Mevsim Gülbahar - (2. Bölüm/12. )
Kapı zili çalındığında mutfaktan salona doğru elinde dilimlenmiş ekmeklerle gelmekte olan Nisa hanım, yön değiştirerek elinde ekmeklerle kapıyı açmaya geçti.
"Tekdüzelikten kurtulmak için, bazen iyi bir kitap bazen de kötü bir şaka yeterlidir." - Umberto Eco (kurgusal)"
"Tekdüzelikten kurtulmak için, bazen iyi bir kitap bazen de kötü bir şaka yeterlidir." - Umberto Eco (kurgusal)"
Kapı zili çalındığında mutfaktan salona doğru elinde dilimlenmiş ekmeklerle gelmekte olan Nisa hanım, yön değiştirerek elinde ekmeklerle kapıyı açmaya geçti.
8 Bölümlük öykü dizisini daha önce öyküler kısmında yayınlamıştım fakat sonra ilk 2 bölüm dışındakileri kaldırmıştım. Bir süredir roman olarak toparlayıp tek parça halinde İzedebiyat sayfalarına geri koymayı düşünüyordum. İşte burada. Daha önce 8 bölümü de okuyanlar için yeni bir şey yok. Okumadıysanız bilim kurgu ve aksiyon macera
Oflaya puflaya, alınlarındaki ter kalın bir toz tabakasıyla karışıncaya kadar toprağı kazmıştılar. Alican, ablasının hayallerinde yer almak istemeyerek, “yok, “ dedi, “ben toprağı böyle eşeleyip durmaktan hoşlanmıyorum. Hem bişey de bulamıyorsun. Boşuna kaz, dur.”
Gülbahar, “ İyi. Sen keçi çobanlığına devam et...” diyerek öfkelendi
Peyami Safa
Leyla Karaca’nın ayrıntılı anlatımı, karakterleri canlandırmadaki yaratıcılığı, titiz tasvirleri, zaman ve mekân konusunda doğruyu yakalama ustalığı esasında Karaca’nın şiirden romanına taşıdığı vazgeçilmezi.
Etimi yiyecek tenha bir yer buldum. O sırada fark etmemiştim, etten az bir parça kaldığında gözüme ilişti. Az ileride Kuyruksuz Bacı yattığı yerden yalvaran gözlerle bana bakıyordu. Acıdım. O istemedi ama ben götürüp bu son lokmayı ona verdim. Bir kerede yuttu.
Gidecegı yerin ruhuna dokunsun...
" Erhan Bey'in resimlerinde Batılı ressamlarca gerçekleştirilmiş - Doğu'yu ve İslam dünyasını konu alan - tablolarda görüldüğü gibi hamam, harem, vahşet sahneleri ya da ibadet eden mütevekkil tipler değil ama okuyan, tartışan Osmanlı aydınları betimlenmiştir.
Sesimi duyurdugum herkese günaydın...
Ayak altımdaki köpüklü suyun ve burnumdaki iyot kokusunun artmasından, dünyaya yaklaştığımı anladım. Peki dünya bana göre neydi? Bu soruyu sordum kendi kendime. Cevabını yine kendim verdim. Dünya incik boncuk dükkanıydı fikrimce. Bazen inci bir kolye olurdu sevgilinin beyaz gerdanında bazen ise, ipi kopmuş incileri sağa sola dağılmış bir
Konu; “Aile içi iletişim”, ve “Evimizi nasıl Cennet’e çevirebiliriz” olunca, dikkatimi çekti…
Önce isteksizce dinledim…
Sonra o anlattıkça gerilen kaslarım gevşedi, gevşedi ve asık yüzüm yerini tatlı bir tebessümse bıraktı.
Adamda sanki şeytan tüyü vardı…
Evet, Alişan Kapaklıkaya konferansında ‘çiş’inden
Sedankada bir evde toplanılır, kadın kadına sohbet edilir, eğlenilirmiş. Kadınlar yanlarında getirdikleri el işlerini yaparlar, birbirlerinden iş örneği alıp verirlermiş. Sedanka, gecenin geç saatine kadar devam ediyormuş.O nedenle, yazın değil de daha çok kışın yapılırmış. Çünkü yaz mevsiminde gündüz tarlada, harmanda yapılacak iş çoktur.
İnsanlığın artık Dünya'da olmadığı, Zervus isimli bir gezegende işgalciler olduğu bir gelecekte, işlerin ve dengelerin yeniden kurulmaya başladığı bir dönemde, Wiki adında çelimsiz bir gencin artık sınırları aşmaya karar vermesiyle olaylar başlar.
M. Kemal Sayar