Size ricamdır adam ve köpeğini okumanız.Ben yazıyorum ve okundukça güçleneceğim.Adam ve köpeği benim var oluşum lütfen beni yalnız bırakmayın.
ilk bölümü belki hoşunuza gitmeyecek ama yaşam aşk ve benim isyanım
sizin de yardımınızlaq en üst noktaya ulaşıp adam ve köpeği bitebilecek.Ben de ölmeden onu görebileceğim
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Merhaba,ben bir hikaye yazmak istiyorum ama;yazacağım hikayeyi yayın evine göndermeden önce yazdıklarımı noter tastikli yapmam gerekip gerekmediğini bilmiyorum.bu konuda bana yardımcı olursanız sevinirim.saygılar...ergül ERGİN.
Merhaba isa ağabey,daha iletinin başlığını yazıyordumki yanlışlıkla enter'e bastım. yani bu yazdığım teşekür iletisinin haricinde sadece bir cümlelik teşekür daha geldi.yardımcı olduğunuz için size minettarım!
Belki bu kaç yaşındadırki bana ağabey diyor diyecek olursanız...ben on dokuz yaşındayım.
Teşekür..!
merhaba ergül ergin,
yaza yaza ve okuya okuya gelişir yazar, elbette neyi/nasıl yazdığını hesap edererek, diğerlerinin neyi/nasıl yazdığını inceleyerek büyür, gelişir, dil bilinci edinir,
elle yazma elbette, onu asla okumazlar, daktiloyla ya da bilgisayarda yaz, çıktı al, yolla,
sonra yayınevlerine kargoyla yolla,
ama önce çalış, geliş, çok oku,
Üçüncü Göz (ve dönüştürülmesi) ile igili söylediklerinizi anlama niyetiyle soruyorum: bu "özerk anlatıcı" konumu mu (yani "o" anlatımı, ya da "üçüncü şahıs" anlatımı mı)? Öyle görünüyor, örneğiniz de bu içeriklendirmeyi destekliyor. Böyle olduğunu varsayarak düşüncelerimi belirteceğim, eğer öyle değilse, beni lütfen uyarınız.
Örneğiniz, çok şaşırtıcı ve şaşırtıcı olduğu oranda da yapıcı bir bakış açısına zemin niteliğinde diye düşünüyorum. Şöyle: Masal türünde "normal"de (ve anlatım tekniğinin mantığı bakımından) bir "üçüncü şahıs/göz" anlatımı esastır, bu esasın başka bir anlatım tutumu (ben anlatımı) tarafından sarsılması yönündeki fikir de inanılmaz derecede aydınlatıcı oluyor kanaatimce. 'Ben anlatım'lı bir masal, herhalde çok ilginç ve "devingenleştirici" olsa gerek. Sizin örneğinizi sivriltilmiş bir somutta örneklendirmek için söylüyorum:
"Evvel zaman içinde ben bir kraldım. Şatolarım vardı, bahçelerim vardı. Eşim ölmüştü ve bana onu hatırlatan sadece kızım kalmıştı.." vs. gibi bir anlatımı düşünebiliyor musunuz? (düşünülemez anlamında sormuyorum, daha çok böyle bir somut örneğin devamını hayal edebiliyor musunuz anlatım tekniği olarak?). Şaşırtıcı değil mi? (acaba bundan dolayı mı "Doğa türleri" deniyor edebi biçimlere?)
