isim bölümümü güncelliyorum, ancak yazılarımda eski isim kalıyor...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Sayın Kemal Kara kesme işareti özel isimlere gelen çekim eklerini ayırmada kullanılır. mesela Kemal'e, Emre'ye , İstanbul'a...
Bir diğer kullanım alanı da sözcüklerin yarattığı anlam karışıklığın yoko etmektir. Mesela " Amasya'nın elma'sı çok güzeldir." cümledeki elmaya kesme işareti koymasak elmas anlamı çıkabilir...
SAYGILAR
“Sorun İzedebiyat'a bir misyon yükleyip yükleyememe sorunu. Türk şiirini bu durgunluktan, bu basitlikten nasıl kurtarabiliriz sorunu. Genel geçer şeyler-kimilerine göre şiir- yazarak mı?”
Forumdaki yorumlarınızı okudukça, şiir tanımınızın ne olduğunu merak ettim ve en yakın adres olarak da sizin şiirlerinize başvurdum. Ne kadar nesnel olduğumu düşünsem de, olamayacağımı biliyorum, çünkü şiirde nesnellik aranmaz bence; ne okuyan da ne de yazan da… Ama, şunu açıkça söylemeliyim ki, sizin şiirleriniz, benim duygularımı harekete geçiremedi ve yine de, "genel – geçer şeyler" diyebilecek kadar yetkin değilim. Keşke hislerimi harekete geçiren kelimeleriniz olsaydı ve ben, bu forumu bir fazla yorumdan kurtararabiseydim, ama olmadı.
“Şiirin özü aşk veya duygu değildir. Aşk veya duygu birer araçtır” Şiirin özü kime gore Aşk veya duygu değildir? Şiirin bir duygu ve içerik kuralı olduğuna inanmıyorum. Şiir, renktir, o bana göre kişinin ruh algoritmasıdır.
Şiir, yazanın penceresidir ve kimseye, hayat senin pencerenden neden böyle gözüküyor diye sorulmaz.
“Kulağa güzel gelen şeylere şiir denemez şarkı sözü denir” Bir şiir de kulağa güzel gelebilir ve sırf kulağa güzel geldiği için mi şiir olmak gayesine ulaşamaz. Sanmıyorum. Hölderlin ya da Voznesenski okudunuz mu bilmiyorum ama şunu biliyorum, şiirde Aşk ve duygu ancak bu kadar baskın ve anlamlı özneler olabilirdi ve ancak bu kadar kulağa hoş gelebilirdi. Tekrar ediyorum; şiirin duygu yansımasına kimse müdahale edemez. Penceresinin büyük olduğunu düşünenler, diğerlerini görüş alanlarından dolayı sorgulayamaz. Alçak çıkan ses de duyulmaz, çok yüksekten çıkan da. Belki kendi sesinin yüksek çıktığını düşünenler de, alçaktan çıkanlara ulaşmak konusunda düşündükleri kadar başarılı değildirler.
“...bu siteler buna uygun değil ve onlar gibi yazan o kadar çok insan var ki. Çünkü yazılanlar sadece duygulanmaların us olmadan kağıda dökümü.“ İyi de bir kez daha yineliyorum; kime göre? Resmi şiir denetleme komitesi mi kuruldu haberimiz yokken?
