Esin Perisi
8 görüntülenme · 148 ileti
Çok basit ve çok derin ikilemesinde bu soru...
Türk edebiyatını kurtarmak için dersem külliyen yalan olur..
( Diyenler yok değil " sanat icra ediyoruz kardeşim biz - herşey edebiyat için " :)
Kendimi kurtarmak için.
İnsanın içinde debreşen acılar , öfkeler , sevdalar vs. ler vardır.Yani benim içimde var.
Yüreğimde ki feveranı aktarmak için galiba ilk sebep...
" yazmak da bir haykırmadır , kimsenin kulaklarını aşındırmadan "
Kapanıyorum, kendime kurduğum küçük kümese, tek kale maç yapar gibi yazıyorum. Hiç araştırmadan, soruşturmadan, yargılamadan, kendi kendime çalakalem yazıyorum işte.
Okunmuş okunmamış hiç umurumda olmayacağına inanarak yazıyorum. Sevgilime mektup yazar gibi yazıyorum işte.
Kimseyi anlama gibi bir çabam da olmadığından dolayı, anlaşılmak kaygısı taşımadan kişisel duygularımı, bencilce yazıyorum.
Ah bir de yazılarımın bir yerlerine aşk-meşk türü sözcükleri sokuşturarak yazmayı bir becerebilsem, tam anlamıyla kötü yazdığıma inanıp bu işi bırakacağım ama şimdilik beceremiyorum... Ama bu, ilelebet beceremeyeceğim demek değildir.
ilk insanlar bile mağara duvarlarına kendilerince bir şeyler yazmamışlar mı? Bal gibi de yazmışlar. Kendileri ne yazdıklarını anlamışlar ama başkalarının anlamasını hiç düşünmüşler mi? sanırım o kaygıdan da yoksun yazmışlar. ben de atalarım gibi yapıp, istediğimi yazıyorum, çiziyorum.
Kaliteli olup olmaması hiç önemli değil, o kadar kaliteli yazıların arasında varsın benimkisi de kalitesiz olsun ki, kalitelinin, kaliteli olduğunun farkına varılsın ve kıymeti bilinsin.
Neden mi yazıyorum?
Ne kadar kötü yazdığımın iyice farkına vararak, bir daha hiç yazmamak için yazıyorum...
Çünkü yazı ve şiir benim en büyük düşmanlarım....
Yaşam içinde ben bir savaşanım...
Bu savaşta en güçlü silah sadece aklım ve duygularım...
Akıl ve duygularımdan harmanladıklarımı en iyi yazarak ifade edebiliyorum...
Edebiyatta kurumsallaşmanın varlığına inanmakla birlikte, kendimi gerçek hayatta olduğu gibi herhangi bir kuruma dahil görmüyorum...
Yaşam içinde biriciğim ve bu biricikliğimi en iyi ifade ettiğim, farkımı en iyi ortaya koyabildiğim, duruşumu en net sergilediğim en güçlü silah kalemim...Anlayana...
Ben de kimseler anlasın, alkışlasın diye yazmıyorum...Önemli olan sesimin nasıl çıktığı -ki o ses nereye varması gerektiğini bilecek bilinçte...
Neden mi yazıyorum? Yazmak başkaldırının en masumane yolu belki de bu yüzden....
Yaşam içinde isyanlarınızı dizginleyemeyince başınıza gelenleri düşünün...Yazarken isyan etmek ya da isyan ettikten sonra yazmak...
Doruklara vardığınız anlar vardır...
Yazmak Everest'in tepesine çıkmak gibi...
Yazı ve şiir benim düşmanlarım, sakın beni onlarla barıştırmayın:))))
Saygılar.
Tuzum kuru, değil. Bir Ferrari’m bile yok. Bilgelik mi… “Hâşâ!” Yazamamamın bir diğer sebeplerinden sonuncusu.
Kafam kıyak olunca yazarım veya kaldırımlara kızdığımda dahası kitap ve dergi reklâmı yapıldığında ama özellikle yeniden sevdiğimde yazarım. Milimetrik hesapların peşinde, kumpas narinliğinde, mikrometre hassaslığında, terkilerin edalı düşümlerinde.
