Hayat Üç Kelimeden İbarettir...
Hayat üç kelimeden ibarettir; Aptal için ... Hayret, Akıllı için ... Gayret, Tembel için ... S.ktiret ... Atakan Korkmaz
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Hayat üç kelimeden ibarettir; Aptal için ... Hayret, Akıllı için ... Gayret, Tembel için ... S.ktiret ... Atakan Korkmaz
Yazmayınca insan kilo alıyor belki. Üç aydır yazmadım. Tam üç kilo almışım. Beni kantara çıkaran aklıma turp sıkayım. Sanki yapılacak başka iş yokmuş gibi. Bir dalgınlığıma gelmiş olmalı. O kantarı göz önünden kaldırmalıydım. Kaldırıp yatağın altına falan saklamalıydım. Ortada durursa bunun böyle olacağı zaten belliydi.
Unutmak istediklerim bir yana, hatırlayamadıklarım beynime saplanmış kocaman bir soru işareti. Sahi, yaşanmış olanlar neydi?
Zamana ibrişimle işlenmiş bir nakıştır bir bardak çay. Buğusu, naz yurdundan efsane bulutlar tarafından armağan olarak getirilmiştir gözlere. Berrak ve aydınlıktır çayın sureti. Tebessümü, gül misalin gamzesinden esintidir yaz günlerinde. Tevazu ikliminde albeninin ipek yumağıdır hâlleri çayın ki aşkın hâllerini çağrıştırır.
Sanki büyük bir suç işlemişim gibi, sanki insanların gelecekleriyle ben oynamışım gibi, sanki benim yüzümden bu durumdalarmış gibi ters ters bakışlara maruz kaldım. Alışığım İnsanları değiştiremiyorsun. Ne ben değiştim, ne de onlar... Canları sağ olsun.
Tüketici oldukları için bilginin ya da düşüncenin gelişmesine katkıları olmaz. Özgün ve yaratıcı oldukları izlenimi verirler, ancak böyle olmadıkları da kolay kolay anlaşılmaz, fark edilmez. Diyalektikleriyle kendilerini çok iyi kamufle ederler.
Hayattan ne aldığın değil; hayata ne kattığın önemlidir. Tüm sahneler boştur; senin oyunculuğun elleri ve dudakları coşturur. Tüm kadınlar, çicektir ve daldır. Rüzgarsan, dalları kırma, çiçekleri yerinden sökme. Tükettin kadar, hayatın çöplüktür. Üret sevginin en sıcağını.
Bulutların güzelliği mavi sulara yansıdığında, iki denizin kol kola girdiği anda bir tatlı yolculuktur başlayan dudakların kıvrımında. An güzellik solumaya başlar bir anda...
Bu yazı bir tavsiye yada öğreti değildir. Doğrusu yada yanlışı ile bu yaşıma kadar hayatın bana öğrettiklerini paylaşmak istedim.
siz değerli okurlarımı asalet hakkındaki yazımla bilgilendirmek istedim görülmektedir ki insanlar asaleti gösterişten ibaret saymakta karşısında yer alan kimselere tepeden bakmaktan bir türlü vazgeçmemektedir ben de bu yazımla asaletin gösterişten ibaret olmadığını anlatmakla sizlere faydalı bilgiler vermek istedim.
Hele Kirve oradan bir çay ve simit ver. Ver ki teyit edelim bizzat yukarıda söylenenleri. Hiçten saadetler ülkesinde saadet kapısının altın kolunu çevirelim tevazu ile sonra vira Bismillah diyelim, simitten bir parça koparalım, çaydan bir yudum alalım açılalım tevazu denizine…
Gönül ister ki, her bayramımızı, miili veya dinî diye ayırmadan, bir görev anlayışı ile değil; gönülden yürekten kutlayalım. Ziyaret edemezsek bile, telefon açıp kendi sesimizle, yüreğimizin titreşimleri ile birbirimizin bayramlarını kutlayalım.
Bugün bir kadın gördüm. Titrek bedeninde, sarsılmaz tek yer dudaklarıydı. Dudakları keskin çizgilerle yüzünde bir bıçak gibiydi. Dudakları tüm suskunluklarını ve haykırışlarını taşımaktaydı. Kollarını üst üste kavuşturmuş, elleriyle su şişesini tutmaktaydı. Yalnızdı kimsesiz bile olamayacak kadar.
insanlar neden ciddiyetsizliği elden bırakmamak için birbiri ile yarışıyorlar?
Bir gün, küçük bir gerçek kalbine saplanıp dayanılmaz bir ağrıya dönüşür.
O ağrı ki, tarifi zor, bedenin değil, ruhunda. Olan bitenin tek tanığı olursun.
Seslendiremediğin düşünceler aklının orta yerinde dönerken en nihayet kaderini kabullenirsin.
Hayatta kötü şeyler olur. Belki herkesin başına gelmez.
Uzun uzun calan telefonuma cevap veren android bir sesti. O yine uzaklardaydi, anlamistim. Yeniden tek basina ciktigi o yolculuklardan birindeydi ruhu....