Bir cümleyle de şiir olur bana göre, kim karışır ve karışanı da kim dikkate alır? "ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok" diyen Küçük İskender’e, olmamış, kurallarımıza uymuyor, daha uzun yaz mı demeliyiz? Kulağımıza hitap etmeyen yazıları, İzedebiyat’tan çıkartmayı mı denemeliyiz? Böyle bir süzgeç ararsak, sizin ve benim şiirlerimizden geriye bir şey kalır mı merak ederim. Bir şeyleri beğenenler ve beğenmeyenler daima olacaktır ve kanımca işin keyifli yanı da budur. Herkes tarafından beğenilmek, hayat ve edebiyat rasyonelitesinin dışındadır. İzedebiyat, bir ailedir. İzedebiyat’ın kendini tanimlaması da oldukça açıktır; “Çoğu yazarın en büyük düşü okunmaktır. Kimileri buna şöhret der. Biz buna paylaşma diyoruz. İzEdebiyat olanaklı olduğunca çok insana bu olanağı vermek için kuruldu. Burada söylemek istediklerinizi kimse size karışmadan söyleyebilirsiniz“ (http://www.izedebiyat.com/b/izedebiyat.asp) Sanırım oldukça açık, onların paylaşım dediğini de, kimsenin kan kaybı olarak nitelendirmesi mantıklı değildir. Bahsi geçen sebeplerinizden dolayı, “...artık belli bir süre İzedebiyat'a yapıt göndermeyeceğim“ demişsiniz. Bu duruma üzülen okuyucularınız olacağı gibi farkında bile olmayacak bir çoğunluk olacaktır emin olun. Bu da aynen, pencerisini açtığında sizinle aynı manzarayı gören ve görmeyen insanların verdiği doğal tepkinin yansımasından başka bir şey değildir. Ve son olarak ve bir kez daha tekrarlayarak; şiirin birilerinin kanına karışan bir tınısı olur ya da olmaz ama şu çok net ki, duyguda otorite yoktur sevgili Dilaver. Necip Fazıl ya da Nazım Hikmet kimsenin bir başkasına; "şu şiirini yırt at" deme hakkı yoktur. Ne İzedebiyat’taki okunma oranlarını alt üst etmiş bir yazar ne de kitaplaşıp binlerce kişiye ulaşmış bir şair, bir başka şiire olmamış diyemez ve o noktaya gelmişse zaten demez de...
Sevgiler,
Gökçehan Daçe
Yazmam lazım diye düşünmekten ötürü mutlu ama başlayamamanın verdiği suçluluk duygusu nedeniyle mutsuz olan ilgili forumdaşlara birkaç küçük önerim var. Yazıya başlanana kadar yaşanabilecek, "ben yazacağım da ne yazacağım, tam da aklıma güzel bir fikir gelmişti ama neydi" kısmını olabildiğince yaşamamaları için küçük birkaç tavisye.
Bilinen bir yazarlık tecrübesi, iyi fikirlerin asla ihtiyaç duyduğunuzda el altında bulunmamasıdır. Bu nedenle cebinizde taşıyabileceğiniz büyüklükte bir defter edinin ve bunu hep yanınızda taşıyın. Güzel fikirlerin sizi nerde, ne zaman yakalayabileceği hiç belli olmaz. Unutmayın fikirler havada uçuştuğu için insan yazıya dökmek gereğini hissetmiştir. Fikirlerinize siz de önem verin ve kaydederek el altında tutun.
Bir ufak ipucu veya tavsiye de sürecin başında sizi zorlayacağını tahmin ettğim başlangıç cümlelerini sona bırakarak konuyla ilgili sizi daha çok çeken bölümleri yazmanız ve başlangıcını daha sonraya bırakarak hem zevk almanızı sağlamak, hem de yaratıcılığınızı sınırlayan o "iyi başlangıç" paranoyasından kendinizi kurtarmanızdır.
Sorun sadece Saliha Aylin Antmen Hanım'ın birinci sırada olmaması değil. Sorun İzedebiyat'a bir misyon yükleyip yükleyememe sorunu. Türk şiirini bu durgunluktan, bu basitlikten nasıl kurtarabiliriz sorunu. Genel geçer şeyler-kimilerine göre şiir- yazarak mı?
Şiirin tözü aşk veya duygu değildir. Aşk veya duygu birer araçtır. Bu Nazım'da da böyledir Necip Fazıl'da da.
Çözüm ne derseniz; çüzüm ortaklıktır, yeni bir şeylerdir, belki yeni bir akımdır.
Kulağa güzel gelen şeylere şiir denemez şarkı sözü denir. Bunun gibi şeyleri yazanlar maalesef İzedebiyat'ta çoğunluktalar. Belki onlar da Ahmet Selçuk İlkan ve bunun gibiler gibi -başkası şimdi aklıma gelmiyor- şöhret olmak istiyor. Ama sorun şu; bu siteler buna uygun değil ve onlar gibi yazan o kadar çok insan var ki. Çünkü yazılanlar sadece duygulanmaların us olmadan kağıda dökümü.
Sonuçta İzedebiyat yazar, okur ve editörlerinin bir karar vermesi lazım. Ya böyle devam, kan kaybına devam, binlerece siteden biri olmaya devam. Ya da yeni bir şeyler için düşünmeye başlamalı.