İnsanların samimiyetine inanmayıp, harflerin güzelliğini kucakladığımda… Hani hepimizin bir perisi vardır ya benim perim çingene, pervane. Ne etten vaz cayar ne de sokak lambalarından uzak durur, cız!
Arabasını satan adamı okumanızı öneririm. Ben okudum ve çeyrek bilge oldum. “reklâmları izlediniz”
Son; boyalı sanat edebiyata da sıçramış, meğer…
Dogrusu, neden yazmaya calisiyorum?
Nedenlerimden bazilari:
1- Cevremin dikkatini bir noktaya cekmek istedigimde, cok sayida insana kolaylikla ve duzgun bir uslupla ulasabiliyorum.
2- Az biraz konusma ozurluyum. Heyecanlandigimda iletisim kurmakta zorlanirim. Kelimeler agzimin icinde hamur gibi yogrulur, kabiz gibi istedigim sekilde, istedigim kadar cikaramam. Dusuncelerimi yazarak daha kolay ifade edebildigime inaniyorum.
3- 50 yil sonra mezar tasima bakan kisiye yanindakinin, "so what, big deal, who gives a shit about whether he's dead or alive" yerine, "hey I know this guy. He's the author of ........" demesini istiyorum [[I]](bu kadarida fazla; farkindayim)[[/I]].
4- En onemlisi, yazinca mutlu oluyorum. Bu dunyada mutlu olabilmenin ne zor zanaat oldugunu bir bilebilseniz:)
sevgiyle,
Aslında şimdiye kadar kendime en yakın bulduğum cevap Halit Şindi'nin 3. nedeniydi...
Geçmişe bakıldığında ya krallarla padişahlar, ya da gerçek sanatçılar tam anlamıyla tanınır. Bilmiyorum ne kadar karalarsınız bunu söyleyen birini, ama kalıcı olmayı istemek ne kadar egoistçe gözükse de hepimizin bilinç altında yatan bir şeydir bu. Şimdiki şartlara bakılacak olursa yaşadığımız dünyada ve zamanda kalıcı olmaktan bahsetmek çok komik gözüküyor gerçi, ama en azından bunu istemek insanı biraz umutlu kılıyor. Benim nedenim de bu sanırım. Bir de bitmek tükenmek bilmez insan tanıma arzum.
Bu kadar.
Demek popüler kültüre paralel bir yanıttı beklediğin...Oysa o yanıt hepimizin gizli hayaliydi...Olmayacak duaya amin dememeyi öğrendik belki de usul usul yol alıyoruz....Lafı uzatmışız gereksiz yere, iyiki de çok uzatmamışız:)))
Kral çıplak!!!
Aşağıda değerli bir şair dostuma yazdığım şiiri seninle de paylaşmak isterim. Kendi düşüncemi de yansıtmaktadır.
Saygılar.
Naile.
Kitapsız Şiir
ben kitaplı şair
sen kitapsız şiir
olarak ölmek derdindeyiz…
oysa tek bir nedeni var
soluk alışımızın ve
durmaksızın yazışımızın
-ad bırakmak-
belli ki yanılacağım!
ben insanları ısıtırken
kitabımla,
senin adın yazılacak
karatahtaya...
Ne Mutlu Sana…
Ne Mutlu...
17/07/2005-03:20
Naile Duman, Yaşar.
Herkes önce kendisi için sonra da insanlar için yazar.
Yazma sebebi de insanın kalıcı olmayı istemesinden dolayı doğan bir dürtüdür. Bunda korkmayı gerektirecek ya da bu dürtüyü örtbas edecek bir şey yok. Ayıp bir şey değil ki, hepimizin içinde olan gerçek şey bu. Kendimize itiraf bile etmek istemeyeceğimiz lanet olasıca bir dürtü... Bunun ne popüler kültürle ne de lafı uzatıp uzatmamakla bir ilgisi var.
