Şubat 01, 2026
Hayatta en çok gemiyi yakanlardan biri olarak söylüyorum bunu. Bazen haklıydım, bazen sadece yorgun. Ama sonuç değişmedi. Bir öfke patlamasıyla, kötü bir günle, yanlış bir refleksle insanı da, yapıyı da kolayca ateşe verdim. O zamanlar “Kaybetmek kazanmaktır” demek iyi geliyordu. Gidişleri cesaret, kopuşları güç sanıyordum. Oysa çoğu zaman mesele cesaret değildi; iletişimsizlikti. Anlayamamak, anlatamamak, eleştiriyi tehdit sanmak… Ve en kolayı: kaçmak. Yolu seçenlere hâlâ saygım var. Herkes kendi yükünü bilir. Ama bugün dönüp baktığımda şunu da inkâr edemiyorum: Bazen kalıp konuşmak, sınır çizip devam etmek, ilişkiyi onarmaya çalışmak yakmaktan daha zor, ama daha olgun bir güçtü. Ne kör sabırdı eksik olan, ne de cesaret. Eksik olan, kendimi korurken ilişkiyi de taşıyabilmekti. Bugün biliyorum: gerçek olgunluk gemiyi yakmamak değil; yanmadan önce onu yönetebilmektir. Türkiye’nin belki de en çok bu geç kalmış farkındalığa ihtiyacı var.