başarırsın....Yine de internetten ulaşağın yayınevlerine başvur.Belki yalancı çıkarırlar beni.Umarım yalancı çıkarım...........Sevgiler......
??? #32
Sn. Kamuran Hanım... Çok teşekkürler... Farkındayım çok zor ama bir umut... Umarım hepimiz için aynı güzel dilekler geçerli olur. Saygılarımla
??? #33
Ne zaman elime alsam sıkıldığım, aynı zamanda kime sorsam "mutlaka okumalısın" denilen klasikler... Hemingway, Dostoyevski, Tolstoy, Kafka vs vs (isimleri yanlış yazdıysam özür dilerim...) Halbu ki babam bana "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" kitabını verdiği zaman ne kadar da istekle başlamıştım... 10 sayfa sonunda attığım kitaplar arasına girmesi çok geç olmadı... Ve sadece Dostoyevski'den "Yer Altından Notlar" ile Kafka'nın "Değişim" i bitirdim bugüne kadar... Artık elime bile almıyorum klasik adı geçtiği zaman... Belki de bir önyargı duvarı oluştu yıkamadığım, bilmiyorum... Ama içimden de okumak gelmiyor... Sanırım bir eksiklik olsa gerek bunları okumamak... Nedir peki bunları özel kılan... Beni sıkıp da başkalarına çekici gelen ne?.. Aslında bunu da okuyup bulmak lazım ama yine de bir iki yorum sanırım iyi olurdu önyargı duvarlarını yıkmak adına...
??? #34
İnsanların muhakkak okudukları yazarlardan biridir Dostoyevski, ben tüm kitaplarını okudum hemen hemen gençlik dönemimde, nedir çekici kılan, ruhun derinlerine inen bir yazardır Dosto, işte bu yüzden onun kitaplarına olan hayranlık. Diğer yazarlar için pek birşey diyemem, her kalemin tınısı farklıdır. Dosto, insan psikolojisini iyi betimler, ayrıca akıcılığı detaylarla birebir yaşatır, o kitabı okumaktan ziyade içine girmenizi sağlar. En iyi kitabı suç ve ceza ile ezilenlerdir, bir gün okumanızı dilerim ... Saygılarımla.
??? #35
Sevgili Baran Yurdakul, Beni hoş gör ama bir klasiğin on sayfasını okuduktan sonra onu sıkıcı bulup bir kenara atmak bu sitede yazan birine doğrusu hiç yakışmıyor. Klasiklere el atmamış biri bunu yazdığı her satırda belli edecektir. Sadece yazdıklarında da değil, hayatın içinde de sığ bir bakış açısına mahkum kalacaktır. Bence ön yargı duvarlarını başkalarının kırmasını beklemeyip hemen klasiklere el at. Bugün öykü denilen, roman denilen tür klasik edebiyatta ilk meyvelerini vermiştir çünkü. Çehov okumamış bir yazar adayının yazdığı öyküye ben öykü demekte zorlanırım; aynı şekilde Suç ve Ceza'yı okumamış birinin hangi cesaretle oturup bir roman yazmaya kalkıştığına da şaşarım, çünkü hiç şüphen olmasın klasik edebiyatla tanışık olan biri bu eksikliği hemen yakalayacaktır. İzEdebiyat'ta bana kalırsa bir salgın hastalık gibi yayılan ve bu forumlarda da defalarca konu olmuş uyduruk aşk şiirlerinin böyle sudan bol bulunuyor olmasının arkasında da bu şahısların kanımca klasik edebiyatla en ufak bir şekilde tanışık olmamaları yatmaktadır. Sevgilisine eften püften bir şiir yazıp bu sitede 'yazar' diye gezinecek yüzleri olanlar da ellerine bir Anna Karenina alsalar aşkın kelimelere nasıl dökülmesi gerektiğini göreceklerdir. Saygılarımla, M. Doğan
