Genel Tartışma
93 görüntülenme · 670 ileti
Gökçen demiş ki: Nida en azından fikir beyan etmiş satır aralarında,
FİKİR BEYAN ETMEK BÖYLE OLMUYOR GÖKÇEN BEY,
FİKİR BEYAN ETMEK KÜFREDEREK OLMAZ,
FİKİR BEYAN ETMEK AŞAĞILAYARAK OLMAZ,
FİKİR BEYAN ETMEK, SAÇMALAMAK DEĞİLDİR,
FİKİR BEYAN ETMEK İNCELİK, BİLGELİK BARINDIRIR, ONDAN YARARLI ŞEYLER ÇIKARILMASI DÜŞÜNEREREK YAZILIR,
FİKİR BEYAN ETMEK DEĞİLDİR NİDANIN YAZDIKLARI, BİR OKUMA GÖZLÜĞÜ TAKIP TEKRAR BAKIN YAZDIKLARINA,
NEFRETLE YAZILMIŞ BİR SAÇMALAMADIR, SİNSİCE YAZILMIŞTIR,
FİKİR BEYAN EDECEKSENİZ, BUNU BİLGELİKLE YAPINIZ, ÖYLE YAKIP YIKMAKLA, NEFRETLE OLMUYOR,
HERKESİN İÇ HASTALIKLARI VARDIR, BUNLAR MİKROP ÜRETİR, BUNLARI YAYMAYALIM, BEN ELİMDEN GELDİĞİNDE YAYMAMAYA ÇALIŞIYORUM BUNLARI.
Ulemayı cımbız! Olmasaydı yazımın başlığı “kabız gibi” kendine kaç kılıf seçerdin koca minarelerden… Siperinden destek gönderirdin. Çuvaldız ve iğne… Hangisini batırdın bir farenin kuyruğuna… Önce soyun, saray soytarılarının maskelerinin arkasında giydiğin abadan. Sorgula gelmişini ve geçmişini. Beni öbür kefeye koy, pamukların olduğu, hafif. Senin kaz ayakların yine olsun, gramda demir gibi, ağır… Polyana tutkunu, keloğlan… Sivri kalemler seni nicedir incitir oldu. Sen yazdığında şaka, elalem yazınca ucu boklu değnek mi? Fikir beyan etmek; fikirsizlerin fikirleri, kaç dalı kesti… Taşlar mı? Adamı incitmemiş taş, gül böğrüne oturmuş. Ve bilirsin tüm marullar ve kıvırcıklar gübre ile büyüyor.
“Hal, kamçıyı köpeklerin sırtına indirmeye hazırlandı ve sinirli bir sesle “” tembel canavarlar , şimdi size gösteririm!”” diye bağırdı. Ama Mercedes araya girdi…. (Bordo- Siyah___JACK LONDON:/** VAHŞETİN ÇAĞRISI:/**)
Diren bey,
Yazıların, ortak yaratıcılık sayfasından taşınması konusundaki önerinize katılıyorum. Biraz toparlanması gerekiyor bu bölümün. Çünkü o kadar uzun zamandır "hey bana bakın! şiir yazdım!" sayfası olarak işlev görüyor ki, geçmişi bilmeyen yeni okuyucular da ne olduğunu anlayamayacaklar. Bu iletileri çıkarırsak belki yeniden zevkle takip edilecek katılımlar olacaktır.
İsa bey,
Zaman zaman aynaya yansıyan yüzünüzü bile göremediğinizi düşünüyorum. Yaşamınız boyunca hiç, çevrenizde gelişen olaylarla ilgili kendinize soru sordunuz mu? Özeleştiri yararlı bir deneyimdir, elbette seçim sizin.
Acil şifalar dilerim...
Her kim olursanız olun sizin sonsuz bir azap çekmenizi isteyen, bütün varlığını buna adamış son derece tehlikeli bir düşmanınız var. İsmi, Şeytan. Bir başka deyişle, Allah tarafından lanetlenmiş ve O'nun huzurundan kovulmuş olan İblis ve onun takipçileri.
O en büyük düşmanınız. Bir efsane ya da bir masal değil, gerçeğin ta kendisi. İnsanlık tarihinin her aşamasında var oldu. Yaşamış ve ölmüş milyarlarca insanı ateşin içine çekti ve halen çekiyor. Hiçbir zaman ayırım yapmaz. Genç, yaşlı, kadın, erkek, devlet başkanı veya dilenci farketmez. Her insan bu düşmanın hedefidir.