Bana soracak olursanız; yazmayı gerçekten çok seviyorum. Evet, edebiyata da bayılıyorum. Hayatımın en büyük amaçlarından biri güzel eserler çıkarmak, edebiyatla iç içe bir yaşam sürmek ve buna benzer pek çok şey. Bu yazdıklarımın hepsi de içimden gelen şeyler. Ama ressama resmi yaptıran, yazara yazı yazdıran, tiyatrocuya oyun oynatan; yani sanatçıya sanatı yaptıran şey, güzel bir şey yaratma, ve bu yarattığı güzel şeyle de övünme isteğidir. Hayatını biraz olsun mutlu olmaya harcamak demektir.
Kalacak olan bir ad en fazla yüz yıl yaşar bir sanatçıysa insan. Ama insan gerçek bir sanatçıysa hiçbir zaman ölmez. Ve gerçek bir sanatçı olmayı istemek suç değildir. Hayır, bunun bir suç olduğuna inanmıyorum. :)))
Lütfen bunu "lafı uzatmak" veya kısaltmak olarak algılamayın. Burası fikirlere ve uzatmalara açık bir yer. :)) Benim bu cevabımla amaca ulaşıldı sayılmaz. Hayat renkler ve zevkler üzerine bir tartışmadır. Cevap verdiğiniz için de gerçekten teşekkür ederim. Görüşmek üzere...
Bir bayan yada erkek için tanınmak ya da şöhret olmak için yazı yazmakta karalanacak bir şey yok.
Aslında yozlaşan ve değişime uğrayan değerlerle dolu güzel ülkemizde,bu yolla tanınmak olabilecek en asil yol bence.
Arkadaşların hepsi kendi düşüncelerini söylediler,kendi yazma sebebimi de değerlendirdim ve gerçektende eksik kaldığını farkettim kendimi sorguladığımda..
Evet,bende tanınmak isterim,bu yoldan,yani en zorundan -ne demek istediğim sizin malumunuz- hayran olunmak da isterim,evet,egolarımızın besini değil mi bu?
Egoları olmayan biri,ilk başta yazmaya heves eder mi?
Benim de sorum bu size.. Egosu olmayan,yada çok olmayan, [[B]]yazar olur mu?[[/B]]
Gerçek yazar…
Yazar kimdir?
Yazar ne yer, ne içer…
Her yazan yazardır.
Okur da okur.
Neden yazıyoruz…
Çizgili mahkum libası.
Neyse ne!
Özü;
Kendimizle sesli konuşuyoruz.
Diğer birilerinin dinlediğini fark ettiğimizde ses tonumuz bir oktav daha artıyor.
Mesele yıllardır küs olduğumuz kendimizi kekemelikten kurtarmak. Mesele vermeye uğraştığımız mesajı özümsemekte. Mesele noktalara takılıp virgül için başkasını yargılamakta. Mesele… Mesele… Mesele yaşadığımız düzeni beğenmemekte. Mesele küslükte. Mesele kendimizi sevmemekte. Mesela.
" ".
Belki bazı kimselere göre çok önemlidir...
Ama bunu genelleme yapıp " aslında hepimizin bilinç altında bu yatıyor" demek haksızlık..
Benim öyle bir gayem yok...Ben yazayım da kimseler tanımasın...İsteyen okusun ama 100 yıl sonra adımdan söz edilmesin.Kendim için yazdığım bir noktada doğru olabilir , bu egoizm sayılabilir ama isim yapma gayesi olarak nitelendirilemez...
Belki amaç sadece içindeki volkanı bir nebze olsun atmak.Belki bu kısmi bir düşünce...
Başkalarının ağzından kelime türetmek yanlış...
neden yazıyoruz falan sorularının cevabı artistik birer gösterinin ötesine gidemez maalesef. ne yazıyorsun ki neden yazdığını açıklıyorsun uzun uzun derler adama. ben derim mesela. önce bişey yaz sars, salla bizi sonra çok merak edersek sorarız sana neden yazdın bunları diye...
ki öyle yazan birine zaten sorulmuyor böyle sorular... bkz edebiyat tarihi.