Son sözüm Aylin Hanım'a . Üzülmeyin, bir süre yazı göndermemin sadece son damlası sizsinizsiz. Tabiki yazmaya devam ama ne zaman İzedebiyat'a gönderirim bilemiyorum. Saygı, sevgi, şefkatle kalın
Aylin hanımın yazılarını takip ediyorum. Çok okunduğu için değil, ben genelde ilgi duydugum gruplarda sıralamada olmayanlarıda elimden geldiği sürece takip ediyorum. En üst sırada olmak en iyi olmak anlamına gelmiyor benim için. ve bence böyle düşünen çok kişi var.
Necat bey'in yazısını gördüm ve üzüldüm, çünkü tüm şiir, deneme ve yazılarımı kendim sildim. Beni takip eden ve takip ettiğim iki üç değerli isimden biri kendisi, ben nasıl deneme adına ondan umutluysam, şiir adına da kendisi benden umutluydu. Kendimi kötü hissettiğimi belirtmem gerek. Ama birinci sıradaki şiirimin düşmesini çok bekledim, kendim hiç açmadım ve maalesef sürekli okunduğu için hiç sıralamada düşmedi. Benim istediğim şey yeni yeni şiirlerin üst sıralara yükselmesiydi, çünkü ilk sıralarda olmak değil, elbette okunmak önemli. Öte yandan benim gibi Necat bey'in şiir/yazı yayınlamaya ara vermesine üzüldüm. Çünkü yazdığı tüm eserlerini düzenli olarak okuyorum. Kendi adıma ve değerli yazarlar adına bu sürecin kısa sürmesini diliyorum. Sevgiler.
Gani Müjde'nin NTV'de yayınlanan programına bir konuk katılmıştı. Yazar Ajanlığı diye bir meslek yapıyor ve ünlü yazarlarla birlikte çalışıyordu. Daha önce bilmediğim bu meslek oldukça ilgimi çekti. Menajerliğe benzeyen ama daha farklı bir meslek. Sadece bir yazara bağımlı değil ve bir çok yazarla aynı anda çalışabiliyor.
Edebi bilgi ve birikimi çok iyi , yayın evlerinin konseptlerini öğrenebilecek ve buna göre hangi yayın evinin hangi eseri yayınlayıp yayınlamayacağını kestirebilecek, eserlerin iyisini de kötüsünü de sonuna kadar okumaya sabrı olan, iyiyi de kötüyü de acımasızca eleştirebilecek, kendisi yazarlıkla uğraşmayacak, insan ve eser pazarlamayı iyi bilecek, yayın evleriyle yazarlar arasında köprü oluşturabilecek, kitabın gelirlerinden ve transfer anlaşmalarından pay alarak geçimini sağlamaya razı olabilecek ve kitap yayınlatma konusundaki tüm yükleri yazarın üzerinden alabilecek biri olmalı.
En önemlisi de halen bir işi olmayan biri bizleri bu dertten kurtarsın.
Saflarımızı sıklaştıralım, arkadaşlar. Roman ve şiir yazarları, lütfen ön safa.
Güncel konu; eline kalemi alanın aşk şiiri yazması. Bunun alt açılımı, kalbi olan her insanın aşık olması mı? Haşa! Aşığım, aşıksın. Semra dansı mı yapalım? Soruları duyar, gibiyim.; aşk bu kadar ucuz mu? Çok pahalı olsaydı kimse almazdı. Ucuz, diye alanlar da iki gün sonra caymazdı. Ucuz şairler de türemezdi.
Çok hoşumuza gider, küçük çocukların dil hataları... iyi aşkamlar, manalina, porkatal, aba, düt ditti, mammam ve istediğini yapmadığınız an göz yaşları ve maskaralıkları. Paytak adımlarıyla, terliğinizi ayağına takıp baybay, yapışı. Yanağınıza bir öpücük kondurduğunda veya anne, baba dediğinde... Buz dağı olur da insan dayanamaz, erir.
Aşkla yeni tanışmış arkadaşların yazdığı bu şiirleri hiç kınamıyorum, şuan iyi yazıyorum anlamında, değil. Ben de emekledim, siz de. Çocuklara gösterdiğimiz bu öz sevgiyi, yeni şiir yazmaya başlamış arkadaşlarımıza da göstermemiz lazım. Taytay...