Bu yazıyı okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapıyor. Tek arzusu var; kendisiyle beraber olabildiği kadar çok insanı -siz de dahil- cehenneme sürüklemek.
Zafer kazanması için insanların kendisine tapınması veya çok uç sapkınlıklar yapmaları gerekmiyor. İnsanlardan mutlaka Allah'ı inkar etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'ı kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek isteği düşmanlarını Allah'ın dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini sağlamak. Hatta kimi zaman dindarlık maskesi altında, Allah'ın adını kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, saptırıyor. Bu da insanları kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç değişmiyor:
Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir." (Hac Suresi, 4)
http://muhammedhasenoglu.org/seytanin_ozellikleri.html
http://cehennemazabi.com/
BAYAN EMETİ.
BAY EMETİ.
HANGİSİ.
BİLMİYORUM.
RUMUZ SAÇMALIĞINI KULLANDIĞINIZ İÇİN.
BENİM ADIM İSA.
ÇATIR ÇATIR DERİM.
KORKMAM.
SİZ O TÜRDEN YAZILARI NE DİYE YAPIŞTIRIYORSUNUZ YAHU!
DERDİNİZ NE!
EDEBİYAT KONUŞACAĞINIZA DİN PROPOGANDASI YAPMAK NEDİR YAHU,
SİZİN YERİNİZ BURASI DEĞİL BENCE,
ŞAŞIRMIŞSINIZ SİZ.
SAÇMALIYORSUNUZ,
ÖTEKİ DÜNYAYI BOŞVERİN DE, GERÇEKLERDEN KONUŞUN BENCE.
GERÇEĞE BAKIN,
HERKESİN İNANÇLARI VARDIR YA DA YOKTUR, HER NEYSE,
SORUNSALINIZ SİZİ İLGİLENDİRİYOR,
BUNU BURDA ANLATMAK NEDİR, BANA ONU İZAH EDİN,
CENNET CEHENNEM, FALAN FİLAN, ÇOK DİNLEDİM BU LAFLARI VE ARKASINDA HEP İKİ YÜZLÜLÜK GÖRDÜM.
DAHA ÖNCE DEMİŞTİM YAHYA AKBULUTUN ÜÇ ŞİİR KİTABINI SATTIĞIMI...VS...
HİÇ YANIT GELMEDİ.
ŞU KOCA SİTEDEN BİR DUYARLI OKUYAYAN ÇIKMADI.
DEMEK HİÇ OKUMUYORUZ, KİTAP SATIN ALMIYORUZ,
SADECE BURDA METİNLERİ GÖSTERİYORUZ.
HEPSİ BU....
eveeeet, hiç yanıt gelmedi,
BU SİTEYE GİREN, METİNLERİNİ YAYINLATAN, FORUMLARDA CAR CAR KONUŞAN, AHKAM KESMEYE GELİNCE, KAPLAN OLAN, şair panterler, öğretmenler, şu ya da bu,
VS
VS
herKESE,
DUYARLILIĞINIZ için TEŞEKKÜRÜ BİR BORÇ BİLİRİM.
Kör - sağır - dilsiz...
Öğrendik en sonunda üç maymun u oynamayı...
Sorunun ne olduğu meçhul , 5 bilinmeyenli denklem gibi..
Yani giderilen bir arıza var ise burada emeği geçen insanmlar için çalışma yapılıyor gibi bir link konulabilir..
Ama nerdeeee...
Neyseee açılmasın parmaklarımın mühürü...
SİTENİN LOKUMU AYNI ZAMANDA HAYDUDU EŞKİYASI YOL GEÇEN HANININ ŞARAPÇISI, ESKİMEZ GENÇLİK ATEŞİ, SOYU SOPU İSTİRİDYE, YILDIZ GEMİSİ, İMGELEM İMPARATORU, MATADOR, GELMİŞ GEÇMİŞ EN TRANSATLANTİK TARTIŞMACI, KAHVE YAKIŞIKLISI, ADAM, SEVGİ NİDA,
SELAM SANA.