Görünen o ki, anlatım boyutunda çeşitli "kategoriler" söz konusu oluyor; kategoriler arası atlama veya değişimler yazınsal yasallara aykırı ve ters görünse de, yine de yeni yazınsal tür ve biçimlerin oluşmasına (dolayısyla da edebiyatın gelişmesine) dolaysız olarak etki ve yardım ediyor. Sizin örneğiniz de bunu somutlaştırıyor. "Normal" anlatım yasallıkları anlamak için bu denli değiştirilmiş bir örnek (ben-anlatımlı masal) vermek bazen çok yararlı oluyor. Kategori dediğim şey, daha çok "anlatıcı" kimliğinin kendi kendine olduğu kadar anlattığı olgu bütününe karşı tavrı ve duruşu da içeriyor. "İzleyen" bir konum olarak düşünürsek anlatıcı konumunu ve anlatmayı da izlemenin seslendirilmiş/somutlaşan eşzamanlı seyri olarak tanımlayabilirsek, o zaman kategori kavramı daha çok netleşir; bu bakımdan anlatıcı "izlemeyi de izleyebilir", yani bir üst kategoriden bakabilir anlatıma. Bu da onun (birinci veya üçüncü göz olmasından bağımsız olarak) "sabit" bir anlatıcı olmadığı sonucunu doğrur. Eski anlatım tutumlarına göre fark işte burada bence. Yani: eski anatım metinlerinde (roman, öykü vb.) anlatıcı bir kere bir konuma girdi mi, o konumda metin sonuna kadar kalıyorken, modern ve günümüz roman ve anlatımlarında anlatıcı konumunun artık öyle sarsılmaz bir sabitliğe sahip olmadığını görüyoruz (Türkçe'de özellikle bu bakımdan Benim Adım Kırmızı kitabı önplana çıkıyor).
Cinayet romanı/masalı örneğinde sunduğunuz öneriler ("Peki masalın kraliçenin ağzından dinlenmesi, ya da avcının ya da öfkeli cücenin anlatımıyla dinlenmesi durumunda ne değişir?" şeklindeki yaklaşımınızın içerdiği öneriler) bu bakımdan çok çok ilginç ve yol açıcı bence. Galiba dünya edebiyatında bir roman vardı, ismini unuttum, bize bir cinayet anlatılıyor ama sonuna kadar, cinayetin aslında anlatıcı tarafından işlendiğinden habersiz bırakılıyoruz; yani: katil, anlatıcının kendisiymiş. Bu süre zarfında hep üçüncü göz olarak "tarafısız" gibi davranmıştır...burada da yine çok ilginç bir kategoriler arası geçişler söz konusu oluyor.
Sessiz Ev, cinayet, kadın-erkek, belirsiz anlatıcı. Bunlar aslında bir roman için temel taşlar...insan heyecanlanıyor...
Kafanızın karışık olması doğal, çok doğal ve bence yararlı...
Suyelv
Yine bilinen bir öykü üzerinden örnek vermek isterim. Pamuk prenses ve yedi cüceler masalında iki cinayete teşebbüs ve bir cinayet vardır. Bu masalı çocuklara anlatan, üçüncü gözdür. Peki masalın kraliçenin ağzından dinlenmesi, ya da avcının ya da öfkeli cücenin anlatımıyla dinlenmesi durumunda ne değişir? Olay aynıdır, mekan ve kişiler aynıdır. Fark, anlatımdadır. Daha doğrusu, anlatım tarzındadır.
Eski ev, cinayette kullanılan bıçak ya da herhangi bir şey, anlatım aracı olarak seçilebilir. Ancak yazarın cinsiyeti bu anlatım aracını kullanmasını nasıl etkiler bilemiyorum doğrusu. Belki kadın yazar masal örneğinde kraliçeyi seçer, erkek yazar avcıyı. Eski evi seçen kadın yazar olur, bıçağı seçen erkek yazar. Tam tersi bir denemede öyle sanıyorum ki fark daha belirginleşir.
Kafamın karıştığını itiraf etmek zorundayım:)
Sevgilerimle..
Öncelikle herkese merhabalar. Ben ilk romanımı yazmaya başladım. Anlatım olarak fazla bir sıkıntım yok ama, konusu itibarıyla okunup okunmayacağı hakkında endişelerim var. Roman, 19yy. tarzında. O zmanlarda yazılanlar gibi içinde gemiler, keşfedilmemiş kıtalar dolaşıyor. Roman iki kıta arasında geçiyor. Üç kişinin hakayesi. Biri Afrikalı. Zamansa 15yy. Bir macera romanı gibi görünse de arayış romanı aslında. Zaman zaman eğlendiren, hüzünlendiren bir roman. Ama yukarıda da değindiğim gibi okunmamasından korkuyor ve basılması konusunda tereddütler yaşıyorum. Tereddütlerim yayınevinin kitabı beğenmeme-siyle ilgili. Mesela kitabımdan bir bölüm. Daha ayrıntılara girmek, konusunu, ismini vermek istemiyorum. Sizden tek isteğim; zamanın birinde bu türde bir kitap çıksa okunur muydu?