Yusuf Ziya arkadaşımız bizi biraz hırpalamış.
"Neden yazıyoruz" diye düşünmeye yönelip,kendimizi eleştirmenin kapılarını aralarken,"ne yazdınız ki" diye soruyor.
Kendisi sarsıcı stilini biz arkadaşlarında da görmek istediğinden "önce yazın,sonra afra tafra yaparsınız" demek istiyor anladığım kadarıyla..
Yazmak sadece bastırmak mı kitabı dostum?
Sonra da edebiyat tarihine geçince mi soru sorulmaya hak kazanıyor insan?
Ama yapabilseydim dostum,senin için artık hangisi hoşuna giderse-"Gorki,Balzac,Hemingway" mezarından kaldırıp ona sorardım..
Yapamadığım için,kusura bakma,biz en azından ben,hiç değilse edebiyat tarihine geçmemiş şu "zavallı" ismim ve halimle benim gibi bir kaç arkadaşın sorularını,cevaplarını hoşnutça okuyup,hatta cesaretimi toplayıp "artistik" bir heyecanla onları "sallamadan" bir kaç cevapta yazmak isterim.
Yine de, "sarstığın" ve bize ne olmadığımızı hatırlattığın için teşekkür ederim.
Saygılar
Dersaadet
Yusuf Ziya arkadaşımız bizi biraz hırpalamış.
"Neden yazıyoruz" diye düşünmeye yönelip,kendimizi eleştirmenin kapılarını aralarken,"ne yazdınız ki" diye soruyor.
Kendisi sarsıcı stilini biz arkadaşlarında da görmek istediğinden "önce yazın,sonra afra tafra yaparsınız" demek istiyor anladığım kadarıyla..
Yazmak sadece bastırmak mı kitabı dostum?
Sonra da edebiyat tarihine geçince mi soru sorulmaya hak kazanıyor insan?
Ama yapabilseydim dostum,senin için artık hangisi hoşuna giderse-"Gorki,Balzac,Hemingway" mezarından kaldırıp ona sorardım..
Yapamadığım için,kusura bakma,biz en azından ben,hiç değilse edebiyat tarihine geçmemiş şu "zavallı" ismim ve halimle benim gibi bir kaç arkadaşın sorularını,cevaplarını hoşnutça okuyup,hatta cesaretimi toplayıp "artistik" bir heyecanla onları "sallamadan" bir kaç cevapta yazmak isterim.
Yine de, "sarstığın" ve bize ne olmadığımızı hatırlattığın için teşekkür ederim.
Saygılar
Dersaadet
"kalıcı olmayı istemek hepimizin bilinç altında yatan bir şeydir"
Bu cok dogru. Genc Duygu'yu kutlarim. Hic kimse okunmamak, begenilmemek ve yazdiklari burusturulup cope atilsin diye yazmaz. Yani akli basinda, beyni olmasada bingildagi oynayan bir insan bile boyle dusunmez. Bence sizler, yazan insanlar olarak herbiriniz cok degerlisiniz. Bu siteye uye olali birkac gun oldu ama yaklasik bir aydir yazilanlari izliyorum. Yazdiklarini hic anlayamadiklarim var. Turkcemin bozuklugundan olsa gerek. Birde, insani enayi yerine kor gibi bos laflari ekrandan gozumuze sokanlar var. "Ee kardesim ben kendi kendime yaziyorum iste. Okunsun okunmasin umurumda degil, kasimpasaya". Ne demek bu? O zaman ne demeye edebiyat sitelerinde arz-i endam ediyorsun kardesim. Neden kuyrugu yanmis kedi gibi kitap bastirabilmek icin o kitapevi senin, bu kitapevi benim dolasip gerdan kiriyorsun. Madem oyle, otur evinde baklani ye. Laf iste.