(yağcılığın da bu kadarına pes,
napim içimden gelen bu)
“bu önsözün yazarı o gün, neredeyse bütün gününü bilgisayarın başında oturarak internette yazı tarayarak geçirmişti. Aradığı şey, şöyle keyifle okuyabileceği, kimsenin ona sunmadığı, kimsenin cilalayıp törpülemediği, dosdoğru yazarından ve onun hayatından çıkma düpdürüst bir öyküydü. Kitapların keyfinin bambaşka olduğunu biliyordu, seçilmişlerdir, deneyimli yayıncıların, usta editörlerin ve yetkin çevirmenlerin elinden geçerek en “ideal” formlarında bize kendilerini sunuyorlardı. Ama o gün, bu önsözün yazarının istediği bu değil, Bir şey keşfetmekti. Kimsenin karışmadığı, kimsenin kusurlarını gizlemediği, kimsenin ‘seçip’ de önüne koymadığı bir şey. Bunun için en yanlış yol, herhalde kitapçıya gidip bir kitap almak olurdu. İnternet ise, diğer taraftan , bu tür güzel öykülerle, şiirlerle doluydu. Çoğunlukla kişisel web sayfalarında bulunan bu yazılar aynı zamanda birçok web-zin’de de vardı. Yine de onları bulmak güçtü; İnternete girip, “masal dinlemek” pek kolay değildi o günlerde.”
Yoksamsa, devamı var.
Klavyemizin dozu gün gelir kaçar, vebali tozlu parmaklar.
Birgün bir avukat arkadaşımın yazıhanesinde oturuyordum. Arkadaşım, çantasından bir kitap çıkartarak bana uzattı,
"Uğraşıp duruyorsun kitap çıkarmak için. Al sana bir şiir kitabı" dedi...
Kitabı elime alıp şöyle bir evirdim çevirdim...
Daha önsözünü bile okumadan, "bu kitap, yüzde yüz hece vezniyle yazılmış bir şiir kitabıdır" dedim...
Arkadaşım şaşkın, "daha hiç bir şiir bile okumadan nasıl anladın?" diye sordu... Güldüm, "adından" dedim...
"Öyle diyorsun ama bu kitap adliyede yok satıyor" demez mi, bizimki... Bu kez şaşkınlık sırası bende, "Adliye'de mi?!?!"
Yazar adliyede bir icra dairesi müdürünün eşiymiş... Kendi olanaklarıyla(?) bastırdıkları bu kitabı, İcra müdürü, tüm avukatlara, almalarını öneriyormuş... Hem de 10-15'er tane... Ama hiç bir zorlamada bulunmadan...sadece öneriyormuş:))) Ne kadar iyi bir koca:)))
Avukat arkadaşıma hiç beklemeden sordum; "Hemen bana bekar bir bayan icra müdürü bul... Onunla evlenmem lazım, kitap çıkarıp satabilmem için" dedim...
Arkadaşım, "ilgileneceğini" söyledi.... Bakalım, şimdilik beklemedeyim:)))
İzEdebiyat’a yeni üye olmuş biri olarak yazma gereksinimini hissettim. Site’de bir çok şair ve yazar’ın şiir ve yazılarını okumakta ve son derece de keyif almaktayım.
Devlet İstatistik Enstitüsü’nün araştırmalarından yola çıkarak yazıyorum ki; “1 Japon 25, 1 İsveçli 10, 1 Fransız 7 kitap okuyor, 1 Türk ise 1 kitabın altında birini okuyor.” - “Türkiye’de her 3 CD’den biri, her 100 kitaptan 40’ı korsan satılıyor.”
Demek istediğim şu: Türkiye’den okuma alışkanlığımız yok denecek kadar az.
İkincisi ile de kısa yoldan para kazanmak için şair ve yazarların haklarının korsancılıkla nasıl yendiğini izah etmek istedim.
Dolayısı ile okuma yazma alışkanlığımızdaki eksiklikler, toplum kültürümüzün gelişmesine mâni olmaktadır.
Diyerek; okuma ve yazmaya destek olan, edebi bilgilerimizin artmasına vesile olan sitemizin kıymetini dile getirmek istiyorum. Site içinde ne önemli şahsiyetler olduğu, ne yetenekli şair ve yazarlar olduğunu gözlemlemek hiç de zor değil. Şöyle bir etrafı kolaçan ettiğinizde bunları birer birer tespit ediyorsunuz. Hiç birinin ismini vererek reklam etmek istemiyorum. Onların reklama ihtiyacının da olduğunu sanmıyorum.
İzEdebiyat’ın bir kültür ve sanat sitesi olduğuna inanıyorum, okuduğum bazı forumlardan da ne güç şartlar içinde site çalışanlarının hizmet verdiğini anlayabiliyorum. Olur olmaz yazdıklarımız ve yazacaklarımızla onları güç durumda bıraktığımız, site itibarını düşürdüğümüz kanaâtine varıyorum.