"Tanyeri usulca ağarıyordu. Uykusundan uyanan gökyüzü geriniyordu, esniyor-du. Bir tüy kadar tatlı ve yumuşak bir esinti etrafa yayılıyordu. Her gün olduğu gibi bugünde sakin bir sabah yeniden yaratılıyordu."
Steinbeck okumak bir ayrıcalıktır gerçekten.. Kitapları bir solukta okunabilecek, şiir tadı veren güzel eserler.. Ben kitap okumaya Steinbeck'in Gazap Üzümleri romanıyla başladım.. Sonra Fareler ve İnsanlar daha sonra 6 roman daha isimlerini çok iyi hatırlamıyorum... Hepsi kütüphanemde mevcut.. 8 kitabını hayranlıkla okuduğum bu insan sevgili İsa Kantarcı'nın dediği gibi ilk okunması gereken yazarlardan biridir kanaatindeyim..
merhaba isa ağabey.ben bir okurum.bir hikaye yazmak istiyorum ama çok acemiyim;yazacağım yazının bir kağıttamı yoksa bilgisayarın yardımıylamı yazılması gerektiğini bilmeyecek kadar acemiyim.işte bu konuda sizden yardım amaçlı bilgi istiyorum.yani bir yazar neyle yazıp nasıl yayın evine götürür?bilgisayarlamı yazıp götürüyorlar yoksa kağıtta yazıp götürüyorlar?saygılar
Evet, -insan aslında hiç inanmak istemiyor, gördüğü tüm terbiyeyi yadısmak zorunda kalıyor, ama sahiden de cinsler arasında (doğaları bakımından) bir ayrım söz konusu; "kadınsı tavır" (diyeyim, "kadınlar" demek yanlış olur bu bağlamda) ayrıntılara doğal bir şekilde hükmetme gücünü içerirken, eril tavır daha ziyade genelleştirici/tümleyici bir bakışa sahip. Roman yazmanın betimsel boyutu ve yükümlülüğü de kadınlar tarafından belki daha az zorlanarak yerine getirilebilir, erkekler bunun için kendilerini daha fazla zorlamalıdır (olabilir anlamında söylüyorum).
"Eski ev"le ilgili konumlanma/mekan konumlanışı, çok şaşırtıcı doğrusu; ilgimi çekti; Ayrıca "fark"ın nerede düğümleneceği/odaklanacağı üzerinde kafa yormaya değer diye düşünüyorum. Sizce fark nerededir? Biçimsel ve içeriksel klişelerden uzak durmanın yolu nerede? Acaba bir cinayetin vuku bulduğunu veya bulacağını hiçbir şekilde sezdirmemekte, sunmamakta, açığa vurmamakta mıdır? Bir örtü -karanlık gece gibi- örtsün lanetli hamleyi? Psikolojik bir "analex"? (Yani geriye bakış, anımsama, salt düşünme?). Olabilir mi acaba?
Suyel
John Steinbeck
Tatlı Perşembe
Bilgi Yayınevi
İkinci basım 1989
Mack, dostu Doc’un yanına borç istemek için gider,
şimdi, yazar bunu nasıl ulaştırmış okura, görelim
:
Mack’ın bu kampanyası sanat hayatının belki de en görkemli, en süslü örneğidir.Gayet sessiz, yavaştan başladı, bir iki aşamadan sonra biçimlenmeye yüz tuttu. Sonra içeri duygu öğesi yerleştirildi, trajik ihtiyaçların sesi ağır bir tonla yerini aldı. Dram büyüyor, her zaman olduğu gibi kendini besleyen zeminden yuları çıkıyordu. Mack’ın sesi gayet yumuşak, iyice kontrol altında, henüz titrememekle beraber tam kıvamındaydı. Mack işleri iyi becerebildiğinin farkındaydı. Kendi kendini duyduğu kadar, bu ses, direnmeye imkân vermiyordu. Fakat o halde niye Doc, içeri girdiği zaman kuru bir merhaba bile dememişti. Mack bir hayli şaşırmıştı. Epeyce bir şey mırıldandı durdu.