Durustce ve onurluca korkmadan haykirin, ben cok iyi, cok unlu bir yazar olmak istiyorum... istiyorsun... istiyoruz... istiyorlar. Bu kadar basit. Taninmak, sevilmek, alkislanmak istiyorum. Sizde oyle. Imza gunume gelirken binlerce insani kapidaki kuyrukta beni beklerken gormek, beni gorebilmek ve bana dokunabilmek icin izdiham cikarmalarini istiyorum. Istiyorum iste, ayip mi, gunah mi, anayasada cezasi mi var?
Beyoglunda Orhan Pamuk'un imza gunundeki o kalabaligi ve yanimda duran universiteli o guzel kizin "gordum, o'nu gordum" diye bagirislarini arkadasina sarilip havalara sicramasini unutamiyorum. Halbusemki ben onun hemen yanibasinda duruyor ve delikanliligimi feda etmek pahasina o'nu arkadaki firlama ford'culardan koruyordum o an, o dondurucu sogukta. Ay inanmiyorummm.
Ben yazar olmadigim halde istiyorum. Sizler emek veren insanlar olarak istemiyorsaniz, beyinlere turp suyu. Istediginizden eminim. Yalanci aha booole olsun mu?
Illa aykiri olacagim icin gerilmeyin. Hayatta en nefret ettigim seydir kendinin bile anlamini bilemedigi kimliklere burunmeye calismak. 80 oncesinden hatirlarim. Mahallemizin hizli solcularindan birisi kendisine sanayagi yok dedi diye bakkal Nusret'e fasist derdi. Bende bakkal manav gibi butun isyeri sahiplerini fasist saniyordum. Ulan herif gariban bakkal, fasist olsa n'olur olmasa ne. Zaten mahalleliye veresiye vere vere adamin anasi aglamis. Iki de bir top oynarkende zavallinin camini kirar, kacardik.
Kasmayin kendinizi. Kendiniz olun. Kiskanin, isteyin, calisin, cabalayin. Insanoglunu magaradan cikarip uzaya gonderen ozelligide budur.
Yusuf kardes, seni bugune kadar sarsan sallayan bir yazi ornek ver de nasil sarsilir sallanilir bilelim yahu. Mesela, ben Orta 2'de sinif ogretmenimin zoruyla simdi yazarini hatirlamadim bir roman okumustum. Zengin Kosk'e icguveysi giren Sadan, yandaki konak'ta yasayan yasli allamenin genc ve guzel karisiyla ihtirasli asklar yasiyordu. Hele yazar o sevisme sahnelerini oyle bir anlatmis ki, hayatim degismisti o romandan sonra. 12-13 yasimdaydim herhalde. Allah seni inandirsin, ben o gunden bugune degin hic oyle sarsilip sallanmadim/sallanamadim. Senin sarsmak ve sallamaktan gayen boyle birsey mi:)
sevgiyle,
Bu cevapların üzerine belki tartışmaya daha farklı bir boyut katar diye geçenlerde yaşadığım bir tartışma konusunu da buraya eklemek isterim eğer bir sorun yoksa.
Kalıcı olmanın ve isim yapmış olmanın sanatta gerçekten önemli bir yeri vardır. Şöyle bir olay cereyan etti geçenlerde. Türkiye'de Picasso'ya ait olma olasılığı yüksek bir eser bulunmuş, fakat uzmanlar henüz o eserin Picasso'ya ait olup olmadığına karar verememişler. Karar verirlerse değeri bilmemne kadar artacakmış. Şimdi düşünsenize resim aynı resim, fakat sanat değerinin aynı olmasına rağmen Picasso'nun olunca daha değerli. Aynı eser, resim sanatına damgasını vurmuş bir insanın elinden çıkınca pek tanınmayan birine oranla daha değer kazanıyor. Şimdi böylesine göreceli bir alanda, tanınmamayı neden ister insan? Bir insanın kendini kanıtlama ve gerçekten topluma ve kendisine değer kazandırmış bir sanatçı olma isteğine neden bu kadar sert bakılıyor? Ben bu isteğin her insanda var olduğunu düşünüyorum hala :))