??? #36
Aslında sadece Baran Bey'e değil genel olarak klasikleşmiş romanlara ait bir şeyler söylemek isterim. Aslında klasik romanları ayrı bir grupmuş gibi düşünmektense yazarlarının edebiyatçı olduğu kadar birer filozof olduklarını da unutmamak lazım. O nedenle klasikleri okumaktan zevk almak için sanırım okumayı sevmekle birlikte, aynı zamanda felsefeyi de, yani düşünceyi de sevmek, hatta insanın ve hayata dair bir arayışta olmak gerekir. Çünkü klasikler derin karakter tahlilleri sonunda bize yazarın hayata dair sağlam önermelerini sunar. İnsanda yakaladıkları, tasvir ettikleri duygular bazen o kadar derindir ki, bu duyguya ait bir sorunuz ya da sorununuz yoksa sıkılmak mümkündür. Proust'un Kayıp Zamanın İzinde'si bir klasik sayılır mı bilmem ama değeri sonradan ortaya çıkan bu kitap ilkin sıkıcı bulunmuş, hatta yayınevlerinin bir çoğu anlatımı çok uzattığı için yayınlamak istememişlerdir. O yüzden klasiklerden sıkılıyorum diyeni de anlayışla karşılarım. Hele yaşı daha gençse ve hayatını derinden etkileyen soruları henüz tam olarak oluşmadıysa. Örneğin felsefe de sıkıcı gelir kimilerine. Ve gerçekten aradığınız bir soruyu cevaplamıyorsa, cevabın derinliği sizi daha da sıkar. Konuşurken de böyle değil midir bu? Ve ne yazık ki filozoflar hep uzun cevaplar verir. Çünkü asıl soruların kısa cevapları yoktur. Saygılarımla Volkan Aran
??? #37
Ya siz çağa ayak uydurursunuz, ya da ineğin üzerinde kurulu dünyanız kuyruk sallar, baş aşağı çakılırsınız romanlara.
??? #38
Ama geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
??? #39
Geçmişi bilmek önemli. Ondan önemlisi; bir adımımız öne doğru giderken, diğer adımımızın bastığı yerde kalmaması. Fazla yük bataklıkta tez ölüm getirir.
??? #40
Bir Özbek atasözüdür: "Biri bir köprü kurar bin kişi geçer" Aslında yanı başımızda o kadar yokluk yaşanırken buna duyarsız kalınması çok da olağan bir davranış sayılırdı ama biri kalktı bir proje başlattı, belki düşünde belki de gönlünden senelerce geçen bir fikirdi,ülkemizin her hangi bir yerinde yokluğu sevgiyle,paylaşmakla ve kardeşçe yenebileceğimizi hatırlattı bize.. Tam da atasözünde olduğu gibi köprüyü kurdu ve o köprünün üstünden şimdi binlerce kişi yol alıyor.. Projenin adı kardeşini seç... şu an bir gönüllü koordinasyona dönüştü ve giderek de duyarlı insanların sayesinde büyümekte..Herhangi bir ilden gönderilen ihtiyaç sahibi öğrencilerin tüm bilgileri il bazında sitede yayınlanmakta ve siteyi gezen dünyanın herhangi yerindeki duyarlı bir kişi,öğrenciler arasından kendine kardeş seçmekte ve ona yardım edebilmektedir. Bu koordinasyonun en önemli özelliği gönüllülüğe dayalı ve "[[B]]aracısız[[/B]]" olması..Seçtiğiniz kardeşinizle mektuplaşıp,kırtasiye ve giyim gibi ihtiyaçlarını karşılıyorsunuz,artık aranızda bir kardeşlik bağı kurulmuş oluyor.. Yardımların içinde kesinlikle para göndermek yok.. [[A HREF=""]]www.kardesinisec.com[[/A]] adresini tıklayıp gezin belki bir kardeş sahibi olursunuz...
Başa Dön