Amerikalı yazar John Steinbeck, basit bir para isteme konusunu sihirli biçimde, can alıcı biçimde vermiş, onun kitabında böyle yüzlerce cümle var,
Bakıyorsunuz bir yerde duygulu, aniden değişiyor karşınıza mizah çıkıyor, sonra aforizmaları çıkıyor, şiirsel cümleler, dizeler demek daha doğru,
alabildiğine renkli, en önemlisi inandırıcı, anlattığı şeyi, durumu, gözünüzün önüne hemen getirebiliyorsunuz, onda insancıllığı hissedebiliyorsunuz, yarattığı karakterleri bağrınıza basabiliyorsunuz,
mizah çok güçlü, ironisi,
ki büyüleyici,
en basit, sıradan durumdan ironi nasıl çıkarılır, gösteriyor,
müthiş zeki bir adam John,
kozmik ironi,
Fareler ve İnsanlar, onun başka bir romanı, o romanı on altılı
yaşlarımda okumuştum, ki o zaman yazar değildim, normal bir
okuyucuydum, o romanın duygusu, karamanları kalbimdedir, yıllar geçti gitti ama ben unutmadım romanı, hatta filmini de izledim, filmi de çok güzeldi, özel kanalların birinde gösterildi,
ve yıllar sonra onunla yine karşılaştım, bir yazar olarak, kısacası o bir usta, her sayfayı ağır ağır okuyorum, ne/nasıl yazmış inceliyorum,
Tatlı Perşembe’yi mutlaka okumanızı tavsiye ederim,
romanda yüzlerce harikası var, bir kere yeni şeyler öğretiyor,
yeni bir dünya açıyor önünüze, fakat bunu okuru zorlamadan yapıyor, terayağdan kıl çeker gibi,
bir insanlık güldürüsü, bu güldürü bazen gözyaşına dönüyor,
ki John insanı, insanlığı iyi hissetmiş, yoksa o cümleleri
yazamazdı,
kısacası sevgili gibi önümde uzanıyor cümleleri,
ki bir John Steinbeck okuyun, sonra diğer romancıları, aradaki
farka bakın, yani birileri önünüze roman diye bir şeyler koyuyor, siz de onlarla geçiriyorsunuz hayatınızı, hakiki, güzel, iyi yazanlar, işte onları okumak gerekli,
sonuç olarak sığ metinlere de ihtiyaç vardır toplumda,
ama iyisine de ihtiyaç vardır,
John Steinbeck, romanı Tatlı Perşembe’de bir kızın yürüyüşünü nasıl yazmış, görelim, sayfa 43 :
Bear Flag’dan bir kız çıkmış, Sardalye Sokağı boyunca Monterey’e doğru yürüyordu. Doc kızın yüzünü göremiyordu ama yürüyüşü biçimli, kıvamındaydı. Kalçaları, dizi, ayağı gayet rahat ve serbest, gururla gidip geliyor, çoğu karıların yaptığı gibi her adımda bir sağa bir sola çalkalanıyordu. Hayır bu kız, omuzları arkaya gerilmiş, çenesi hafifçe yukarı kalkık, kollarını tatlı bir ritimle sallıyordu, tam kıvamında yürüyordu. Doc, coşkulu bir yürüyüş bu, diye aklından geçirdi. İnsanın yürüyüşü neler söylemez ki anlayana; hastalığı, ümitsizliği, azmi hep yürüyüşten çıkarmak mümkündür. Küstahların yürüyüşü; utangaçların, kavgacı hilebazların yürüyüşü başkadır. Ama bu neşeli, canlı bir yürüyüştü. Sevdiği bir insanla buluşmaya gidiyor gibiydi sanki. Bu yürüyüşte gurur da vardı, besbelliydi. Doc köşeyi dönmez diye beklediyse de kız döndü. Eteği bir ışık gibi yanıp sönmüş, kız ortalıktan silinmişti.
