**Zaten hasretin çökmüştü, dağ gibi omuzlarıma,
Nefes alamazken, bir de bu kanser düştü kanıma.
Söyle, ne gerek vardı bu sonu gelmez azaba?
Ruhum zaten enkazdı, şimdi bedenim de mi kurban bu hesaba?
Hasretin bir ur gibi büyürken sol yanımda,
Hücre hücre tükeniyorum bu dertli masada.
Doktorlar neşter vurur, sancım diner sanırlar,
Oysa ciğerimdeki yangını ancak ölüler tanırlar.
Kanser dediğin nedir ki? Senin yokluğun kadar acıtmaz,
Hasretin vurduğu yarayı hiçbir ilaç kapatmaz.
Biri canımı kemirir, biri umudumu içer,
Bu ameliyat masasından ancak kefeni giyen geçer.
Öyle bir yük ki bu; ne atılır, ne satılır,
İnsan bu kadar kederle nasıl hayata katılır?
Her nefeste bir parça daha eksilirken dünyadan,
Uyandırın artık beni bu kabus dolu rüyadan!
Neşter vurun ruhuma, içindeki hasreti sökün,
Sonra bu sahipsiz cesedi karanlık bir kuyuya dökün.
Sebep olanın boynuna olsun bu çifte infazın vebali,
İşte budur Doğuş Kılınç’ın o perişan, o son hali...
Şair: Doğuş KILINÇ Neşter Ameliyat Masası**