Dünyada bu kadar ters gidiş varken, aşk şiiri de neyin nesi?.... Bir çoban koyunlarından sorumludur. Demirci, ateşinden. Dalğıç, suyun derinliğinden. Kaptan, yolcuların canından. İnsan, insanları kazanmaktan. Olmamış, rezalet, geber, bu ne, öl, yazma, sus konuşma. Ben sana haberleri dinlerken bağırma, demedim mi...
Aşalım! Ben de sevmiyorum; aşkın dalgaya benzer, ağaç dalı gibisin, kar apaklığında sevdan... Ama biz cellat değiliz! Sızlanarak; ama EDEBİYAT, dediğinizi duyar gibiyim. Gaye ne? Üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?
Tüm iz yazarları:
Hatalı bulduğunuz veya size (bize) göre eksik olanları bildirin ki, bu yazmayın demekten daha elvadır. Veya size bir sınav, bilgiçliğinizi sınayın. Şair burada ne anlattı, köşesi açalım.
Ünlü veya ünsüz şair ve yazarların. Anlama kabiliyetimizi ölçelim. İnanıyorum ki bazı sert dalgalara dudak bükenler, süngerden kayalara toslayacaklar. Bir incir çekirdeğinin içindeki tılsımı çözemeyen ileri teknoloji, inanıyorum ki siz de çok var. Gerçek parantez içinde anti değil, bu sitede şiir yazan sadece sekiz tane şair var, gerimiz şiir yamağı.
Saygılar iz dostları.
Eleştiri bu değildir !... Üzgünüm. Artık yorumsuzum ve sessizim... Tavşan dağa küsmüş işini yapmanın yeri değil ... Herkes hissettiği gibi yazsın ve işini yapsın... Saygılarımla
Şiir okunma sıralamasında Aylin Hanımı ilk sırada görmek beni umutlandırmıştı. Çabaya sevk etmişti. Her ne kadar Nezihe Ecevit gibi bir çok iyi şairi bu listede göremesem de, umutlandırmıştı. Çünkü iyi yazıyordu Aylin Hanım. Ama bugün baktım ki liste değişmiş. Üzüldüm. Yine kazandı şarkı sözü yazarları. Bu; vucüda giren virüs gibi eğer aşınız yoksa hastalık kaçınılmaz.
İzedebiyat bedava reklam yapma yeri olmaktan kurtulmalı.
Tabi sıralamada üstte olmak çok okunduğunuz anlamına gelmiyor. Çünkü bilgisayarınızdan temp veya tanımlama bilgilerini silerseniz yapıtınızı her okuduğunuzda okunma sayınız artar, hele gün boyu bilgisayar başındaysanız. Ama sadece siz okursunuz. Aslında bu da ispatlıyor 'Çok okunmak edebi değildir'i
Ben de artık belli bir süre İzedebiyat'a yapıt göndermeyeceğim. Ama ne kadar dayanırım bilemem, çünkü İzedebiyat benim ilk göz ağrım. Sevgilerle.
Merhabalar,
Uzun bir süre buraya yazı yazabilmek için epey çaba sarfettim. sonunda oldu galiba. Şükür kavuşturana.
İlk roman...
İlk romanımı yazmaya karar verdiğim bir zaman dilimi yok. Ancak şunu söyleyebilirim ki; birgün yazar olacağım iddiasının zamanı bellidir. Çocuk yaşlardaydım; hatta uzatmaya gerek yok on bir yaşındaydım. Türkiye beni birgün bir yönümle tanıyacak demiştim. ya yazar kimliğimle ya da televizyonda yapacağım bir programla. Küçük bir bedene göre hayli büyük hayallerim vardı anlayacağınız. Sanırım oldu bitti hep büyük işlere kalkıştım ben. Yerimde duramamanın verdiği bir rahatsızlık durumu..
Aradan tam on dört yıl geçti ve birgün radyoda oturmuş bembeyaz bir word belgesine seslendireceğim kitap liste programının içeriğini yazarken, ilk romanımın(tabii o zaman roman olacağını tahmin etmemiştim) birkaç cümlesini yazmaya başladım.. Bir deneme belki bir öykü yazarım diye yola çıkmışken kelimelerin hızına yetişemedim. Yaklaşık olarak bir sancılı yıl, on kanlı ay sonucunda ilk romanımın sayfalarını printerden almaya başladım. O an yaşadığım mutluluğu anlatmak mümkün değil. Önce bir bakıyorsunuz bu elimdeki bana mı ait diye. Sonra evirip çevirip cümlelere bakmaya başlıyorsunuz. İçinizden bir kere daha yoğurmaya başlıyorsunuz geride bıraktığınız yaşamları..