Benim site hakkındaki tek şikayetim, forum bölümünde yazılanlar. Edebiyat’dan bahsediyoruz, şiir’den bahsediyoruz, edebi konulara dalmak istiyoruz, ama bir bakıyoruz ki forum’da yazanların kimi kendi reklamını yapıyor, kimi birbirleri ile hakaretleşmelere giriyor, en ağır kelimelerden seçilen silahlar çekiliyor ortalığı kan gölüne çevirmeye çalışıyorlar.
Bu; şairim, yazarım diyen şahsiyetlere yakışıyor mu? Şair yada yazar yol gösterici olur. Bu mudur yol göstermek.. Kendilerinin takdirlerine bırakıyorum.
Netice itibari ile bu ve benzeri tutum ve davranışlarımızın siteye zarar verdiğini söylüyorum.
Bütün arkadaşlara sesleniyorum. Sitemize sahip çıkalım.
Benim de sitede yazı ve şiirlerimi görmek mümkün. Ancak ben kendimi ve şair ne de yazar olarak adlandırabilirim. Böyle bir duruma düşersem, şair ve yazarlara haksızlık etmiş olurum. Ben sadece yazıyorum ve okunduğumu gördüğümde zevk-haz alıyorum hepsi bu…
Tüm İzEdebiyat emektarlarına, şairlere, yazarlara, üyelere, okurlara saygı ile selâmlarımı sunuyorum.
Nasıl derler bilemiyorum ama klavyenin kemiği de yokmuş anlaşılan.Sorun üztüne sorun dolaşıyor.Ya ne büyük dertleri varmış şu bizim edebiyatımızın.Say say bitmiyor...
Ahkâm üzre ahkâm !!!
Polemiklere garkolmuş bir formumuz var HAYIRLI OLSUN...
"Dağa çıktım dağ bir hoş / düze indim düz bomboş...
Nere gidem , nasıl edem.Vur patlasın çal oynasın elbet duyulur isim...
Allah iyiliğinizi vere emiii...Güldürdünüz beni...
:))))
Gülüyom valla...
Sayın Nida hanım!
Diyorsunuz ki; “Anlatmak istediğinizi ister altı okla, ister boz bakışlı kurtla veya kedi ile bilemedim sıfır ile anlatın.” Burada ifade etmek istediğiniz altı ok ve boz bakışlı kurt benim anladığım gibi ise, sizden yazdıklarınızı yalamanızı rica ediyorum. (Hiç böyle sert yazacak biri değilim ama konu Mustafa Kemal Atatürk olunca dayanamadım.)
H.C. Armstrong’un yazdığı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında yayınlanan ve ilk Atatürk biyografisi olan ‘Bozkurt’ isimli kitabını bana hatırlatan cümleyi kurmanız VE kedi ile yakıştırmanızın affı mümkün değil.
Bunu teknik-maddi bir hata, yada benim yanlış algılamam olarak kabul etmek istiyor, üst paragrafta yazdığımı geri çekiyorum.
Yazdıklarınızı okuduğumda, belli ki yetenekli bir şahsiyetsiniz.
Başarılarınızın devamını dilerim.
Konu açılmışken birde sizden merak ettiğim bir hususta beni aydınlatmanızı istiyorum. Yani soruyu şimdiden soruyorum. Yanılıyor muyum?
Hakkımda şöyle bir ifadeniz var:
Olgun: uzlaşmacı…
Şimdi burada; cümle diyemeyeceğim, notunuz diyelim.
Nokta ile bitse idi, benim kesin uzlaşmacı olduğum ortaya çıkacaktı.
İki nokta yan yana ile bitse idi, Benim uzlaşmacı olmayabileceğim ortaya çıkacak, yoruma açık olacaktı..
Üç nokta yan yana ile bitmesi; (Bakınız noktalama işaretleri konuyu nereye getiriyor.) Uzlaşmacı olup olmadığımın tartışılmasının yanı sıra; daha da öte yakıştırmalara maruz kalıp kalmayacağımı ifade ediyor…
Bunları okuduktan sonra biliyorum klavyenizin başına geçip, başlayacaksınız yazmaya. “Efendim şimdi kalkmış aramıza yeni katılan biri oturduğu yerden ahkâm kesiyor da… Neymiş efendim bu noktalama işaretlerinden alıp veremediği de…Çok bilmişin oğluymuş da…” Diye sıralayacak, bir iki güzel benzetme-yakıştırma ile benim hakkımdan geleceksiniz kendinizce!
Belki de yazılarımdan birini gündeme getirip, beni can evimden vuracaksınız!
Yalnız şunu bilin, ben hiç bir zaman kalemimi benzinle doldurmadım. Cevabınızı aynı nezaket çerçevesi içinde alacaksınız.
Saygılarımla…