tek yürüyüşünü yazmamış kızın, içine de göz atmış, yürüyüşlerle ilgili derin ve geniş bir bakış açısı yansıyor,
öyle ki okur okumaz kafada bir görüntü canlanıyor,
o kızı görebiliyorsunuz, onu hissedebiliyorsunuz, ona hayranlık duyabiliyorsunuz,
son cümle ise rüya gibi bir etki bırakıyor,
ben de bir kadının yürüyüşünü yazdım ama böyle yazmadım, işte ustalık, yukarıdaki gibi yazabilmek, yazarın görsel alanı çok güçlü, kamera gibi kullanmış kalemini, hem düşüncesi de sağlam, düşüncelerinize sesleniyor, ustalık böyle,
Kadınların ayrıntılara daha hakim olduklarını düşünüyorum. Anlatım söz konusu olduğunda bu durum bir avantaj sağlar mı bilemiyorum. Belki de asıl hüner, sizin de değindiğiniz gibi usta bir anlatıcının sabrında gizlidir.
Olaydan çok, sanırım nasıl anlatıldığı daha önemli olmalı. "Bu parfüm sana aşkı getirecek!" giriş cümlesiyle romanına başlayan yazar, belki de anlatımı eski bir eve bırakır.
"Yardım edin, birini yaraladım!" ya da "Öldürecem o iti!" diye başlayan bir roman, pekala şu gazete haberinden esinlenmeler taşıyabilir. Sonuçta, hayalleri gerçeklerle uyuşmayan bir kadının cinayete varan öyküsüdür bu. Defalarca anlatılmıştır. Artık önemli olan, farkı yaratmaktır.
Yakup bey, sınava tabi tutulduğumu hissetmiştim ama yanılmışım. Duyarlı davrandınız, teşekkür ederim.
Zeynep,
özür dilerim ödev gibi oldu benim sorularım, belki..eğer öyle oldu idiyse, özür dilerim sahiden; ama belki de öyle değildir...
Andığınız gerçek örnek, sanırım roman içinde çok itici ve "bayat" kalır; romanların içindeki olayların gerçekliği, onların dışındaki gerçekliklerden çok daha gerçek oldukları için o (dışındaki) gerçeklerin, içindeki gerçeklerin yerine geçmesi gerçek-dışılığı çağrıştırıyor (bu arada: kelime oyunu yapmadığım umarım belli oluyordur). Maalesef, edebiyat gerçekliği (dışarıdakini) taklit etmiyor. Veya: çok şükür ki...
"Kiralik Konak" adlı kitabı duydum ama okumadım...sayenizde okuma listeme almış oldum...teşekkürler.
Roman giriş cümlesine dönmek gerekirse: anlatıcı, kadın açısından mı bakacak anlatım malzemesine? giriş cümlesi bununla yakından irtibatlı bir seyir izleyecektir sanırım. Bir kadın açısından anlatımın zorlukları çok farklı sanırım, ve bu konuda çok ehli olmadığımı düşünüyorum (belki de o nedenle Duygu'nun önerisine bu kadar yabancı ve uzak kaldım???). Pekala olabilir. Eğer şöyle bir (olası) ön-yargıda bulunursam, çok mu yanlış yola sapmış olurum:
Kadın gözüyle veya anlatım konumundan "şahıs odaklı" bir anlatım meydana gelecektir; bir erkek gözüyle anlatım, olay veya iç-seyir odaklı olacaktır. Böyle bir varsayım sizce ne denli makul ve isabetli olabilir?
Sevgiler
Suyel