Şimdi beklemedeyim. İşin en zorlu kısmına geldim. Yayımlanması... Geçtiğimiz gün Yapı Kredi yayınları'na postaladım...
Dilerim yolu açık olur; çünkü ben o kız çocuğunun bedenine sığmayan ama ruhunu ele geçiren hayalinin gerçekleşmesini çok istiyorum.
O alacağı en güzel armağanlardan biri olacak çünkü.
Roman yazmayı düşünen, yazan herkesin yolu açık olsun. Emek, yaşam, araştırma, inceleme, gözlem, analiz gerektiren bir uğraş. Fakat denemeye değer.
kütüphanelerime giremiyorum ve bu sorun uzun süreden beri devam ediyor..Sanırım bazı arkadaşlarda da aynı problem var..
Düzeltme yolunda çalışıyor musunuz?
iyi çalışmalar
Geçmişi bilmek önemli. Ondan önemlisi; bir adımımız öne doğru giderken, diğer adımımızın bastığı yerde kalmaması. Fazla yük bataklıkta tez ölüm getirir.
Roman yazarlarının biyografilerini incelediğimizde en dikkat çekici noktanın yaşları olduğunun farkına vardım. Roman yazarı olarak ün kazanmış yazarların büyük bir çoğunluğunun kırk yaşının üzerinde olması ders çıkarılması gereken bir özellik. Bana göre bu ortak özellikleri, birikimin önemini vurguluyor. Tabii ki bu 20'li yaşlarındaki bir yazar adayının yeterli birikime sahip olamayacağı anlamına gelmez ama roman yazmak sadece çok okumakla kazanılan birikimin eseri değildir. Yaşam birikimi desek daha doğru olur .
Ben kendimi bildim bileli okıumaya ve yazmaya çalışırım. Son 7-8 yıldır yazmaya çok yoğunlaştım. 8 yıl önce yazdıklarımı bu gün okuduğumda kendimdeki gelişimi fark edebiliyorum. Usta bir yazarı okuduğumda ise kendimdeki eksiklikleri.
Tabii farkedilebilen eksikliklerin yarattığı korkular denemekten alıkoymamalı insanı; ancak roman gerçekten de iddialı bir girişim. Birkaç saatinizi verdiğiniz basit bir deneme size birkaç saat kaybettirir. Oysa küçük bir roman yazmak neresinden baksanız en az bir yıllık emek istiyor. Bu emeğin başarısızlıkla sonuçlanması ve geçen zamanın belki de daha iyi bir romana hazırlık olabilecek çalışmalara harcanabilecekken, kaybedilmiş olması şu fani hayatta büyük bir kayıp olarak algılanmalıdır.
Umberto Eco'nun geçtiğimiz ay okuyup bitirdiğim Foucault Sarkacı romanını 6 yılda yazdığını okuduğumda karamsarlığım daha da büyüdü. Tanrı hepimize kolaylık versin.
İlk romanıma bir ay önce başladım. Şu anda elimde olan sadece 2.5 bölüm; başka bir deyişle 36 kitap sayfası :o( . Üstelik oluşturulmuş kısımlar ciddi düzeltmeler istiyor. Kurguya bakılırsa en az bunun 10 katı olması gerekecek :.( Daha şimdiden haftasonlarımın neredeyse tamamını üniversite kütüphanesinde geçirmeye başladım. Romanı hikayeden ayıran özelliğin, içindeki felsefe olduğunu düşünüyorum. Sadece olay anlatan roman bence koca bir hikayeden başka bir şey değildir.
Roman yazmanın bir kötü yanı daha var . Romana başladığımdan beri deneme ve öykü yazma konusunda oldukça geriledim . İyi bir fikir geliştirdiğimde bunu romanımda kullanabileceğimi düşünerek deneme yazısı veya öykü olarak biçimlendirip paylaşmaktan kaçar oldum.
Uzun lafın kısası roman işini denemeye niyetli arkadaşlara kolaylıklar diliyorum. Tanrı yardımcınız olsun. :o)